• Ana Sayfa
  • .pdf
  • Linkler
  • İletişim
  • RSS
  •                      

Derin Sular

Fotoğraf Detayları
  • Featured Post Image
  • Featured Post Image
  • Featured Post Image
 
 

Taraf Gazetesi Yazarlarına Tavsiyelerimdir…

5 May2011
 

Bugün yine bizim gazetenin mahkeme günüymüş… Yıldıray Oğur, Rasim Ozan Kütahyalı falan hepsi mahkemeye taşınmışlar… Yıldıray Twitter’da bahsedince haberim oldu benim de.

Yıldıray’ın (kesinleşmemiş) suçu, Öcalan’ı Atatürk’e benzetmek ve suçluyu övmekmiş… Yıldıray bu suçu, Vatan gazetesinin iki haberini karşılaştırmak suretiyle işlemiş. Şöyle ki, Vatan gazetesi, Öcalan’ın doğumgününde evinde toplanıp toprakları öpen insanlarla manşetten dalga geçmiş. Ancak aynı gazete, 10 Kasım’da Anıtkabir’de mozoleyi öpen bir kadını, “Dudaklarıyla giderdi özlemini mozolenin mermerinde” ifadesiyle haberleştirmiş. Yıldıray da aradaki benzerliği sorgulayınca soluğu mahkemede almış!..

Yazının devamı »

 

İnsanlı Hayvanat Bahçeleri

1 Dec2010
 

Doğa ve hayvanseverlik bilincinin yüksek olduğu toplumlarda, hayvanat bahçelerinin “hayvansız” ve “insanlı” olan yeni formları geliştirilmiştir.

Hayvanların doğal ortamlarından alınarak parmaklıklar arkasında hapsedilmesinden rahatsız olunan kimi ülkelerde geliştirilen yeni hayvanat bahçesi formatı, kafeslerde hayvanlar yerine onların (gerçeğinden ayırt edilmesi çok zor olan) kostümlerini giyen insanların konulması esasına dayanır. Bu yeni format sayesinde hem hayvanları eziyetten kurtarmak, hem de hayvanları tanımak üzere hayvanat bahçesine gelen çocukların geleneksel hayvanat bahçelerindeki hayvanlara tıpatıp benzeyen canlıları görebilmelerini sağlamak mümkün olur.

Yazının devamı »

 

Hasan Mezarcı ve Başörtülü Kız

26 Sep2010
 

Üniversiteye Alınmayan Başörtülü Kız: “Biz çok büyük bir bedel ödedik.”

Hasan Mezarcı: “Peki.”

 

Şapka Devrimi

25 Sep2010
 

1925 senesinin Ağustos ayının 28. gününde Kastamonu ahalisine haber salınmış, “Ankara’dan gelenler olacak, herkes şu vakitte şehir meydanında toplansın!” denmiş. Kastamonu halkı, önce “Acaba ne iştir?” diye merak içinde söylenmiş. Ardından da, “Neyimize lazım, başımıza bir iş gelmesin” korkusuyla, istemeden de olsa söylenen vakitte şehir meydanını doldurmuşlar.

Ankara’dan gelen ekip meydana vardığında, içlerinden epeyce kısa boylu bir adam, elinde Avrupa’da giyilenlere benzeyen türden bir serpuş tutar vaziyette, kendisi için hazırlanan kürsüye doğru ilerlemeye başlamış. Kastamonulular merak içerisinde kendisine bakmışlar. İşbu şahıs, kürsüye varır varmaz elindeki serpuşu yukarıya kaldırarak, “Eeeyyy Kastamonululaaaaağğ!” diye avazı çıktığı kadar bağırmış. Ardından da, “Bu elimde görmüş olduğunuz serpuşuuuuuğğnnn…” diye söze başlamış. Ama cümlesini bitirmek yerine, orada durup kısa bir süreliğine halkın tepkisini gözlemlemiş.

Yazının devamı »

 

Gerilla Savaşında Haiti Örneği

12 Aug2010
 

Çok çok eski zamanlarda (1700’lü yıllar) Fransa’nın San Domingo adında dillere destan bir sömürgesi vardı. Koskoca Fransa’nın okyanus ötesi ticaretinin üçte ikisine karşılık gelen bir ticaret hacmine sahip olan bu göz kamaştırıcı büyüklükteki sömürge, yarım milyona yakın kölenin ücretsiz emeği ile ayakta duruyordu.

Ancak günlerden bir gün, takvimler 1791 senesinin Ağustos ayını gösterdiğinde, “Artık canımıza yetti” diyen bu köleler sömürge yönetimine karşı müthiş bir isyan başlattılar ve gerilla tipi mücadeleyle Fransızlara kök söktürdüler! Durumu kontrol etmekte zorlanan sömürgeci Fransızlar ise ne yapacaklarını şaşırmış vaziyette kalakalmışlardı! Zira yarım milyon çam yarması gibi siyah adamı zaptetmek hiç de kolay değildi! Zaten tam da bu nedenle, zenci kölelerin şanlı gerilla mücadelesi tamı tamına 12 sene sürdü! Yani 1803 yılına dek San Domingo’nun zenci köleleri, devrin en ihtişamlı Avrupalı güçlerinden biri olan Fransa’nın sömürgeci kuvvetlerine karşı aslanlar gibi özgürlük mücadelesi verdiler! Neticede, 1803 senesi, söz konusu siyah kölelerin San Domingo adlı Fransız sömürgesinde bugün Haiti olarak bildiğimiz mübarek devletin temellerini atmalarının tarihi oldu.

Yazının devamı »

 

Yiyecek Devrimi: Alternatif Bir Atatürkçü Toplumsal Değişim Projesi

27 Jan2010
 

Birkaç saat önce YouTube’da Anthony Bourdain’in No Reservations adlı programının İstanbul’u konu alan bölümünü izlemiş ve ardından ilgili videoyu sosyal paylaşım sitelerinde tedavüle sokmuştum. Bu paylaşımım üzerine facebook’a bırakılan yorumlar beni biraz düşündürdü. Zira yorumculardan biri, dönerin ve lahmacunun Batıda ve özellikle de Almanya’da çok seviliyor olmasından hareketle, bize Avrupa’dan gelen bir şeyin doğal olarak rüştünü ispat etmiş sayılacağını ifade ediyor ve böylelikle döner ve lahmacunun ülkemizde gönül rahatlığıyla yenebileceği yönünde bir çıkarsamada bulunuyordu.

Yazının devamı »

 

Suskunlar (İhsan Oktay Anar)

21 Jan2009
 

İhsan Oktay Anar’ın Suskunlar adlı son romanından:

[E]mekli olmadan önce bir paşanın konağında haremağalığı yapan ama paşanın cariyesi bir zenci bebek dünyaya getirince, hekim tarafından yapılan muayenede zebbinin olanca görkemiyle hala yerinde durduğu tespit edilmiş bir zenci olan Hadım Yaşar Ağa’nın, iki katlı ve eskice ahşap evinin önüne geldiğinde, yine sağa sola bakındı. Bir zamanlar tüm Kostantiniye, tekrar tekrar iğdiş edilmesine rağmen adamın zebbinin her defasında yeniden çıkıp apış arasında peyda olduğu, hatta aynı cariyeyle bir kez daha uygunsuz vaziyetteyken kapı yumruklanmaya başlayınca korkusundan, ürkmüş kertenkele nasıl ki kuyruğunu bırakıp kaçarsa, bu adamın da zebbini, artık her neyin içindeyse orada bırakarak, öfkeli paşa tarafından boğazlanmaktan kurtulduğu söylentisiyle çalkalanmıştı. (sayfa 101)

 

Büyük Pinochetler ve Küçük Fevziler

24 Oct2008
 

Darbecilerin, işe koyulmadan önce önlemini almaları gereken en önemli konulardan biri de, cunta komutanlarından herhangi birinin, bir yolunu bulup diğerlerinin ayağını kaydırmak suretiyle tek başına gücü eline geçirmesi ve böylelikle askeri rejimin diktatörlüğe dönüşmesi tehlikesidir. Bu tehlikenin önüne geçebilmek isteyen kimi cuntacılar, darbe konseyinin başına nisbeten daha saf ve hırssız olan, hele hele karizması pek bulunmayan, yaşını başını almış bir komutanı geçirme yoluna giderler.

Yazının devamı »

 

Rusya’nın Başarısız Gizli Operasyonu

18 Sep2008
 

1989 senesinde Sovyetler Birliği dağılınca Moskova’daki adamlar tabii durumu kendilerine hiç yedirememişler. Ne yaparız ne ederiz de eski gücümüzü yeniden kazanırız diye derhal acil toplantı yapıp durumu kendi aralarında görüşürlerken içlerinden bir tanesi çıkmış demiş ki, “Kuvvet silahtadır. Başka her alanda yenilmiş olsak bile silahtaki üstünlüğü elden bırakmamamız lazım.” Öbürleri de tabii hemen anında kabul etmişler bu fikri, ama bunca imkansızlık içinde bu işin nasıl olup da başarılabileceğine bir türlü akıl erdirememişler. Derken aradan kısa bir zaman geçip de Kuveyt’i işgal eden Saddam’a karşı çıkmak isteyen Amerika Irak’a saldırınca adamların aklına parlak bir fikir gelmiş. Çaktırmadan Irak sınırlarından içeri girip bir Amerikan uçağı düşürmeye ve sonra da düşen uçağı gizlice Moskova’ya getirerek içinde neler var neler yok bakıp savunma sanayisindeki son gelişmeleri öğrenmeye karar vermişler.

Yazının devamı »

 

Polonya Başbakanı ve Putin

10 Jul2008
 

Geçenlerde Polonya başbakanı ile Putin bir yerde oturuyorlarmış. Polonya başbakanı lafın bir yerinde demiş ki:

“Avrupa’nın tamamına doğal gazı neredeyse bir başına sen veriyorsun ama kendi memleketinde insanlar soğuktan ölüyorlar, hiç olacak iş mi; insan biraz da halkını düşünür, ama sen ‘Az biraz bu garibanlara da doğal gaz vereyim, hem ısınırlar sevaptır’ diyeceğine üç kuruş daha kazansam kardır diye bakıyorsun olaya, dinin imanın para olmuş, halbuki artık yaşını başını da aldın, biraz da hayır işlerine baksana, sonuçta bu yaştan sonra hepimizin bir ayağı çukurda, eninde sonunda gideceğimiz yer orası; ama yok ben daha iyi bilirim diyorsan ayrı konu, ben senin işine karışmak istemem, sadece imamın kayığına bindikten sonra bari arkandan hayır duada bulunan üç beş fani olsun diye söylüyorum.”

Delikanlı adammış yani Polonya başbakanı, ne düşünüyorsa çekinmemiş erkek gibi dobra dobra söylemiş. Tabii arkasından da konuşmamış, yüzüne söylemiş. Putin de haliyle ister istemez bozulmuş. Hatta bozulduğunu belli etmemek için yarım ağızla, “Haklısın aslında, yalan dünya işte, uğraş didin ne için, sanki öbür tarafa mı götüreceğiz ki” diye bir şeyler gevelemeye başlamış, ama Polonya başbakanı yine de anlamış aslında için için bayağı bir bozulduğunu. Ne de olsa o da kurt politikacı, gözünden kaçmamış.

Ölümlü Dünya