• Ana Sayfa
  • .pdf
  • Linkler
  • İletişim
  • RSS
  •                      

Derin Sular

Fotoğraf Detayları
  • Featured Post Image
  • Featured Post Image
  • Featured Post Image
 
 

Berlin Notları (5): Mşatta Sarayı

20 Jul2014
 

[20 Temmuz 2014 tarihinde Serbestiyet’te yayınlandı.]

743 yılında tahta çıkan Emevi halifesi II. Velid, Şam’ın yaklaşık 200 kilometre güneyine bir saray yaptırmak ister. Ancak, halife kimi iç çatışmalar nedeniyle ertesi yıl hayatını kaybedince, saray tamamlanamaz. Bu tamamlanamamış saray, 749 yılında bir de deprem nedeniyle kısmi hasar görür. Ardından unutulur. 1840 yılında bölgede yapılan kazılar neticesinde saray yeniden ortaya çıkar.

Yazının devamı »

 

Berlin Notları (4): Almanya’daki Türkler

14 Jul2014
 

[14 Temmuz 2014 tarihinde Serbestiyet’te yayınlandı.]

Berlin’de 200.000′e yakın Türkün yaşadığı söyleniyor. Şehrin nüfusu üç buçuk milyon. Dolayısıyla, Türklerin (kabaca) nüfusun yüzde beşine tekabül ettikleri söylenebilir. Haliyle, günlük hayat içinde zaman zaman Türkçe konuşan insanlara rastlamak şaşırtıcı değil. Türklere dair en görünür öğe ise herhalde dönerciler! Döneri Almanlar da sevdiklerinden, Berlin’in hemen her bölgesinde bir dönerciye rastlamak mümkün.

Yazının devamı »

 

Berlin Notları (3): Naziler

10 Jul2014
 

[10 Temmuz 2014 tarihinde Serbestiyet’te yayınlandı.]

Berlin, Nazi döneminin trajedileri ile yüzleşen çeşitli mekanlara da sahip olan bir şehir. Şehrin Holokost özelindeki en önemli mekanının, yapımı 2004 yılında tamamlanan Öldürülen Avrupa Yahudileri Anıtı (Denkmal für die ermordeten Juden Europas) olduğu söylenebilir. 19 dönüm gibi geniş bir alana yayılan (ve şehrin uzaydan kuşbakışı görüntüsünde dahi kolaylıkla seçilebilen) anıt, yan yana dizili olan (ve herbiri müstakil bir lahiti andıran) dikdörtgen prizma şeklinde ve farklı yüksekliklerde 2.711 müstakil beton bloktan oluşuyor. (1, 2, 3, 4) Anıtın zemininin altında ise, Holokost esnasında hayatlarını kaybettikleri bilinen bütün Yahudilerin isimlerinin yazılı olduğu ayrı bir yer var.

Yazının devamı »

 

Berlin Notları (2): Doğu Almanya’da Hayat

5 Jul2014
 

[5 Temmuz 2014 tarihinde Serbestiyet’te yayınlandı.]

Berlin’in en büyük tarihi zenginliklerinden biri, Doğu Almanya devletinin kurumsal kültürünü yansıtan yapılara da sahip oluşu. Soğuk yüzlü binalar, ya da kaba saba mobilyalarda döşeli devlet daireleri, bu kurumsal kültürün ilk göze çarpan özellikleri arasında. Bu sevimsizlikte Hitler döneminin de önemli bir payı olduğu muhakkak. Ancak, komünizm, ilgili sevimsizliği azaltmak bir yana, pekiştirmiş gibi duruyor. Bunu ilk olarak Stasi Müzesi’nde fark ettim.

Yazının devamı »

 

Berlin Notları (1): Berlin Duvarı

2 Jul2014
 

[2 Temmuz 2014 tarihinde Serbestiyet’te yayınlandı.]

[Geçtiğimiz haftayı Berlin’de geçirdim. Şehre dair ilginç bulduğum bazı detayları beş yazılık bir dizi ile paylaşmaya çalışacağım.]

Berlin

Berlin, siyasi geçmişi itibariyle son derece kendine özgü bir Alman şehri. Bu kendine özgülük, İkinci Dünya Savaşı’nın ardından yaşananların bir sonucu.

Yazının devamı »

 

Pig Roast (Ann Arbor, Michigan)

8 Jul2012
 

Üç haftadır bir yaz programı için Michigan Üniversitesi’ndeyim. İki hafta evvel program çerçevesinde bir piknik düzenlenmişti. Bugün de aynı yerde ikinci bir piknik programı vardı. Gidip gitmeyeceğimden emin değildim. Zira ilk piknik güzel olsa da, hava gölgede bile çok sıcaktı. Ama piknikte “pig roast” olacak diye reklam yaptılar. Ben de ateş üzerinde domuz çevirecekler zannedip bir göreyim diye fotoğraf makinemi de alıp gittim. Zira ayıptır söylemesi, böyle bir şeyi (televizyon haricinde) görmüş değildim. Yani maksat dünya gözüyle bunu da görmüş olayım, bu yakınlarda ölecek olursam gözüm açık gitmeyeyim…

Yazının devamı »

 

Türkiye (Aralık 2010 – Ocak 2011)

15 Jan2011
 

Son yıllarda her sonbaharda üç haftalığına Türkiye’ye geliyor ve dönüş vakti gelip çattığında kendimi “Keşke birkaç günüm daha olsaydı” derken buluyorum. Bu nedenle bu yıl 30 günlük bir gezi planladım. Çok da güzel geçti. Ancak nakledilmeye layık yüzlerce şeyin hepsini yazmam mümkün olmadığından birkaçı ile yetinmek durumundayım:

Yazının devamı »

 

Montreal 2010

10 Jun2010
 

Bu Montreal’e ikinci gelişimdi – ama ilkini saymıyorum. 2008 yılının Şubat ayında günübirlik uğramış ve gerek soğuk gerekse kar nedeniyle pek bir şey anlamamıştım. Bu sefer iki gün kaldım ve neyse ki aylardan Hazirandı.

Yazının devamı »

 

Türkiye İzlenimleri (Ekim-Kasım 2009)

14 Nov2009
 

Türkiye seyahatim esnasında pek çok şey oldu bitti. Ama günü gününe yazmayınca bir oturuşta bütün detayları birden hatırlayıp aktarmak da zor tabii. O nedenle sadece ilk aklıma gelen başlıklara değineceğim.

– 24-25 Ekim tarihlerinde Sevan Nişanyan (ve oğlu) ile birlikte Kars’taydık. Ani Harabelerini ve ardından civar yerlerdeki kalıntıları gezdik. Bu “gezme” işi kimi zaman bazı tehlikeli öğeler içerse de, geneli itibariyle gayet güzel oldu. Aslında bu iki günün detaylarını oturup yazsam, yarım günde güzel bir kitapçık bile olur – ama vaktim yok. (Ali Nesin’in Nişanyan ile gezilerini internetten bulup okuyanlar ne demek istediğimi daha iyi anlayabilir.)

Yazının devamı »

 

Kolombiya Notları

8 Oct2009
 

Gidiş

– Toronto aktarmasından sonra Bogota uçağına bindim. Air Canada uçağı, AKP-sonrası dönemin Türk Hava Yolları gibiydi. Bir tür, “Kolombiyalılar uçaklara hücüm etti, beyaz adam rahatsız oldu” durumu söz konusuydu yani… Bebekler ağlıyor, zırlıyor falan… Hatta uçak indikten sonra, kapıya yanaşmayı ve emniyet kemeri ışığının sönmesini beklemeden bir sürü kişi kemerlerini çözdü ve hatta ayağa kalkarak çantalarını indirmeye başladılar. Bir kısmı da iniş için koridorda sıra beklememek için daha ön kısımdaki koltuklara doğru koşup yer kapmaya çalışarak kabin görevlilerine zor anlar yaşattılar.

– Uçakta Roberto adlı bir Kolombiyalının yanına düştüm. Aşağıda resmini gördüğünüz Roberto süper bir adam. Altı yıldır Toronto yakınlarında bir yerde çalıştığı halde neredeyse üç kelime bile İngilizce öğrenmemeyi bir şekilde başarabilmiş. Haliyle altı saat boyunca benim tarzanca İspanyolcamla iletişim kurmak durumunda kaldık. Bu da çok kolay olmadı tabii. İkide bir yanımda getirdiğim Lilliput English-Spanish sözlüğüü kullanmam gerekti. Benim İspanyolcamın ve sözlüğün yeterli olmadığı kimi anlarda da İngilizcesi çok fena sayılmayacak olan Fabiola’dan yardım istedik. (Fabiola, koridorun öbür yanındaki kız. Japonya’da yüksek lisansını bitirmiş ve o an itibariyle bizimle birlikte memleketi Kolombiya’ya dönmekte.)

– Roberto (ve diğer Kolombiyalılar) hakkında söylenmesi gereken ilk şeylerden biri, sadece görüntüleri değil, espri anlayışları itibariyle de Türkleri çok andırıyor olmaları. Yol boyunca epey güldük. Mesela uçak türbülansa girince Roberto çok korkuyor. Ben, “Tamam Roberto, buraya kadarmış…” deyince de “Deme öyle” dercesine korkuyla bana bakıp gülüyor. Tabii yüzünden hem korkuyu hem de muzip bir tavrı aynı anda okumak mümkün…

Roberto

– Roberto ile en çok, ön taraftaki first class yolcuları ile ilgili söylediğim sözlere güldük. Ben farklı konuları first class yolcularıyla ilişkilendirip, “Biz kimiz ki? Asıl mühim olan onlar” türünden laflar ettikçe Roberto ile katıla katıla güldük. “Amigos ricos alli estan muy importante. Nosotros nadie…” (Tarzanian-Spanish translation of: Rich friends there are very important. We are nobodies…)

Kolombiya

– Bu otobüslere Kolombiya’da “chiva” deniyor. Adamlar eski otobüsleri modifiye ederek bu hale getiriyor, sonra da özellikle Cuma ve Cumartesi geceleri yanlarına yiyecek, içecek vesaire de alıp bu otobüslerin içlerine doluşarak yüksek volümlü yerel müzik eşliğinde sokaklarda turluyorlar.

– Bogota, ekvator çizgisine çok yakın olmasına rağmen harika bir iklime sahip. Şöyle ki, şehrin 2500 civarında bir rakımı olduğundan, deniz kıyısındaki şehirlerde yaşayanlar gece gündüz pişiyor olsalar da, Bogota’da dört mevsim bahar yaşanıyor. Bugüne dek kaydedilen en yüksek sıcaklık 24 derece olmuş.

Yazının devamı »