• Ana Sayfa
  • .pdf
  • Linkler
  • İletişim
  • RSS
  •                      

Derin Sular

Fotoğraf Detayları
  • Featured Post Image
  • Featured Post Image
  • Featured Post Image
 
 

Pasta ve Maytap (Türkiye)

2 Jan2011
 

Yılbaşı günü akşama doğru küçük bir ev ziyaretinden önce pastaneye uğradık ve bir pasta beğendik. Pastayı paketleyen pastane çalışanı, “Doğumgünü pastasıysa maytap koymamı ister misiniz?” diye sordu. Ben de (herhalde önceki gün taksi şöförünün verdiği gazın etkisiyle), “Doğum günü kutladıkları yetmiyormuş gibi bir de pastaya maytap mı koyuyorlar?” diye sordum. Pastane çalışanı da “Evet” diyerek izah etti. Meğer mum yerine maytap da kullanılabiliyormuş artık!.. Haliyle şaşırdım… Ağzımdan ister istemez “Başımıza taş yağacak” sözleri döküldü. Ama sözlerim pastane çalışanına çok tuhaf gelmiş olacak ki, çocukcağız ciddi olup olmadığımı anlamaya çalışır gibi yüzüme baktı durdu. Herhalde bu işte çalışa çalışa bu tuhaflıklar ona normal gelmeye başlamış.

 

2011 Yılbaşı Arefesi (Türkiye)

2 Jan2011
 

Yılbaşından bir iki gün önce bir yakınımla birlikte Beşiktaş’ta bir taksiye bindik. Şöför taksiyi şehir içinde çok yüksek hızla kullanıyor ve gereksiz yere arka arkaya bir sürü risk alıyordu. Hal ve tavırlarından ilginç biri olduğu da belliydi… Bir ara yanımdaki kişi küçük bir işini halletmek için kısa bir süreliğine taksiden inince, ben de (herhalde can sıkıntısından) etraftaki süsleri ve diğer hazırlıkları kast ederek şöföre, “Bu yılbaşı işleri falan nedir şimdi yani?” gibi bir soru sordum.

Yazının devamı »

 

Slovenyalı Çavuş

2 Oct2010
 

Ders çıkışı bir öğrencimle otobüs durağına kadar yürüdük. Yolda bana bir parça enteresan sayılabilecek olan aile geçmişinden ve spesifik olarak da dedesinden bahsetti. Şöyle ki, babası İtalyan, annesi ise Slovenyalıymış. Annesinin Tito yanlısı bir komünist olan babası ise, Yugoslavya ordusunda çavuşmuş. İşte bu çavuş, İkinci Dünya Savaşı yıllarında İstanbul’da da bulunmuş. Bir grup askerle tatbikat gibi bir şey için gelmişler. Hatta geldikleri günün sabahında ezanla uyanan bazı askerler, saldırı var zannedip silahlarına davranınca çavuş onları durdurmuş, bir delilik yapmasınlar diye. (Çavuş, Bosna yöresinde biraz zaman geçirdiğinden, ezan nedir biliyormuş.)

Aynı Slovenyalı çavuş, İkinci Dünya Savaşı sona erdikten bir süre sonra komünizmin çok da matah bir şey olmadığını fark etmiş ve Avusturya’ya iltica etmiş. Ancak dönemin Avusturyası bu şekilde başvuranları içeri kabul etse de, oturum hakkı vermiyor, sadece kendilerine bir ülke bulana kadar sınırlı bir süre ülkede ikamet etmelerine olanak tanıyormuş. İşte bu süre zarfında Slovenyalı çavuş göçmenlere yönelik politikaları nisbeten daha iyi olan Kanada’yı seçmiş. Aradan 30 seneden fazla bir zaman geçtikten sonra doğan torunu da, aradan bir 20 sene daha geçtikten sonra hasbelkader tanıştığı bir Türk’e bu hikayeyi anlatmış.

 

Tony (Syracuse)

15 Jul2010
 

Bir iki hafta evvel, Syracuse’de kaldığımız otelin lobisinde oturuyorduk. Orta yaşlı ve esmerce biri, lobideki bilgisayarlardan birinin sesini iyice açmış, YouTube’dan çeşitli videolar izliyordu. Arkası bize dönük olduğundan yüzü görünmese de, ilginç biri olduğu her halinden belliydi. Mesela kolsuz bir tşort giydiğinden epeyce kaslı biri olduğu ve her iki kolunda da çeşitli dövmeler bulunduğu kolaylıkla görülebiliyordu. Arkasından bakıldığında dikkat çeken bir diğer şey ise, saçlarıydı. Şöyle ki, siyah saçları epey kısa kesilmiş olsa da, uzatılmış ve dikkatlice örülmüş bir tutam saç, başının arkasından beline doğru uzanıyordu.

Yazının devamı »

 

Hacı Abi (Seattle)

15 Jun2010
 

Hacı Abi’yi yaya geçitinde kırmızı ışıkta beklerken gördüm. Elinde kocaman bir pankart taşıyordu. Yanında da beyaz tşortlu birkaç tip vardı. Bu beyaz tşortların üzerinde “Trust Jesus”, “Jesus is Lord” falan yazıyor olduğuna göre, bu kişiler de ekipten olmalıydı.

Yeşil ışık yanınca fotoğraf makinemi çıkarıp Hacı Abi’nin birkaç fotoğrafını çektim. Kendisi bu işe gönül vermiş bir misyoner olmalı ki, fotoğraf çektiğimi görünce pankartı bana doğru tuttu. Hatta yaya geçidinin ortasında yan yana gelmemizin ardından pankartı geriye doğru çevirerek görüntü vermeye devam etti.

Yazının devamı »

 

Lacan

13 Jun2010
 

Ben psikoanalizden pek anlamam. Ancak geçenlerde katıldığım bir konferansta bir kısım Lacancı panelistlerin ortasına düştüm. Ayıptır söylemesi, o ana dek Lacan (Lakan) kimdir nedir, haberim bile yoktu. Meğer o branşta Freud gibi çok ünlü biriymiş… Ancak Lacan adlı bu adamın teorilerine iman edenler sanki bir bilim adamından değil de, bir tür tanrı ya da peygamberden söz eder gibi konuşuyorlardı. Her cümlelerinde Lacan aşağı, Lacan yukarı… Tabii ağızlarına sakız eder gibi değil, büyük bir saygıyla bahsediyorlardı kendisinden.

Yazının devamı »

 

Pizza Arménienne

9 Jun2010
 

Geçen hafta Montreal’de Concordia Universitesi’ne ait binaların birinin zemin katında yürüyordum. Binanın bir köşesinde restoranımsı bir yere geçiş vardı. Bir parça aç olduğumdan, görmek istedim ve içeri girer girmez şu logoyu fark ettim:

Arouch Lahmajoun / Pizza Arménienne

Yazının devamı »

 

عقل (Akıl)

8 Jun2010
 

Geçenlerde katıldığım bir konferansta sunum yapan biri Arapça literatürdeki “akl” kavramından bahsetti ve bunun “intellect” anlamına geldiğini söyledi. Bildiğimiz “akıl” yani…

Yazının devamı »

 

Kitap ve Çay

7 Jun2010
 

Eksik olmasın, bir site okuru gönderdi. Herhalde “Çayla iyi gider” demek istiyor.

Kitabı henüz görmemiştim, bu sayede fotoğrafta da olsa görmüş oldum.

Kitap ve Çay

 

Kuzey Işıkları

6 Jun2010
 

Doğu-Batı doğrultusunda ilerleyen Calgary-Montreal uçağının sol tarafındaki pencerelerin birinden kuzeye bakış. Gece olmasına rağmen mevsim yaz olduğu için kuzey kutbundan güneş ışınları yansıyor. (1 Haziran 2010)

Kuzey Işıkları