<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
		>
<channel>
	<title>Comments for Derin Sular</title>
	<atom:link href="http://derinsular.com/comments/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://derinsular.com</link>
	<description>Türkiye’de Hakim Olan Zihniyetin ve Bu Zihniyeti Mümkün Kılan Arka Planın Analizi</description>
	<lastBuildDate>Mon, 14 May 2012 19:49:30 +0000</lastBuildDate>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3.2</generator>
	<item>
		<title>Comment on Türk Solunun Bilgi Kavramına Yabancılığı by Levent Noyan Cetin</title>
		<link>http://derinsular.com/turk-solunun-bilgi-kavramina-yabanciligi/comment-page-1/#comment-17362</link>
		<dc:creator>Levent Noyan Cetin</dc:creator>
		<pubDate>Mon, 14 May 2012 19:49:30 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://derinsular.com/?p=21571#comment-17362</guid>
		<description>Uzayda caydanlik bulunmasi Turkler&#039;in uzayda da bir uygarlik kurdugunun ispati olarak kullanilabilir. (Kullanilmayabilir de).</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Uzayda caydanlik bulunmasi Turkler&#8217;in uzayda da bir uygarlik kurdugunun ispati olarak kullanilabilir. (Kullanilmayabilir de).</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Comment on Dünya Basınında Soykırım (2) by yasink</title>
		<link>http://derinsular.com/dunya-basininda-soykirim-2/comment-page-1/#comment-17259</link>
		<dc:creator>yasink</dc:creator>
		<pubDate>Sun, 06 May 2012 20:12:40 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://derinsular.com/?p=21481#comment-17259</guid>
		<description>Serdar bey yazdıklarınızın mutlaka doğruluk payı vardır. İTC&#039;nin tehcir politikası savunulacak bir şey değildir. Fakat 1915&#039;ten önceki gerek balkanlar gerekse kafkaslarda ne kadar müslüman öldürüldü ve sürüldü? Bunlarla ilgili ne kadar bilgi sahibiyiz? Dünya medyası onlardan da söz etmiş mi? Yoksa taraflı mı? Daha 30 yıl önce 1 milyona yakın Türk Bulgaristan&#039;dan göçmek zorunda kaldı. Bunların hakları ne kadar arandı? 
Demek istediğim tamam biz onların acısını anlayalım, kabul edelim ama onlar bizim acılarımızı anlayacak mı? Kendi kusurlarını kabul edecek mi?</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Serdar bey yazdıklarınızın mutlaka doğruluk payı vardır. İTC&#8217;nin tehcir politikası savunulacak bir şey değildir. Fakat 1915&#8242;ten önceki gerek balkanlar gerekse kafkaslarda ne kadar müslüman öldürüldü ve sürüldü? Bunlarla ilgili ne kadar bilgi sahibiyiz? Dünya medyası onlardan da söz etmiş mi? Yoksa taraflı mı? Daha 30 yıl önce 1 milyona yakın Türk Bulgaristan&#8217;dan göçmek zorunda kaldı. Bunların hakları ne kadar arandı?<br />
Demek istediğim tamam biz onların acısını anlayalım, kabul edelim ama onlar bizim acılarımızı anlayacak mı? Kendi kusurlarını kabul edecek mi?</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Comment on Ortak Payda Diye Bir Şey Yoktur (&#8230;ama olabilir de!) by Yunus_Emre</title>
		<link>http://derinsular.com/ortak-payda-diye-bir-sey-yoktur-ama-olabilir-de/comment-page-1/#comment-17141</link>
		<dc:creator>Yunus_Emre</dc:creator>
		<pubDate>Tue, 24 Apr 2012 09:56:09 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://derinsular.com/?p=20295#comment-17141</guid>
		<description>&quot;Herkes Türkçe öğrenmek zorunda değildir&quot; kısmına katılmıyorum. Bir ülkenin vatandaşlarının kendi aralarında  anlaşabileceği ortak bir dil olmalı, iletişim kurmak bir zorunluluk. Neden bu Türkçe olmalı derseniz elbetteki anadili Türkçe olan insanların ezici çoğunluk olmasından dolayı. Evet, Avrupa&#039;da gettolar oluşturup yaşadıkları ülkenin çoğunluğunun dilini öğrenmeye zahmet etmeyen gurbetçilerimizin davranışlarını da tembelce, aptalca ve çoğunluğa saygısızca buluyorum. Elbetteki köyünden pek dışarı çıkmayan bir Kürt Türkçe&#039;ye çok ihtiyaç duymaz, lakin İstanbul&#039;a gittiğinde tercümana ihtiyaç duyması biraz saçma ve anlamsız bir durum olur.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>&#8220;Herkes Türkçe öğrenmek zorunda değildir&#8221; kısmına katılmıyorum. Bir ülkenin vatandaşlarının kendi aralarında  anlaşabileceği ortak bir dil olmalı, iletişim kurmak bir zorunluluk. Neden bu Türkçe olmalı derseniz elbetteki anadili Türkçe olan insanların ezici çoğunluk olmasından dolayı. Evet, Avrupa&#8217;da gettolar oluşturup yaşadıkları ülkenin çoğunluğunun dilini öğrenmeye zahmet etmeyen gurbetçilerimizin davranışlarını da tembelce, aptalca ve çoğunluğa saygısızca buluyorum. Elbetteki köyünden pek dışarı çıkmayan bir Kürt Türkçe&#8217;ye çok ihtiyaç duymaz, lakin İstanbul&#8217;a gittiğinde tercümana ihtiyaç duyması biraz saçma ve anlamsız bir durum olur.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Comment on Rum Soykırımı by taha</title>
		<link>http://derinsular.com/rum-soykirimi/comment-page-1/#comment-17140</link>
		<dc:creator>taha</dc:creator>
		<pubDate>Tue, 24 Apr 2012 06:06:39 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://derinsular.com/?p=21446#comment-17140</guid>
		<description>Azeri soykırımı, Türk Soykırımı, Çeçen Soykırımı, Hocalı Soykırımı, Filistin Soykırımı... bunlar da var değil mi?</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Azeri soykırımı, Türk Soykırımı, Çeçen Soykırımı, Hocalı Soykırımı, Filistin Soykırımı&#8230; bunlar da var değil mi?</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Comment on Türkiye&#8217;nin Nazileri by Ahmet Mehdi Yılmaz</title>
		<link>http://derinsular.com/turkiyenin-nazileri/comment-page-1/#comment-17075</link>
		<dc:creator>Ahmet Mehdi Yılmaz</dc:creator>
		<pubDate>Sun, 15 Apr 2012 09:10:13 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://derinsular.com/?p=21416#comment-17075</guid>
		<description>Bu zihniyetin 94 yıldır devam etmesi Türk&#039;ün istidadının ne yönde olduğunun göstergesidir. Ve bu zihniyet cemiyet içerisindeki her tabakadan insanın her işinde tesir etmektedir. Futbolda bile görülmektedir. Tarih, adalet, siyaset anlayışının ve insanî anlayışın bir futbol kadar öneme haiz olmadığı bir ülkede, memleket meselelerini neyin ne olduğunu bilerek konuşacak insan, dilekçe yazabilecek avukat, adalet anlayışı ve sağ duyusu olan hukuk mezunu, meslek etiğine sahip bir ticaret adamı, çocuğu için neyin iyi olduğunu düşünmeye çalışan bir baba, çocuğunu 3 kuruş fazla kazanabilmek için kreşlere bırakmayan, gönderilen okulu da kreş gibi görmeyen bir anne, görüntüsüne dahi muhtaç bir cemiyetin artık içi koftur.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Bu zihniyetin 94 yıldır devam etmesi Türk&#8217;ün istidadının ne yönde olduğunun göstergesidir. Ve bu zihniyet cemiyet içerisindeki her tabakadan insanın her işinde tesir etmektedir. Futbolda bile görülmektedir. Tarih, adalet, siyaset anlayışının ve insanî anlayışın bir futbol kadar öneme haiz olmadığı bir ülkede, memleket meselelerini neyin ne olduğunu bilerek konuşacak insan, dilekçe yazabilecek avukat, adalet anlayışı ve sağ duyusu olan hukuk mezunu, meslek etiğine sahip bir ticaret adamı, çocuğu için neyin iyi olduğunu düşünmeye çalışan bir baba, çocuğunu 3 kuruş fazla kazanabilmek için kreşlere bırakmayan, gönderilen okulu da kreş gibi görmeyen bir anne, görüntüsüne dahi muhtaç bir cemiyetin artık içi koftur.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Comment on Kanada Foklarının Trajedisi Bitmiyor by Levent Noyan Cetin</title>
		<link>http://derinsular.com/kanada-foklarinin-trajedisi-bitmiyor/comment-page-1/#comment-16972</link>
		<dc:creator>Levent Noyan Cetin</dc:creator>
		<pubDate>Tue, 03 Apr 2012 15:52:52 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://derinsular.com/?p=21384#comment-16972</guid>
		<description>Newfoundland and Labrador&#039;da yasamis (2000-2001) biri olarak size farkli bir boyutta katkida bulunmak isterim. Ayrica Memorial Universitesi&#039;nde deniz biyolojisi, fiziksel osinografi, balikcilik ve kimyasal osinografi dallarinda doktora ogrencisi, docent ve profesor duzeyinde bir grup insanla bu konulari tartistigimiz olmustur o yillarda.

1. Olaya sadece sevimli foklarin hayat mucadelesi cercevesinden bakmayi biraz romantik buluyorum. Bu sadece trajedinin bir bolumu. Bu romantik bakis arkadaki sosyal, ekonomik ve uluslararasi politika yonlerini gozardi etmemize neden oluyor.

2. Foklarin sanildigi kadar bir ekonomik degeri yok. St. John&#039;s da fok eti satan sadece 2 dukkana rastladim. Onlar da musteri cekmek icin her yere yazmislar. Bir iki ihtiyar ve afrodizyak arayan egzotik tipler disinda pek ragbet edilecek bir lezzet degil.

3. Foklarin en degerli kismi derileri. Eger fokun derisini kullanmazsaniz icindeki etin ve balik yaginin harcadiginiz kursun kadar ekonomik degeri yoktur. Derinin ticari degeri olmasi icin de oldurulme yontemi onemlidir. (Bahsettiginiz gibi). DFO ve yerel hukumet bunu &quot;insancil&quot; yapmak icin caba harcar.

4. Fok katliaminin asil nedeni insanlarin balik yemesidir. Titanigin battigi yere yakin olan Grand Banks aciklari dunyanin en zengin balik ureme arazilerinden biridir. Denizde olusan Labrador ve Gulf Stream akimlarinin yarattigi derin girdaplar deniz dibindeki zengin beslenme kaynaklarini yuzeye tasidigindan baliklar, ozellikle dunyanin en ragbet goren baliklarindan Cod (Turkcesi Morina) bu soguk sularda yetismektedir. Grand Banks&#039;in bir bolumu Kanada kita sahanliginda diger kismi da uluslararasi sulardadir.

5. Newfoundland ve Labrador iki kisimdan olusur. Newfoundland bizim Ege Bolgesi buyuklugunde bir adadir. Adanin halkinin buyuk cogunlugu Irlanda asilli bir gecmise sahiptir. Ikinci etnik grup ise Acadian Fransizlaridir. Ada verimsiz topraklarindan oturu tarima elverisli degildir, sanayisi hic denecek kadar azdir. Adada cikan nikel madeni bile agir metal endustrisinin cevreye verdigi zarar nedeniyle cikarilmamaktadir. Grand Banks yakinlarinda petrol cikarilan Terra Nova ve Hibernia isimli dev yuzer platformlari saymazsak adadaki tek gelir kaynagi balikciliktir. Adaya ilk gelen Vikingler&#039;den itibaren adadaki temel gelir kaynagi daima balikcilik olmustur. Petrol gelirlerinin cogu dunya devi firmalar tarafindan emildigi icin adaya onemli bir gelir getirmez. Hatta adada bu platformda isci olarak calisan bile azdir. Genellikle platform personeli teknik kalifikasyonu yuksek bolgelerden, yuksek rakamlarla ve gecici olarak getirilir.

6. Adada yasayan yerli halk cok uzun yillar once kirilip gecirilmis, ya oldurulmus ya da terketmek zorunda birakilmistir. Yerli halk anakaraya bagli Labrador kisminda yasar. Orada Sosyoloji calismasi yapan bir Iskandinav docent ile kisa sureli arkadasligimda yerli halkla (Inuit) ilgili biraz bilgi edinmistim. Inuitler de dunyadaki tum yerliler gibi gerektiginden fazla avlanmaz, avladiklari hayvanlarin da etinden, tuyunden tirnagina kadar her seyi kullanirlar. Dolayisiyla ihtiyaci kadar avlanilan hayvanlar acisindan hic bir zaman kota gibi kavramlara ihtiyac duyulmamistir.

7. Kanada&#039;da federal ve yerel yonetimler bu tur konularda cok catisir. Turkiye&#039;de Ankara&#039;da oturan burokratin Erzurum&#039;da ve Adana&#039;da giyilen kiyafetin ayni olmasi gerektigi gibi kimi sacma kararlarin benzerleri bazen Ottawa&#039;da alinir ve yerel yonetimlere dikte ettirilmeye calisilir. DFO, federal hukumetin yarattigi bir hilkat garibesidir ve genellikle politik kararlar alir. Aldiklari kararlar da genellikle ada halkinin aleyhinedir. Ornegin cod balikciliginda baliklarin asiri tuketildigini ve uremesine izin verilmedigini dusunerek yanilmiyorsam 90&#039;li yillarda kota uygulamasina gecilmis ve bolge ekonomisini tumden felç etmistir. Tabii baliklarin yumurtlama alanlari sadece Kanada aciklariyla sinirli olmadigindan uluslararasi balikcilik devleri gelip aslan paylarini almaya devam etmislerdir. Uluslararasi sularda avlanan Japon ve Norvecli balikcilar denizi silip supurmus, Newfoundland&#039;li balikcilar da onlari saf saf izlemek zorunda birakilmislardir. Yillarca balikci aileleri devletten gelen issizlik ve yoksulluk maasi ile minimumda yasamislardir.

8. Zaten 1949&#039;da Kanada&#039;ya katilan NFLD eyaleti, zaman zaman ayrilmayi dusunmustur bu ulkeden. Federal sistemin zayif baglari bile zaman zaman insanlarin kendi geleceklerini kendileri belirleme ile ters dusmustur.

9. Cod baliginin can dusmani Harp Seal dedigimiz fok turudur. Ticari avlanmayla bozulan ekosistemde etobur-otobur dengesi de dogal olarak bozulmus, fok sayilari eksponensiyel olarak artmaya baslamistir. Foklar arttikca da bolgenin tek gelir kaynagi olan cod baliginin sayisi da aksi yonde dusmeye baslamis, ticari olarak degersiz fokun sayisinin yapay olarak dusurulmesi kacinilmaz hale gelmistir. Cod yakalayarak para kazanamayan lokal balikcilar foku da ekonomik degerlendirmek icin yollar aramistir ve bu gun vahsi algilanan noktalara da gelinmistir.

10. Aksam yemeginde &quot;fish and chips&quot; yerken dislerinin arasindan cod kilcigi temizleyen insanlar, sabahleyin haberlerde kirmiziya boyanan buzlari, masum bakisli foklari gorunce telefonlara saldirmis ve DFO&#039;dan bir seyler yapmasi icin yalvarmis, gucu olanlar politik baski kurmustur. NFLD basbakani ve meme sovu yapan PETA arasinda kalan DFO&#039;da &quot;Oldurelim ama insanca oldurelim&quot; gibi cok da da mantiksiz olmayan bir ara yol bulmustur.

11. Newfoundland halki Kanada&#039;nin genel dokusundan farkli, cok ozel bir ada halkidir. Bizim Lazlar ve Kurtler gibi, bir suru fikralarla asagilanmis, aptal bulunmus insanlardir. Bugun ada halkinin yaridan fazlasi Kanada&#039;da petrol sahalarinda isci olarak calisip bir gun emekli olup adalarina donecekleri gunu iple ceken insanlardan olusmaktadir. Adada kalanlar hizmet sektoru, devlet ve bir iki uyduruk yerel isletmedir. Ekonomisi Kanada icinde dibe vurmus eyaletlerin basindadir NFLD. Ortalama issizlik yuzde 5-8 arasinda gezerken adadaki rakamlar genellikle bunun iki katindan fazladir. (2001&#039;de yanilmiyorsam %16-18 arasindaydi). Yine de son derece konuksever, sakaci, yardimsever ve iyi kalpli insanlardan olusur bu grup. Icmeyi, dansetmeyi, sarki soylemeyi severler.

O yillarda arabamla St.John&#039;s sokaklarinda gezinirken CBC Radyo 1&#039;de bir Irlanda sarkisina rastlamistim. (CBC Federal hukumet butcesiyle yerel yayinlar da yapan bizdeki TRT benzeri bir kanaldir.) Sarkinin icinde F...ing DFO gibi sozler geciyordu. O zamanlar Kemalist travmanin icinde debelenen ben &quot;devletin radyosundan devlete kufreden deyyus&quot;lara cok sinirlenmistim ilk duydugumda. Sonralari, post-Kemalist stres sendromumu muteakkip, o sarkiyi gulumseyerek mirildandigimi da hatirliyorum.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Newfoundland and Labrador&#8217;da yasamis (2000-2001) biri olarak size farkli bir boyutta katkida bulunmak isterim. Ayrica Memorial Universitesi&#8217;nde deniz biyolojisi, fiziksel osinografi, balikcilik ve kimyasal osinografi dallarinda doktora ogrencisi, docent ve profesor duzeyinde bir grup insanla bu konulari tartistigimiz olmustur o yillarda.</p>
<p>1. Olaya sadece sevimli foklarin hayat mucadelesi cercevesinden bakmayi biraz romantik buluyorum. Bu sadece trajedinin bir bolumu. Bu romantik bakis arkadaki sosyal, ekonomik ve uluslararasi politika yonlerini gozardi etmemize neden oluyor.</p>
<p>2. Foklarin sanildigi kadar bir ekonomik degeri yok. St. John&#8217;s da fok eti satan sadece 2 dukkana rastladim. Onlar da musteri cekmek icin her yere yazmislar. Bir iki ihtiyar ve afrodizyak arayan egzotik tipler disinda pek ragbet edilecek bir lezzet degil.</p>
<p>3. Foklarin en degerli kismi derileri. Eger fokun derisini kullanmazsaniz icindeki etin ve balik yaginin harcadiginiz kursun kadar ekonomik degeri yoktur. Derinin ticari degeri olmasi icin de oldurulme yontemi onemlidir. (Bahsettiginiz gibi). DFO ve yerel hukumet bunu &#8220;insancil&#8221; yapmak icin caba harcar.</p>
<p>4. Fok katliaminin asil nedeni insanlarin balik yemesidir. Titanigin battigi yere yakin olan Grand Banks aciklari dunyanin en zengin balik ureme arazilerinden biridir. Denizde olusan Labrador ve Gulf Stream akimlarinin yarattigi derin girdaplar deniz dibindeki zengin beslenme kaynaklarini yuzeye tasidigindan baliklar, ozellikle dunyanin en ragbet goren baliklarindan Cod (Turkcesi Morina) bu soguk sularda yetismektedir. Grand Banks&#8217;in bir bolumu Kanada kita sahanliginda diger kismi da uluslararasi sulardadir.</p>
<p>5. Newfoundland ve Labrador iki kisimdan olusur. Newfoundland bizim Ege Bolgesi buyuklugunde bir adadir. Adanin halkinin buyuk cogunlugu Irlanda asilli bir gecmise sahiptir. Ikinci etnik grup ise Acadian Fransizlaridir. Ada verimsiz topraklarindan oturu tarima elverisli degildir, sanayisi hic denecek kadar azdir. Adada cikan nikel madeni bile agir metal endustrisinin cevreye verdigi zarar nedeniyle cikarilmamaktadir. Grand Banks yakinlarinda petrol cikarilan Terra Nova ve Hibernia isimli dev yuzer platformlari saymazsak adadaki tek gelir kaynagi balikciliktir. Adaya ilk gelen Vikingler&#8217;den itibaren adadaki temel gelir kaynagi daima balikcilik olmustur. Petrol gelirlerinin cogu dunya devi firmalar tarafindan emildigi icin adaya onemli bir gelir getirmez. Hatta adada bu platformda isci olarak calisan bile azdir. Genellikle platform personeli teknik kalifikasyonu yuksek bolgelerden, yuksek rakamlarla ve gecici olarak getirilir.</p>
<p>6. Adada yasayan yerli halk cok uzun yillar once kirilip gecirilmis, ya oldurulmus ya da terketmek zorunda birakilmistir. Yerli halk anakaraya bagli Labrador kisminda yasar. Orada Sosyoloji calismasi yapan bir Iskandinav docent ile kisa sureli arkadasligimda yerli halkla (Inuit) ilgili biraz bilgi edinmistim. Inuitler de dunyadaki tum yerliler gibi gerektiginden fazla avlanmaz, avladiklari hayvanlarin da etinden, tuyunden tirnagina kadar her seyi kullanirlar. Dolayisiyla ihtiyaci kadar avlanilan hayvanlar acisindan hic bir zaman kota gibi kavramlara ihtiyac duyulmamistir.</p>
<p>7. Kanada&#8217;da federal ve yerel yonetimler bu tur konularda cok catisir. Turkiye&#8217;de Ankara&#8217;da oturan burokratin Erzurum&#8217;da ve Adana&#8217;da giyilen kiyafetin ayni olmasi gerektigi gibi kimi sacma kararlarin benzerleri bazen Ottawa&#8217;da alinir ve yerel yonetimlere dikte ettirilmeye calisilir. DFO, federal hukumetin yarattigi bir hilkat garibesidir ve genellikle politik kararlar alir. Aldiklari kararlar da genellikle ada halkinin aleyhinedir. Ornegin cod balikciliginda baliklarin asiri tuketildigini ve uremesine izin verilmedigini dusunerek yanilmiyorsam 90&#8242;li yillarda kota uygulamasina gecilmis ve bolge ekonomisini tumden felç etmistir. Tabii baliklarin yumurtlama alanlari sadece Kanada aciklariyla sinirli olmadigindan uluslararasi balikcilik devleri gelip aslan paylarini almaya devam etmislerdir. Uluslararasi sularda avlanan Japon ve Norvecli balikcilar denizi silip supurmus, Newfoundland&#8217;li balikcilar da onlari saf saf izlemek zorunda birakilmislardir. Yillarca balikci aileleri devletten gelen issizlik ve yoksulluk maasi ile minimumda yasamislardir.</p>
<p>8. Zaten 1949&#8242;da Kanada&#8217;ya katilan NFLD eyaleti, zaman zaman ayrilmayi dusunmustur bu ulkeden. Federal sistemin zayif baglari bile zaman zaman insanlarin kendi geleceklerini kendileri belirleme ile ters dusmustur.</p>
<p>9. Cod baliginin can dusmani Harp Seal dedigimiz fok turudur. Ticari avlanmayla bozulan ekosistemde etobur-otobur dengesi de dogal olarak bozulmus, fok sayilari eksponensiyel olarak artmaya baslamistir. Foklar arttikca da bolgenin tek gelir kaynagi olan cod baliginin sayisi da aksi yonde dusmeye baslamis, ticari olarak degersiz fokun sayisinin yapay olarak dusurulmesi kacinilmaz hale gelmistir. Cod yakalayarak para kazanamayan lokal balikcilar foku da ekonomik degerlendirmek icin yollar aramistir ve bu gun vahsi algilanan noktalara da gelinmistir.</p>
<p>10. Aksam yemeginde &#8220;fish and chips&#8221; yerken dislerinin arasindan cod kilcigi temizleyen insanlar, sabahleyin haberlerde kirmiziya boyanan buzlari, masum bakisli foklari gorunce telefonlara saldirmis ve DFO&#8217;dan bir seyler yapmasi icin yalvarmis, gucu olanlar politik baski kurmustur. NFLD basbakani ve meme sovu yapan PETA arasinda kalan DFO&#8217;da &#8220;Oldurelim ama insanca oldurelim&#8221; gibi cok da da mantiksiz olmayan bir ara yol bulmustur.</p>
<p>11. Newfoundland halki Kanada&#8217;nin genel dokusundan farkli, cok ozel bir ada halkidir. Bizim Lazlar ve Kurtler gibi, bir suru fikralarla asagilanmis, aptal bulunmus insanlardir. Bugun ada halkinin yaridan fazlasi Kanada&#8217;da petrol sahalarinda isci olarak calisip bir gun emekli olup adalarina donecekleri gunu iple ceken insanlardan olusmaktadir. Adada kalanlar hizmet sektoru, devlet ve bir iki uyduruk yerel isletmedir. Ekonomisi Kanada icinde dibe vurmus eyaletlerin basindadir NFLD. Ortalama issizlik yuzde 5-8 arasinda gezerken adadaki rakamlar genellikle bunun iki katindan fazladir. (2001&#8242;de yanilmiyorsam %16-18 arasindaydi). Yine de son derece konuksever, sakaci, yardimsever ve iyi kalpli insanlardan olusur bu grup. Icmeyi, dansetmeyi, sarki soylemeyi severler.</p>
<p>O yillarda arabamla St.John&#8217;s sokaklarinda gezinirken CBC Radyo 1&#8242;de bir Irlanda sarkisina rastlamistim. (CBC Federal hukumet butcesiyle yerel yayinlar da yapan bizdeki TRT benzeri bir kanaldir.) Sarkinin icinde F&#8230;ing DFO gibi sozler geciyordu. O zamanlar Kemalist travmanin icinde debelenen ben &#8220;devletin radyosundan devlete kufreden deyyus&#8221;lara cok sinirlenmistim ilk duydugumda. Sonralari, post-Kemalist stres sendromumu muteakkip, o sarkiyi gulumseyerek mirildandigimi da hatirliyorum.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Comment on &#8220;Haydi bakalım, mutlu muyuz Türk’üz diye?&#8221; by Ahmet Mehdi Yılmaz</title>
		<link>http://derinsular.com/haydi-bakalim-mutlu-muyuz-turk%e2%80%99uz-diye/comment-page-1/#comment-16958</link>
		<dc:creator>Ahmet Mehdi Yılmaz</dc:creator>
		<pubDate>Sun, 01 Apr 2012 21:16:54 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://derinsular.com/?p=19289#comment-16958</guid>
		<description>Bu tarz gerçekleri duyanların, herkese bunları anlatmaları, yazmaları ve yaymaları vicdani bir vazifedir. Bunlar duyuldukça adalet ve insanlık duyguları gelişir. Bu insanları duyup ortamaya çıkarmayan aciz insanların suçudur, bunların devam etmesi.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Bu tarz gerçekleri duyanların, herkese bunları anlatmaları, yazmaları ve yaymaları vicdani bir vazifedir. Bunlar duyuldukça adalet ve insanlık duyguları gelişir. Bu insanları duyup ortamaya çıkarmayan aciz insanların suçudur, bunların devam etmesi.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Comment on Van&#039;dan Mektup ve Güneydoğu&#039;da Yaşananların İçyüzü by Ahmet Mehdi Yılmaz</title>
		<link>http://derinsular.com/vandan-mektup-ve-guneydoguda-yasananlarin-icyuzu/comment-page-1/#comment-16935</link>
		<dc:creator>Ahmet Mehdi Yılmaz</dc:creator>
		<pubDate>Thu, 29 Mar 2012 22:20:21 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://endoktrinasyon.com/kategorisiz/vandan-mektup-ve-guneydoguda-yasananlarin-icyuzu/#comment-16935</guid>
		<description>Böyle bir yazıyı okumama vesile olduğunuz için çok teşekkür ediyorum. Bana kalırsa bu davranışlarının bitmesinin tek yolu gerek internet gerek basın ve gerekse başka mümkün olan her türlü yolla bunları yapan zihniyeti taşıyan insanların isimlerini vermek. Herkes mağdur olduğu olayda sorumlu kişilerin isimlerini yayarsa o insanlar insan içine çıkamazlar. Hukukun yapamadığını halk yapar.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Böyle bir yazıyı okumama vesile olduğunuz için çok teşekkür ediyorum. Bana kalırsa bu davranışlarının bitmesinin tek yolu gerek internet gerek basın ve gerekse başka mümkün olan her türlü yolla bunları yapan zihniyeti taşıyan insanların isimlerini vermek. Herkes mağdur olduğu olayda sorumlu kişilerin isimlerini yayarsa o insanlar insan içine çıkamazlar. Hukukun yapamadığını halk yapar.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Comment on &#8220;Milli&#8221; Eğitimden Nefret Etmek (5): Sonuç by Ahmet Mehdi Yılmaz</title>
		<link>http://derinsular.com/milli-egitimden-nefret-etmek-5-sonuc/comment-page-1/#comment-16928</link>
		<dc:creator>Ahmet Mehdi Yılmaz</dc:creator>
		<pubDate>Wed, 28 Mar 2012 19:46:50 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://endoktrinasyon.com/uncategorized/milli-egitimden-nefret-etmek-5/#comment-16928</guid>
		<description>Matrixe gönderme çok yerinde ve hoş olmuş. Hiç böyle düşünmemiştim. Ayrıyeten yazının sonunda yazı serisini tek parça halinde vermeniz de, okuyucuya verdiğiniz kıymeti göstermesi açısından son derece önemli. Teşekkür ediyorum.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Matrixe gönderme çok yerinde ve hoş olmuş. Hiç böyle düşünmemiştim. Ayrıyeten yazının sonunda yazı serisini tek parça halinde vermeniz de, okuyucuya verdiğiniz kıymeti göstermesi açısından son derece önemli. Teşekkür ediyorum.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Comment on &#8220;Milli&#8221; Eğitimden Nefret Etmek (2): Selami, Tembeller Kümesi ve Dayak by Ahmet Mehdi Yılmaz</title>
		<link>http://derinsular.com/milli-egitimden-nefret-etmek-2-selami-tembeller-kumesi-ve-dayak/comment-page-1/#comment-16926</link>
		<dc:creator>Ahmet Mehdi Yılmaz</dc:creator>
		<pubDate>Wed, 28 Mar 2012 05:00:42 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://endoktrinasyon.com/uncategorized/milli-egitimden-nefret-etmek-2/#comment-16926</guid>
		<description>Bu sistemden geçipde hala &quot;eğil&quot;meyen insanlar varsa askeriyede de aynı şekilde zorla alınan enformasyon ve ağaçlara verdirilen selamlarla bu ihtiyaç gideriliyor. Dayak hiçbir zaman geçerli bir çözüm değil. Okumayı istemeyen öğrenciyi okutmamak geçerli biz çözüm. Lisede ben de ders dinleyemez olduğum durumlar olurdu, bugün üniversitedeyim ve durum hala aynı, bunun sebebi dayaksızlık değil, haketmeyen öğrencinin haketmediği derste bulunması. Konuşanların ve dersin işleyişine zarar verenlerin dersten atılmaması çok büyük bir adaletsizlik. İlk ve orta mekteblerimiz hala bu durumdayken, hakeden hakettiğini çocuk yaşta alamıyorken biz hukuk mücadelesini 7 yaşında kaybetmişiz.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Bu sistemden geçipde hala &#8220;eğil&#8221;meyen insanlar varsa askeriyede de aynı şekilde zorla alınan enformasyon ve ağaçlara verdirilen selamlarla bu ihtiyaç gideriliyor. Dayak hiçbir zaman geçerli bir çözüm değil. Okumayı istemeyen öğrenciyi okutmamak geçerli biz çözüm. Lisede ben de ders dinleyemez olduğum durumlar olurdu, bugün üniversitedeyim ve durum hala aynı, bunun sebebi dayaksızlık değil, haketmeyen öğrencinin haketmediği derste bulunması. Konuşanların ve dersin işleyişine zarar verenlerin dersten atılmaması çok büyük bir adaletsizlik. İlk ve orta mekteblerimiz hala bu durumdayken, hakeden hakettiğini çocuk yaşta alamıyorken biz hukuk mücadelesini 7 yaşında kaybetmişiz.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Comment on CopyLeft (3): Komünizm Vurgusu by Zayıf Libido</title>
		<link>http://derinsular.com/copyleft-3-komunizm-vurgusu/comment-page-1/#comment-16895</link>
		<dc:creator>Zayıf Libido</dc:creator>
		<pubDate>Sun, 25 Mar 2012 23:13:30 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://endoktrinasyon.com/kategorisiz/copyleft-3-komunizm-vurgusu/#comment-16895</guid>
		<description>Meseleye şu perspektiften bakınca farklı renklerde farkediliyor sanki. 
Bir kere insanları sosyalizm ve kapitalizmin arasında bir tercih yapmaya kimse zorlayamaz. Kimse bir hareketi meydana getirirken sosyalist veya liberalist bir hareket yapmaya çalışmıyor aslında. İkincisi toplum olarak bireyselcilik merkezli yol aldığımız gerçeğinide unutmayalım. Yani üretilen fikirlerin çoğu bireyin şahsi menfaati için kendi hazları için üretilmiştir. Özellikle bilişim dünyasında insanların eğilimleri analiz edilirse daha fazla eğlendikleri işlerle uğraşmayı tercih ettiklerini fark ederiz.
Gnu lisansıda insanların daha fazla eğlenmesine, arzularını daha fazla gerçekleştirmesine imkan veriyor. Sonuç olarak kaynak kodu kapalı yazılımlardan hoşnut olmayan insanlar, kendi istedikleri yazılımları geliştiriyorlar. 
Elbetteki bu istekleri gerçekleşen insanlar, ürettikleri yazılımın kaynak kodunu paylaşmak istemeyenlerin de isteklerine saygı duymalıdırlar.
Bir başka durumda bilişim dünyasında dev markalar haline gelen şirketlerin açık kaynak koduna destek vermesi hatta o temelde yükselmesi. Kullanıcılardan kendilerinin işine daha fazla yarayacak araçlar üretmelerini isteyen bu şirketler hem kendilerine hemde developerlara para kazandırıyorlar. 
Sonuç olarak insanlar kendi istediklerini yapmak, kullanmak, eğlenmek istiyorlar. BIRAKINIZ YAPSINLAR, BIRAKINIZ GEÇSİNLER!:)</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Meseleye şu perspektiften bakınca farklı renklerde farkediliyor sanki.<br />
Bir kere insanları sosyalizm ve kapitalizmin arasında bir tercih yapmaya kimse zorlayamaz. Kimse bir hareketi meydana getirirken sosyalist veya liberalist bir hareket yapmaya çalışmıyor aslında. İkincisi toplum olarak bireyselcilik merkezli yol aldığımız gerçeğinide unutmayalım. Yani üretilen fikirlerin çoğu bireyin şahsi menfaati için kendi hazları için üretilmiştir. Özellikle bilişim dünyasında insanların eğilimleri analiz edilirse daha fazla eğlendikleri işlerle uğraşmayı tercih ettiklerini fark ederiz.<br />
Gnu lisansıda insanların daha fazla eğlenmesine, arzularını daha fazla gerçekleştirmesine imkan veriyor. Sonuç olarak kaynak kodu kapalı yazılımlardan hoşnut olmayan insanlar, kendi istedikleri yazılımları geliştiriyorlar.<br />
Elbetteki bu istekleri gerçekleşen insanlar, ürettikleri yazılımın kaynak kodunu paylaşmak istemeyenlerin de isteklerine saygı duymalıdırlar.<br />
Bir başka durumda bilişim dünyasında dev markalar haline gelen şirketlerin açık kaynak koduna destek vermesi hatta o temelde yükselmesi. Kullanıcılardan kendilerinin işine daha fazla yarayacak araçlar üretmelerini isteyen bu şirketler hem kendilerine hemde developerlara para kazandırıyorlar.<br />
Sonuç olarak insanlar kendi istediklerini yapmak, kullanmak, eğlenmek istiyorlar. BIRAKINIZ YAPSINLAR, BIRAKINIZ GEÇSİNLER!:)</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Comment on Bir Günah Keçisi Olarak Kapitalizm by Zayıf Libido</title>
		<link>http://derinsular.com/bir-gunah-kecisi-olarak-kapitalizm/comment-page-1/#comment-16894</link>
		<dc:creator>Zayıf Libido</dc:creator>
		<pubDate>Sun, 25 Mar 2012 22:24:58 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://derinsular.com/?p=21368#comment-16894</guid>
		<description>&quot;Dünya üzerinde kusursuz bir siyasi ya da ekonomik bir politikalar bütünü (ve dolayısıyla da, kusursuz bir sistem) yok. Spesifik olarak, kapitalizm de, sosyalizm de, tıpkı diğer sistemler gibi ciddi açıklara sahip.&quot;

Aslında bu cümleniz -ki daha evvel başkaları tarafından defalarca söylenmiş- insanın aklına şu soruyu getiriyor. Bir ekonomik veya siyasi sistem/politika fikirsel olarak nasıl bir gelişme süreci izliyor? Baktığınız zaman Adam Smith, Karl Marx gibi kimseler bireysel olarak bilgi ve gözlemlerinden yola çıkarak bir fikir ortaya atıyorlar. Sonraki süreçte yaklaşık olarak aynı şeyleri okuyan, öğrenen, farkeden insanlar kendilerine ulaşan fikirsel mirasın eksiklerini fark edip tamamlamaya çalışıyorlar.
 
Kaçınılmaz olarak subjektif yorumlar ekleyerek fikri doğrultmaya, muhalif fikirleri alt etmeye çalışan bu fikir adamları gerçeği anlamaktan çok gerçeği üretmeye çalışıyorlar. Yaratmadıkları gibi, hiç bir haline müdahale edemeyecekleri toplumun gerçeklerini varsayıp ona göre projeler geliştiriyorlar. 

Bu devlet idaresinde de aynı şekilde görülüyor. İdareciler toplumu anlamaya çalışmak yerine, anladıklarını varsayarak hareket ediyorlar. 

Kutsal metinler ise toplumu yaratan yaratıcının toplum için yaratmış olduğu iyi ve kötüyü belirtmesidir. Kutsal metinleri anlamak için uğraşmak, o merkezden hareketle sosyolojik ve psikolojik tahliller yapmak ve toplumu ona göre idare etmek daha yararlı sonuçlar doğuracaktır.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>&#8220;Dünya üzerinde kusursuz bir siyasi ya da ekonomik bir politikalar bütünü (ve dolayısıyla da, kusursuz bir sistem) yok. Spesifik olarak, kapitalizm de, sosyalizm de, tıpkı diğer sistemler gibi ciddi açıklara sahip.&#8221;</p>
<p>Aslında bu cümleniz -ki daha evvel başkaları tarafından defalarca söylenmiş- insanın aklına şu soruyu getiriyor. Bir ekonomik veya siyasi sistem/politika fikirsel olarak nasıl bir gelişme süreci izliyor? Baktığınız zaman Adam Smith, Karl Marx gibi kimseler bireysel olarak bilgi ve gözlemlerinden yola çıkarak bir fikir ortaya atıyorlar. Sonraki süreçte yaklaşık olarak aynı şeyleri okuyan, öğrenen, farkeden insanlar kendilerine ulaşan fikirsel mirasın eksiklerini fark edip tamamlamaya çalışıyorlar.</p>
<p>Kaçınılmaz olarak subjektif yorumlar ekleyerek fikri doğrultmaya, muhalif fikirleri alt etmeye çalışan bu fikir adamları gerçeği anlamaktan çok gerçeği üretmeye çalışıyorlar. Yaratmadıkları gibi, hiç bir haline müdahale edemeyecekleri toplumun gerçeklerini varsayıp ona göre projeler geliştiriyorlar. </p>
<p>Bu devlet idaresinde de aynı şekilde görülüyor. İdareciler toplumu anlamaya çalışmak yerine, anladıklarını varsayarak hareket ediyorlar. </p>
<p>Kutsal metinler ise toplumu yaratan yaratıcının toplum için yaratmış olduğu iyi ve kötüyü belirtmesidir. Kutsal metinleri anlamak için uğraşmak, o merkezden hareketle sosyolojik ve psikolojik tahliller yapmak ve toplumu ona göre idare etmek daha yararlı sonuçlar doğuracaktır.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Comment on Bir Günah Keçisi Olarak Kapitalizm by Halit</title>
		<link>http://derinsular.com/bir-gunah-kecisi-olarak-kapitalizm/comment-page-1/#comment-16893</link>
		<dc:creator>Halit</dc:creator>
		<pubDate>Sun, 25 Mar 2012 20:48:18 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://derinsular.com/?p=21368#comment-16893</guid>
		<description>Benimsemiş olduğunuz üslubun son derece menfi, diyaloğa imkan vermeyen bir mahiyet arz ettiğini söyleyeyim önce. Yazınızın muhtelif bölümlerini parça parça alıntılayıp, fikirlerimi ifade etmeye çalışacağım:

&#039;&#039;Hayat, ilk bakışta anlaşılabilecek kadar basit değildir. Dahası, insanların çoğu da, görünenin ardına bakmak isteyecek kadar meraklı ve çalışkan değildir. Bu iki gerçek, tartışmaların çoğunun bilgiye dayalı olmamasını sonuç verir.&#039;&#039;

Yani? Bilgiye dayalı verilerden yola çıkıp 180 derece farklı sonuçlara varmak mümkün. Tabi burada niyet farklı, ilk bir-iki paragraf üvertür niyetine kaleme alınmış: &#039;&#039;Çalışkan ve meraklı olmamak, bilgiye dayalı olmayan tartışma&#039;&#039; filan derken az ileride &#039;&#039;cahil anti-kapitalistler&#039;&#039; mevzusuna geliyoruz. 

İlk bir-iki paragrafta hazırlanan ilmek, kendileri adına konuşma fırsatı tanınmamış anti-kapitalistlerin boynuna kolaylıkla geçiriliyor. Sıfır zahmetle böylesi bir zafer elde etmek için çok araştırmaya, bilgili yahut akıllı olmaya gerek yok herhalde!

Esasında bunca retorik hile hurdaya hiç lüzum yokmuş; sadece &#039;&#039;ben anti-kapitalistlerin cahil olduklarını düşünüyorum&#039;&#039; yazsaydınız, okurlarınızın vaktinden çalmamış olurdunuz.

&#039;&#039;Bu ülkelerde, kapitalizmin vahşi yıllarından bu yana yaşanan değişimde ne(ler) etkili olmuştur? Bu ülkelerin daha oturmuş bir yargı sistemine sahip olmaları mı? Kapitalizmin de beslendiği liberal düşünce geleneği mi? Sendikaların ve diğer proleter grupların mücadeleleri mi? Bu konuda herhangi bir sonuca varmadan önce bu soruların üzerinde durmak gerekiyor.&#039;&#039;

Evet, durmak gerekiyor. Bu durumda, misal kapitalizmi &#039;&#039;besleyen&#039;&#039; liberal düşüncenin, sizin de sözünü ettiğiniz erken dönemlerinde neden -kapitalizmi- &#039;&#039;beslemekten&#039;&#039; geri durduğunu da açıklamak gerekiyor ki, teorik çerçevemiz ahistorik olmasın.

Değişim, belirli tarihsel/toplumsal mekanizmalara ve bu mekanizmaları tetikleyen öznel süreçlere atıf yapmaksızın açıklanamaz. Bu yüzden, her iki koşulu da sağlayacak şekilde rahatlıkla ifade edilebilecek &#039;&#039;işçi mücadeleleri&#039;&#039; tezinin karşısına &#039;&#039;liberal demokrasinin ihtişamını&#039;&#039; koymak, şahsi kanaatim odur ki, yerle yeksan etmek için oldukça kolay bir argüman sunuyor muarızlarınıza.

(Bir anarşist-komünist olduğum için, SSCB&#039;yle ilgili sorularınızı yanıtlama ihtiyacı duymuyorum. Ücretli emeğin/iş piyasasının, genişçe bir ücretler makasının, artık değerin temellükü ve işlenmesini mümkün kılan kararları alan idareciler ile, alınan kararları uygulamakla yükümlü sıradan emekçiler arasındaki ayrımın muhafaza edildiği, ABD&#039;yi iktisadi büyümede geçmeyi, hatta gömmeyi hedef edinmiş, böylelikle de &#039;&#039;üretim için üretim&#039;&#039; şiarını bayrağına nakşetmiş SSCB&#039;nin &#039;sosyalizm&#039;den çok, kapitalizme benzediği kanaatindeyim)

&#039;&#039;Yani eğer işçi haklarını (ve genel anlamda da insan haklarını) mümkün kılan liberal demokrasi, örgütlenme hakkı ve hukukun üstünlüğü gibi prensiplerse ve bu gibi prensipler kapitalist bir ülkede de varolabiliyorsa, o zaman hak taleplerini bu prensipler üzerinden değil de kapitalizm karşıtlığıyla dile getirmek ne kadar makul?&#039;&#039;

Ne gibi işçi hakları mesela? 80lerden beri, tüm dünyada sermayenin işçi haklarına yönelik karşı saldırısı gerçekleşmiyor mu? İşçi haklarını kısıtlamak, güvencesiz çalışmayı yaygınlaştırmak, reel ücretleri baskılamak filan, bütün bunlar bu işçi hakları tartışması içerisinde nereye oturuyor? Peki bu tartışmada devletin rolü ne? Hani şu şirketlerin borçlarını üstlenip, bunun ceremesini &#039;&#039;kemer sıkma politikaları&#039;&#039; yoluyla halka ödetmeye meyleden devletlerin rolü?

Bu tartışma o kadar basit bir tartışma değil. Üstelik sizin gibi düşünmüyorum ben: Son derece saygın liberal, marksist, anarşist, hatta muhafazakar düşünürler olduğunu biliyor, görüyorum. Bu ideolojilerden birini yahut bir kısmını &#039;&#039;cehaletle&#039;&#039;, meftunu olduğumuz ideolojiyi ise &#039;&#039;aydınlanma&#039;&#039;yla, &#039;&#039;zinde ve zehir gibi çalışan akıl&#039;&#039;la ilişkilendirmek kofluğuna, değersiz -akademik açıdan öyle!- bir gazete köşesinden zafer türküleri çığırma bayalığına gark olmaya lüzum var mı?

Gerçekten, sosyal bilimler alanında en çok alıntılanan ilk 10-15 kişiden biri olan marksist coğrafyacı ve antropolog David Harvey&#039;in adını terazinin cahil, kendi adınızı ise alim kefesine yazdırmaya el veriyor mu vicdanınız?

Sakın &#039;&#039;yok, tabi ki oldukça zeki, donanımlı sosyalist düşünürler de var ama ben bazı sosyalistleri, yahut sosyalistlerin genelini kastediyorum&#039;&#039; demeyin. Aykırı kafalar, ismiyle müsemma, aykırı kafalardır. Hangi ideolojiden olursa olsunlar sayıları sınırlıdır. Kaldı ki isim filan vermeden, &#039;&#039;bazı sosyalistler&#039;&#039; demek de çiğlik olmaktan öte bir mana taşımaz. Gölge boksunu bırakalım; eğri oturup, doğru konuşalım.

&#039;&#039;Yani eğer işçi haklarını (ve genel anlamda da insan haklarını) mümkün kılan liberal demokrasi, örgütlenme hakkı ve hukukun üstünlüğü gibi prensiplerse ve bu gibi prensipler kapitalist bir ülkede de varolabiliyorsa, o zaman hak taleplerini bu prensipler üzerinden değil de kapitalizm karşıtlığıyla dile getirmek ne kadar makul?&#039;&#039;

Kararımızı vermişiz bile: Az önce &#039;&#039;liberal demokrasi&#039;&#039; mi, &#039;&#039;işçi mücadeleleri&#039;&#039; mi diye sorarken, tartışmak lazım derken, el çabukluğu marifet, liberal demokrasinin, kapitalizmin işçi haklarını sınırsız ve sürekli biçimde massetme kapasitesine sahip olduğu kabulü lehine kullanıyorsunuz oyunuzu.

Burada salt &#039;&#039;3 mü olur 5 mi&#039;&#039; şeklinde asgari ücretten, tazminattan, iş kanunundan filan söz etmek istemiyorum. Önemsiz olduğu için değil, fakat daha önemli bir başka meseleyle ilintili olduğu, o meseleyi gözden ırak tutmamanın elzem olduğuna inandığım için: Şirket hakimiyeti adına iktisadi kararların demokratik karar alma mekanizmalarından azade kılınması, insanların hayatlarının asli bir parçası olan iş ve çalışmayla ilgili kararlarının alımından dışlanması, ve dolayısıyla da bizzat kendi hayatları hususunda erksizleştirilmesi manasına geliyor. Burada radikal demokratik yaklaşımı, &#039;&#039;bireycilik&#039;&#039; adına otoriter, devasa şirket yapılarını kayıran piyasacı müelliflerin savlarına tercih ediyorum.

Hülasa, bu konuyu sadece &#039;&#039;kafasına tuğla düştüğü için sakatlanıp, çalışamaz hale gelen işçiye şu kadar lira tazminat verelim&#039;&#039; düzeyinde tartışmanın bir manası yok, bu bir.

Bir ikincisi, haklar ve özgürlükler meselesinin olmuş bitmiş bir mesele değil, sürekli bir mücadelenin konusu olduğu, &#039;&#039;liberal demokrasi&#039;&#039;nin kriz anlarında nasıl ivedilikle devreden çıkarıldığı -Yunanistan?-, bunun kimlerin işine geldiği, devlet elitleriyle iktisadi elitler arasındaki çıkar birliği gibi bir dizi mesele var konuşulması gereken.

&#039;&#039;Zaten politika tercihleri de, bu artı ve eksilere (trade-off) bakarak yapılır. Eksileri bulunmayan, yani her durumda olumlu sonuç veren politikalar ya da sistemler ise, sadece ideolojilerin dünyasında bulunur.&#039;&#039;

Kime mesaj veriyorsunuz burada? &#039;&#039;Dogmatik solculara&#039;&#039; mı? 

Yine mi gölge boksu, yine mi çiçek?

Tek kale maç yapmış, 8-0 galip ayrılmışsınız. Mars&#039;tan dünyamızı teşrif buyursanız, daha iyi olmaz mı?

(Çok uzun bir ileti yazdım, farkındayım. Bunu burada etraflıca tartışamayacağımızı da biliyorum. Sadece kişisel bir rahatsızlığın ifadesi olarak alın bu mesajı)</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Benimsemiş olduğunuz üslubun son derece menfi, diyaloğa imkan vermeyen bir mahiyet arz ettiğini söyleyeyim önce. Yazınızın muhtelif bölümlerini parça parça alıntılayıp, fikirlerimi ifade etmeye çalışacağım:</p>
<p>&#8221;Hayat, ilk bakışta anlaşılabilecek kadar basit değildir. Dahası, insanların çoğu da, görünenin ardına bakmak isteyecek kadar meraklı ve çalışkan değildir. Bu iki gerçek, tartışmaların çoğunun bilgiye dayalı olmamasını sonuç verir.&#8221;</p>
<p>Yani? Bilgiye dayalı verilerden yola çıkıp 180 derece farklı sonuçlara varmak mümkün. Tabi burada niyet farklı, ilk bir-iki paragraf üvertür niyetine kaleme alınmış: &#8221;Çalışkan ve meraklı olmamak, bilgiye dayalı olmayan tartışma&#8221; filan derken az ileride &#8221;cahil anti-kapitalistler&#8221; mevzusuna geliyoruz. </p>
<p>İlk bir-iki paragrafta hazırlanan ilmek, kendileri adına konuşma fırsatı tanınmamış anti-kapitalistlerin boynuna kolaylıkla geçiriliyor. Sıfır zahmetle böylesi bir zafer elde etmek için çok araştırmaya, bilgili yahut akıllı olmaya gerek yok herhalde!</p>
<p>Esasında bunca retorik hile hurdaya hiç lüzum yokmuş; sadece &#8221;ben anti-kapitalistlerin cahil olduklarını düşünüyorum&#8221; yazsaydınız, okurlarınızın vaktinden çalmamış olurdunuz.</p>
<p>&#8221;Bu ülkelerde, kapitalizmin vahşi yıllarından bu yana yaşanan değişimde ne(ler) etkili olmuştur? Bu ülkelerin daha oturmuş bir yargı sistemine sahip olmaları mı? Kapitalizmin de beslendiği liberal düşünce geleneği mi? Sendikaların ve diğer proleter grupların mücadeleleri mi? Bu konuda herhangi bir sonuca varmadan önce bu soruların üzerinde durmak gerekiyor.&#8221;</p>
<p>Evet, durmak gerekiyor. Bu durumda, misal kapitalizmi &#8221;besleyen&#8221; liberal düşüncenin, sizin de sözünü ettiğiniz erken dönemlerinde neden -kapitalizmi- &#8221;beslemekten&#8221; geri durduğunu da açıklamak gerekiyor ki, teorik çerçevemiz ahistorik olmasın.</p>
<p>Değişim, belirli tarihsel/toplumsal mekanizmalara ve bu mekanizmaları tetikleyen öznel süreçlere atıf yapmaksızın açıklanamaz. Bu yüzden, her iki koşulu da sağlayacak şekilde rahatlıkla ifade edilebilecek &#8221;işçi mücadeleleri&#8221; tezinin karşısına &#8221;liberal demokrasinin ihtişamını&#8221; koymak, şahsi kanaatim odur ki, yerle yeksan etmek için oldukça kolay bir argüman sunuyor muarızlarınıza.</p>
<p>(Bir anarşist-komünist olduğum için, SSCB&#8217;yle ilgili sorularınızı yanıtlama ihtiyacı duymuyorum. Ücretli emeğin/iş piyasasının, genişçe bir ücretler makasının, artık değerin temellükü ve işlenmesini mümkün kılan kararları alan idareciler ile, alınan kararları uygulamakla yükümlü sıradan emekçiler arasındaki ayrımın muhafaza edildiği, ABD&#8217;yi iktisadi büyümede geçmeyi, hatta gömmeyi hedef edinmiş, böylelikle de &#8221;üretim için üretim&#8221; şiarını bayrağına nakşetmiş SSCB&#8217;nin &#8216;sosyalizm&#8217;den çok, kapitalizme benzediği kanaatindeyim)</p>
<p>&#8221;Yani eğer işçi haklarını (ve genel anlamda da insan haklarını) mümkün kılan liberal demokrasi, örgütlenme hakkı ve hukukun üstünlüğü gibi prensiplerse ve bu gibi prensipler kapitalist bir ülkede de varolabiliyorsa, o zaman hak taleplerini bu prensipler üzerinden değil de kapitalizm karşıtlığıyla dile getirmek ne kadar makul?&#8221;</p>
<p>Ne gibi işçi hakları mesela? 80lerden beri, tüm dünyada sermayenin işçi haklarına yönelik karşı saldırısı gerçekleşmiyor mu? İşçi haklarını kısıtlamak, güvencesiz çalışmayı yaygınlaştırmak, reel ücretleri baskılamak filan, bütün bunlar bu işçi hakları tartışması içerisinde nereye oturuyor? Peki bu tartışmada devletin rolü ne? Hani şu şirketlerin borçlarını üstlenip, bunun ceremesini &#8221;kemer sıkma politikaları&#8221; yoluyla halka ödetmeye meyleden devletlerin rolü?</p>
<p>Bu tartışma o kadar basit bir tartışma değil. Üstelik sizin gibi düşünmüyorum ben: Son derece saygın liberal, marksist, anarşist, hatta muhafazakar düşünürler olduğunu biliyor, görüyorum. Bu ideolojilerden birini yahut bir kısmını &#8221;cehaletle&#8221;, meftunu olduğumuz ideolojiyi ise &#8221;aydınlanma&#8221;yla, &#8221;zinde ve zehir gibi çalışan akıl&#8221;la ilişkilendirmek kofluğuna, değersiz -akademik açıdan öyle!- bir gazete köşesinden zafer türküleri çığırma bayalığına gark olmaya lüzum var mı?</p>
<p>Gerçekten, sosyal bilimler alanında en çok alıntılanan ilk 10-15 kişiden biri olan marksist coğrafyacı ve antropolog David Harvey&#8217;in adını terazinin cahil, kendi adınızı ise alim kefesine yazdırmaya el veriyor mu vicdanınız?</p>
<p>Sakın &#8221;yok, tabi ki oldukça zeki, donanımlı sosyalist düşünürler de var ama ben bazı sosyalistleri, yahut sosyalistlerin genelini kastediyorum&#8221; demeyin. Aykırı kafalar, ismiyle müsemma, aykırı kafalardır. Hangi ideolojiden olursa olsunlar sayıları sınırlıdır. Kaldı ki isim filan vermeden, &#8221;bazı sosyalistler&#8221; demek de çiğlik olmaktan öte bir mana taşımaz. Gölge boksunu bırakalım; eğri oturup, doğru konuşalım.</p>
<p>&#8221;Yani eğer işçi haklarını (ve genel anlamda da insan haklarını) mümkün kılan liberal demokrasi, örgütlenme hakkı ve hukukun üstünlüğü gibi prensiplerse ve bu gibi prensipler kapitalist bir ülkede de varolabiliyorsa, o zaman hak taleplerini bu prensipler üzerinden değil de kapitalizm karşıtlığıyla dile getirmek ne kadar makul?&#8221;</p>
<p>Kararımızı vermişiz bile: Az önce &#8221;liberal demokrasi&#8221; mi, &#8221;işçi mücadeleleri&#8221; mi diye sorarken, tartışmak lazım derken, el çabukluğu marifet, liberal demokrasinin, kapitalizmin işçi haklarını sınırsız ve sürekli biçimde massetme kapasitesine sahip olduğu kabulü lehine kullanıyorsunuz oyunuzu.</p>
<p>Burada salt &#8221;3 mü olur 5 mi&#8221; şeklinde asgari ücretten, tazminattan, iş kanunundan filan söz etmek istemiyorum. Önemsiz olduğu için değil, fakat daha önemli bir başka meseleyle ilintili olduğu, o meseleyi gözden ırak tutmamanın elzem olduğuna inandığım için: Şirket hakimiyeti adına iktisadi kararların demokratik karar alma mekanizmalarından azade kılınması, insanların hayatlarının asli bir parçası olan iş ve çalışmayla ilgili kararlarının alımından dışlanması, ve dolayısıyla da bizzat kendi hayatları hususunda erksizleştirilmesi manasına geliyor. Burada radikal demokratik yaklaşımı, &#8221;bireycilik&#8221; adına otoriter, devasa şirket yapılarını kayıran piyasacı müelliflerin savlarına tercih ediyorum.</p>
<p>Hülasa, bu konuyu sadece &#8221;kafasına tuğla düştüğü için sakatlanıp, çalışamaz hale gelen işçiye şu kadar lira tazminat verelim&#8221; düzeyinde tartışmanın bir manası yok, bu bir.</p>
<p>Bir ikincisi, haklar ve özgürlükler meselesinin olmuş bitmiş bir mesele değil, sürekli bir mücadelenin konusu olduğu, &#8221;liberal demokrasi&#8221;nin kriz anlarında nasıl ivedilikle devreden çıkarıldığı -Yunanistan?-, bunun kimlerin işine geldiği, devlet elitleriyle iktisadi elitler arasındaki çıkar birliği gibi bir dizi mesele var konuşulması gereken.</p>
<p>&#8221;Zaten politika tercihleri de, bu artı ve eksilere (trade-off) bakarak yapılır. Eksileri bulunmayan, yani her durumda olumlu sonuç veren politikalar ya da sistemler ise, sadece ideolojilerin dünyasında bulunur.&#8221;</p>
<p>Kime mesaj veriyorsunuz burada? &#8221;Dogmatik solculara&#8221; mı? </p>
<p>Yine mi gölge boksu, yine mi çiçek?</p>
<p>Tek kale maç yapmış, 8-0 galip ayrılmışsınız. Mars&#8217;tan dünyamızı teşrif buyursanız, daha iyi olmaz mı?</p>
<p>(Çok uzun bir ileti yazdım, farkındayım. Bunu burada etraflıca tartışamayacağımızı da biliyorum. Sadece kişisel bir rahatsızlığın ifadesi olarak alın bu mesajı)</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Comment on Bir Günah Keçisi Olarak Kapitalizm by Mustafa Ajlan Abudak</title>
		<link>http://derinsular.com/bir-gunah-kecisi-olarak-kapitalizm/comment-page-1/#comment-16889</link>
		<dc:creator>Mustafa Ajlan Abudak</dc:creator>
		<pubDate>Sun, 25 Mar 2012 11:40:52 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://derinsular.com/?p=21368#comment-16889</guid>
		<description>Adam Smith-Darwin  Edmund Burke-Alfred Russell Wallace yenmiştir. Aslına bakarsanız darwin tamamen teleolojik olmayan gayesiz telenomik bir düzen önerdi. Fakat onu destekleyen whigler bunun sonucunun &#039;&#039;taksonomik-hiyerarşik&#039;&#039; olmayan sonuçlarının farkına vardıklarından darwin kuramını edmund burke sosyolojisi (tedrici gayeselci sosyal evrim) ile topluma yaydılar.Bu sayede yazarın bahsettiği &#039;&#039;endüstriyelleşmenin ilk dönemlerinde maruz kaldıkları uygulamalar, vahşi olarak nitelendirilmeye müsait&#039;&#039;  süreçler zayıfın elenmesi olarak rasyonelize edilebildi. Unutmayalım ki sosyalistler ve liberaller elitisyendir. Sadece kullandıkları sosyal maskeler farklıdır. Sosyalistler bunu polit büro tarzı yapılarla cismanileşirken liberaller &#039;&#039;demokrasi kurumları yada sivil toplum örgütleri&#039;&#039; çatısı altında gerçekleştirdiler. Serdar beyin demokrasi ve kurumları ile ilgili söyledikleri doğru olmakla birlikte yanıltıcı içeriğe de sahip. Demokrasi olası en iyi seçenek evet. Demokrasinin salt niceliğe dayandığında evrilebileceği durumlar tarihte biliniyor. Sadece sosyalizmi suçlamak abesle iştigal olur. Demokrasi inşa edecek nüfusun genel olarak niteliğinin iyileştirilmesi geliştirilmesi ile demokrasi gerçek anlamda işlerlik kazanabiliyor.(İsviçre kantonları kuzey Avrupa) Oysa elitisyen zihin akademik ortamın ve kurumların belirli süzgeçler (sınav,mülakat vs) geçerek haklar kazanmasına (bir kısmın en iyi büyük kısmın ortalama altı) bir öğrenim görmesini sağlıyor. Böylece Serdar beyin kitabındaki endoktrinasyon kolaylıkla sağlanabiliyor. Bunun üreteceği demokraside tabi pek iç açıcı değil.  Şimdi kapitalizmin sadece ekonomik bir kavram olmadığı açık. Saç ayaklarında örüntüsü karışık; örneğin bilimsel anlamda ateist doktrin ve sosyal darwinizme dayanmakla birlikte sosyal anlamda kalvenist-protestan bir tercümeye ihtiyaç duyuyor. Yazarın seçim dediği şeyde determinist bir ideoloji içinde özgür irade ile sağlanmış değil&#039;&#039; önceden belirlenmiş bir geleceğin gerçekleştirilmesi için argüman&#039;&#039; olarak ortaya çıkıyor. Bu sebeple genel olarak yazı iyi bir ideolojik scoptoma eleştirisi. Kapitalizmi aklama çabası olduğunu düşünmüyorum olsa olsa bir tür var olan durumu yüzeysel bir savunma diyebiliriz..</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Adam Smith-Darwin  Edmund Burke-Alfred Russell Wallace yenmiştir. Aslına bakarsanız darwin tamamen teleolojik olmayan gayesiz telenomik bir düzen önerdi. Fakat onu destekleyen whigler bunun sonucunun &#8221;taksonomik-hiyerarşik&#8221; olmayan sonuçlarının farkına vardıklarından darwin kuramını edmund burke sosyolojisi (tedrici gayeselci sosyal evrim) ile topluma yaydılar.Bu sayede yazarın bahsettiği &#8221;endüstriyelleşmenin ilk dönemlerinde maruz kaldıkları uygulamalar, vahşi olarak nitelendirilmeye müsait&#8221;  süreçler zayıfın elenmesi olarak rasyonelize edilebildi. Unutmayalım ki sosyalistler ve liberaller elitisyendir. Sadece kullandıkları sosyal maskeler farklıdır. Sosyalistler bunu polit büro tarzı yapılarla cismanileşirken liberaller &#8221;demokrasi kurumları yada sivil toplum örgütleri&#8221; çatısı altında gerçekleştirdiler. Serdar beyin demokrasi ve kurumları ile ilgili söyledikleri doğru olmakla birlikte yanıltıcı içeriğe de sahip. Demokrasi olası en iyi seçenek evet. Demokrasinin salt niceliğe dayandığında evrilebileceği durumlar tarihte biliniyor. Sadece sosyalizmi suçlamak abesle iştigal olur. Demokrasi inşa edecek nüfusun genel olarak niteliğinin iyileştirilmesi geliştirilmesi ile demokrasi gerçek anlamda işlerlik kazanabiliyor.(İsviçre kantonları kuzey Avrupa) Oysa elitisyen zihin akademik ortamın ve kurumların belirli süzgeçler (sınav,mülakat vs) geçerek haklar kazanmasına (bir kısmın en iyi büyük kısmın ortalama altı) bir öğrenim görmesini sağlıyor. Böylece Serdar beyin kitabındaki endoktrinasyon kolaylıkla sağlanabiliyor. Bunun üreteceği demokraside tabi pek iç açıcı değil.  Şimdi kapitalizmin sadece ekonomik bir kavram olmadığı açık. Saç ayaklarında örüntüsü karışık; örneğin bilimsel anlamda ateist doktrin ve sosyal darwinizme dayanmakla birlikte sosyal anlamda kalvenist-protestan bir tercümeye ihtiyaç duyuyor. Yazarın seçim dediği şeyde determinist bir ideoloji içinde özgür irade ile sağlanmış değil&#8221; önceden belirlenmiş bir geleceğin gerçekleştirilmesi için argüman&#8221; olarak ortaya çıkıyor. Bu sebeple genel olarak yazı iyi bir ideolojik scoptoma eleştirisi. Kapitalizmi aklama çabası olduğunu düşünmüyorum olsa olsa bir tür var olan durumu yüzeysel bir savunma diyebiliriz..</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Comment on Radikal İslamcılar ve Sıradan Vatandaşlar by Kutlu Heper</title>
		<link>http://derinsular.com/radikal-islamcilar-ve-siradan-vatandaslar/comment-page-1/#comment-16883</link>
		<dc:creator>Kutlu Heper</dc:creator>
		<pubDate>Sat, 24 Mar 2012 21:15:03 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://derinsular.com/?p=21334#comment-16883</guid>
		<description>Bence Türk halkı gerçekten mazlum bir halktır. Bu halk nasıl şekillendirildi? Çocukluktan itibaren eğitim ve basın yoluyla durmadan yapılan propagandalarla. Bu kadar sığ bir ideoloji ve bu kadar basit bir dünya görüşüne mahkum edilmek aslında gerçekten acınacak bir durum. Fakat geleceğe dair biraz umutluyum. İnternet sayesinde kaçınılmaz olarak bir çok seslilik oluşmaya başladı. Buna kimsenin engel olabileceğini düşünmüyorum. Bir sonraki nesilde bunun etkileri daha net gözükecektir.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Bence Türk halkı gerçekten mazlum bir halktır. Bu halk nasıl şekillendirildi? Çocukluktan itibaren eğitim ve basın yoluyla durmadan yapılan propagandalarla. Bu kadar sığ bir ideoloji ve bu kadar basit bir dünya görüşüne mahkum edilmek aslında gerçekten acınacak bir durum. Fakat geleceğe dair biraz umutluyum. İnternet sayesinde kaçınılmaz olarak bir çok seslilik oluşmaya başladı. Buna kimsenin engel olabileceğini düşünmüyorum. Bir sonraki nesilde bunun etkileri daha net gözükecektir.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Comment on Kışkır(t)mak by Enes Yalçın</title>
		<link>http://derinsular.com/kiskirtmak/comment-page-1/#comment-16779</link>
		<dc:creator>Enes Yalçın</dc:creator>
		<pubDate>Wed, 21 Mar 2012 18:23:53 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://derinsular.com/?p=21352#comment-16779</guid>
		<description>&quot;İzmit&#039;e getirdiler. Aldım. İstintak ettim. Hakaret ettim. Sonra da asker ve ahaliden bir kalabalık toplamalarını emirberime emrettim. Topladılar Beklesinler, sopa ile, taşla, yumrukla gebertsinler, dedim. Öyle yaptılar.&quot; - Nurettin Paşa&#039;dan aktaran Rıza Nur, Hayat ve Hatıratım, Cilt:3.

Ettiği hakaret de &quot;Artin Kemal&quot;di. Oooovv, çok ağır küfür! Halkımız da taşla kafasını parçaladıktan sonra hızını alamayıp astığı Ali Kemal&#039;in göğsüne kocaman şöyle yazmıştır: Artin Kemal! Ooovv!

&quot;Hepiniz Ermenisiniz, hepiniz piçsiniz&quot; yazılı pankartı tutan hanımefendi ile bu hamiyyetperver vatandaşlarımız arasındaki bu muadiliyete, paralelliğe, sürekliliğe filan dikkat çekmek isterim. Ve ne yazık ki birincisi biraz daha tatsız sonuçlansa da bu iki durumun bize işaret ettiği zihniyet pek de farklı değil. </description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>&#8220;İzmit&#8217;e getirdiler. Aldım. İstintak ettim. Hakaret ettim. Sonra da asker ve ahaliden bir kalabalık toplamalarını emirberime emrettim. Topladılar Beklesinler, sopa ile, taşla, yumrukla gebertsinler, dedim. Öyle yaptılar.&#8221; &#8211; Nurettin Paşa&#8217;dan aktaran Rıza Nur, Hayat ve Hatıratım, Cilt:3.</p>
<p>Ettiği hakaret de &#8220;Artin Kemal&#8221;di. Oooovv, çok ağır küfür! Halkımız da taşla kafasını parçaladıktan sonra hızını alamayıp astığı Ali Kemal&#8217;in göğsüne kocaman şöyle yazmıştır: Artin Kemal! Ooovv!</p>
<p>&#8220;Hepiniz Ermenisiniz, hepiniz piçsiniz&#8221; yazılı pankartı tutan hanımefendi ile bu hamiyyetperver vatandaşlarımız arasındaki bu muadiliyete, paralelliğe, sürekliliğe filan dikkat çekmek isterim. Ve ne yazık ki birincisi biraz daha tatsız sonuçlansa da bu iki durumun bize işaret ettiği zihniyet pek de farklı değil. </p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Comment on Kışkır(t)mak by Yusuf Ekinci</title>
		<link>http://derinsular.com/kiskirtmak/comment-page-1/#comment-16660</link>
		<dc:creator>Yusuf Ekinci</dc:creator>
		<pubDate>Sun, 11 Mar 2012 10:53:03 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://derinsular.com/?p=21352#comment-16660</guid>
		<description>Teşekkürler, çok mühim bir konuya değinmişsiniz ve gerçekten iyi bir analiz olmuş. Yalnız &#039;Kitle&#039; ve &#039;kitlenin kışkırması&#039; meselesiyle ve kitle psikolojisiyle ilgili analizlere girişmediğiniz için yazı biraz eksik olmuş. Zira Bir kahvehanede otururken &#039;milli damarlarına&#039; basılan adamların ellerine sopa ile çıkıp ortalığı dağıtması meselesinin arka planında psikolojisi ile oynanmış bir kitle mevcuttur ve beyni olmayan, aklı selimi kaybetmiş bu kitlenin neden bu şekilde hareket ettiğini analize dönük sosyal psikoloji lieratürüne değinilebilirdi. 
Büyük bir ihtimalle gazetedeki yer darlığı buna müsaade etmemiştir.

Sizin sosyal psikolojide ne kadar iyi olduğunuzu biliyorum. Kitabınız buna kanıt. Bir sonraki yazıda daha kapsamlı bir analizinizi okumayı çok isterim.

Tekrar teşekkürler. İyi çalışmalar.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Teşekkürler, çok mühim bir konuya değinmişsiniz ve gerçekten iyi bir analiz olmuş. Yalnız &#8216;Kitle&#8217; ve &#8216;kitlenin kışkırması&#8217; meselesiyle ve kitle psikolojisiyle ilgili analizlere girişmediğiniz için yazı biraz eksik olmuş. Zira Bir kahvehanede otururken &#8216;milli damarlarına&#8217; basılan adamların ellerine sopa ile çıkıp ortalığı dağıtması meselesinin arka planında psikolojisi ile oynanmış bir kitle mevcuttur ve beyni olmayan, aklı selimi kaybetmiş bu kitlenin neden bu şekilde hareket ettiğini analize dönük sosyal psikoloji lieratürüne değinilebilirdi.<br />
Büyük bir ihtimalle gazetedeki yer darlığı buna müsaade etmemiştir.</p>
<p>Sizin sosyal psikolojide ne kadar iyi olduğunuzu biliyorum. Kitabınız buna kanıt. Bir sonraki yazıda daha kapsamlı bir analizinizi okumayı çok isterim.</p>
<p>Tekrar teşekkürler. İyi çalışmalar.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Comment on Ben Kürt Olsaydım&#8230; by İlhan BAYDOK</title>
		<link>http://derinsular.com/ben-kurt-olsaydim/comment-page-1/#comment-16636</link>
		<dc:creator>İlhan BAYDOK</dc:creator>
		<pubDate>Fri, 09 Mar 2012 01:52:30 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://derinsular.com/?p=21042#comment-16636</guid>
		<description>Serdar Bey,

Yazılarınızı okuduğumda, gerek Kürt meselesini gerekse Ermeni meselesini çok ilkesel planda ele aldığınız izlenimini edindim.  Günümüzün siyasi şartlarını dikkate almıyormuşsunuz gibi geldi bana. Yanılıyor muyum?

Malumunuz, bir şeyin ilkesel planda doğru olması uygulandığında faydalı olacağı anlamına gelmez. Hatta bazen telafisi imkansız çok büyük acılara bile sebep olabilir.

Arapları Osmanlıdan koparmak isteyen İngilizler de ilkesel planda bir çoğuna benim de imza atacağım argümanlar ileri sürüyorlardı. Ama Arapların bağımsızlık sonrası neler olacağı ile ilgili ne doğru dürüst bir fikirleri ne de bir planları vardı. Ama onları bağımsızlığa tahrik  eden İngilizlerin  planlarına hizmet etmekten başka bir iş yapmış olmadılar. Ve Osmanlı gitti gideli bir gün bile rahat yüzü görmediler.

Malum bir ülkenin güdümünde, zamanı geldiğinde bayraklarındaki iki çizgi arasına dahil edilecek zayıf bir devlet...

Kürtleri pek seven bu özgürlük aşıkları bağımsızlık sonrası neler olacağı hakkında tek bir söz etmedikleri gibi bu konuyu büyük bir maharetle gizlemektedirler.

&quot;Ben Doğulu bir Kürt olsaydım, benimle bu şekilde konuşmayı adet edinen ve yaşanan onca şeyden sonra hala bir şantaj aracı olarak vizeden bahis açan insanlarla aynı ülkede yaşamayı istemez, işim düştüğünde İstanbul’a vize ile seyahat etmeyi tercih ederdim.&quot;, demişsiniz.

Bir yanlış başka bir yanlışla nasıl giderilebilir? Bu ülke bahsettiğiniz zihniyetteki insanların özel mülkleri mi ki, bu toprakların öz çocukları olan, Hakkari kadar Çanakkalenin de öz evladı olan bir Kürt,  bazı dangalaklar hadlerini bilmiyorlar diye İstanbul’a vize ile seyahat etmeyi tercih etsin?

Efendim Kürtlere çok zulmettiler. Doğru. Ama bir de neden zulmedildiğini de söylesinler. Tabi ki Kürtlerin ülkeye olan bağlılık duygularını zayıflatmak ve bölünmeyi hızlandırmak için. Kürtlere bunca mezalimi uygulayanlar ile sözde Kürtlerin temsilcisi olan malum organizasyonlar aynı yerden yönlendiriliyorlar. 

Tavşana kaç diyenler de tazıya tut diyenler de aynı kişiler. Ve tavşanla tazının ortak bir noktaları var. İkisi de kendi milletlerini potansiyel tehlike görüyor. İkisi de milletlerinin inançlarına ve kültürüne yabancı.

Ortada bir ilüzyon var ve kimsenin &quot;kral çıplak&quot; dediği yok. Ne yani aynı mihrak tarafından tahrik edilen İslam düşmanı Kemalist Türk milliyetçileri ile İslam düşmanı Kürt milliyetçileri öyle istiyor diye bu iki aziz millet birbirlerine sırt çevirebilir mi? Asla.

Çok şükür ki bu ülkedeki Kürtlerin de Türklerin de ortak geçmişlerine  saygıları var ve olan biteni tam kavrayamasalar da burada kendi aleyhlerine bir tezgah kurulduğunu sezinlemekte ve tahriklere kapılmamaktadırlar. Ben bir Müslüman Türk olarak, aziz Müslüman Kürt kardeşlerime minnettarım.  Çünkü yaşadıkları onca acıya rağmen, uğradıkları onca zulme rağmen ferasetlerini ve metanetlerini kaybetmeyerek bu ülkenin en az Türkler kadar sahibi olduklarını da isbat ettiler.

Ben burada hamaset yapmıyorum. Soru şu: Doğuda yaşayan Kürtler İstanbuldan ya da Çanakkaleden ya da başka bir vatan toprağından vazgeçebilirler mi? Ne Kürtler buna razı olur, ne de bunu yapmaya hakları var. Müslüman Kürt milleti Çanakkalede şehid verdiği dedesinin topraklarından inancı ve vicdanı gereği  vaz geçme hakkının olmadığını da, bunun şehit dedesinin ruhunu muazzeb edeceğini de bilir.

Arapları Osmanlıdan koparıp kendi kuklaları diktatörlerin mezalimine mahkum edenler, şimdi de onlara döve döve demokrasi bahşediyor nedense. Yapılan bir araştırmada Libya halkının %80&#039;i demokrasi istemediğini, ülkenin başında güçlü bir lider görmek istediğini belirtmişler. Keratalar demokrasinin ne cici bişey olduğunu anlayamıyorlar. 

Demokrasiye geçileceeek, geç! 

Kürt halkını çok seven bu insanlık ve özgürlük aşıkları nedense İslam düşmanı küçük bir azınlığını taleplerini tüm Kürtlerin ortak talepleri diye yutturmaya çalışıyor. 

Kürtlerin talepleri mi?

Ne anlar bu kırolar özgürlükten, bunlara sorsak İslam derler, İman derler, ahlak derler...

Özgür olunacaak. Ol!</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Serdar Bey,</p>
<p>Yazılarınızı okuduğumda, gerek Kürt meselesini gerekse Ermeni meselesini çok ilkesel planda ele aldığınız izlenimini edindim.  Günümüzün siyasi şartlarını dikkate almıyormuşsunuz gibi geldi bana. Yanılıyor muyum?</p>
<p>Malumunuz, bir şeyin ilkesel planda doğru olması uygulandığında faydalı olacağı anlamına gelmez. Hatta bazen telafisi imkansız çok büyük acılara bile sebep olabilir.</p>
<p>Arapları Osmanlıdan koparmak isteyen İngilizler de ilkesel planda bir çoğuna benim de imza atacağım argümanlar ileri sürüyorlardı. Ama Arapların bağımsızlık sonrası neler olacağı ile ilgili ne doğru dürüst bir fikirleri ne de bir planları vardı. Ama onları bağımsızlığa tahrik  eden İngilizlerin  planlarına hizmet etmekten başka bir iş yapmış olmadılar. Ve Osmanlı gitti gideli bir gün bile rahat yüzü görmediler.</p>
<p>Malum bir ülkenin güdümünde, zamanı geldiğinde bayraklarındaki iki çizgi arasına dahil edilecek zayıf bir devlet&#8230;</p>
<p>Kürtleri pek seven bu özgürlük aşıkları bağımsızlık sonrası neler olacağı hakkında tek bir söz etmedikleri gibi bu konuyu büyük bir maharetle gizlemektedirler.</p>
<p>&#8220;Ben Doğulu bir Kürt olsaydım, benimle bu şekilde konuşmayı adet edinen ve yaşanan onca şeyden sonra hala bir şantaj aracı olarak vizeden bahis açan insanlarla aynı ülkede yaşamayı istemez, işim düştüğünde İstanbul’a vize ile seyahat etmeyi tercih ederdim.&#8221;, demişsiniz.</p>
<p>Bir yanlış başka bir yanlışla nasıl giderilebilir? Bu ülke bahsettiğiniz zihniyetteki insanların özel mülkleri mi ki, bu toprakların öz çocukları olan, Hakkari kadar Çanakkalenin de öz evladı olan bir Kürt,  bazı dangalaklar hadlerini bilmiyorlar diye İstanbul’a vize ile seyahat etmeyi tercih etsin?</p>
<p>Efendim Kürtlere çok zulmettiler. Doğru. Ama bir de neden zulmedildiğini de söylesinler. Tabi ki Kürtlerin ülkeye olan bağlılık duygularını zayıflatmak ve bölünmeyi hızlandırmak için. Kürtlere bunca mezalimi uygulayanlar ile sözde Kürtlerin temsilcisi olan malum organizasyonlar aynı yerden yönlendiriliyorlar. </p>
<p>Tavşana kaç diyenler de tazıya tut diyenler de aynı kişiler. Ve tavşanla tazının ortak bir noktaları var. İkisi de kendi milletlerini potansiyel tehlike görüyor. İkisi de milletlerinin inançlarına ve kültürüne yabancı.</p>
<p>Ortada bir ilüzyon var ve kimsenin &#8220;kral çıplak&#8221; dediği yok. Ne yani aynı mihrak tarafından tahrik edilen İslam düşmanı Kemalist Türk milliyetçileri ile İslam düşmanı Kürt milliyetçileri öyle istiyor diye bu iki aziz millet birbirlerine sırt çevirebilir mi? Asla.</p>
<p>Çok şükür ki bu ülkedeki Kürtlerin de Türklerin de ortak geçmişlerine  saygıları var ve olan biteni tam kavrayamasalar da burada kendi aleyhlerine bir tezgah kurulduğunu sezinlemekte ve tahriklere kapılmamaktadırlar. Ben bir Müslüman Türk olarak, aziz Müslüman Kürt kardeşlerime minnettarım.  Çünkü yaşadıkları onca acıya rağmen, uğradıkları onca zulme rağmen ferasetlerini ve metanetlerini kaybetmeyerek bu ülkenin en az Türkler kadar sahibi olduklarını da isbat ettiler.</p>
<p>Ben burada hamaset yapmıyorum. Soru şu: Doğuda yaşayan Kürtler İstanbuldan ya da Çanakkaleden ya da başka bir vatan toprağından vazgeçebilirler mi? Ne Kürtler buna razı olur, ne de bunu yapmaya hakları var. Müslüman Kürt milleti Çanakkalede şehid verdiği dedesinin topraklarından inancı ve vicdanı gereği  vaz geçme hakkının olmadığını da, bunun şehit dedesinin ruhunu muazzeb edeceğini de bilir.</p>
<p>Arapları Osmanlıdan koparıp kendi kuklaları diktatörlerin mezalimine mahkum edenler, şimdi de onlara döve döve demokrasi bahşediyor nedense. Yapılan bir araştırmada Libya halkının %80&#8242;i demokrasi istemediğini, ülkenin başında güçlü bir lider görmek istediğini belirtmişler. Keratalar demokrasinin ne cici bişey olduğunu anlayamıyorlar. </p>
<p>Demokrasiye geçileceeek, geç! </p>
<p>Kürt halkını çok seven bu insanlık ve özgürlük aşıkları nedense İslam düşmanı küçük bir azınlığını taleplerini tüm Kürtlerin ortak talepleri diye yutturmaya çalışıyor. </p>
<p>Kürtlerin talepleri mi?</p>
<p>Ne anlar bu kırolar özgürlükten, bunlara sorsak İslam derler, İman derler, ahlak derler&#8230;</p>
<p>Özgür olunacaak. Ol!</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Comment on Biz Türk Değildik, Sonradan Olduk by Serdar Kaya</title>
		<link>http://derinsular.com/biz-turk-degildik-sonradan-olduk/comment-page-1/#comment-16585</link>
		<dc:creator>Serdar Kaya</dc:creator>
		<pubDate>Sat, 03 Mar 2012 06:39:25 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://derinsular.com/?p=21324#comment-16585</guid>
		<description>(1) Sonradan musluman olmak mumkundur.

(2) Turkiye&#039;de hic kimse &quot;Biz hep muslumandik, sonradan olmadik&quot; gibi bir iddiada bulunmuyor.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>(1) Sonradan musluman olmak mumkundur.</p>
<p>(2) Turkiye&#8217;de hic kimse &#8220;Biz hep muslumandik, sonradan olmadik&#8221; gibi bir iddiada bulunmuyor.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Comment on Hürriyet: Yalan Söylemeden Bile Yalan Söyleyebilen Gazete by Tansu</title>
		<link>http://derinsular.com/hurriyet-yalan-soylemeden-bile-yalan-soyleyebilen-gazete/comment-page-1/#comment-16549</link>
		<dc:creator>Tansu</dc:creator>
		<pubDate>Tue, 28 Feb 2012 05:39:58 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://endoktrinasyon.com/kategorisiz/hurriyet-yalan-soylemeden-bile-yalan-soyleyebilen-gazete/#comment-16549</guid>
		<description>Telsiz operatörüyüm.

Resimde görülen cihaz Yaesu FT170&#039;dir. Hava bandını dinleyemez. Kriptolu-Şifreli haberleşme yapamaz-dinleyemez. Hava bandını dinleyebilen modeller sadece dinler, gönderme yapamaz. Bunlar da ticari hava bandı görüşmelerini dinler. Hava trafik görüşmelerini yani. Bunu zaten internet üzerinden bu işe ilgi duyan insanların dinlemesi amacıyla yayın yapan sitelerden 24 saat üstelik radar görüntüleriyle de birlikte dinlemeniz mümkün. Bu hainlerin haberleşme cihazları kullandıkları doğrudur. Ancak ileri seviye teknoloji ya da askerleri dinleme gibi falan şeyler yalan. Yapılabilen dinlemeler askerin dinlenebileceğini bildiği bantta şifresiz konuşma yapığı görüşmelerdir. Pek çok zaman karşılıklı küfürleşme, tehdit, propaganda buralardan yapılır.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Telsiz operatörüyüm.</p>
<p>Resimde görülen cihaz Yaesu FT170&#8242;dir. Hava bandını dinleyemez. Kriptolu-Şifreli haberleşme yapamaz-dinleyemez. Hava bandını dinleyebilen modeller sadece dinler, gönderme yapamaz. Bunlar da ticari hava bandı görüşmelerini dinler. Hava trafik görüşmelerini yani. Bunu zaten internet üzerinden bu işe ilgi duyan insanların dinlemesi amacıyla yayın yapan sitelerden 24 saat üstelik radar görüntüleriyle de birlikte dinlemeniz mümkün. Bu hainlerin haberleşme cihazları kullandıkları doğrudur. Ancak ileri seviye teknoloji ya da askerleri dinleme gibi falan şeyler yalan. Yapılabilen dinlemeler askerin dinlenebileceğini bildiği bantta şifresiz konuşma yapığı görüşmelerdir. Pek çok zaman karşılıklı küfürleşme, tehdit, propaganda buralardan yapılır.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Comment on Biz Türk Değildik, Sonradan Olduk by Hakan</title>
		<link>http://derinsular.com/biz-turk-degildik-sonradan-olduk/comment-page-1/#comment-16535</link>
		<dc:creator>Hakan</dc:creator>
		<pubDate>Sun, 26 Feb 2012 21:51:17 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://derinsular.com/?p=21324#comment-16535</guid>
		<description>Biz müslüman değildik sonradan olduk. Buyrun...</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Biz müslüman değildik sonradan olduk. Buyrun&#8230;</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Comment on Milliyetçilik Türkiye&#8217;nin Batısını da Böler by mca</title>
		<link>http://derinsular.com/milliyetcilik-turkiyenin-batisini-da-boler/comment-page-1/#comment-16422</link>
		<dc:creator>mca</dc:creator>
		<pubDate>Sun, 19 Feb 2012 20:36:20 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://derinsular.com/?p=21314#comment-16422</guid>
		<description>Türkiye&#039;de Türk kimliği üzerinden yürütülen siyaset, artık Türkiye&#039;nin uluslararası arenada arzu ettiği etkin bir aktör olma hedefiyle pek örtüşmüyor. Ülke topraklarında var olan etnik kimliklerle barış içerisinde bir Türkiye, aynı hedefe yönelebildiği sürece ileri ve güçlü devletler düzeyine erişecektir.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye&#8217;de Türk kimliği üzerinden yürütülen siyaset, artık Türkiye&#8217;nin uluslararası arenada arzu ettiği etkin bir aktör olma hedefiyle pek örtüşmüyor. Ülke topraklarında var olan etnik kimliklerle barış içerisinde bir Türkiye, aynı hedefe yönelebildiği sürece ileri ve güçlü devletler düzeyine erişecektir.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Comment on Siyaset Bilimi 101: Diktatörlük by Serdar Kaya</title>
		<link>http://derinsular.com/siyaset-bilimi-101-diktatorluk/comment-page-1/#comment-16312</link>
		<dc:creator>Serdar Kaya</dc:creator>
		<pubDate>Sun, 05 Feb 2012 05:37:11 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://derinsular.com/?p=20671#comment-16312</guid>
		<description>Surada olmali: http://ooegm.meb.gov.tr/mevzuat_bank/icerik.asp?id=48</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Surada olmali: <a href="http://ooegm.meb.gov.tr/mevzuat_bank/icerik.asp?id=48" rel="nofollow">http://ooegm.meb.gov.tr/mevzuat_bank/icerik.asp?id=48</a></p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Comment on Siyaset Bilimi 101: Diktatörlük by Can</title>
		<link>http://derinsular.com/siyaset-bilimi-101-diktatorluk/comment-page-1/#comment-16310</link>
		<dc:creator>Can</dc:creator>
		<pubDate>Sat, 04 Feb 2012 19:54:29 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://derinsular.com/?p=20671#comment-16310</guid>
		<description>Acaba Milli Eğitim Bakanlığı’nın 36 ila 72 aylık çocuklar için hazırladığı Okul Öncesi Eğitim Programı&#039;na dair internetten ulaşabileceğimiz bir kaynak var mıdır?</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Acaba Milli Eğitim Bakanlığı’nın 36 ila 72 aylık çocuklar için hazırladığı Okul Öncesi Eğitim Programı&#8217;na dair internetten ulaşabileceğimiz bir kaynak var mıdır?</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Comment on Soykırımla Yüzleşmek by a.kadir pekel</title>
		<link>http://derinsular.com/soykirimla-yuzlesmek/comment-page-1/#comment-16300</link>
		<dc:creator>a.kadir pekel</dc:creator>
		<pubDate>Fri, 03 Feb 2012 11:43:21 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://derinsular.com/?p=20481#comment-16300</guid>
		<description>son iki soruya cevap:

1-hayır ben böyle bir şey istemezdim. 
2-her devlet kendi topraklarında başka bir devlet kurulmasını önlemeye yönelik tedbirler alır. bu tedbirler olağanüstü durumlarda insan haklarını sınırlayabilir. bu, bugün de böyle. önemli olan alınan tedbirin mevcut tehlike ile orantılı olmasıdır. 1915&#039;te alınan tedbir belki de orantılı bir tedbirdi ama uygulanışı insanları felakete sürükledi. görülüyor ki, alınan tedbir keyfi bir &quot;tüm ermenileri yok edelim&quot; tedbiri değildir. alınan tedbir &quot;bir şekilde kuzeydoğuda egemenlik haklarımızı güvence altına alalım&quot;dır. gerek ruslara karşı gerekese ermeni çetelerine karşı. dolayısıyla &quot;tamamen veya kısmen ortadan kaldırma amacı&quot; olayda yoktur.

son derece cesur bir şekilde 1915&#039;te yaşanan olaylar hakkında yazılar yazmanızı ve bunu tartışmanızı destekliyorum ve -haddim olmayarak- takdir ediyorum. devlet ve elinde kamu gücünü bulunduran her zaman en acımasız şekilde eleştirilmelidir ama &quot;şüpjeli/sanık&quot; durumunda olan kişi için lehe olan argümanlar varsa bunlar da tarafsız bir şekilde ileri sürülmelidir. sizden beklediğim şey bu.

saygılar</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>son iki soruya cevap:</p>
<p>1-hayır ben böyle bir şey istemezdim.<br />
2-her devlet kendi topraklarında başka bir devlet kurulmasını önlemeye yönelik tedbirler alır. bu tedbirler olağanüstü durumlarda insan haklarını sınırlayabilir. bu, bugün de böyle. önemli olan alınan tedbirin mevcut tehlike ile orantılı olmasıdır. 1915&#8242;te alınan tedbir belki de orantılı bir tedbirdi ama uygulanışı insanları felakete sürükledi. görülüyor ki, alınan tedbir keyfi bir &#8220;tüm ermenileri yok edelim&#8221; tedbiri değildir. alınan tedbir &#8220;bir şekilde kuzeydoğuda egemenlik haklarımızı güvence altına alalım&#8221;dır. gerek ruslara karşı gerekese ermeni çetelerine karşı. dolayısıyla &#8220;tamamen veya kısmen ortadan kaldırma amacı&#8221; olayda yoktur.</p>
<p>son derece cesur bir şekilde 1915&#8242;te yaşanan olaylar hakkında yazılar yazmanızı ve bunu tartışmanızı destekliyorum ve -haddim olmayarak- takdir ediyorum. devlet ve elinde kamu gücünü bulunduran her zaman en acımasız şekilde eleştirilmelidir ama &#8220;şüpjeli/sanık&#8221; durumunda olan kişi için lehe olan argümanlar varsa bunlar da tarafsız bir şekilde ileri sürülmelidir. sizden beklediğim şey bu.</p>
<p>saygılar</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Comment on Sözde Değil Özde Soykırım by a.kadir pekel</title>
		<link>http://derinsular.com/sozde-degil-ozde-soykirim/comment-page-1/#comment-16293</link>
		<dc:creator>a.kadir pekel</dc:creator>
		<pubDate>Thu, 02 Feb 2012 14:51:20 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://derinsular.com/?p=20431#comment-16293</guid>
		<description>soykırım suçunun maddi unsurları 1915 olaylarında gerçekleşmiştir. gerçekten de milli-etnik bir gruba karşı öldürme ve ya ölüm sonucu doğuracak hayat koşullarına maruz bırakma seçimlik hareketleri gerçekleştirilmiştir

bunlarla birlikte manevi unsur olan (olayda özel kast) &quot;tamamen ya da kısmen yok etme amacı&quot; 1915 olaylarında Osmanlı Devleti&#039;nin sorumluluğunu gerektirecek düzeyde gerçekleşmiştir, diyecek düzeyde belge henüz yok. aksine dönemin dahiliye nazırı talat paşa&#039;nın anadolu&#039;daki valiliklere gönderdiği gizli şifrelerde amacın kesinlikle tüm ermenileri yok etmek olmadığı, yalnızca kuzeydoğuda bir devlet kurulmasını engellemek olduğu ve nihayet tehcire tabi ermenilerin emniyet içinde varış yerlerine ulaştırılmaları gerektiği belirtilmiştir. bununla ilgili kaynaklar çıkarılıp gerekli makamlara aktarılmıştır. aksine hareket edenler cezalandırılmıştır. bir kaymakamın bu yüzden asıldığı çok meşhur bir rivayettir. 

belki tehcir esnasında, elinde kamu gücünü bulunduranlar kısmen yok etme amacıyla birçok ermeniyi toplu şekilde öldürürerek ya da ölmeleri sonucunu doğuracak hayat koşullarına maruz bırakarak soykırım suçunu işlemişlerdir. fakat bu o kamu görevlilerinin sorumluluğunu getirir. Osmanlı devletini hele Türkiye&#039;yi böyle bir olaydan sorumlu tutmak için soykırımın bir devlet politikası halinde bir amaç haline getirilmiş olması gerekir. gözümüzün önünde gerçekleşen 90 larda bosnada gerçekleşen soykırımdan bile sırbistan devleti değil yalnızca şahıslar sorumlu tutulmuştur.

bilindiği gibi ermeniler tarih boyunca osmanlı devletinin sadık vatandaşları olmuşlar, barış içinde yaşamışlardır. türklerde ve 1915 olayları zamanında osmanlı hükümetinde tarihten gelen bir ermeni düşmanlığı yoktur. zaten ittihat ve terakki partisi içinde ve hatta kurucular arasında ermenilerin bulunduğu da bir gerçektir. tüm bunlar Osmanlı Devleti politikasında hitler almanyasında olan bir soykırım amacı olmadığını göstermektedir. zaten tehcir fikri de durup dururken değil, şartların bunu zorlaması üzerine ortaya çıkmıştır. o coğrafyadaki ermeni çetelerinin ruslarla işbirliği yapmaları ve güvenliği tehdit etmeleri sonucu tehcir fikrine yönelinmiştir. yani en baştan var olan bir &quot;ermenileri yok etme amacı&quot; olayda yoktur. yukarıda da bahsedildiği üzere kamu gücünü elinde bulunduran şahısların kişisel sorumluluklar mahfuzdur.

saygılar.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>soykırım suçunun maddi unsurları 1915 olaylarında gerçekleşmiştir. gerçekten de milli-etnik bir gruba karşı öldürme ve ya ölüm sonucu doğuracak hayat koşullarına maruz bırakma seçimlik hareketleri gerçekleştirilmiştir</p>
<p>bunlarla birlikte manevi unsur olan (olayda özel kast) &#8220;tamamen ya da kısmen yok etme amacı&#8221; 1915 olaylarında Osmanlı Devleti&#8217;nin sorumluluğunu gerektirecek düzeyde gerçekleşmiştir, diyecek düzeyde belge henüz yok. aksine dönemin dahiliye nazırı talat paşa&#8217;nın anadolu&#8217;daki valiliklere gönderdiği gizli şifrelerde amacın kesinlikle tüm ermenileri yok etmek olmadığı, yalnızca kuzeydoğuda bir devlet kurulmasını engellemek olduğu ve nihayet tehcire tabi ermenilerin emniyet içinde varış yerlerine ulaştırılmaları gerektiği belirtilmiştir. bununla ilgili kaynaklar çıkarılıp gerekli makamlara aktarılmıştır. aksine hareket edenler cezalandırılmıştır. bir kaymakamın bu yüzden asıldığı çok meşhur bir rivayettir. </p>
<p>belki tehcir esnasında, elinde kamu gücünü bulunduranlar kısmen yok etme amacıyla birçok ermeniyi toplu şekilde öldürürerek ya da ölmeleri sonucunu doğuracak hayat koşullarına maruz bırakarak soykırım suçunu işlemişlerdir. fakat bu o kamu görevlilerinin sorumluluğunu getirir. Osmanlı devletini hele Türkiye&#8217;yi böyle bir olaydan sorumlu tutmak için soykırımın bir devlet politikası halinde bir amaç haline getirilmiş olması gerekir. gözümüzün önünde gerçekleşen 90 larda bosnada gerçekleşen soykırımdan bile sırbistan devleti değil yalnızca şahıslar sorumlu tutulmuştur.</p>
<p>bilindiği gibi ermeniler tarih boyunca osmanlı devletinin sadık vatandaşları olmuşlar, barış içinde yaşamışlardır. türklerde ve 1915 olayları zamanında osmanlı hükümetinde tarihten gelen bir ermeni düşmanlığı yoktur. zaten ittihat ve terakki partisi içinde ve hatta kurucular arasında ermenilerin bulunduğu da bir gerçektir. tüm bunlar Osmanlı Devleti politikasında hitler almanyasında olan bir soykırım amacı olmadığını göstermektedir. zaten tehcir fikri de durup dururken değil, şartların bunu zorlaması üzerine ortaya çıkmıştır. o coğrafyadaki ermeni çetelerinin ruslarla işbirliği yapmaları ve güvenliği tehdit etmeleri sonucu tehcir fikrine yönelinmiştir. yani en baştan var olan bir &#8220;ermenileri yok etme amacı&#8221; olayda yoktur. yukarıda da bahsedildiği üzere kamu gücünü elinde bulunduran şahısların kişisel sorumluluklar mahfuzdur.</p>
<p>saygılar.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Comment on Öğretmenlerin ve Öğretmen Adaylarının Tepkileri by bakış kutlu</title>
		<link>http://derinsular.com/ogretmenlerin-ve-ogretmen-adaylarinin-tepkileri/comment-page-1/#comment-16277</link>
		<dc:creator>bakış kutlu</dc:creator>
		<pubDate>Tue, 31 Jan 2012 23:54:33 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://derinsular.com/?p=21238#comment-16277</guid>
		<description>Serdar Bey, 

Yazı dizinizi henüz okudum. Her ne kadar “öğretmen terörü” tanımlamanıza katılmasam da,  bunca düşünce kırıntısının içinde, elbette katıldığım noktalar mevcut. Ancak bu derece kapsamlı bir konuyu ele alış tarzınızı oldukça kısır buldum. Öncelikle, son derece sistematik biçimde, devlet eliyle yapılandırılmış ve hedefi yeni nesilleri “cumhuriyet”in ilkeleri doğrultusunda biçimlendirmek olan onlarca yıllık - ve son derece hatalı olan - eğitim sistemimizi “öğretmenlere” indirgemek işin kolayına kaçmak olmuş. Bu, “alfabe” kelimesi iyi değildir, çünkü “a” harfi sorunludur demeye benziyor. Geriye kalan harfler ve onların birleşiminden oluşan heceler güme gidiyor. Ron Jones örneğiniz bana Milgram deneyini anımsattı – bilirsiniz. Tıpkı bu deneydeki gibi, ülkemiz eğitim sistemindeki öğretmenler de uzunca bir süre, belirli bir düzen içinde bireyselliklerini yitirmiş ve grubun parçası olarak otoritenin kendilerinden beklentisini en iyi şekilde uygulamaya çalışmışlar. Bu anlamda ilk bakışta her ne kadar uygulayıcı olarak görünseler de, onlar da aynı sistemin kurbanları addedilebilirler. Yine Jones deneyi bir başka durumu daha gözler önüne seriyor: koşulların bireyler üzerindeki etkisi. Koşullar olumlu – olumsuz yönde değişkenlik gösterdikçe bireyler de farklı seviyelerde, ancak aynı doğrultuda değişiyorlar. Peki, öğretmenler için bu durum neden geçersiz olsun?

Bir öğretmen işini çok zor koşullarda ifa eder. Bu acı gerçeği yadsıyamazsınız. Devlet okullarında bir sınıfa 50-60 öğrenci düşmekte ki bu durum herhangi bir insan evladının gereken şekilde bilgi aktarabilmesi için son derece zorlayıcı. Elbette artık üniversiteli olmuş ve amfilerde sessizce oturup not alan, almazsa da başını sıraya koyup ses çıkarmadan uyuklayan öğrencileri kastetmiyorum, ortaokul ve lisedeki, pek çoğu orada olmayı istemeyen ve sadece devam zorunluluğu nedeniyle sıralara dizilmiş, öğrenmek için motivasyonu çok çok düşük bir öğrenci profilinden bahsediyorum. Bu motivasyonu artırmayı başaran öğretmenler de vardır elbet, ancak sayıları bir o kadar azdır, zira onların da işlerini insanüstü bir çaba ile yapmaları için itici güç olabilecek herhangi bir motiv vermiyor, vermemiş devlet bugüne değin. Bu itici güç ne olabilir? Öncelikle para olabilir tabi. Çoğu insanın “ben günde on saat çalışıyorum, öğretmenler günde 5-6 saat çalışıyorlar, neredeyse yarım gün, benimle aynı parayı mı alacaklar” türünden bir bakış açısı vardır ki oldukça komiktir. Bilgisayar başında, kah dinlenerek, kah yorulunca bir çay almaya giderek, kah sigaraya çıkarak veya beş-on dakika mola vererek geçirilen on saatle, kesintisiz bir dikkatle, ara vermeksizin 5 saat boyunca 50-60 kişiye bilgi iletmeye çabalamak arasında, karşılaştırılamayacak bir fark vardır. Hem zihinsel ve hem bedensel olarak, bu ikinci eylem çok daha yorucudur. Bu nedenle bir öğretmenin aslında haftada girmesi gereken ders saati 15 ilâ 18 saat olarak belirlenmiştir. Sebepse, fazlasının performansı düşüreceği gerçeğidir elbette. Ancak çoğu öğretmen ek ders adı altında günde 8 saat sınıftan sınıfa koşturmakta ve doğrusu ancak bu sayede kıt kanaat geçinebileceği parayı kazanmaktadır. Nihayetinde öğretmenlik de bir meslektir ve çoğu meslek gibi “iyi bir yaşam sürmek için gereken parayı kazanmak” adına yapılır. “Bilgili insanlar yetiştirme”nin para kazanmaktan önce gelmesi için herhangi bir sebep görmüyorum. Birçok öğretmen piyangodan para çıksa herhalde işlerini bırakırlardı ve bu da en fazla normal olurdu. Ama yaptığınız iş size iyi bir yaşam sunmuyor aksine son derece sorunlu, ailelerince doğru dürüst yetiştirilememiş, öğrenmeye isteksiz onlarca öğrenciye rehber olmanız karşılığında cüzi bir meblağ ödüyorsa; toplumda okumuş, eğitim görmüş olduğu halde duruma ille sizin baktığınız yerden bakan ve bu bakışın oldukça kısır olduğundan bile bihaber pek çok insan var ise, çalıştığınız mekan sizin kişisel gelişiminiz için pek az olanak sunuyorsa, bilgisayar ve internet dahi daha birkaç yıl önce bağlanmış ise, sınıflarınız eski, sıralarınız kırık, tuvaletleriniz pis ve öğretmenler odanız estetikten yoksunsa, siz de bir süre sonra koşullara uyarsınız. Bir öğretmen olarak, öğrenmeyi bırakabilirsiniz. Aksi, sinirli ve koskoca eğitim sisteminin omzunuzdaki yükünü öğrencisinden çıkaran kompleksli herifin birine dönüşebilirsiniz. Sizi kaale almayan sisteme sinirinizi ve boktan hayatınıza siteminizi birkaç “şımarık” öğrenciniz üzerinde otorite kullanıp onları ezerek atmaya yeltenebilirsiniz. Ne de olsa öğretmen olmak için belirli bir bilgiye sahip olmak gerekiyor, kimse size karakter ya da psikoloji testi uygulamıyor. Bilmem anlatabiliyor muyum aradaki ilintiyi? Gerçi eminim siz bunları zaten biliyordunuz. Yazdıklarınız yanlış demiyorum, pek çoğu doğrudur, ancak tüm bu ilişki dolayısıyla, öğretmenlerden önce sorunu eğitim sisteminde aramak daha yerinde olacaktır bana sorarsanız.

Yine bahsettiğiniz tipteki öğretmenler özel okullarda yok denecek kadar az, hatta yok. Neden dersiniz? Çünkü o okullardaki koşullar çok farklı. Bu kadar basit. Öğretmenler manyak ama özel okullarda öğrenciyi aşağılayamıyorlar, çünkü kovulacaklarını biliyor değiller. Sadece daha iyi koşullarda işlerini yapıyorlar hepsi o. İnsan gibi öğretip insan gibi yaşadıkları için insanlıktan çıkmıyorlar. Aslına bakarsanız salt devlet okulu- özel okul farkı bile bütün bu savı desteklemek için yeter örneği teşkil ediyor. Buna karşı savınız özel okulların öğretmen alımlarında kılı kırk yarması olabilir. Mümkündür. Ama dediğim gibi, kimse özel okulda çalışan bir öğretmeni bir devlet okuluna koyup orada 6 sene geçirdikten sonra öğrenciye nasıl davrandığını gözlemlememiş. Demem o ki, bilemeyiz.

Amerika’dan verdiğiniz örneğe gelince, Amerika böyle bir örnek vermek için iyi bir seçim değil. Bahsi geçen okul bir devlet okuludur olmasına ama eminim beyazların çoğunlukta olduğu, bölgesinde iyi örnek teşkil eden karma okullardan biridir. Daha güneye inseydik, Amerika’da da öğrencinin öğretmen tarafından ezildiği, aşağılandığı pek çok örnek bulabilirdik. Ki orası kapitalizmin, buna bağlı olarak özelleş-tir-menin ve bireyselleşmenin bizden yıllarca önünde. Avrupa çok daha iyi bir örnek olabilirdi. Bizde de öğrencinin biri akıl edip böylesi bir devamlı tavrı telefonuna kaydetse bunu sayfasına taşıtacak birkaç gazete çıkacağına eminim. Tabi ki bunları “olabilir böyle şeyler” demek adına yazmıyorum. Ne burada ne orada, yapılanı haklı gösterecek hiçbir şey yok. Sadece bunlar münferit örnekler, öğretmenlerin geneliyle açıklanmaları abesle iştigal. Sorun öğretmende değil, sistemde.

Öğretmen atamalarına gelince durum bambaşka. Yazdıklarınız kendi içinde tutarlı ama olayın en önemli kısmını atlayınca… Ülkemizde yüz bini aşkın öğretmen açığı varken atama yapılmaması sizce sorun değil mi? Bu insanlar eğitilmek adına değil bir meslek sahibi olmak için üniversite okuyor Serdar Bey. Burası Türkiye. İnsanlar daha bilgili olmak için değil, bir üniversitede akademisyen olarak iş bulmak için master, doktora falan yapıyor. Ve eğitim fakültelerini de, öğretmen açığı olduğu için seçen pek çok insan vardır eminim. Tabi ki talep olduğu sürece bölümler açık kalır ve insan alır, ve yine tabi ki her birini bir işe yerleştirmek devletin görevi değildir. Ama öğretmene ihtiyaç varken atama yapılmamasının ardında başka bir şey olduğu çok açık.

Son olarak herhangi bir özel veyahut devlet okulunda ortaokul- lise öğretmenliği yapmadığımı, bahsettiğim bütün bu olumsuzlukları ne şahsen ne de bir yakınım vasıtasıyla yaşadığımı, son derece güzel bir üniversitede son derece severek ve sayılarak, görece iyi bir para karşılığında ders verdiğimi belirteyim ki, yazdıklarımın değeri artsın. Zira bu yazı bir “üstüne alınmışlığın” değil, empati kurma çabasının sonucudur.

Sevgiler.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Serdar Bey, </p>
<p>Yazı dizinizi henüz okudum. Her ne kadar “öğretmen terörü” tanımlamanıza katılmasam da,  bunca düşünce kırıntısının içinde, elbette katıldığım noktalar mevcut. Ancak bu derece kapsamlı bir konuyu ele alış tarzınızı oldukça kısır buldum. Öncelikle, son derece sistematik biçimde, devlet eliyle yapılandırılmış ve hedefi yeni nesilleri “cumhuriyet”in ilkeleri doğrultusunda biçimlendirmek olan onlarca yıllık &#8211; ve son derece hatalı olan &#8211; eğitim sistemimizi “öğretmenlere” indirgemek işin kolayına kaçmak olmuş. Bu, “alfabe” kelimesi iyi değildir, çünkü “a” harfi sorunludur demeye benziyor. Geriye kalan harfler ve onların birleşiminden oluşan heceler güme gidiyor. Ron Jones örneğiniz bana Milgram deneyini anımsattı – bilirsiniz. Tıpkı bu deneydeki gibi, ülkemiz eğitim sistemindeki öğretmenler de uzunca bir süre, belirli bir düzen içinde bireyselliklerini yitirmiş ve grubun parçası olarak otoritenin kendilerinden beklentisini en iyi şekilde uygulamaya çalışmışlar. Bu anlamda ilk bakışta her ne kadar uygulayıcı olarak görünseler de, onlar da aynı sistemin kurbanları addedilebilirler. Yine Jones deneyi bir başka durumu daha gözler önüne seriyor: koşulların bireyler üzerindeki etkisi. Koşullar olumlu – olumsuz yönde değişkenlik gösterdikçe bireyler de farklı seviyelerde, ancak aynı doğrultuda değişiyorlar. Peki, öğretmenler için bu durum neden geçersiz olsun?</p>
<p>Bir öğretmen işini çok zor koşullarda ifa eder. Bu acı gerçeği yadsıyamazsınız. Devlet okullarında bir sınıfa 50-60 öğrenci düşmekte ki bu durum herhangi bir insan evladının gereken şekilde bilgi aktarabilmesi için son derece zorlayıcı. Elbette artık üniversiteli olmuş ve amfilerde sessizce oturup not alan, almazsa da başını sıraya koyup ses çıkarmadan uyuklayan öğrencileri kastetmiyorum, ortaokul ve lisedeki, pek çoğu orada olmayı istemeyen ve sadece devam zorunluluğu nedeniyle sıralara dizilmiş, öğrenmek için motivasyonu çok çok düşük bir öğrenci profilinden bahsediyorum. Bu motivasyonu artırmayı başaran öğretmenler de vardır elbet, ancak sayıları bir o kadar azdır, zira onların da işlerini insanüstü bir çaba ile yapmaları için itici güç olabilecek herhangi bir motiv vermiyor, vermemiş devlet bugüne değin. Bu itici güç ne olabilir? Öncelikle para olabilir tabi. Çoğu insanın “ben günde on saat çalışıyorum, öğretmenler günde 5-6 saat çalışıyorlar, neredeyse yarım gün, benimle aynı parayı mı alacaklar” türünden bir bakış açısı vardır ki oldukça komiktir. Bilgisayar başında, kah dinlenerek, kah yorulunca bir çay almaya giderek, kah sigaraya çıkarak veya beş-on dakika mola vererek geçirilen on saatle, kesintisiz bir dikkatle, ara vermeksizin 5 saat boyunca 50-60 kişiye bilgi iletmeye çabalamak arasında, karşılaştırılamayacak bir fark vardır. Hem zihinsel ve hem bedensel olarak, bu ikinci eylem çok daha yorucudur. Bu nedenle bir öğretmenin aslında haftada girmesi gereken ders saati 15 ilâ 18 saat olarak belirlenmiştir. Sebepse, fazlasının performansı düşüreceği gerçeğidir elbette. Ancak çoğu öğretmen ek ders adı altında günde 8 saat sınıftan sınıfa koşturmakta ve doğrusu ancak bu sayede kıt kanaat geçinebileceği parayı kazanmaktadır. Nihayetinde öğretmenlik de bir meslektir ve çoğu meslek gibi “iyi bir yaşam sürmek için gereken parayı kazanmak” adına yapılır. “Bilgili insanlar yetiştirme”nin para kazanmaktan önce gelmesi için herhangi bir sebep görmüyorum. Birçok öğretmen piyangodan para çıksa herhalde işlerini bırakırlardı ve bu da en fazla normal olurdu. Ama yaptığınız iş size iyi bir yaşam sunmuyor aksine son derece sorunlu, ailelerince doğru dürüst yetiştirilememiş, öğrenmeye isteksiz onlarca öğrenciye rehber olmanız karşılığında cüzi bir meblağ ödüyorsa; toplumda okumuş, eğitim görmüş olduğu halde duruma ille sizin baktığınız yerden bakan ve bu bakışın oldukça kısır olduğundan bile bihaber pek çok insan var ise, çalıştığınız mekan sizin kişisel gelişiminiz için pek az olanak sunuyorsa, bilgisayar ve internet dahi daha birkaç yıl önce bağlanmış ise, sınıflarınız eski, sıralarınız kırık, tuvaletleriniz pis ve öğretmenler odanız estetikten yoksunsa, siz de bir süre sonra koşullara uyarsınız. Bir öğretmen olarak, öğrenmeyi bırakabilirsiniz. Aksi, sinirli ve koskoca eğitim sisteminin omzunuzdaki yükünü öğrencisinden çıkaran kompleksli herifin birine dönüşebilirsiniz. Sizi kaale almayan sisteme sinirinizi ve boktan hayatınıza siteminizi birkaç “şımarık” öğrenciniz üzerinde otorite kullanıp onları ezerek atmaya yeltenebilirsiniz. Ne de olsa öğretmen olmak için belirli bir bilgiye sahip olmak gerekiyor, kimse size karakter ya da psikoloji testi uygulamıyor. Bilmem anlatabiliyor muyum aradaki ilintiyi? Gerçi eminim siz bunları zaten biliyordunuz. Yazdıklarınız yanlış demiyorum, pek çoğu doğrudur, ancak tüm bu ilişki dolayısıyla, öğretmenlerden önce sorunu eğitim sisteminde aramak daha yerinde olacaktır bana sorarsanız.</p>
<p>Yine bahsettiğiniz tipteki öğretmenler özel okullarda yok denecek kadar az, hatta yok. Neden dersiniz? Çünkü o okullardaki koşullar çok farklı. Bu kadar basit. Öğretmenler manyak ama özel okullarda öğrenciyi aşağılayamıyorlar, çünkü kovulacaklarını biliyor değiller. Sadece daha iyi koşullarda işlerini yapıyorlar hepsi o. İnsan gibi öğretip insan gibi yaşadıkları için insanlıktan çıkmıyorlar. Aslına bakarsanız salt devlet okulu- özel okul farkı bile bütün bu savı desteklemek için yeter örneği teşkil ediyor. Buna karşı savınız özel okulların öğretmen alımlarında kılı kırk yarması olabilir. Mümkündür. Ama dediğim gibi, kimse özel okulda çalışan bir öğretmeni bir devlet okuluna koyup orada 6 sene geçirdikten sonra öğrenciye nasıl davrandığını gözlemlememiş. Demem o ki, bilemeyiz.</p>
<p>Amerika’dan verdiğiniz örneğe gelince, Amerika böyle bir örnek vermek için iyi bir seçim değil. Bahsi geçen okul bir devlet okuludur olmasına ama eminim beyazların çoğunlukta olduğu, bölgesinde iyi örnek teşkil eden karma okullardan biridir. Daha güneye inseydik, Amerika’da da öğrencinin öğretmen tarafından ezildiği, aşağılandığı pek çok örnek bulabilirdik. Ki orası kapitalizmin, buna bağlı olarak özelleş-tir-menin ve bireyselleşmenin bizden yıllarca önünde. Avrupa çok daha iyi bir örnek olabilirdi. Bizde de öğrencinin biri akıl edip böylesi bir devamlı tavrı telefonuna kaydetse bunu sayfasına taşıtacak birkaç gazete çıkacağına eminim. Tabi ki bunları “olabilir böyle şeyler” demek adına yazmıyorum. Ne burada ne orada, yapılanı haklı gösterecek hiçbir şey yok. Sadece bunlar münferit örnekler, öğretmenlerin geneliyle açıklanmaları abesle iştigal. Sorun öğretmende değil, sistemde.</p>
<p>Öğretmen atamalarına gelince durum bambaşka. Yazdıklarınız kendi içinde tutarlı ama olayın en önemli kısmını atlayınca… Ülkemizde yüz bini aşkın öğretmen açığı varken atama yapılmaması sizce sorun değil mi? Bu insanlar eğitilmek adına değil bir meslek sahibi olmak için üniversite okuyor Serdar Bey. Burası Türkiye. İnsanlar daha bilgili olmak için değil, bir üniversitede akademisyen olarak iş bulmak için master, doktora falan yapıyor. Ve eğitim fakültelerini de, öğretmen açığı olduğu için seçen pek çok insan vardır eminim. Tabi ki talep olduğu sürece bölümler açık kalır ve insan alır, ve yine tabi ki her birini bir işe yerleştirmek devletin görevi değildir. Ama öğretmene ihtiyaç varken atama yapılmamasının ardında başka bir şey olduğu çok açık.</p>
<p>Son olarak herhangi bir özel veyahut devlet okulunda ortaokul- lise öğretmenliği yapmadığımı, bahsettiğim bütün bu olumsuzlukları ne şahsen ne de bir yakınım vasıtasıyla yaşadığımı, son derece güzel bir üniversitede son derece severek ve sayılarak, görece iyi bir para karşılığında ders verdiğimi belirteyim ki, yazdıklarımın değeri artsın. Zira bu yazı bir “üstüne alınmışlığın” değil, empati kurma çabasının sonucudur.</p>
<p>Sevgiler.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Comment on Kürtlerin Kendi Kaderlerini Tayini by ferhat şalvarcıoğlu</title>
		<link>http://derinsular.com/kurtlerin-kendi-kaderlerini-tayini/comment-page-1/#comment-16273</link>
		<dc:creator>ferhat şalvarcıoğlu</dc:creator>
		<pubDate>Tue, 31 Jan 2012 20:41:47 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://derinsular.com/?p=21273#comment-16273</guid>
		<description>zor bi konu ama güney doğuda 10 yıldır çalışan biri olarak şunu söylemek en azından hakkım diye düşünüyorum.kürt vatandaşların büyük bir kısmı çoçuğunu hala devletin okuluna gönderiyor batıda bulunan en iyi üniveristeleri kazanmak onların en büyük hayali ve bu hayalin varlığı bile en azından kürtlerin bunca yanlışa rağmen zihinsel olarak türklerden umut kesmediğini gösteriyor(kürt federe! devletinin erbilde bulunan üniversitelerinde burslu okuma imkanı varken) türkler buna rağmen yanlış yapmıyor mu evet ama bu türklerin en azından toplum olarak gerçekleri öğrendikçe vaz geçebildiği bir durum.ilerisi içinse süreçin sancılı olması mukadder ve bu mukaderiyeti biz onlarla beraber yaşıyacaz bu mezopotamya ve ortadoğunu tarihten beri kaderi bakın eyyubi abbasi memluk selçuklu örnekleri. ha biz başaramazsak onlar başarırsa biz kürt kardeşlerimize bağlı olacaz ama ayrılmıyacaz tarih bunun en bariz kanıtı diye düşünüyorum</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>zor bi konu ama güney doğuda 10 yıldır çalışan biri olarak şunu söylemek en azından hakkım diye düşünüyorum.kürt vatandaşların büyük bir kısmı çoçuğunu hala devletin okuluna gönderiyor batıda bulunan en iyi üniveristeleri kazanmak onların en büyük hayali ve bu hayalin varlığı bile en azından kürtlerin bunca yanlışa rağmen zihinsel olarak türklerden umut kesmediğini gösteriyor(kürt federe! devletinin erbilde bulunan üniversitelerinde burslu okuma imkanı varken) türkler buna rağmen yanlış yapmıyor mu evet ama bu türklerin en azından toplum olarak gerçekleri öğrendikçe vaz geçebildiği bir durum.ilerisi içinse süreçin sancılı olması mukadder ve bu mukaderiyeti biz onlarla beraber yaşıyacaz bu mezopotamya ve ortadoğunu tarihten beri kaderi bakın eyyubi abbasi memluk selçuklu örnekleri. ha biz başaramazsak onlar başarırsa biz kürt kardeşlerimize bağlı olacaz ama ayrılmıyacaz tarih bunun en bariz kanıtı diye düşünüyorum</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Comment on Ayrılmanın Da Bir Adabı Var by Mustafa Ajlan Abudak</title>
		<link>http://derinsular.com/ayrilmanin-da-bir-adabi-var/comment-page-1/#comment-16254</link>
		<dc:creator>Mustafa Ajlan Abudak</dc:creator>
		<pubDate>Sun, 29 Jan 2012 20:26:24 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://derinsular.com/?p=21288#comment-16254</guid>
		<description>Yazının son bölümünde  Jean Baudrillard&#039;ın simulakr kavramı aklıma geldi. Oradan matrix oradan da tavşan deliği..how deep the rabbit hole is...</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Yazının son bölümünde  Jean Baudrillard&#8217;ın simulakr kavramı aklıma geldi. Oradan matrix oradan da tavşan deliği..how deep the rabbit hole is&#8230;</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Comment on Ayrılmanın Da Bir Adabı Var by Can</title>
		<link>http://derinsular.com/ayrilmanin-da-bir-adabi-var/comment-page-1/#comment-16245</link>
		<dc:creator>Can</dc:creator>
		<pubDate>Sun, 29 Jan 2012 01:00:00 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://derinsular.com/?p=21288#comment-16245</guid>
		<description>Ece Temelkuran&#039;ın kaleme aldığı yazıyı okudum, sizin belirttiğiniz gibi yazıyı okuyan ve Türkiye hakkında muhtemelen yeterli bilgiye sahip olmayan genel okuyucu kitlesinin Hrant Dink suikastı ile Ak Parti&#039;yi doğrudan olmasa da ilişkilendirmesi muhtemel gibi gözüküyor.

Ancak yazı için kullandığınız &quot;AKP ile özgür düşünen gazeteciler arasına yapay denebilecek derecede keskin bir çizgi çizen...&quot; eleştirisine katılmıyorum. Yazının son üç paragrafı ve Ahmet Şık, Nedim Şener vakaları göz önüne alındığında, anlatılanların hem objektif bir gerçekliği yansıttığını hem de tüm özgür düşünen yazarlarla olmasa da (çünkü böyle bir nitelendirme sizin de aralarında bulunduğunuzu düşündüğüm ve en azından keskin bir Ak Parti muhalifi olmadığını sandığım bir çok yazarı da kapsar) hükümete açık şekilde muhalif olan ve özgür düşünen yazarlarla hükümet arasında gerçekten de var olan büyük uçurumu ve oluşturulan baskı ortamını iyi yansıttığını düşünüyorum ve tahmin ediyorum ki, hükümetin medya üzerinde kurduğu baskıyı tüm yazarlar aynı şekilde hissetmiyorlardır. Hrant Dink ile ilgili düşüncelerinizin ise doğru tespitler olduğunu düşünüyorum. İyi çalışmalar.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Ece Temelkuran&#8217;ın kaleme aldığı yazıyı okudum, sizin belirttiğiniz gibi yazıyı okuyan ve Türkiye hakkında muhtemelen yeterli bilgiye sahip olmayan genel okuyucu kitlesinin Hrant Dink suikastı ile Ak Parti&#8217;yi doğrudan olmasa da ilişkilendirmesi muhtemel gibi gözüküyor.</p>
<p>Ancak yazı için kullandığınız &#8220;AKP ile özgür düşünen gazeteciler arasına yapay denebilecek derecede keskin bir çizgi çizen&#8230;&#8221; eleştirisine katılmıyorum. Yazının son üç paragrafı ve Ahmet Şık, Nedim Şener vakaları göz önüne alındığında, anlatılanların hem objektif bir gerçekliği yansıttığını hem de tüm özgür düşünen yazarlarla olmasa da (çünkü böyle bir nitelendirme sizin de aralarında bulunduğunuzu düşündüğüm ve en azından keskin bir Ak Parti muhalifi olmadığını sandığım bir çok yazarı da kapsar) hükümete açık şekilde muhalif olan ve özgür düşünen yazarlarla hükümet arasında gerçekten de var olan büyük uçurumu ve oluşturulan baskı ortamını iyi yansıttığını düşünüyorum ve tahmin ediyorum ki, hükümetin medya üzerinde kurduğu baskıyı tüm yazarlar aynı şekilde hissetmiyorlardır. Hrant Dink ile ilgili düşüncelerinizin ise doğru tespitler olduğunu düşünüyorum. İyi çalışmalar.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
</channel>
</rss>

