• Ana Sayfa
  • .pdf
  • Linkler
  • İletişim
  • RSS
  •                      

Derin Sular

Fotoğraf Detayları
banner
 
 

Çöp Adamlara Muhtacız

23 Jan2011
 

[23 Ocak 2011 tarihinde Taraf gazetesinde yayınlandı.]

Poşulu Kürtler, Atatürk rozetli laik teyzeler, başörtülü kızlar, takkeli hacıamcalar ve diğerleri… Hepsini az çok biliyoruz ve hepsi hakkında öyle ya da böyle bir fikrimiz var. İçlerinden hangisinin hangi konuda nasıl bir yaklaşıma sahip olacağını da üç aşağı beş yukarı kestiremiyor değiliz. Ama diğer yandan insanların muhataplarını (onları dinlemeye dahi ihtiyaç duymadan) belli kategorik kalıplara soktuklarına şahit olduğumuzda, bu tavır hoşumuza gitmiyor. Önyargılardan ileri geldiğini düşündüğümüz bu davranış biçimini eleştiriyoruz – ve tabii bunu yaparken kendimizle çelişiyoruz.

Aslında ne insanları kategorize etmemizde ne de insanların kategorize edilmesine isyan etmemizde bir problem var. Dahası, bu iki tavra aynı anda sahip olmak, ilk başta göründüğü kadar çelişkili de değil. Zira, yaygın kanının aksine, zihinlerimizdeki kalıplar önyargıdan kaynaklanmıyor. Bu durum, daha ziyade, insan beyninin yetersizliği ile ilgili. Şöyle ki, içinde yaşadığımız dünya, insan beyni için fazlasıyla karmaşık bir yer. İnsan beyni de, bu karmaşıklıkla başa çıkabilmek için, algıladığı hemen herşeyi basite indirgeme yoluna gidiyor.

Bu zihinsel işlem, kabaca, nesnelerin kimi ayırt edici özelliklerini ön plana çıkarma ve diğer bütün detayları büyük ölçüde gözardı etme esasına dayanıyor. Adam Asmaca oyununda çizilen türden çöp adamlar, bu durumu izah etme adına iyi bir örnek olabilir… Şöyle ki, çöp adam imgesi, bir yandan gerçek bir adamın neredeyse hiçbir özelliğine sahip değil iken, diğer yandan da, iki kolu, iki bacağı, bir gövdesi ve bir de başı olması itibariyle onun en belirgin özelliklerini taşır. Dolayısıyla da, (sözgelimi) bir Cin Ali çizimine bakan herkes, orada bir insan görür. Bu konudaki bir diğer iyi örnek de karikatürlerdir. Karikatürler, yapıları gereği, nesneleri basitleştirerek resmederler. Bu basitleştirme de, resmedilen gerçekliğin sadece en ayırt edici birkaç özelliğini çizgiye aktarma esasına dayanır. Örneğin, her hafta Recep Tayyip Erdoğan’ı kapağına taşıyan mizah dergilerinin çizimlerine dikkat edilirse, Erdoğan’ın geniş alnını, taralı düz saçlarını ve bıyıklarını ön plana çıkardıkları görülebilir. Sadece bu gibi birkaç detayı gören insanlar, resmedilen kişinin Recep Tayyip Erdoğan olduğunu hemen anlarlar. Çünkü her ne kadar kulağa bir parça garip gelse de, zihinlerindeki Erdoğan imgesinin karmaşıklığı, karikatürlerdekinin çok ötesinde değildir.

İnsan beyninin nesneleri kimi ayırt edici özellikleri doğrultusunda “karikatürize etme” eğilimi, ayrımcılık ve önyargıların yaygınlığını da açıklar. İnsanları deri rengi, aksan, kıyafet tercihi gibi belirgin özellliklerden hareketle kategorize eden insan beyni, bu özellikler doğrultusunda her kategoriye karşılık gelen ayrı bir imge (sterotip) oluşturur.1 Bu imgeler bir kez oluştuktan sonra, kişi, karşılaştığı her insanı ilgili kategorilerden biri altında sınıflandıracak ve bu sınıflandırma doğrultusunda o insana yönelik bir tavra sahip olacaktır. Dolayısıyla, insanlar önyargılı oldukları için başkalarını kategorize etmemekte, beyinleri ancak basit kategoriler doğrultusunda çalışabildiği için önyargılı davranmaya mahkum olmaktadırlar.

Bütün bunlar şu anlama gelir: Varlığı kategorize etmek insan beyni için istisna değil kuraldır. Bu çalışma şekli bir yandan insan hayatını pratikleştirse de, işin içine diğer insanlar girdiğinde durum tehlikeli bir hal alır. Zira aynı kategorik kalıplar, insanları karikatürize etmeye (ve hatta ötekileştirmeye) fazlasıyla müsaittir. Dahası, bu durumun zihinsel bir yetersizlikten ileri geliyor olması, insanın bu sürece dışarıdan bakabilmesini fazlasıyla zor kılar. Bu nedenle, insan, haddini bilmek ve yanılabilirliğinin her daim farkında olmak durumunda olan bir varlıktır. Zira insan, hayatını sürdürebilmek için çöp adamlara muhtaç olsa da, tehlikelerinden sakınabilmek için onların aslında ne kadar kırılgan olduklarını aklından çıkarmamak durumundadır.

1 Bu mekanizmaya dikkat çeken ilk çalışma, Amerikalı entelektüel Walter Lippmann’ın 1922 yılında yazdığı Public Opinion adlı kitabıdır. Aynı zamanda “sterotip” kavramını ilk kez ortaya atmakla ünlü olan bu kitapta Lippmann, beynimizin gerçekliklerden hareketle imgeler oluşturduğunu değil, imgelerden hareketle gerçekliği algıladığını izah eder. Zira sterotipler, “kafamızdaki resimler”dir ve “bizler çoğu zaman önce görüp sonra tanımlamaktan, önce tanımlayıp sonra görürüz.” Gordon Allport, 1954 yılında yazdığı The Nature of Prejudice adlı kitabında Lippmann’ın teorisini geliştirmiştir. Bilişsel bir perspektife sahip olan kitap, özetle, insan zihninin dış dünyaya dair son derece kompleks olan gerçeklikleri ancak kategorize ederek anlamlandırabildiğini ifade eder. Bu süreçte, zihin, gözlemlediği her varlığın belli özelliklerini ön plana çıkarmakta ve bu varlıkları, ön plana çıkardığı bu özellikler doğrultusunda kategorize etmektedir. Sterotipler de aynı sürecin bir ürünüdür.

Paylaş:
2

Okuyucu Yorumları

 

rüştü hacıoğlu says:

24 January 2011 at 11:47 AM

Militarist yapıların başvurduğu “dehümanizasyon” işlemi ne kadar basitmiş meğer. Zaten ötekinin zihninde “cinali” olarak kodlanmış berikinin işini bitirmek sadece bir komuta bakıyor: “saldır koç!”

 
 

kommagene says:

25 January 2011 at 12:20 PM

Artık Türkiye’de insan kırmızı deyince Vodafone, 118 deyince 80 diye yanıt veriyor. Tüketim ve reklam sektörleri imge oluşturmak için çabalıyorlar. Dinsel kurumlar da bu konuda ordudan az geri kalır değildir.

 
 

Yorum Ekle:

Wordpress hesabınız var mı? Yorum yapmak için Log in yapın.

 
 
 

 

Yorumunuzu göndermeden önce lütfen yorum kurallarını hatırlayın.