• Ana Sayfa
  • RSS
  •                      

Derin Sular

Fotoğraf Detayları
 
 

De, Dahi Anlamına Gelmez

26 Jun2008
 

Birkaç yıl evvel, “Dahi anlamındaki de ayrı yazılır” şeklinde bir slogan ortaya çıktı ve bu doğrultuda siteler ve facebook grupları dahi kuruldu. Gerek imla kuralları gerekse dilin kendisi konusunda özenli davranmak elbette anlamlı, ancak de edatı ne yazık ki dahi anlamına gelmiyor. Dahası, de ve daların cümle içinde bitişik ya da ayrı yazılmasında belirleyici olan, (sloganda ima edilenin aksine) ifadenin anlamı değil, işlevi. Şöyle ki, de ifadesi, çekim eki olup da yer belirttiğinde bitişik, diğer durumlarda ise ayrı yazılır:

– Kitabımı evde unuttum. (Çekim eki)
– Ben de geliyorum. (Edat)

Edat olduğu için ayrı yazılan ve ekseriyetle yanı sıra, ek olarak gibi ifadelere yakın anlamlarda kullanılan denin dahi anlamından hepten uzak olduğu, yani anlam kayması pahasına da olsa herhangi bir yer değiştirme yapmanın mümkün olmadığı kullanımlar da vardır:

Çok da umrumdaydı! (Edat)

De, dahi anlamına gelmediği gibi, dahi de, de anlamına gelmez. Dahi kelimesi, bileye yakın bir anlam taşır. Bu nedenle, “Ben de geliyorum” ile “Ben dahi geliyorum!” cümlelerinin ifade ettiği anlam tam olarak aynı değildir. Birinci cümlede, kişi, gidilen yere başkalarına ek olarak kendisinin de geliyor olduğunu haber verirken, ikincide, kendisinin geliyor olması durumuna bir parça beklenmediklik hissi katmakta ve “Ben bile geliyorum!” ünlem cümlesine yakın bir anlam ifade etmektedir.

Söz konusu cümleleri, hem sondan eklemeli dil grubuna dahil olmayan, hem de burada sözü geçen her kullanım için farklı bir kelimeye sahip olan İngilizce’deki karşılıklarıyla birlikte ele almak aradaki farkların daha iyi anlaşılabilmesine yardımcı olabilir:

– Kitabımı evde unuttum. (I forgot my book at home.)
– Ben de geliyorum. (I am also coming.)
– Ben dahi geliyorum! (Even I am coming!)

İmla kurallarındaki belirleyiciliğin işlev/görev merkezli olduğuna dikkat çekme adına kinin farklı yazılma şekilleri de hatırlanabilir:

– Senin yazacağın yazı, onunkini tutmaz. (Zamir)
– Hızlı koş ki yetişesin. (Bağlaç)

De ve dalar konusunda yapılan yanlışlara ille de dahi ifadesi ile ilişkilendirme yapılarak referans verilecekse, böyle bir örnekleme olsa olsa anlamın değil, cümlenin bozulup bozulmaması ölçü alınarak yapılabilir. Şöyle ki, “Kitabımı evde unuttum” cümlesindeki -de çekim ekinin yerine dahi edatı getirilirse cümle tamamen bozulacaktır. Ancak aynı değişiklik “Ben de geliyorum” kelimesindeki de edatı için yapılırsa, bu durumda yeni cümle (manası değişse dahi) bozuk olmayacaktır. Ancak anlam ve yer değiştirme merkezli bir karşılaştırma yapmak gerekiyorsa, dahi kelimesinin olsa olsa bilenin yerine kullanılabileceği söylenebilir:

– Ben dahi geliyorum! (Hayret / Beklenmediklik)
– Ben bile geliyorum! (Hayret / Beklenmediklik)

6

Okuyucu Yorumları

 

Levent Cetin says:

June 26, 2008 at 5:36 pm

Size hak vermekle birlikte yuzde yuz hakli buldugumu soyleyemeyecegim. Bence de dahi(l) anlamina da gelebilir bile anlamina da.
Bence dile ve tanimlara “bire bir fonksiyon” olarak bakmissiniz. Halbuki dillerde kullanilan kelimelerin bir cogu birden fazla anlama tekabul edebiliyor. Tek tek cumlelerde verdiginiz ornekler dogru gorunse de kontekst icinde fakli alinabileceklerini gozden kacirdiginizi tahmin ediyorum. Nitekim TDK sozlugunde verdiginiz ornege benzer bir ornek de var. Dahi kelimesinin karsiligi olarak hem “bile” hem de “de, da” verilmis.
Burada aslinda sizin de farkinda oldugunuz bir anlam karmasasi var. Ben bunun sebebi olarak Arapca’nin Turkce ile uyumsuzluk gosterdigi noktalari goruyorum. Ozellikle Arapca kelimelerden Turkce kelimeler turetmek sikintilara yol acabiliyor. Fiillerde ise cogunlukla daha buyuk sorunlar var. Genelde Arapca fiilleri etmek, yapmak gibi Turkce fillerle tamamlamak gerekiyor. (Burada dahi diye acikladigimiz -de yi dahil olarak aciklamak bana mantikli geliyor).
Ingilizce karsiliklari vermeniz aciklayici olmus. Yazinizi okuyanin bire bir ortusme anlaminda yazmadiginizdan emin olmasi icin aciklamaniz da yerinde.
Dil’in yasayan bir nesne olmasi ile ilgili tanimi begenirim. Gunes Dil Teorisi ile ugrasan ucubelerin basarisiz olma sebebi de bu. Bir dile ne maske takarsaniz takin, eninde sonunda halkin ve kulturlerin etkilesimi ile ortaya cikan bir varlik dil. Yalin bir iskelet ve uzerine insa edilmis detay kavramlar aslinda toplumun gelismislik duzeyine tekabul eder. Yoksa bizimki gibi yamali bohcaya doner.
Hep bilimsellige takintili ama askeri sistematik disinda bilimsel dusunceye dair hic bir iz bulunmayan diktator kafali bir ulkede dilin de yasamasi gereken bir canli olarak gorunmeyip, masada yaratilmis bir robot, tabiri caizse, bir Frankestayn olmasi kacinilmaz.
Bunlari yazarken de lise edebiyat kitabini zindana ceviren Nurullah Atac ve Sevket Rado gibi isimleri hatirladigimda aklima pek de sevimli duygular gelmiyor. (Yillar sonra aldigim bir Mario Levi kitabini da nedense ayni ic sikintisyla okumaya calisip ortasinda birakmistim.)

 
 

Serdar Kaya says:

June 26, 2008 at 5:44 pm

“Bence de dahi(l) anlamina da gelebilir bile anlamina da.”
“Nitekim TDK sozlugunde verdiginiz ornege benzer bir ornek de var. Dahi kelimesinin karsiligi olarak hem “bile” hem de “de, da” verilmis.”
Kelimenin etimolojik kökenini ben de bilmiyorum. Ama kullanılış şekline baktığımızda ben kelimeye ‘bile’ dışında herhangi bir birincil anlam yüklendiğini hatırlamıyorum.
Ancak şayet ‘dahi’ kelimesinin anlamının ‘bile’den (ve başka bir birincil anlamdan) ziyade “de, da”ya yakın olabileceği durumların da var olduğunu düşünüyorsanız, bu durumu örneklendirebilmeniz gerekir.

 
 

Süleyman Şahal says:

June 27, 2008 at 7:36 pm

‘de’ ekinin ‘dahi’ anlamına geldiği yerlerde ayrı yazılacağına dair kural kanaatimce düşünülmeden tekrar ediliyor. Vaktiyle gramer kitaplarından birinde kurallaştırılmış olsa gerek. Biz “kuralsa doğrudur” benzeri yaklaşımlardan ibaret bir eğitim sisteminin tornasından geçtiğimizden bunları değiştirmeyi düşünmeyiz bile. Anlamsız bile olsa kurallı olması iyidir.
Levent Bey’in de bahsettiği gibi, dil ülkemizde dinamik ve canlı bir varlık olarak algılanmadığı için kimse bu kuralın üzerinde düşünmeye gerek görmemiş bile olabilir. Öyleyse öyledir. Ayrıca, toplum içindeki cari kullanımın kitaba uymadığı için yanlış addedilmesi de olası. Oysa bir dilin kurallarına uymak önemli olsa da dilin de facto olarak işlemeyen kurallarını ısrarla sürdürmek anlamsız. Çünkü hayat dilin özüne aykırı kuralları filtreleyen bir fonksiyona da sahip. Dilciler dilin varlık çerçevesini nasıl çiziyorlar bilmiyorum ama, bana kalırsa dil, sözlükte ve gramer kitaplarında dondurulmuş olan anlam ve kalıplardan daha çok hayatın içinde bir şey. Elbette sözlük ve gramer çok önemli, ama bunlar aynı zamanda çok sık güncellenmesi gereken bir yapıya da sahip. Örneğin, çok eski sayılmayacak metinlerde (60 yıl olabilir) ‘belki’ kelimesinin tuhaf anlamlar üretecek şekilde kullanıldığına rastladım. Kontekst içinde anlam karışıklığına sebep olduğu için ilk başlarda kafam karışmıştı, ama mesele basitti aslında: ‘belki’ kelimesinin anlamı zamanla değişmişti. Biraz daha araştırdığımda ‘belki’ kelimesinin o dönemin bir sözlüğünde ‘hatta’, ‘kesinlikle’ anlamlarında tanımlandığını gördüm. Bu yanlış olmuş diye süreci geri döndüremezsiniz ki. Değişimi garipsememek ve yok saymamak lazım.
Bu arada, beş tane Türkçe sözlüğüm var, hiçbirini de yeterli bulmadığımı belirtmeliyim. Keşke sorunumuz sadece güncel olmamak olsaydı.
Ayrıca, bir dönem araştırmamda piyasada 22 tane imla kılavuzu bulmuştum ve bunlar kabaca darbe sonrası TDK ve TDD (darbe öncesi TDK :)) olmak üzere iki ekol etrafında kümelenseler de, her biri ayrı telden çalıyordu. Bir dilin, üzerinde fikir birliğine varılmış bir imla ve gramerinin olmaması acınası bir şey bence. Çok ciddi bir iletişim problemi yaratıyor bu. Bugünkü imla ve gramer bilinçsizliğinin/umursamazlığının altında yatan en büyük sebep de bu. Bu dediğim, hemen her şeyde yaptığımız gibi dili de siyasete alet edip elimizde oyuncak etmemiz ve herkesin kafasını karıştırmamız.
Türkçe, özleştirmeci akımın etkisiyle öylesine yapay ve hızlı bir başkalaşım geçirdi ki, bu başkalaşmış dili üreticileri hariç kimse anlayamadı ve bu durum canlı bir varlık olan dilin, kendi habitatı içinde geçirdiği evriminin yok sayılmasına ve siyasi iktidarın otoritesini gösterebileceği bir alana hapsolmasına yok açtı. Neticede olan dile oldu ve 20-30 yılda bir başka diller konuşan jenerasyonların iletişimsizliğine düçar olduk.
Sonuçta bence de ‘de’ ‘dahi’ anlamında kullanılmıyor. Serdar Bey belki o niyetle yazmadı, ama bu küçük mesele aslında daha büyük bir meselenin bir parçası. Bu yazı bana özellikle Türk dilcilerinin Türkçe’ye yaklaşım zaafiyetlerini tekrar hatırlattı.

 
 

Levent Cetin says:

June 28, 2008 at 2:53 am

Tanimlarin yapildigi zaman da onemli saniyorum. Dahi kelimesinin ‘de’ ‘da’ anlaminda kullanilan bir ornegine pek rastlanmamasi bu kullanimin kalkmaya yuz tuttuguna delalet olabilir. Belki ‘de’ ‘da’ eklerinin kullaniminin kolayligi yayginlasmalarina, ‘dahi’nin de ortadan kalkmasina sebep olmus olabilir. Bu kullanim icin eski kaynaklar arastirilmali. Ben internette ararstirirken su ornege rastladim. Buradaki dahi “bile” anlaminda degil de “de da” anlaminda gorunuyor.

cemaatin, derneğin, partinin, ideolojinin ve dahi herhangi bir fikrin ya da düşünce ekolünün sempatizanı değilim, böyle bir oluşuma dahil de değilim.
….
Kanuni Sultan Suleyman’in kendi tabirinde de benzeri bir kullanim gecmektedir:
“Ben ki Sultan-i salâtin-i zaman burhân-i havakın-i avân tâc-bahs-i husrevân-i cihan zillullâhi’l-meliki’l-mennân Akdeniz’in ve Karadeniz’in ve Rumeli’nin ve Anadolu’nun ve Şam ve Halep ve Karaman ve Rûm’un ve vilâyeti-i Dulkadriye’nin ve Diyârbekir’in ve Azerbaycan ve Van’ın ve Budun ve Tamisvar vilâyetlerinin ve Mısır’ın ve Mekke’nin ve Medine’nin ve Kudüs’ün ve Halilü’r-Rahmânin külliyen diyâr-i Arab’ın ve Yemen’in ve Bağdad ve Basra ve Cezayir vilâyetlerinin ve dahi nice memleketlerin ki âbâ-i kiram ve ecdâd-i izamim -enârallâhü berâhinehüm- kuvvet-i kahire ile fetheyledikleri ve cenabı-i celalet-meâbim dahi tig-i âtes-bâr simsîr-i zafernigârim ile fetheyledigim nice diyarın sultanı ve pâdişâhı hazret-i Sultan Bâyezıd oğlu Sultan Selim Hân oğlu Sultan Süleyman Şah Hân’ım”

 
 

Serdar Kaya says:

June 28, 2008 at 3:02 am

Levent Bey,
“ve dahi” şeklindeki kullanım, ifadenin tekil kullanımından farklıdır, haklısınız. Ancak bu tür kullanımlarda da “ve hatta” ya da “ve daha” anlamları söz konusu. Verdiğiniz örnekte de bu belirgin:
“Bağdad ve Basra ve Cezayir vilâyetlerinin ve dahi nice memleketlerin”

 
 

Leyla says:

December 1, 2010 at 11:24 pm

Suleyman Bey,

Tahmininiz dogru. “Dahi” kelimesinde yillar icinde anlam kaymasi var. Ornegin risale-i nurlara bir goz atarsaniz Said Nursi’nin “dahi” kelimesini hemen her zaman “de” anlaminda kullandigini gorursunuz.

 
 

Yorum Ekle:

Wordpress hesabınız var mı? Yorum yapmak için Log in yapın.

 
 
 

 

Yorumunuzu göndermeden önce lütfen yorum kurallarını hatırlayın.