Demokratlık-Liberalizm İlişkisi (1): Giriş
20 Eki2009Etyen Mahçupyan ile Atilla Yayla arasında yaşanan demokratlık-liberalizm polemiği, pek çok yönü itibariyle, Türkiye’de yakın dönemde gerçekleşen en ilginç entelektüel tartışmalardan biri oldu. Bu tartışma, herşeyden önce, hakim siyasal rejimin kimi otoriter öğelerini savunanlar ile bunlara karşı çıkanlar arasında yaşanan alışılmış polemiklerden farklıydı. Bir başka deyişle, tartışmada yer alan her iki taraf da, otoriter olmaktan uzak bir yaklaşım ortaya koyma kaygısıyla argüman üretiyordu.
Tartışma çerçevesinde yazılan yirminin üzerinde yazı incelendiğinde, demokratlık ve liberalizmin farklı çıkış noktalarına sahip oldukları ve dolayısıyla farklı öncelik ve kaygılarla şekillendikleri ortaya çıkıyor. Şöyle ki, liberalizm, bireysel özgürlükleri devletin ve diğer bireylerin olası ihlallerinden koruma kaygısıyla şekillenen ve hatta bütün felsefesini bu kaygı üzerine inşa eden bir anlayış durumunda iken, demokratlık, böyle bir yaklaşımı (salt işleyişe – ya da fiillere ve faillere – odaklanıyor olması nedeniyle) fazlasıyla rejim eksenli buluyor. Zira demokratlık, analizinin başlangıç noktasına zihniyeti koyuyor olmasından ötürü, gerek bireysellik algısını, gerek sosyal ilişkileri, gerekse siyasal rejimi, hakim zihniyetin birer yansıması olarak görüyor. Bu durumda da, liberal analizlerin bütün çıkış noktaları, demokrat bir gözle bakıldığında birer sonuç halini alıyor.
Neticede, demokratlık ve liberalizmin bireysel haklar noktasında birbirlerine kategorik bir karşıtlık içermiyor, hatta benzeri hassasiyetleri paylaşıyor olmalarına rağmen, birinin özgürlük diğerinin ise zihniyet temelli olan yaklaşımı, sosyal gerçeklikleri anlamlandırma adına iki farklı perspektif ortaya çıkarıyor. Bu noktada, liberalizm, bireysel alana yönelik her türlü dışsal müdahaleye karşı anayasal güvence sunan ve böylelikle sadece hayat ve mülkiyet gibi hakları değil, düşünce ve ifade gibi özgürlükleri de teminat altına almaya odaklanan bir siyasal doktrine karşılık gelirken, demokratlık, toplumsal uzlaşının birbirinden müstakil, atomistik alanlar olarak ele alınan bireysel dünyalardan hareketle tesis edilmesi düşüncesini problemli buluyor. Demokratlık ve liberalizm arasındaki bu farklılık, özellikle “öteki” ile kurulan ilişkinin niteliğinde kendini belli ediyor.
Demokratlık ve Liberalizmde Öteki Algısı
Liberalizm, farklı düşünce ve hayat tarzlarına sahip insanların birbirlerinin konumlarına saygı göstererek yaşadıkları, (başkalarının hakları ihlal edilmediği müddetçe) son tahlilde herkesin kendi hayatını yaşayabilme özgürlüğünün olduğu bir toplumsal birliktelik öngörür. Bu ortamda, herkes, (bir başkası tarafından şu ya da bu nedenle ötekileştirilmiş olup olmamasından bağımsız olarak) eşit haklara sahiptir. Hatta siyasal sistemin söz konusu farklılıklara karşı bilinçli bir şekilde “kör” olma kaygısını temin etmek, ayrımcılıkları ortadan kaldırabilme adına şarttır. Bu işleyişin sürdürülebilirliği ise, hak ihlalinde bulunanlara hukuki yaptırımlar uygulamak suretiyle temin edilir.
Birbirleri için öteki (ya da en azından “başkası”) durumunda olan insanların, kendi aralarına çizdikleri sınırlara riayet etmek, yani kendi bireysel sınırlarının ötesindeki dünyalara karışmama taahhüdünde bulunmak suretiyle tesis ettikleri bu özgür toplum tasavvuruna getirilen “demokrat” itiraz ise, birbirinden müstakil bireysel dünyalar esas alınarak oluşturulan bir siyaset modelini reddeder. Zira demokratlık, öteki ile ayrışmayı değil, bir araya gelmeyi öngören, hatta alınan kararların meşruiyetini dahi geniş tabanlı bir siyasal katılım ve de etkin bir iletişim sürecine dayandıran bir “zihniyet”in ifadesidir. Çünkü, herşeyden önce, sosyal ve siyasal alan, bireysel dünyaların dışında kalan ortak bir platformu ima eder. Dahası, böyle bir ortamda bireysel alanlar da ister istemez birbirleriyle kesişmek durumundadır. Bu nedenle, öncelikle bireysel hak ihlalleri, anayasal güvenceler ve hukuki yaptırımlar ekseninde inşa edilen bir siyaset algısının toplumsal pratikleri gerçekçi bir düzeyde okuyabilmesi mümkün değildir.
Bu anlayışa göre, öteki ile birlikte yaşadığının bilincinde olmak, ortak karar alma noktasında öteki ile birlikte hareket etme gerekliliğini de beraberinde getirir. Bu gereklilik ise, gerçek ve uzun ömürlü çözümlerin ancak öteki durumunda olanlar ile birlikte onların hassasiyetlerinin de dikkate alınmasıyla mümkün olabileceği düşüncesinden mülhemdir. Bu çerçevede “uzlaşı çabası”na yapılan vurgu da, herhangi bir konuda anlaşmaya varmak kadar, ortak bir siyasal kültür inşa etmeye yönelik bir istek ve gayreti de ima eder.
1. Giriş
2. Ontolojik Boyut: Sosyal Konstrüktivizm
3. Bilişsel Boyut: Aynı Gerçekliklere Farklı Yaklaşımları
4. Sonuç




Okuyucu Yorumları
Tamer Uz says:
20 Ekim 2009 at 9:50 PMLiberalligin ne oldugunu az cok anladim da, demokratligin ne oldugu konusunda kafamda sadece bir iki ipucu var. Basligi gorunce bayagi umitlendim. Tamam dedim, net bir tanim geliyor galiba. Yok. Hala bulanik. Adi da bulanik zaten: “demokratlik”.
- Efendi olun, digerlerinin hassasiyetlerine karsi saygili olun, dan dun konusmayin. Herhalde bu demek.
- Genelleme yapilamaz, hayatta hersey bir “case”dir. Esas her zaman usulden onemlidir. Bir proseste kural konulamaz, cerceve belirlenemez. Ornegin bir hukuk davasinda her delil sahih oldugu surece gecerlidir, nasil toplandigi ikinci derecede onemlidir.
- Liberalizm individualism’e tekabul ediyor. Sosyalism, fasizm ve teokrasi ise, kollektivizme tekabul ediyor. Demokratlik ikisinin ortasinda yer bulmaya calisan bir sey gibi.
- Liberalligi, vs. anlatirken herhangi bir diger sistemden faydalanmadan da tanimlar yapilabilir. Demokratlik icin boyle bir sey mumkun mu? Ancak “Bak liberallik buna deginmiyor ama oysa demokratlikta bu sekilde oluyor” yaklasimlardan ote bir sey goremedim.
Bunlar demokratlik konusunda kafamda birikmis olan kirintilar. Basli basina bir govdesi ve kollari olan bir “animal” goremiyorum henuz.