• Ana Sayfa
  • .pdf
  • Linkler
  • İletişim
  • RSS
  •                      

Derin Sular

Fotoğraf Detayları
banner
 
 

Dün Cemel, Bugün Cemaat

24 Feb2014
 

[24 Şubat 2014 tarihinde Serbestiyet’te yayınlandı.]

[Zaman zaman, AKP-Cemaat çatışması konusuna geri dönüp dönmeyeceğimi soran mesajlar alıyorum. Halbuki bu yazı dizisi, ilgili çatışma üzerine doğdu ve aradaki paralellikleri görmek zor olmamalı. Yine de, bu parallellikleri bu sefer daha belirgin kılmaya çalıştım. – SK]

656 yılının Haziran ayında, müslümanlar arasında ciddi ihtilaflara neden olacak bir olay yaşanır: Aylar süren bir istikrarsızlık dönemi sonrasında, Medine’de isyanlar başlar ve III. Halife Hz. Osman’ın evi haftalarca kuşatma altında kalır. Bu kuşatma esnasında, halife suikasta uğrar. Şehirdeki karışıklık, suikastın ardından da bir süre devam eder. (Hatta bu karışıklıklar nedeniyle halifeyi hemen defnetmek dahi mümkün olmaz.)

Hz. Ali böyle bir ortamda halife olur. Ancak, bu halifelik hemen genel kabul görmez. Zira Medine’deki Müslümanlar kendisine biat etseler de, devletin farklı bölgelerindeki valiler bu konuda tereddütlü davranırlar. Çünkü, ilgili valilerin çoğu, III. Halife Hz. Osman’ın akrabalarıdır ve onun 12 yıllık halifeliği zarfında (Ümeyyeoğulları ailesine olan aidiyetleri dikkate alınarak) atanmışlardır. Bu valiler arasında, Suriye umumi valisi Muaviye, (hem siyasi hem de askerî açıdan) özellikle güçlüdür. Bu nedenle, Muaviye’nin yeni halifeye karşı nasıl bir politika izleyeceği konusunun henüz netlik kazanmamış olması, (onun gibi Ümeyyeoğulları ailesine mensup olan) diğer valilerin tavrında da belirleyici olur.[1]

Ümeyyeoğullarının yanı sıra, Aişe de Hz. Ali’nin hilafetine sıcak bakmamaktadır.[2] Ümeyyeoğulları ailesinin mensupları, Medine’de isyanlar sonrasında nefret odağı haline gelince, Mekke’ye giderek Aişe’ye katılırlar. Diğer nüfuz sahibi aile fertlerinin de yarımadanın farklı yerlerinden Mekke’ye gelmeleri ile birlikte, yeni bir muhalefet oluşmaya başlar. Son olarak, Medine’den umre için Mekke’ye gelen Zübeyr bin Avvam ve Talha bin Ubeydullah da (Hz. Ali’ye biat etmiş olmalarına rağmen) bu muhalefete katılırlar.

Muhalefetin görünürdeki amacı, Hz. Osman’ın katillerinin bulunmasını temin etmek olsa da, arkaplanda Ümeyyeoğullarının iktidar mücadelesi vardır. Zira, yeni halife Hz. Ali, hem Ümeyyeoğullarından değildir, hem de Hz. Osman’ın atadığı valileri değiştirmeye başlayarak devleti Ümeyyeoğullarının elinden almaya başlamıştır.[3]

Basra seferi

Mekke’de oluşan muhalefet, bir noktada, küçük bir orduyla birlikte Basra’ya gitme kararı alır. Muhalefetin amacı, Basra halkını kendi yanına çekerek yeni bir mevzi kazanmaktır. Ancak, Aişe liderliğindeki silahlı kafile henüz Mekke’den çok fazla uzaklaşmadan, yeni halifenin kim olacağı yönünde tartışmalar yaşanır ve bu tartışma sürecinde koalisyonda çatlamalar doğar. Bunun üzerine, kafilenin yarıdan fazlası geri döner. (Bu gelişme, Hz. Osman’ın katillerini yakalama konusunun bir iktidar mücadelesi içinde araçsallaştırıldığı yönünde bir diğer işaret olarak değerlendirilebilir. Hatta, konu ile ilgili diğer detaylar incelendiğinde, insanların o dönemde siyasi rakiplerini “Hz. Osman’ın katili” olmakla suçlamayı alışkanlık haline getirdikleri de görülebilir.)

Aişe liderliğindeki kafile Basra’ya yaklaştığında, şehrin Hz. Ali tarafından atanan yeni valisi Osman bin Huneyf kafilenin bulunduğu yere elçiler gönderir.[4] Bu elçiler, kafilenin lideri Aişe ve beraberindekilere, şehre gelmekteki niyetlerini sorarlar. Aişe bu soruya, öldürülen halifenin katillerinin bulunmasına ve müslümanlar arasındaki ihtilafların sona erdirilmesine yardımcı olmak istedikleri gibi (gayet siyasi sayılabilecek) bir cevap verir. Zübeyr bin Avvam ve Talha bin Ubeydullah ise, buna ek olarak, Hz. Ali’ye rızaları dışında biat ettiklerini belirtirler. Bunun üzerine, Vali Osman bin Huneyf, (an itibariyle ordusuyla Basra’ya yaklaşmakta olan) Hz. Ali ile haberleşir. Hz. Ali’nin ilgili kişilerden zorla biat almadığını bildirmesi üzerine de, Vali, Aişe ve diğerlerinden Basra’yı terk etmelerini ister. Fakat, muhalifler, bu isteği reddederler ve tansiyon yükselir.

Savaşa doğru

Şehri terk etmek istemeyen muhalifler, Basra’yı ele geçirmek üzere çeşitli adımlar atmaya başlarlar – ki, Basra’nın (ve eşzamanlı olarak diğer önemli şehirlerin) siyasi elitleri ile bir süredir zaten irtibat ve ittifak kurma gayreti içindedirler. Basra Valisi’ne de benzeri bir teklifte bulunurlar. Vali taraf değiştirmeyi reddedince de, adamı esir alırlar ve saçlarını, sakallarını ve hatta kaşlarını, kirpiklerini yolarak tanınmaz hale getirirler.

Muhalifler, buna ek olarak Basra’nın devlet hazinesini (beytülmal) zaptederler. Neticede, Hz. Ali, ordusuyla Basra’ya vardığında, artık kendi kontrolünden çıkmış bir şehir ve kendisi ile muhalifler arasında bölünmüş olan bir halk ile karşı karşıya kalır.

Savaş

Hz. Ali, ordusuyla Basra yakınlarına geldiğinde attığı ilk adım kaybettiği bu şehri savaşarak geri almak olmaz. İlk önce, Aişe, Zübeyr bin Avvam ve Talha bin Ubeydullah’a bir elçi göndererek onları kendisine biat etmeye çağırır ve bunu yapmaları durumunda, Hz. Osman’ın katillerinin peşine birlikte düşebileceklerini iletir. Muhalifler (belki karşılarında artık ciddi bir ordu bulunduğundan, belki Basra elitini -ve dolayısıyla da Basra halkını- umdukları derecede arkalarına alamamış olmaktan, ve belki de biraz fazla ileri gittiklerini fark etmiş olmanın verdiği pişmanlıktan) Hz. Ali’nin teklifine olumlu cevap verirler.[5]

Olaylar çözümlenme yoluna girmiş gibidir. Ancak, o gece beklenmedik bir olay olur ve taraflar ne olduğunu dahi anlamadan kendilerini bir savaşın içinde bulurlar. Şöyle ki, Kurra [6] grubu içinden bazı kimseler (bir görüşe göre, Hz. Osman’ın suikastından sorumlu olduklarından) kendi başlarına hareket ederek, muhaliflerin konaklamakta oldukları çadırları ateşe verirler. Bunun üzerine, olaylar kontrolden çıkar. Her iki tarafın liderlerinin de arzuları hilafına, 9 Aralık 656 tarihinde bir savaş yaşanır. Cemel Savaşı diye anılan bu savaşı, Hz. Ali kazanır.[7]

Savaşta, takriben on bin kişi ölür. Ölenler arasında, Zübeyr bin Avvam ve Talha bin Ubeydullah da vardır.[8]

Savaşın ardından

Savaşı kazanan Hz. Ali, intikamcı davranmaz. Kendi tarafında savaşanların intikamcı davranışlarına da müsaade etmez. Örneğin, muhaliflerden ganimet almak isteyenlere engel olur. Savaş ganimeti arasına kadınların da dahil edilecek olması, bu kararda önemlidir. Hz. Ali, ganimetten söz edenlere, Hz. Muhammed’in eşi olan ve dolayısıyla müslümanların annesi (ümmü’l-müminin) sayılan Aişe’nin de muhalifler arasında bulunduğunu hatırlatarak, bu yöndeki taleplerin önünü alır.[9]

Olayların nihayetinde, Hz. Ali, Aişe ile barışır ve yanına bir grup muhafız da vererek onu Mekke’ye uğurlar.

Diğer bazı detaylar

(1) Cemel Savaşı’nda Aişe’nin kardeşlerinden Abdurrahman da muhalifler arasındadır. Ancak, Aişe’nin bir diğer kardeşi Muhammed ise, Hz. Ali’nin ordusunun kumandanıdır. (Dahası, babası Hz. Ebu Bekir öldüğünde henüz üç yaşında olan Muhammed’i Hz. Ali evlat edinmiş ve büyütmüştür. Muhammed, Cemel Savaşı esnasında ise, 25 yaşındadır.)[10]

(2) Hayatını kaybeden Zübeyr bin Avvam ve Talha bin Ubeydullah, ilk müslümanlardandır ve her ikisi de aşere-i mübeşşeredendir. (İslamın ilk yıllarında gerçekleşen başlıca tarihi olayları her ikisinin de ismine sıklıkla rastlamadan okumak pek mümkün değildir.)

(3) Zübeyr bin Avvam, Hz. Ali’nin kuzenidir. Talha bin Ubeydullah ise, Hz. Ebu Bekir’in kuzenidir.

Cemel ve Cemaat

Cemel Savaşı’na baktığımızda, özetle şunları görüyoruz:

(1) İlk müslümanlar arasında yer alan ve ilk dönem İslam tarihinde önemli yerleri olan bir grup insan, siyasi ihtilaflara düşüyor.

(2) İhtilafa düşen bu insanlar, buna rağmen birbirlerini muteber kimseler olarak görmeye devam ediyorlar.

(3) İhtilafa düşen insanlar arasında yakın akrabalık bağları da var.

(4) İhtilafa düşen bu müslümanlar, geçmişte çok daha güçsüz oldukları bir dönemde aynı düşmanın haksızlıklarına, boykotlarına ve hatta işkencelerine birlikte maruz kaldıklarından bir ortak hafızaya da sahipler.

(5) İhtilafa düşen müslüman grupların biri iktidarda; diğeri ise iktidarı ele geçirmek istiyor; ancak ne din kardeşliği, ne akrabalık bağları, ne de geçmişteki kader birlikleri, aralarındaki mücadeleyi sona erdirme adına yeterli olmuyor.

(6) İktidarı ele geçirmek isteyen muhalif grup, devlet hazinesini kontrolü altına almaya ve devletin valilerini, siyasi eliti ve halkı kendi yanına çekmeye çalışıyor.

(7) Muhalif grup, sadece siyasi değil, silahlı mücadele de veriyor.

Sonsöz

Bugün Türkiye’de (ve dünyanın farklı yerlerinde) müslüman (ve müslüman olmayan) grupların yaşadıkları tecrübelere bakarak, yukarıdaki 1400 senelik tablo ile güncel ihtilaflar arasında önemli paralellikler tespit etmek mümkün. Bu paralellikler üzerinde düşünmek, hiçbir şeyi olmasa bile, bu gibi ihtilafların bizimle başlamadığını ve muhtemelen hiçbir zaman bitmeyeceğini, ve dolayısıyla da asıl önemli olanın (kimin haklı olduğundan da önce), ihtilafların doğru şekilde yönetilmesi ve tansiyonun düşürülmesi olduğunu fark etmeye yardımcı olabilir.

Hz. Ali’nin Cemel Savaşı’ndan önce ve sonra attığı uzlaşı adımları, bu noktada özellikle önemli. Türkiye özelinde bugün itibariyle yaşanmakta olan çatışmada, herkes (belki takip ettiği lideri bir an için bir kenara koyarak) kendi vicdan muhasebesini yapmak zorunda.

Soru belli: Benim bu süreçte yaptıklarım, barışa mı hizmet ediyor, yoksa sürmekte olan ihtilafı mı körüklüyor?

Ya da, ben karşı tarafı yok etmeye mi çalışıyorum, yoksa çözüm üretmeye, bir çıkış yolu bulmaya mı?

Ya da, Hz. Ali 1400 yıl önce benim bugün davrandığım gibi davransaydı, Aişe ile barışması daha mı muhtemel olurdu, yoksa Aişe ölür müydü?

–––––

Notlar:

[1] Muaviye, II. Halife Hz. Ömer döneminde Şam valiliğine atanır. (İkinci dereceden kuzeni olan) III. Halife Hz. Osman döneminde ise, Suriye umumi valiliğine getirilir. Yıllar içinde bölge halkı ve siyasi eliti ile kurduğu iyi ilişkiler neticesinde, Suriye’de adeta özerk bir güç haline gelir ve bu durum 661 yılında nihayet iktidarı ele geçirene kadar değişmez.

[2] III. Halife Hz. Osman, hac mevsiminin hemen ardından, Zilhicce ayının 18′inde, yani kurban bayramının sona ermesinden dört gün sonra öldürülmüştür. O günlerde hac yapmak için Mekke’de bulunan Aişe, halife ile ilgili haberi Medine’ye dönüş yolunda iken alır ve bunun üzerine Mekke’ye geri döner.

[3] Ümeyyeoğulları ailesinden olmayan Aişe, Zübeyr bin Avvam, Talha bin Ubeydullah ve diğerlerinin neden bu ittifakın içinde yer aldıklarını izah etmek (mevcut bilgiler ışığında zor olsa da) incelenmeyi hak eder. Aişe’nin, İfk Hadisesi’nden sonra Hz. Ali’ye hep mesafeli olduğu bilinir. Aynı şekilde, Zübeyr bin Avvam ve Talha bin Ubeydullah’ın Hz. Ali’den valilik taleplerinin karşılıksız kaldığı da malumdur. Ancak, sadece bu bilgilere dayanarak herhangi bir hükümde bulunmak pek mümkün değildir.

[4] Osman bin Huneyf’ten önce bu görevde Hz. Osman’ın atadığı (Ümeyyeoğullarından) Abdullah bin Amir vardır. Abdullah bin Amir’in görevden alınınca önce Mekke’ye gitmesi, sonra muhalifleri hep birlikte (Mekke’den takriben 1500 kilometre uzaktaki) Basra’ya gitmeye ikna etmesi, konunun aile ve iktidar yönü hakkındaki imaları itibariyle önemlidir.

[5] Cemel Savaşı bahsinde sıklıkla vurgulanan önemli bir ayrıntı da, Hz. Muhammed’in yıllar önce Zübeyr bin Avvam’a gelecekte Hz. Ali ile karşı karşıya geleceğini ve o ihtilafta kendisinin haksız olacağını söylemiş olmasıdır. Hz. Ali’nin bu hadisi hatırlatmış olmasının, Zübeyr bin Avvam’ın savaştan vazgeçmesinde etkili olduğu söylenir. Cemel Savaşı bahsindeki benzeri bir diğer önemli anekdot ise, Aişe hakkındadır. İbn Abbas’ın rivayet ettiği bir hadise göre, Hz. Muhammed eşlerine, içlerinden birinin Hav’eb’de bir deve üzerinde seyahat etmekte iken kendisine köpeklerin havlayacağını ve ardından pek çok insanın öleceğini söylemiştir. Aişe, Basra yolculuğunda iken yola köpek havlamaları duyduğunda Hz. Muhammed’in bu sözünü hatırlar ve etrafındakilere nerede olduklarını sorar. Hav’eb’de olduklarını öğrenince de, ilgili hadiste kast edilenin kendisi olduğuna kanaat getirir ve geri dönmek ister. Ancak Zübeyr bin Avvam’ın oğlu Abdullah onu vazgeçirir.

[6] Kurra kelimesi ile kast edilen, çok Kur’an okuyan, bu okumaları doğrultusunda (bir parça düz bir yöntemle) kendilerine özgü bazı hükümler çıkaran ve bu çıkarsamalarını pratiğe dökmekten çekinmeyen savaşçı ve uzlaşmaya çok meyilli olmayan bir gruptur. 657 yılından itibaren Hariciler olarak atıfta bulunulan grup, (grubun içindeki çeşitliliğe ve zaman içindeki farklı katılımlara rağmen) Kurra’nın bir devamı olarak görülür.

[7] Cemel, Arapça’da deve anlamına gelir. Aişe savaşı Asker adlı devesi üzerinden idare ettiği için, bu savaş bu şekilde anılagelmiştir.

[8] Savaşmaktan vazgeçen ve Medine’ye dönmek üzere bölgeyi terk eden Zübeyr bin Avvam, peşine düşen bir grup tarafından yakalanmış ve namaz kılmaktayken öldürülmüştür.

[9] Ganimetin müslümanlar arasındaki savaşlarda geçerli olamayacağı fikri, bu tecrübenin ardından hakim olur.

[10] Savaş esnasında Hz. Ali’nin emriyle Aişe’nin devesi öldürüldüğünde, kardeşi Muhammed derhal oraya giderek onu korur. Savaştan sonra da, Aişe’yi Mekke’ye götüren muhafızlar arasında o da vardır.

Paylaş:
« Önceki Yazı: Arkadaş (1974)
Sonraki Yazı: Fitne ve İnsan »
0

Okuyucu Yorumları

 

Yorum Ekle:

Wordpress hesabınız var mı? Yorum yapmak için Log in yapın.

 
 
 

 

Yorumunuzu göndermeden önce lütfen yorum kurallarını hatırlayın.