• Ana Sayfa
  • RSS
  •                      

Derin Sular

Fotoğraf Detayları
 
 

Freedom House Raporu (ve İrrasyonel Tepkiler)

20 Jan2013
 

[20 Ocak 2013 tarihinde Taraf gazetesinde yayınlandı.]

ABD merkezli araştırma kuruluşu Freedom House, Dünya’da Özgürlük (Freedom in the World) başlıklı raporlarının sonuncusunu bu hafta yayınladı. 1972’den beri her yıl düzenli olarak hazırlanan bu raporların özelliği, dünya üzerindeki her ülkeyi “Sivil Özgürlükler” ve “Siyasi Haklar” başlıklı iki kategoride analiz ederek her ülke için 1 (özgür) ila 7 (özgür değil) arasında bir puan tespit etmeleri. Bu iki puan, ülkelerin demokrasi seviyeleri konusunda dünyada referans alınan başlıca göstergeler arasında olduğundan, çok sayıda araştırmacı ve politikacı ilgili puanlardaki değişimleri yakından takip ediyor.

Bu yılki raporda yer alan dikkat çekici değişimlerden biri, Türkiye’nin Sivil Özgürlükler puanının 3’ten 4’e düşmüş olması. Rapor, bu düşüşü, Recep Tayyip Erdoğan‘ın iktidardaki ilk yıllarında özgürlükler adına önemli adımlar atmış olmasına rağmen, AKP’nin son dönemde “yüzlerce gazeteciyi, akademisyeni, muhalefet partilerinden yöneticileri ve subayı, devlete ve Kürt kurumlara karşı gerçekleştirildiği iddia edilen komplolara yönelik bir dizi adli soruşturma çerçevesinde hapse atmış” olmasıyla açıklıyor ve Türkiye’nin “parmaklıklar arkasında bulunan gazeteci sayısında dünya lideri” haline geldiğini vurguluyor. Türkiye’deki “demokrasi savunucuları“nın “basın özgürlüğünün ve hukukun üstünlüğünün durumu konusunda derin kaygı” duymakta oldukları da, raporda yer alan ifadeler arasında.

Türkiye’yi biraz olsun yakından takip edenler, yukarıdaki ifadelerin epey problemli olduğunu herhalde takdir ederler. Herşeyden önce, rapor, yüzlerce kişinin hapiste olduğunu söylüyor, ancak, bahsi geçen dört meslek grubunun herbirinden yüzlerce insanın mı hapse atıldığını, yoksa bu rakam ile toplam tutuklu sayısının mı kast edildiğini metinden anlayabilmek mümkün değil. (İlgili cümlenin muğlaklığı, benim çevirimden değil metnin orijinalinden kaynaklanıyor.) Tutuklu bulunan kimselerin “devlete ve Kürt kurumlara karşı” komplolarda yer aldıkları iddiasıyla yargılandıkları şeklindeki ifade de izaha muhtaç. Kaygılı oldukları belirtilen “demokrasi savunucuları”nın, ülkedeki demokratların tamamını temsil ettikleri yönündeki ima da eleştirilmeye müsait.

Özetle, AKP yöneticileri, Avrupa Komisyonu‘nun yayınladığı 2012 İlerleme Raporu‘nun ardından çöpe atmak isteyebilecekleri yeni bir raporla karşı karşıyalar. Hatta, hükümet, rapora yönelik eleştirilerini (çoklarının yaptığı gibi) Freedom House’un bir araştırma kurumu olarak “bağımsızlığı”nı sorgulayarak genişletebilir de.

Ne var ki, siyasi geleneğimize pek de yabancı olmayan bu tepki tarzı, eleştirilere bir cevap sunmaktan (ve dolayısıyla da ikna edici olmaktan) uzak. Zira Freedom House raporundaki ifadelerin biraz çalakalem yazılmış gibi duruyor olması, Türkiye’de özgürlükler konusunda sorunlar olmadığı (ya da bu ifadelerin raporda yer almamış olması durumunda genel resmin değişeceği) anlamına gelmiyor. Kaldı ki, (özellikle siyasetbilimcilerin kullandıkları) Polity verileri ya da The Economist bünyesindeki Economist Intelligence Unit tarafından hazırlanan Demokrasi Endeksi gibi benzeri muteber çalışmaların Türkiye adına vardıkları sonuçlar da çok farklı değil..

Çok sayıdaki objektif indikatörü dikkate alarak hazırlanan bu gibi sistemli çalışmaları eleştirmek elbette mümkün. Ancak bunu yapmak zannedildiği kadar kolay değil. İlgili çalışmaların Türkiye konusunda vardıkları sonuçların hatalı olduğunu göstermek ise hepten zor. Bütün bunları Türkiye’de alışılagelinen şekilde yapmak ise, tek kelimeyle imkansız.

Herşeyden önce, bir çalışmanın inandırıcı olmadığı ya da siyasi bir kasıtla hazırlandığı yönündeki sözler, geçerli bir eleştiriye karşılık gelmiyor. Çünkü, bu eleştiriler argüman değil, iddia içeriyor. Dahası, bu iddiaların doğru olduklarını dahi varsaysak, durum değişmiyor. Zira, bir şeyin yanlış olduğunu söylemek tek başına çok anlamlı değil. Asıl yapılması gereken, sözü edilen şeyin NEDEN yanlış olduğunu objektif verilerle GÖSTERMEK. Ama Türkiye’de buna ne yazık ki pek rastlamıyoruz.

Kızıp bir şeyleri çöpe atmak (en azından bugün itibariyle) sanki biraz daha bize göre. Ama bu şekilde davranınca, kimi yanlışlarla birlikte pek çok önemli doğru da çöpe gidiyor.

4

Okuyucu Yorumları

 

Serdar Kaya says:

January 20, 2013 at 3:52 am

Konunun, yerim kalmadigi icin deginemedigim bir yonu daha var. Suradan okuyabilirsiniz: http://beta.eksisozluk.com/entry/31811544

 
 

Ahmet says:

January 20, 2013 at 1:03 pm

1975, 1976, 1977 1978 ve 1979 yıllarında Türkiye’yi hür bir ülke olarak gösterdiği ekşisözlükte yazıyor eğer bu doğruysa bu kurum kendini düzeltmediyse aynı zihniyetle araştırma yapıyorsa buna nasıl güvenilebilir. Bence Türkiye hür bir ülke olmaktan son derece uzak ve belki de dünyanın herhangi bir ülkesinin 1 yılda hür olmakla, zihniyetimiz ve bürokrasimiz sebebi ile, katedebileceği yolu biz ancak 5-10 yılda katedebiliriz. Fakat 75-79 arası hür bir ülke olduğumuz söylenemez en azından şu andakinden hür değildik.

 
 

Serdar Kaya says:

January 20, 2013 at 10:51 pm

Aslinda bu da hatali bir itiraz olabilir. Cunku o donem ile bugun arasinda 40 yila yakin bir zaman var ve o donemin demokrasi kriterleri ile bugunkuler ayni olmayabilir.

Diger yandan ozgur ulkeler ile kismi ozgur olanlar arasinda da derece farklari var. (Aslinda Turkiye reformlarin hizini kesmeseydi, bugun pekala – 2 ya da 2.5 puan ile de olsa – ozgur ulkeler sinifina dahil olabilirdi.)

 
 

onur says:

January 20, 2013 at 5:30 pm

Dünya İnsanî Özgürlük Endeksinde de 83. sıradayız

http://www.freetheworld.com/2012/freedomIndex/Towards-Worldwide-Index.pdf

 
 

Yorum Ekle:

Wordpress hesabınız var mı? Yorum yapmak için Log in yapın.

 
 
 

 

Yorumunuzu göndermeden önce lütfen yorum kurallarını hatırlayın.