• Ana Sayfa
  • RSS
  •                      

Derin Sular

Fotoğraf Detayları
 
 

‘Gâvursuz memleket mi olur?’ [İhsan Dağı]

26 May2009
 

‘Gâvursuz memleket mi olur?’, İhsan Dağı / Zaman

1915 Ermeni tehcirine karşı çıkan Konyalı Gökbudak ailesinin lideri Mustafa Ağa tepkisini bu sözlerle ifade etmiş: ‘Gâvursuz memleket mi olur?’

Çoğulculuğu, farklılıklarla bir arada yaşamayı ve bunu naifçe kanıksamayı daha iyi ifade etmek mümkün mü?

Başbakan’ın Düzce’de yaptığı konuşmayı duyunca bu söz aklıma geldi. Geçikmiş bir özeleştiri niteliğindeki bu konuşmasında bakın ne dedi Başbakan Erdoğan: “Yıllarca bu ülkede bir şeyler yapıldı. Farklı etnik kimlikte olanlar ülkemizden kovuldu. Acaba kazandık mı? Bunların üzerinde durarak bir düşünmek lazım. Aklıselim ile bunların üzerinde düşünülmedi. Bu aslında faşizan bir yaklaşımın neticesiydi. Bu hatalara zaman zaman biz de düştük.”

‘Yaptıklarımız’ın bir kısmını yaparken Faşizm daha icat edilmemişti, ama milliyetçilik keşfedileli epeyce olmuştu. Tek bir etnisiteye dayanan, ‘ötekileri’ ya ‘temiz’leyen veya asimile eden bir milliyetçilik ve ulus devlet anlayışı sarsıyordu dünyayı. Bu topraklar da en kanlı biçimde yaşadı bu tecrübeyi. Projenin mimarı İttihatçılardı; sonraki dönemde mirasçıları da oldu tabii.

Farklı etnik ve dinsel grupların harman olduğu bu ülke topraklarında ‘milliyetçiliğin keşfi’ çok kanlı oldu gerçekten. Balkanlar’dan Anadolu’ya ve Ortadoğu’ya neredeyse hiçbir etnik grup masum kalmadı. Herkes herkese kıydı ‘kendi etnik/ulusal saf’lıkları ve yücelikleri adına…

Biraz geriye gidince bazı şeyleri bugün adeta havsalamız almıyor; bir İstanbul düşünün, çok değil yaklaşık yüz yıl öncesinin İstanbul’unu, fetihten 450 yıl sonraki İstanbul’u… Bu İstanbul’da Kanun-i Esasi’nin kabulünün ardından 1877’de yapılan ilk meclis seçimlerinde 10 İstanbul temsilcisinden 5’inin gayrimüslim, Ermeni, Rum ve Yahudi olduğunu düşünün… Nasıl? Böyle bir tabloyu bugün kabul etmeniz, hatta hayal etmeniz mümkün mü?

Dürüst olalım, kim aklından; ‘iyi ki de şimdi İstanbul’un 70 milletvekilinin tümü Müslüman’ diye geçirmiyor? Neredeyse herkes memnun şimdiki ‘arılık-duruluk’tan. Başbakan, ‘bu hatalara zaman zaman biz de düştük’ derken bir itirafta ve özeleştiride de bulunuyor. Dindar ve muhafazakâr kesimlerin bu tür ‘arılaştırma’ çabalarına destek verdiğini veya sonuçtan şikâyetçi olmadığını dile getiriyor. Dindarlar ve muhafazakârların büyük bir kısmı, ne kadar muhalif gibi dursalar da derinlerde İttihatçı, Kemalist ‘ulus-devlet’ paradigmasını, farkında olarak veya olmayarak epeyce içselleştirmiş durumdalar.

Diğer siyasal/toplumsal kesimlerin de bu konudaki tutumları çok farklı değil; sosyalistlerin ve liberallerin çok büyük kesimlerinin de ‘homojen ulus-devlet’in yarattığı ‘türdeşlik’ten şikâyetçi olduğunu sanmıyorum. Kemalistleri zikretmeye zaten gerek yok; onlar ‘proje’nin Cumhuriyet dönemindeki takipçileri…

Yani, aslında İttihaçı/Kemalist proje, etnik ve dinsel bakımdan homojen bir ulus-devlet yaratma projesinde önemli ölçüde başarılı olmuştur, yer yer ortaya çıkan ciddi çatlaklara rağmen. Dindarı da, Kemalist’i de, liberali ve sosyalisti de ulus-devlete razıdır, çünkü derinlerde hepsi Türkçüdür.

1914’te Rumların Osmanlı topraklarındaki nüfusu 1 milyon 800 bindir; Ermeni nüfusu da 1 milyon 200… Şimdiki toplamları ise 50 binin altında… Bu topraklar tarihin hiçbir döneminde bu kadar homojen; etnik ve dinsel bakımdan birbirine bu kadar benzeyen insanlardan oluşan bir toplumun vatanı olmadı. Bugün, artık, ‘yabancı’ ile yaşamayı unutmuş bir toplumuz. O yüzden ‘kendi’ farklılıklarımıza da tahammül edemiyoruz. Her farklı olanı düşman bellemeye devam ediyoruz. Farklı olan da kalmadı, artık ‘biz bize’ düşman hale geldik. Çünkü kovduklarımızın ardından ‘farklı olanla birlikte yaşamayı’ unuttuk.

0

Okuyucu Yorumları

 

Yorum Ekle:

Wordpress hesabınız var mı? Yorum yapmak için Log in yapın.

 
 
 

 

Yorumunuzu göndermeden önce lütfen yorum kurallarını hatırlayın.