Gelişmekte Olan Ülkelerin Ekonomik Yarışı ve Türkiye
6 Eki2006İngiltere’nin en büyük finans dergisi olan Euromoney, Eylül 2006 sayısında, Peter Lee‘nin gelişmekte olan ülkelerle ilgili çalışmasını kapağa aldı.

Lee’nin ‘Yeni Ekonomik Silahlanma Yarışı‘ başlıklı yazısında, küresel boyutta yaşanmakta olan ekonomik gelişmelerin çok iyi bir özeti sunuluyor. Lee’nin çizdiği ‘yeni’ global ekonomi resminden Türkiye’nin de alması gereken çok önemli dersler var.
Gelişmekte Olan Ekonomiler
Endüstriyel anlamda gelişmesini tamamlamış olan ekonomiler ile tam anlamıyla gelişmemiş olan ülkeler arasında kalan ve bir yolunu bulup ‘gelişmiş’ ekonomiler arasına girebilme çabası içerisinde olan ekonomilere ‘gelişmekte olan ekonomiler’ dense de, bu tanımlama fazlasıyla geniş olduğundan çoğu zaman yanıltıcı olabiliyor. Zira, ‘gelişme’ rölatif bir kavram. Bu nedenle de, ‘gelişmekte olan ekonomi’ ifadesi, gelişmenin hızını ve daha da önemlisi, diğer gelişenlerle karşılaştırmalı durumunu göz ardı ettiğinden, bir şekilde kör topal gelişmekte olanlar ile birinci lige dahil olma adına hızla ilerleyenleri maalesef aynı kefeye koyuyor.
Bugün itibariyle dünyada ‘hızla gelişmekte olan’, dahası gelişme hızı ve boyutu itibariyle yakın geleceğin super gücü olması beklenen ekonomiler var. Peter Lee, bu ekonomilere, ‘yeni ekonomiler’ demeyi tercih ediyor.
Yeni Ekonomiler
Peter Lee, ‘yeni’ ekonomilerin şekillendireceği ‘yeni’ dünya ekonomisine gidişin önemli kilometre taşlarına değiniyor yazısında. Çok sayıda dikkat çeken gözlemin yer aldığı yazıyı özetlemek mümkün olmasa da, Lee’nin, ana hatları itibariyle, bir yanda ağır borç yükü altında ezilen ABD, diğer yanda da Çin, Hindistan ve Rusya gibi ciddi büyüme hamleleri yakalayan yeni ekonomiler üzerine odaklandığı söylenebilir.
Hızla büyüyen ve artan petrol ihtiyacını karşılamak zorunda olan Çin’in, ABD’nin en büyük 9. petrol şirketi Unocal Corporation’ın çoğunluk hisselerini satın almasının engellenmesinin ardından, Sudan, Nijerya ve Latin Amerika’daki petrol şirketlerine dev yatırımlar yapmaya başması ya da Rus rublesi ve Hint rupisinin tam konvertibilite kazanma yolunda olması gibi gelişmeler, Lee’nin değindiği konular arasında.
Rusya’nın yakaladığı ivme de son derece hayranlık uyandırıcı mahiyette. Zira bundan 6 yıl kadar önce ekonomisini AB’nin en fakir ülkesi olan Portekiz’inkinin seviyesine çıkarmayı hedefleyen Rusya, bugün itibariyle (satın alma gücü paritesi hesabıyla) dünyanın 10. büyük ekonomisi haline gelmiş durumda! 120 milyar dolar ticari fazlası ve 245 milyar dolar döviz rezervi olan Rusya’nın, bütçe fazlası da milli hasılasının %7,5′ine tekabül ediyor! Rus firmaları da, Lee’nin ifadesiyle, ‘hayret verici’ büyümelere imza atıyor. Dünyanın en büyük doğal gaz firması olan Gazprom‘un 5 yıl önce 20 milyar dolar olan piyasa değeri, 2005 yılı başında 80 milyar dolar, bugün itibariyle ise tam 250 milyar dolar oldu.
‘Hızla’ gelişmekte olan ‘yeni’ ekonomilerin, bundan 10 yıl sonra çok daha net görmeye başlayacağımız gelişmeleri de beraberinde getireceği açık. Bu noktada asıl dikkat edilmesi gereken nokta, yeni ekonomilerden müteşekkil yeni bir global ekonomi resminin ne gibi değişiklik ve tehlikelere açık olacağı konusu olmalı. Zira, bütçe ve cari açıklarıyla baş edemeyen ABD’nin tüketim malları talebiyle körüklediği dünya ekonomisi modelinin artık sona erdiğini – o aşamaya henüz gelmemiş olsak da – trend bazında kabul edebiliriz.
Tükettiği kadar üretemeyen ABD ekonomisi, dolara duyulan güvenin de giderek azalmasıyla birlikte bu trendi hızlandırabilir.
Yeni Ekonomilerin Önündeki Tehlike
Global ekonominin mevcut dengesinin bozulması, sadece ABD değil, değişimin lehinde yaşandığı ülkeler için de pek çok sorunu beraberinde getirebilir. Bu noktada en çok gündeme getirilen konu, ABD’ye mal satarak büyüyen Çin gibi ekonomilerin, ABD’de tekrar durgunluk yaşanması durumunda ortaya çıkacak olan talep düşüşüyle birlikte ciddi bir darbe yiyecek olmaları.
Böyle bir ihtimali ortadan kaldırmak imkansız olsa da, bu olası krizin en azından ‘etkisini azaltabilmenin’ tek yolu, yeni ekonomilerin ‘kendi zengin sınıflarını oluşturmalarından’ geçiyor. Yeni ekonomilerin büyüyen iç talep ile ihracat bağımlılığını azaltmaları ve de birbirlerine daha fazla mal satabilecek duruma gelerek toplam ihracatları içerisinde ABD’nin payını düşürmeyi başarmaları şart. Ancak bu durum da, mevcut büyümesini ihracata borçlu olan ekonomiler için pek de kolay bir şey değil. Ancak 500 milyonun üzerinde cep telefonu kullanıcısına ve 200 milyona yakın zengin vatandaşa sahip olan Çin, bunu başarmaya gün geçtikçe daha da yaklaşıyor.
Türkiye
Dünyalılar bugün ‘yeni’ ekonomik düzeni konuşurken, Türkiye, 21. asrı da, bütün bu gelişmelerden kopuk bir şekilde, kendi kısır (ve sahte) gündemleriyle boğuşarak geçirmekte (ve dolayısıyla ‘muasır ekonomiler seviyesinden’ daha da geride kalmakta) ısrarlı görünüyor.
Kuzey Amerika ve Avrupa’nın ardından, Güneydoğu Asya ülkeleri de geçtiğimiz yıllarda kendi ticari birliklerini oluşturdular. Bütün bu gelişmeler yaşanırken, neredeyse bütün komşularıyla problemli olan Türkiye, ‘Herkes bize düşman’ ya da ‘Biz bize benzeriz’ gibi ulusalcı söylemlerle, AB karşıtlığına soyundurulmaya, dünyadan tamamen koparılarak kendi içinde kapalı bir kutu haline getirilmeye çalışılıyor.
Bugün Çin ve Rusya gibi ülkelerin yakında kendi IMF ya da Paris Kulüplerini oluşturmak ve parasal ciddiyetten (fiscal austerity) uzak ülkeleri gözlem altına almak isteyebileceğinden söz ediliyor. Türkiye ise, dünyayı kendi köşkünden, ilerici olmayı da başörtüsü avcılığı yapmaktan ibaret zanneden totaliter bir cumhurbaşkanının özgürlük karşıtı cümleleri üzerine bina edilen sahte gündemlerle enerjisini tüketiyor.
10 yıl sonra, siyasal ve ekonomik anlamda bugünkünden çok daha farklı bir dünyaya adım atmak üzere olacağız. Türkiye, eğer dünyadaki gelişmeleri ve yeni trendleri okumaktan aciz, Çankaya’ya hapsolmuş, memur zihniyetli, totaliter Ahmet-i Necdetlerden ve onların üniformalı ve üniformasız türevlerinden ‘bir an evvel’ kurtulmazsa, bu yeni dengelerin gerek ekonomik, gerekse politik anlamda tamamen dışında kalacak.
Not: İngiltere’de yayınlanan finans dergisi Euromoney’i tüm Derin Sular okurlarına tavsiye ediyorum. Son derece iyi bir ekip tarafından hazırlanan ve alanında dünyanın en büyüklerinden biri (ve bence en iyisi) olan Euromoney, global finansal yapıdaki değişiklikleri çok iyi okuyabilen ve daha da önemlisi, bunu okurlarına yansıtabilen bir dergi. Hemen her sayısında finans dünyasının en büyükleriyle doyurucu röportajlar ve son derece profesyonel araştırmalar da yayınlayan Euromoney’nin (sözgelimi) Forbes gibi ‘piyasa’ dergisi olduğunu düşünmeyin ve takip etmeye çalışın. Çünkü eğer global ekonominin nereye gittiğini anlamak istiyorsanız, global finansal sistemi ve bu sistemin aktörlerini doğru şekilde tanımış ve anlamış olmanız gerekir – ki bunu (sözgelimi) Forbes, Business 2.0 ya da BusinessWeek gibi suya sabuna dokunmayan ‘iş’ dergileriyle yapamazsınız. Euromoney biraz pahalı olsa da, vereceğiniz her kuruşa kesinlikle değecektir. Abone olmanız durumunda da fiyatın epey düşeceğini belirtmek isterim. (Şimdi böyle söyledim diye Forbesçular bana kızmasınlar, ‘kulvarlarımız farklı’ gibi geçersiz bahaneler de ileri sürmesinler, farkı görmek için dikkatle Euromoney okusunlar.)




Okuyucu Yorumları
Hüseyin Günbey says:
4 Ekim 2006 at 6:57 PMBu ülke insani, her türlü zorluga karsin kültürel kimligini yine de bulacak.
Ekonomiyi baslik alip bindirme yaptiginiz yerler dikkat cekici!
Sözünüzü söylemenize itirazim olmaz, acik kimligimle yazmaktan hele hic cekincelere girmem; kod kimlikli yazip ortada oynayanlara cesaret dilerim yalnizca.
1980 Eylül itibariyle ülkenin ekonomik kaderi degistirilmistir, adim adim gelinen gün, bu gündür.
Amerikan elcisi, cok rahat ülkenin ic isleriyle ilgili yorumlar ve manipüle demecler verebilmektedir. Ülke borsasi, disarida egitim görmüs gencleri kullanan yabanci sirketlerin ipine baglanmistir. Bu sartlarda, ülkenin gelecegi adina yazi iceriginiz düsündürücüdür.
Sizlere, saglikli düsünceler temenni ediyorum.
Iyi bir dünya dileklerimle,
Hüseyin Günbey