• Hakkında
  • Ne Dediler?
  • Felsefe
  • .pdf
  • Linkler
  • Bibliyografi
  • İletişim
  • RSS
  •                      

Derin Sular

Fotoğraf Detayları
banner
 
 

Hafıza (9): Laik İnsan Manzaraları

14 Eyl2009
 

Hazır yurtdışı gezilerinden başlamışken, aklıma gelen bir iki örneği daha aktarayım, sonra başka konulara geçerim.

Orlando’daki Disneyland’ı geziyoruz. Tabii mevsim yaz olduğu için son derece kalabalık ve haliyle de her milletten insan var. Kafilede Üsküdar Amerikan Lisesi’nde hazırlığı yeni bitirmiş olan 11 yaşında çok şirin bir kız ile babası da vardı. Bu kız bir senede çok iyi seviyede İngilizce öğrenmiş. Ben Türk olup da İngilizceyi bu kadar düzgün konuşan (yurtdışında yaşayanlar dahil) çok az insan gördüm hayatımda. Herhalde Amerikan okulunun marifetidir… Her neyse…

O gün Disneyland’da çok sayıda başörtülü müslüman kız da vardı. Benim tura birlikte katıldığım arkadaşım, bu kıza babasının o müslümanları göstererek, “Bak kızım, Atatürk olmasaydı sen de böyle giyinmek zorunda kalacaktın” dediğini duymuş. Tabii o kız aradan geçen yılların ardından babasının ona o gün söylediği bu sözü unutmuş olabilir. Zaten hepimiz çok küçük yaşta iken, okulda, medyada ve daha pek çok yerde farklı kimlikler hakkında böyle binlerce yoruma maruz kalıyoruz. Sonrasında bu tekil girdileri unutuyoruz belki, ama zihnimizde oluşturdukları algılar hep bizimle yaşıyor. Mesela bir kez bu şekilde büyümüş bulunan bir kıza, dindar müslüman kadınların dinlerinin gereklerini isteyerek yerine getirdiklerini, hatta bunu kimliklerinin bir parçası olarak gördüklerini, çoğunun başlarını örttüklerinde değil açtıklarında rahatsızlık hissedeceğini söylemek pek bir anlam ifade etmeyecektir.

Bu konuda aklıma gelen bir diğer örnek ise 1999 yılına ait. Çin’de bir Budist tapınağını geziyoruz. Tütsüler yakıp altından Buda heykellerine meyveler sunan, karşılarında secdeler eden insanlar var karşımızda. Orada bulunan bir laik Türk, hem onlarla hem de fırsatını bulmuşken Müslümanlarla alay etmek için, secde halinde olan bir Budiste kafasıyla işaret ederek, “Bunun namaz kılan adamdan ne farkı var şimdi?” diye sormuştu orada bulunanlara. Bu laik adamın tavrının (en azından benim açımdan) asıl rahatsız edici yönü, her iki inancın müntesipleri ile de alaya alıyor olması değil, böyle davranmak suretiyle onları aptal, kendisini de açıkfikirli olarak sunmaya çalışmasıydı.

Halbuki böyle adamlar ister laik, ister müslüman, isterse de Budist olsunlar, üst kimlik itibariyle öküz olduklarından açıkfikirli olabilmeleri mümkün değildir.

Paylaş:
6

Okuyucu Yorumları

 

n says:

14 Eylül 2009 at 9:00 PM

Elif Şafak bir yazısında ‘Bütün Türk kızları Atatürk’e ne kadar çok şey borçlu oldukları kendilerine hatırlatılarak büyürler ve hepsi büyüdükçe bu müteşekkirliklerinin bilincine daha çok varır’ gibi saçma bir şey söylemişti. Çok şükür ben Şafak’ın iddia ettiği gibi bunu duyarak büyütülmedim, ama Türk kızının Atatürk’e ‘doğuştan borçlu’ olduğu düşüncesinin ne kadar yaygın olduğunu büyüdükten sonra farkettim. Söyledikleri ‘Humeyni’yi seviyorum, Atatürk’ü sevmiyorum’ şeklinde lanse edilen kız bir ara Türkiye’nin gündemini işgal ettiğinde tanıdığım Kemalist bir bey ‘Bir erkeğin Atatürk’ü sevmemeye hakkı olamaz, ama bir kadının hiç olamaz!’ demişti – aslında daha doğrusu bağırmıştı. Sonradan da şaşırarak anladığım üzere, ülkemizde çok kişi böyle düşünüyor…

 
 

n says:

15 Eylül 2009 at 12:40 AM

Bir de: Üsküdar Amerikan’da diğer hazırlıklardan farklı bir metod uygulanıyor. Hala öyle mi bilmiyorum ama bir native speaker gelip haftalar boyunca çocuklarla İngilizce konuşuyor. Çocuklar ilk aylar hiçbir şey anlamıyorlar, veliler öğrencilerin evde sürekli ağlamasından şikayet ederek okula taşınıp duruyor, öğretmenler öğrencilerin dili zamanla anlamaya başlayacaklarına ikna etmeye çalışıyor onları. Hakikaten de söyledikleri gibi öğrenciler birden kendilerine anlatılanları çözmeye başlıyor. Bebeklerin dil öğrendiği gibi öğreniyorlar İngilizce’yi yani.

 
 

Serdar Kaya says:

15 Eylül 2009 at 12:52 AM

Demek İngilizce’yi önce bizim Türk hocalara öğretmek lazım. :)

 
 

Levent Cetin says:

16 Eylül 2009 at 5:55 PM

Sorun cocuklara ornek gosterilenden cok mantik isleyisine yapilan mudahalelerde olmali.
En cok tutan anti musluman yaratma metodu Iran’da, S. Arabistan’da, Sudan’da yapilan uygulamalari ekrana, basina tasimaktir saniyorum. Normal sartlarda mantigi calisan birisi “Ee n’olucak Iran Islam’i yanlis anliyor diye biz de mi yanlis anlamak zorundayiz” der gecer. Ama egitim(!) sistemimiz mantik anlayisimizi sekteye ugrattigindan bu cok basit gorunen mantik zincirini kurmak olanaksiz olabilir.
A ulkesi Seriat’la yonetilen bir ulkedir. Bu ulkede kadinlara recm cezasi uygulanir. Kisasa kisas uygulanir. Bunlar Kur’an hukumleridir, degisemez. Oyleyse B ulkesinde Seriat uygulanirsa sonuc degismez.
Boyle kisadevre bir mantik formulunu uyguladiginizda ne o ulkenin Islam algisina, tarihine, ne de cografyasina, sosyolojisine bakarsiniz. Sonuc cabucak hazirdir.
Eskisehir’deki 70 li yillarda yasadigim kendi cocuklugumdan ornek vereyim. Ogretmen anneannem Ramazan’da yaz sicaginda pardesu ve basortusuyle her gun hatim indiren kiz cocuklarinin toplandigi evlere bakarak “yazik yazik kucucuk cocuklara yaptiklarina bak” diye bize gosterir; Arapca Kuran ezberleyen cocuklara “anlamiyorlar, ezberliyorlar, yaziklar olsun” derdi.
Kendisi de 30 kusur sene ogretmenlik yaptigi ilkokullarda her gun siyah onluk beyaz yakayla yaz sicaginda, kis sogugunda o sentetik kumasi giydigimizi hic farketmezdi. Hele hele zorla ezberletilen, bir kelimesini bile anlamadigimiz “Genclige Hitabe”leri, Istiklal Marsi’ni cocuklara odev olarak verirken elestirdigi cukura kendi dustugunu hic gormezdi. Laik Turk’un kelime-i sehadeti “Ne Mutlu Turk’um Diyene” demek onun icin gayet olagandi.
Ugur Dundar’in programlarinda agzi kopuklu zikir yapan Aczimendilere tuh tuh diye tukurur, 23 Nisan’da cocuklari stadyumda kaz adimi yurutup sehrin yoneticilerine cephe selami verdirtmekten gocunmazdi.
O zamanlar insanlari gruplamanin yolu mantik zincirlerini istedikleri yonde kirmaktan geciyordu sanirim. Eminim bunu dini gruplar da yapti. Benim cocuklugumdaki dindarlarla simdiki dindarlar arasinda oldukca buyuk fark var yine de. Demek ki dindarlar bir sekilde o kirik zinciri tamir ettiler, ama laik grubun zinciri cok kirik oldugu icin onarmak imkansizlasti. Artik uzerine basacaklari gercek bir zemine ihtiyaclari var, cunku ayakta duramiyorlar. Isin kotusu bunu daha farkedemiyorlar.

 
 

Serdar Kaya says:

16 Eylül 2009 at 6:11 PM

Kuran’da recm cezası ile ilgili bir bahis yok.

 
 

Neira says:

2 Ocak 2012 at 12:54 AM

Recm Kitab-ı Mukaddes’te vardır, hatta recmden çok daha vahşice idam yöntemleri vardır. İslam’a uydurma hadislerle sonradan eklenmiştir. Dinden ziyade kültürle alakalı bir şey.

 
 

Yorum Ekle:

Wordpress hesabınız var mı? Yorum yapmak için Log in yapın.

 
 
 

 

Yorumunuzu göndermeden önce lütfen yorum kurallarını hatırlayın.