• Ana Sayfa
  • .pdf
  • Linkler
  • İletişim
  • RSS
  •                      

Derin Sular

Fotoğraf Detayları
banner
 
 

Hasan Mezarcı ve İslami Kesimdeki Devletçilik Eleştirisi

29 Nov2008
 

Türkiye’de İslami kesimin kadim devletçi (ve de önemli ölçüde milliyetçi) geleneği terk etmeye başlayarak daha eşitlikçi ve özgürlükçü bir noktaya kayması, derinlemesine incelenmeyi hak eden bir konu. Bu konuda yapılacak incelemeler ise, doğal olarak, İslami kesimi böyle bir değişim içine girmeye iten gelişmeleri analiz etmeyi gerektiriyor.

Bu konuda en yaygın kabul gören hipotez, 28 Şubat 1997 tarihinden itibaren yaşanan süreç çerçevesinde bir kez daha devletin haşin uygulamalarına muhatap olan İslami kesimin devlet kavramını ve daha spesifik anlamda devlet-toplum ve devlet-birey ilişkilerini sorgulamaya başlamış olduğu şeklinde. Ancak 28 Şubat sonrasında yaşananların Türkiye’deki muhafazakar camiayı daha kuşatıcı siyasi formüller üretmeye yönelttiği gerçeğini inkar etmek her ne kadar zor olsa da, bu durum herşeyin 28 Şubat’ta başlamış olduğu anlamına gelmiyor. Bu nedenle, 28 Şubat öncesi döneme de odaklanmak ve o döneme dair kaynaklar üzerinde kapsamlı bir içerik analizi gerçekleştirerek Türkiye’de İslami söylemin gelişim ve değişiminin izini sürmek gerekiyor. Zira İslami kesimin 28 Şubat öncesinde de demokratikleşme ve hatta sekülerleşme eğilimleri gösterdiğini, son 11 yıldır yaşanmakta olan sürecin köklerinin 1997 yılının öncesinde bulunduğunu iddia etmek fazlasıyla mümkün.

Örneğin, Refah Partisi milletvekili Hasan Mezarcı’nın (gözaltında delirtilmeden önce) takriben 1993-1994 yıllarında yaptığı konuşmasında bu çerçevede değerlendirilebilecek önemli beyanlar var. İslami kesimin sosyal ve politik düşünce dünyasını anlayabilmek, herşeyden önce, söz konusu düşünce geleneğinin bugüne nereden geldiğinin anlaşılmış olmasını gerektiriyor. Bunu gerçekleştirebilmek ise, bu türden gerek yazılı, gerekse sözlü ifadelerin hermenotik analizlerinin yapılması ile mümkün.

Hasan Mezarcı’nın Konuşmasından Kesitler:

“Biz İslam adına da olsa kutsal devlet istemiyoruz.” [1:47]

“Devlet diye diye anamızı ağlattılar.” [2:21]

“Eğer bir parti kutsallaşırsa, bir devlet kutsallaşırsa insanlar onların kölesi olur. Ve devleti ele geçirenler o kutsallık zırhına bürünerek insanlığı sömürürler. Ben bazen diyorum ki, İslam adına birileri devleti geçirirse, yarın Türkiye de Vatikan olacak Allah muhafaza. O zaman devlet başkanı Papa gibi olacak, onun il başkanları, ilçe başkanları da papazlar gibi olacak. Dokun dokunabilirsen bakalım. Çünkü kutsalı temsil ediyor. Yani kutsal devleti temsil ediyor adam. Kutsalı temsil eden adama dokunulur mu?” [2:29]

“Herşey millet içindir, devlet dahi millet içindir.” [4:15]

“Müslümanların burada bana göre tarihi bir zaafları var. Efendim biz bu küfür devletini yıkıp yerine kutsal İslam devleti kuracağız yaklaşımı var. Hayır! Sadece ve sadece devlet istiyoruz. Kutsal mutsal istemiyoruz. Yetmiş seneden beri bu kutsalından çok çektik. Kutsal devletten ve kutsal devlet başkanından çok çektik.” [6:53]

“Tabelada İslam yazıyor diye … zulüm yapılmaz mı? İslam adına zulüm yapmak da mümkündür.” [7:55]

“İşte bu noktaya dikkat etmek mecburiyetindeyiz. Ve bu devletçi kafadan kurtulmak mecburiyetindeyiz. Bu partici kafadan kurtulmak mecburiyetindeyiz.” [8:25]

Paylaş:
3

Okuyucu Yorumları

 

Platform Haber says:

2 December 2008 at 9:43 PM

Bahsettiğiniz gibi bir eğilim güçlenebilirdi, ciddi oranda toplumsallaşabilirdi. Yalnız sorun şu ki AK Parti, son yıllarda Kemalizm’i kendi yorumuyla yeniden üretirken, özellikle milliyetçi söylemin Müslüman mahallesinde meşrulaşması bağlamında ciddi katkılar yapıyor. Bu sebeple bahsettiğiniz zihniyet değişikliği maalesef İslami kesime mâl olamıyor.

 
 

rüştü hacıoğlu says:

4 December 2008 at 1:55 AM

28 şubat’ın, müslümanlar üzerinde oluşturduğu travma, (kanaatimce) yenilginin getirdiği şok ile ”tecavüzcüsüne aşık olan kız psikolojisi” tanımlamasına benzer. Çünkü iddialarından ve dolayısıyla kimliğinden vazgeçip, kendini yeniden devletin şefkatli kucağında üretme sonucunu doğurmuştur. İlk yorumcunun Ak Parti örneği üzerinden belirttiği daha çok devletçileşildi kanaatine katılıyorum.
Bunun nedeni olarak, Türkiye’de müslümanların, inançlarını kavramsal olarak anlamaktan ziyade; ellerindekini “iktidar olma” endeksli bir söyleme dönüştürüp, söylemleri toplumda onları iktidara taşıyacak bir karşılık bulamayınca, bir özeleştiri yapmak yerine, söylemi revize edip iktidar hedefini gerçekleştirdiler.
Bunu böyle yapmalarındaki en başat etken kanaatimce ”hak”, ”hukuk”, ”meşruiyet”, ”kutsal” ve ”insan” arasındaki bağlantıyı okuyamadılar. ”Güç” ve ”güçlü” sorgulanmadı,peşinen kabul edildi. Dolayısıyla, ilah-kutsal ve devlet-güç farkı anlaşılamadığı için meydana gelen kopukluk ve kırılmalar yer değiştirmeyi kolaylaştırdı. Pek sağlıklı bir istatistik değildir ama kendimce, kendi ”Allah-ilah-belirleyen” algımı diğer müslümanlarla karşılaştırdığımda yahut pek dindar olmayan insanlarla paylaştığımda şunu farkettim: aslında aşağı yukarı hepimiz aynı kavramları anlamlarına sadık kalarak kullanmakla beraber, kimimiz zaman zaman ilahi olanla yönetsel olanı karıştırdığı için, ”devlet” yönetim aygıtı olmaktan çıkabilip, insanların zihninde kutsal yada tanrısal bir kimliğe bürünebiliyor ve devletin sopasıyla görünür oluşu bir süre sonra tüm tanrısal nitelikleri taşıdığı yani çok güçlü olduğu gerçeğinden hareketle kişiler üzerinde iktidarını kolayca tesis etmeyi başarabiliyor.
Ama yine de şu sorunun cevabını vermeye yeterli olmuyor gücü: ”hak ” kavramının içerdiği bir ”değer” vardır. Hak, kelime itibariyle göreceli olanın bitip sabitin başladı dayanak noktasının adıdır ve içerdiği değer ile anlaşılır;dolayısıyla değeri belirleyen nedir,kimdir? Yani, ne, nasıl, neden ”hak” olmakta yani meşruiyeti-dayanağı nedir? Yok eğer sabitten bahsedilemezse, insanlar neden bir sabit arayışı içindedirler yada neden hak kelimesinin çoğulu olan hukuktan bahsederiz. göreceli ise herşey zaten güçlü olanın dünyasının kapıları açılmış ve zayıflar üstüne çökeceği besbelli değilmidir?
Devlet-iktidar-güç-egemen…bunlar ilginç kavramlar ve insanı aşan hatta yakan yanları var gibi geliyor bana ama henüz teyid edilmiş değil zihnimde.
Yazıya bir boyut eklemekten ziyade, kendi sorularımı da paylaşmak istedim.
Teşekkürler

 
 

Önemsiz says:

22 May 2009 at 1:59 PM

Hasan Mezarcı’nın birçok konuşmasını dinledim. O konuşmaları yapan bir adamın durduk yere Mesih olduğunu iddia etmesi çok zor. Delir(til)miş olmalı. Ama bir insanın başkaları tarfından delirtilebileceğini de aklım almıyor. Nasıl delirtirler, neden delirtirler?
Serdar Bey; bu konuda bir bilginiz varsa bizimle paylaşır mısınız? Ya da bu bilgilere ulaşabileceğim bir kaynak gösterebilir misiniz, lütfen?

 
 

Yorum Ekle:

Wordpress hesabınız var mı? Yorum yapmak için Log in yapın.

 
 
 

 

Yorumunuzu göndermeden önce lütfen yorum kurallarını hatırlayın.