• Ana Sayfa
  • .pdf
  • Linkler
  • İletişim
  • RSS
  •                      

Derin Sular

Fotoğraf Detayları
banner
 
 

II. Meşrutiyet’in İlanı’nın Ardından Devlette Çözülmenin ve İttihat ve Terakki’ye Muhalefetin Artması [Aydemir]

14 Aug2009
 

Tek Adam: Mustafa Kemal 1881-1919, Cilt I, Şevket Süreyya Aydemir:

23 Temmuz 1908’de meşrutiyetin ilânı, memlekette ve hele Rumeli’de halkın bunu, bir zafer sarhoşluğu içinde kutlayışı, etkilerini uzun zaman muhafaza edemedi. Hem içeriden, hem dışarıdan birbirini kovalayan olaylar, daha ihtilâlin üstünden bir yıl geçmeden İttihat ve Terakkinin itibarını büyük ölçüde sarstı. Halbuki cemiyet henüz iktidarda bile değildi. Kabine gene eski devrin devlet adamlarının elindeydi. Cemiyet el altından denetleme yapıyordu. Fakat o da çok görülüyordu. Hatta 7 Ağustos 1908’de cemiyet, hükümetin işlerine müdahale etmeyeceğini halka bir beyannâme ile bildirdi. Sadaretten de (Başvekillik) valilere, hükümet işlerine hiçbir cemiyet ve teşekkülün müdahale ettirilmemesi hakkında tebliğler yapılıyordu.
Bir taraftan da muhalefet unsurları beliriyordu. 1 Ağustos’ta “Mizan” gazetesi sahibi Murat Bey grubu, cemiyet tarafından muhalif ilân edildiler. 12 Ağustos’ta Fatih camiinin tanınmış bir müderrisi, Tokatlı Mustafa Sabri Efendi (Mütareke devrinde Şeyhülislâm, sonra 150’liklerden) Cemiyet-i İttihadiye-i İslâmiye ismi altında din sloganlarına dayanan siyasî bir teşekkül kurdu. 14 Eylül 1908’de “Ahrar Fırkası” İttihat ve Terakki muhalifi bir teşekkül olarak kuruldu. 1889’da Tıbbiye’de gizli İhtilâl Komitesi kurucusu ve bir numaralı âzâsı olan Dr. İbrahim Termas, bu partinin başına geçti. Gene Ağustos içinde muhalif “Fedâkârân-ı Millet Cemiyeti” ve “Hukuk-u Umumiye” gazetesi kuruldu. Fakat asıl tepkiler sınırlarda idi. 12 Eylül 1908’de bir törene davet edilmeyen Bulgaristan kapı kethüdası (maslahatgüzar) İstanbul’u terk etti. 5 Ekim’de Bulgaristan Prensi Ferdinand, Tırnova’da krallığını (çar) ilân etti. Şarkî Rumeli eyaleti denilen Güney Bulgaristan’ı da fiilen ilhak eyledi. 6 Ekim 1908’de Avusturya-Macaristan hükümeti, şeklen Osmanlı toprağı sayılan Bosna-Hersek’i topraklarına kattı. 12 Ekim 1908’de Girit Rum halkı, Girit adasını Yunanistan’a ilhak ettiklerini ilân ettiler. Türk şehirlerinde İttihat ve Terakki, protestolar, mitingler, boykotlarla halkı galeyana sevk ediyordu. Ama imparatorluğun dağılışı başlamıştı.
19 Ekim 1908’de cemiyet, Selânik’ten, hürriyeti korumak üzere avcı taburlarını İstanbul’a getirdi. Sarayın muhafızı olan Arap, Arnavut taburları İstanbul’dan çıkarıldı. Diğer eski kıtalar da kenarlara alındılar. 12 Nisan 1909’da İstanbul’da ve meşrutiyete karşı isyan eden taburlar işte bu avcı taburları oldu. Bunlardan başka içerde de kımıldanmalar vardı. 31 Mart vakası esnasında, Adana’da Ermeniler karışıklıklar çıkarmışlardı. Suriye’de, Kürdistan’da kıpırdanmalar oldu. Cahil bir yobaz olan Kör Ali Istanbul tarafından, gene cahil bir yobaz olan İmam Abdülkadir, Üsküdar’da yeniliğe karşı gösteriler tertiplediler.
9 Kasım’da “Cemiyet-i Naciye-i Milliye” adında gerici bir teşekkül meydana geldi. 10 Kasım’da, 31 Mart olaylarının en büyük teşvikçisi olan Derviş Vahdetî “Volkan” gazetesini çıkarmaya, ortalığa ateş, nifak saçmaya başladı. 16 Kasım’da muhalif “Serbestî” gazetesi çıktı. Bu arada demokratik bir eğilimi olan “Hukuk-u Beşer”, 22 Aralık’ta Sabahattin Bey tarafından çıkarıldı.
13 Ocak’ta, cemiyet kadrosundan Enver Bey Berlin, Fethi Bey (Okyar, Başvekil) Paris ve Binbaşı Hafız Hakkı Bey (general) Viyana sefareti ataşemiliterliklerine tayin edildiler. Ali Fuat (Cebesoy) da Roma ataşesi oldu.
23 Ocak’ta Harbiye mektebinde karışıklıklar çıktı. Nümayişler tertiplendi. Neticede 60 öğrenci Harbiye’den çıkarıldılar. Bu da havayı cemiyet aleyhine karıştırdı. 6 Şubat’ta ise 13 Nisan (31 Mart) olaylarının en önemli körükleyici merkezi olan “İttihad-ı Muhammedî Cemiyeti” kuruldu. Bu cemiyetin kurucusu Derviş Vahdetî “Volkan” gazetesinde, bütün askerleri, birlikleri, halkı ve vilâyetler ahalisini kendileriyle beraber gösteriyordu. 19 Şubat’ta aynı Derviş Vahdetî, şeriata dönülmesini ve başka memleketlerden kanunlar alınmamasını isteyen beyannâmeler yayınladı. Bir lâyiha ile şeyhülislâma da başvurdu. 27 Şubat’tan o vakte kadar askerlikten muaf olan ve bu muafiyetlerinin devam edebilmesi için basit bir okuma yazma imtihanına tabi tutulmak istenen medrese talebeleri, bu karar aleyhinde nümayişler yaptılar. İmtihan kararının uygulanmamasını, geciktirilmesini istediler. Yakında bir şey bekliyor gibi bir halleri vardı.
Orduda da siyasî akımlar gelişiyordu. 21 Şubat’ta Harbiye Nezareti, ordu mensuplarının siyasetle uğraşmalarını yasaklayan bir bildiri yayınladı. Halbuki İttihat ve Terakki’nin esas kadrosu askerdi. Asker olarak da kaldı. 22 Mart’ta sadrazam cemiyetin ve siyasî teşekküllerin ordu işlerine karıştırılmaması hakkında gene bir genelge yaydı. 16 Mart’ta İttihad-ı Muhammedî Cemiyetinin nizamnamesi ve kurucularının isimleri “Volkan” gazetesinde çıktı. Cemiyet gittikçe güçleniyor, yahut güçlenmiş görünüyordu. 28 Mart’ta “Beşinci Alay nâmına” imzalı ve bu alayın tümünün İttihad-ı Muhammedî cemiyetine bağlı olduğu, onu desteklediği hakkında gene “Volkan”da bir bildiri çıktı. Bu yazı sanki, sadrazamın, ordunun siyasetle uğraşmaması yolundaki genelgesine bir cevaptı.
31 Mart’ta, açığa çıkarılan veya açığa çıkarılmak istenen bazı subaylar İstanbul’da bir toplantı yaptılar. O sıralarda ordunun hemen üçte ikisi “alaylı,” yani mektepten çıkmamış ve alaydan yetişmiş subaylardı. 3 Nisan’da İttihad-ı Muhammedî Cemiyeti Ayasofya’da mevlütler, törenlerle muazzam bir kuruluş gösterisi yaptı. Derviş Vahdetî ve Bediüzzaman Said-i Kürdî (Said-i Nursî) korkunç derecede kışkırtıcı nutuklar söylediler.
Suikastlar da başladı. 2 Aralık 1908’de İsmail Muhtar Paşa, bilinmeyen kimseler tarafından, evinin önünde öldürüldü. Gerçi bu zat, hürriyetten önce Selânik’te, padişaha yaranmak için jurnallar gönderen biriydi. Ama öldürmeler devam etti. “Sadayı Millet” gazetesinin başyazarı Ahmet Samim, 9 Nisan 1909’da Bahçekapı’da vuruldu. 7 Nisan 1909’da, “Serbestî” gazetesi başyazarı Hasan Fehmi Bey, Köprü üstünde ve herkesin gözü önünde öldürüldü. Katiller yakalanmıyordu. Halk, bu cinayetlerin hepsini İttihat ve Terakki’ye maletti. Bilhassa son cinayet bardağı taşırdı.
Hasan Fehmi Aydın, muvazeneli bir gazeteci idi. Cemiyetin veya hükümetin el altından vaat ve tekliflerini reddetmiş, kendini gazetesine ve fikirlerine vermişti. Öldürülmesi her çevrede, bilhassa üniversite gençliği üzerinde derin tepkiler yaptı. Protestolara yol açtı. Cemiyet aleyhindeki şüpheleri kuvvetlendirdi. Onun 8 Nisan’daki cenaze töreni, Türkiye’de pek görülmeyen millî bir cenaze töreni halini aldı. Cemiyet gittikçe koz kaybediyordu.
Bütün bu gelişmelere kim, hangi kuvvet hâkim olabilirdi? Hangi kuvvet, 1876’dan beri beklenen ve hatta XIX. yüzyılın başından beri başlayıp bir türlü başarılamayan hürriyet ve meşrutiyet hareketlerini korurdu. Onları arızalardan sakınır ve devletin, parçalanmadan normal tekâmülünü yürütebilirdi? Bu kaynak, bu fikir, bu kudret, kim veya neresi olabilirdi? İşte bunun cevabı yoktu.

Aydemir, Şevket Süreyya. [1963] 2007. Tek Adam: Mustafa Kemal 1881-1919, Cilt I. İstanbul: Remzi Kitabevi. 140-143.

Paylaş:
0

Okuyucu Yorumları

 

Yorum Ekle:

Wordpress hesabınız var mı? Yorum yapmak için Log in yapın.

 
 
 

 

Yorumunuzu göndermeden önce lütfen yorum kurallarını hatırlayın.