• Ana Sayfa
  • .pdf
  • Linkler
  • İletişim
  • RSS
  •                      

Derin Sular

Fotoğraf Detayları
banner
 
 

İlk Kadınlı Balo, İlk Dans

30 Jun2015
 

Şevket Süreyya Aydemir’in Tek Adam: Mustafa Kemal 1922-1938 adlı kitabından bir pasaj:

Anlaşıldığına göre ilk balo Türk Ocağında verilmiştir. O zaman Türk Ocağı, eski Ankara’da, Şengül hamamı yanında eski bir Ermeni mektebi binasında çalışıyordu. O güne ait anılar, balo gecesini şöyle canlandırır. Bu harap binanın salonunda, duvar diplerine sandalyeler dizilmiştir. Herkesin sus pus sıralanıp oturduğu, sessiz, hareketsiz, hatta kadınsız sanki bir mevlit toplantısı. Gazi’nin; Orman Çiftliğinin istasyon binası yapılınca orada verdiği balo, daha hoş sahneler gösterir. Burası küçük, iki katlı, basit bir binadır. Balo bu binada verilecekti. Şehirden beş altı kilometre berideki bu istasyona Gazi, davetlilerini birkaç tren vagonunda götürür. Çünkü hem muntazam yol yoktur, hem yeteri kadar otomobil bulunmaz… Davet sahibi, misafirlerini, trende, kompartımanları dolaşarak selamlar.

Ama galiba, hepsi hepsi üç kadın vardır: Yakup Kadri’nin, Falih Rıfkı’nın ve Ruşen Eşrefin hanımları… Gazi onların kompartımanına gelince, Leman Yakup Kadri hemen atılır:

“- Paşam, bu inkılâbın kurbanları yalnız biz miyiz? Hani yaver beylerin, mebus beylerin, vekil beylerin hanımları?

Evet, yaver beylerin, mebus beylerin, vekil beylerin hanımları yoktur. Hatta, bir gece Fuat Bulca’nın evine misafir gelen Atatürk:

“- Nerede hanımefendi?

diye sorunca anlatıldığına göre, Bulca oldukça sert davranmıştır…

Balo salonunda bazı hoş sahneler de geçer. Ortalıkta kadın görünsün diye, o zamanki Ankara’nın Fresko barından getirilen birkaç artisti görünce, bu sefer de “inkılâbın üç kurbanı biz miyiz?” diye çıkışan bayanlar salonu terk etmek isterler. Misafir artistler hemen oradan uzaklaştırılır…

Sıra dansa gelir. Gazi, önce Şefika Falih Rıfkı’yı dansa kaldırır. Onu Yakup Kadri Bey, Saliha Ruşen Eşrefle takip ederler. Fakat yerler öyle kötü ve acemice cilalanmış sabunlanmıştır ki, Gazi ile damı, daha ilk tura girerken ayakları kayarak üst üste yığılırlar. Onların üstüne de Yakup’la onun kolundaki Saliha Hanım devrilirler.

Gazi işi latifeye almaktan başka ne yapabilirdi ki… Hatta o, Yakup Kadri’nin de kendi üstlerine yıkılışını, Yakup’un, sahneyi hafifletmek isteyerek yaptığı bir latife gibi alır. Memnun görünür. Hulâsa, çiftlik istasyonunun açılması şerefine verilen balo hakkında Ankara gazetelerinde ertesi gün çok ilgi çekici tafsilat verilir:

Gazi Hazretlerinin Orman Çiftliğinde dün akşam verdikleri büyük, muhteşem balo, kadın ve erkek çok seçkin ve kalabalık bir davetli kitlesinin huzuru ile, sabahlara kadar büyük bir neşe içinde geçmiştir. Müstesna bir müzik, danslar, eğlenceler vs…

Bir Çin atasözü, “Alışmadık kafada şapka durmaz” der. Bu hadise de biraz öyle bir vakayı andırıyor. Ankara’da ilk “kadınlı” baloyu düzenlemişler. Eşli davete çok fazla icabet olmamış, ama neticede birkaç kadın gelmiş. Hatta “ortalıkta kadın görünsün” diye yakındaki bir bardan bazı “artistler” de getirilmiş. İlk dansa, Falih Rıfkı’nın eşi Şefika Hanım ile Mustafa Kemal kalkmış. Ancak, çok geçmeden kendilerini yerde bulmuşlar! Onların üstlerine de Yakup Kadri (Karaosmanoğlu) devrilmiş.

Aydemir, bu trajediyi yerlerin acemice sabunlanmış olmasına bağlıyor. Bu gibi teviller bu literatürde nadir değil. Bir de tabii ne desin? “Gazi dengesini kaybedip düştü” dese olmaz. “Şefika Hanım devrildi, ama Gazi’nin elini bırakmadığı için o da kendini yerde buldu” dese olmaz. Olası her açıklama problemli ve belli ki birilerini utandıracak. Belki bu şartlar altında kabahati zemine atmak makul bir çözüm olmuştur.

Aydemir’in Türk Ocağı hakkında verdiği detay da önemli. Türk Ocağı, o yıllarda, eskiden bir Ermeni okulu olan bir binada faaliyet gösterirmiş. Eski dediği, o dönem için herhalde en fazla 11 yıl öncesi. Bu gibi hadiselerin ifade ettiği manaları, Türkler söz konusu olduğunda yeterince idrak edemiyor olabiliriz. Şöyle düşünelim: Holokost’tan kısa bir süre sonra, bir Nazi kurumu, yok edilen yahudilere ait bir okula konuşlanıyor. Orada zaman zaman bir araya gelen Naziler, çok bilmedikleri, ait olmadıkları, ama özenti duydukları bir kültüre ait pratikleri kendilerince uygulamaya çalışıyorlar.

Eğer Türk olmasaydık ve kendimizi Türk olmayan gözlerle izleyebilseydik, acaba kendimiz hakkında neler düşünürdük?

Aydemir, Şevket Süreyya. [1965] 2006. Tek Adam: Mustafa Kemal 1922-1938, Cilt III. İstanbul: Remzi Kitabevi. 246-247.
Paylaş:
0

Okuyucu Yorumları

 

Yorum Ekle:

Wordpress hesabınız var mı? Yorum yapmak için Log in yapın.

 
 
 

 

Yorumunuzu göndermeden önce lütfen yorum kurallarını hatırlayın.