• Ana Sayfa
  • RSS
  •                      

Derin Sular

Fotoğraf Detayları
 
 

İngilizce-Osmanlıca Sözlük

21 Jan2010
 

Bir İngilizce-Osmanlıca sözlük edinmek, şayet yoksa bir şekilde yazmak istiyorum. Tabii, “Ne var ki bunda?” denebilir. Ama bu sözlük bildiğimiz sözlüklerden olmayacak. Sadece belli kelimelere yer verecek. Mesela “synonymously” kelimesine bakacaksın, “müteradif” diyecek. Ya da “implicit” kelimesine bakacaksın, “zımni” diyecek.

Yani?

Yanisi şu: Bu kelimelerin Türkçeleri “yok”. Ya da günümüz Türkçesindeki hiçbir kelime bu anlamları tek başına karşılayamıyor. Bu nedenle de, ya birden fazla kelime kullanmak, ya da kimi durumlarda herhangi bir başka kelimeyi eş anlamlı olarak kullanmak (ve dolayısıyla anlamı daraltmak) icap ediyor. Ancak bunlar yapıldığında dahi, söz konusu ifadelerin zihinsel karşılıkları olmadıklarından, gerek anlamlarındaki özgünlük (peculiarity, uniqueness), gerekse ifadeleri ile ortaya koydukları küçük ama önemli anlam farkları ortadan kalkmış oluyor – ki bir dili (aslında “lisanı” demek lazım) özgün ve zengin kılan şey de, söz konusu anlam farklılıklarıdır. Yoksa elmanın armutun karşılığı her dilde vardır. Bunlarla konuşmak hiçbir anlam ifade etmez.

Tabii Batıda günlük hayatta bile kullanılan bir sürü kelime için uydurulmuş yeni kelimelerimiz olduğu da doğru. Mesela “context” yerine “bağlam”, “implicit” yerine de “içkin” diyorlar. Ama böyle kelimelerle konuşunca da, ayrı bir “aydın dili” ortaya çıkmış oluyor. Bu dili konuşan kimseler de “halka uzak olmak” ile suçlanıyorlar. Olabilir. Ama sormak lazım, peki ne yapsın adam? Senin konuştuğun 2000 kelimelik ırzına geçilmiş lisan, adamın meramını anlatabilmesine yetmiyor. Ne yapsın o zaman? İngilizce ya da Almanca mı konuşsun derdini anlatabilmek için? O zaman daha mı yakın olacak sana? Ya da 2000 kelime ile konuşmaya razı geldi ve sen de söylediklerini onu anladın diyelim, bunun kime ne faydası olacak? Şöyle de denebilir: Dilini bu denli kısırlaştırdıktan sonra ne konuşacaksın o adamla o dakikadan itibaren?

Bir zamanlar Kemal Gürüz, “Türkçe bilim dili olmaya müsait değildir” gibi bir şey diyecek olmuştu da, kıyameti koparmış, adamı özür dilemek zorunda bırakmışlardı. Ben de bir ara, “Bu çok yanlış bir düşünce sayılmaz, acaba böyle düşünenler ne gibi argümanlar geliştirmişler” diye merak ederek yazı aramıştım internette. Küfür, hakaret ve slogandan ibaret forum girdileri haricinde pek bir şey bulamamıştım. Bu, “Demek ki yokmuş” demek değil tabii, ama bu denli yoğun bir tepki, arada kalan birkaç cılız sesi arama motorlarının arka sayfalarına atmış olmalı.

Problem şu ki, bir grup asker kafalı adam, zamanında “Çağdaş olmak lazımdır” deyip bir dil devrimi yapmışlar, ancak yok ettikleri kelimelerin çok az bir kısmının yerine yenilerini koyabilmişler. Türk Dil Kurumunun uydurup uydurup “Bu Ayki Yeni Kelimeler” diye yayınladığı listeler tutmamış çünkü. Sonuç itibariyle de, çağdaşlaştıracaklarını iddia ettikleri halkın zihnini, birikimini yok etmişler. Nihayetinde de, “zımni” kelimesini unutan adam, “implicit” diyebilmek için tutmuş “içkin” diye bir şey uydurmak zorunda kalmış. Şimdi ona mı kızmak lazım, başkasına mı? (Bu paragrafta da Sevan Nişanyan üslubu kullandım. Kelimebaz’ın kalbini kırıp bizi ondan mahrum edenlere ithaf ediyorum.)

Netice itibariyle, böyle bir sürü kelime var… Bunları öğrenmek lazım diye düşünüyorum. Hatta ne kadar çok kelime “hatırlarsak”, birbirimizi de o kadar iyi anlamaya başlayabileceğimizi zannediyorum. Mesela benim yıllardır Türkçe yazı yazarken en büyük derdim, “accurate” kelimesinin Türkçe karşılığı olmamasıdır. “Net bir şekilde” diyorum, “hatasız” ve saire demeye çalışıyorum, ama bir türlü yerini tam olarak tutmuyor… Kaldı ki bu sitenin en önemli olaylarından biri “accuracy”dir. Yani bu yüzden kimi yazıların bir parçası hep eksik kalıyor. Ve işin kötüsü, neyin eksik kaldığını da pek kimse fark edemiyor. Durum böyle olunca ben de haliyle üzülüyorum. Üzülünce de aklıma acayip acayip şeyler geliyor. “Şimdi sen çok büyük adamdın, bir vakit aklına esince dil devrimi yaptın diye ben şimdi derdimi anlatamayacak mıyım?” diye soruyorum mesela… Zaten demin de “bu sitenin olayı” falan demişim. Gerçekten olmuyor böyle…

26

Okuyucu Yorumları

 

Fethi says:

January 21, 2010 at 12:24 am

Mustafa Ovacık’ın Türkçe-İngilizce Hukuk Sözlüğü (iki cilt) ihtiyacınızın epey bir kısmını görebilir, bir bakın derim.

 
 

Fethi says:

January 21, 2010 at 12:27 am

Şu da başka bir “bağlamda” (!) işinize yarayabilir:

http://books.google.nl/books?id=j0u9Mw-TsyIC&printsec=frontcover&source=gbs_similarbooks_r&cad=2#v=onepage&q=&f=false

 
 

Fethi says:

January 21, 2010 at 12:29 am

Bir de şu var şimdi hatırıma gelen:

http://www.tulumba.com/storeItem.asp?ic=zBK980401HB808

 
 

Ekrem says:

January 21, 2010 at 12:58 pm

Yine bir büyük yaramıza daha parmak bastınız, acıdı o yara.. Kelimelerinin bu derece kırpılması ve kelime kıtlığının insanımızın gelişimini önemli derecede etkilediğini düşünüyorum. Ne kadar çok kelime bilirse bir insan o kadar kendini ve etrafındakileri (Dünya’yı) iyi tanımlar, ifade eder ve kendine güveni de gelişir diye düşünüyorum. Üniversite’mize panele geldiğinde Alev Alatlı konuşmasının başlarında şöyle birşey söylemişti: ”Arkadaşlar; Ata’mızı gerçekten çok seviyorum, fakat dil devrimini henüz hala anlayabilmiş değilim”..

 
 

Ekrem says:

January 21, 2010 at 1:05 pm

Ayrıca, accuracy= ihtimamlı desek uygun mudur?

 
 

ilm-i siyaset says:

January 21, 2010 at 6:38 pm

Ben de bir sure evvel bu dusunceler ile boyle bir sozluk aradim ve sunu buldum:

http://www.kitapyurdu.com/kitap/default.asp?id=49183

Fakat henuz satin alip inceleme sansim olmadi.

 
 

rüştü hacıoğlu says:

January 21, 2010 at 11:31 pm

Zihniyetler, kelimelerine yükleyebildikleri/taşıtabildikleri anlam kadar yaşam alanı bulurlar/açabilirler. Lisanları, kendileriyle ve çevreleriyle olan ilişkinin nasıllığına işaret eder.

” Biz kaç kişiyiz? ” (nicelik) değil; ” Kaç paralık/ne kadar adamsınız? ” nitelik bağlamındaki soruya verilmiş cevap: “Biz bu kadarız işte!” olarak da tanımlanabilecek lisan; bu çerçeveden bakılınca, yedi yüz milyonu barındırabilecek yedi yüz küsur bin km karelik toprağın yetmiş milyona “dar” gelmesinin de izahıdır. Demek oluyor ki darlık, bir alan sorunu olmayıp, doğrudan bir zihniyet şeysidir.

Bu yüzden atasözlerimiz: ” Bana lisanını söyle sana zihniyetini, dolayısıyla kendinle ve çevrenle ilişkilerinde ortaya çıkan paranoyanı söyleyeyim. ” der…

 
 

Uğur Mustafa Dinç says:

January 22, 2010 at 5:41 pm

Serdar Bey,

Size büyük ölçüde katılıyorum; “Fasih Türkçenin kıymetini anlayanlar kervanı” içinde bulunduğunuz için de tebrik ve teşekkür ediyorum. Eskiden daha da büyük ölçüde katılıyordum, vaziyetimizi çok daha elîm görüyordum; ama artık fikrim birazcık değişti.

Fransızcayı çokça öğrendikten sonra, bizim Türkçede bulduğumuz eksiklerin ve kusurların birçoğunun Fransızcada da bulunabileceğini gördüm. Halbuki Fransız dili olmasaydı bugün İngilizce de olmazdı. Hatta Fransızlar İngilizce ile “Fransızcanın bozulmuş hâli” diye alay ederlermiş. Fransızca çok güçlü ve İngilizceden bile daha fazla miktarda üzerine ihtimam edilmiş bir dildir. Zaten Fransız bir bakış açısından da İngilizcede kusurlar bulmak mümkün. Hem ben internette İngilizce dil sitelerine baktığımda, İngilizlerin kendi dillerindeki kelime sayısını gereğinden fazla, abartılı bulduklarını gördüm.

Lâkin yine de haklısınız. Meselâ İngilizcedeki şu müteradif/eşanlamlı olan accurate ve precise kelimelerinin Türkçe anlamdaşlarını ararken canım çıkmıştı ve ben de sizin gibi büyük bir sukut-ı hayale uğramıştım [dikkat edilsin sükût-ı hayal yani hayalin sessizliği (!) değil].

İşte böyle yerlerde, Türkçenin bizim vehimlerimizden ve abartılarımızdan dolayı değil, gerçekten de eksiğimsi kaldığı yerlerde, yüzyıllarca işlenmiş güçlü bir kültür ve edebiyat dili olan Osmanlıcanın biraz daha sade olan bir hâline, başka bir tabirle “Fasih Türkçe”ye ve yine başka bir tabirle “Yüksek-Seviyeli Anadolu-Rumeli Türkçesi”ne kesinkes başvurmalıyız.

Meselâ accurate’ı karşılamak için, eski dilde kullanılan “sahih” kelimesini ve aslında çok daha iyisi olan, “en sahih, mümkün olabildiği kadar sahih” manasındaki “esah” kelimesini kullanabileceğimizi düşünüyorum.

Esah kelimesi eskiden günlük dilde de kullanılırdı üstelik! Ama şimdi aydınların dili bile eski günlük dilin gösterebildiği bazı ayrıntıları, incelikleri gösteremez olmuş. İşte buna ne kadar ağıt yaksak yeridir. Ama ağıt yakmak yetmez. Ağıt yakılan dilin komaya girmesinin üzerinden çok büyük zaman geçmediğini ve aslında o dilin ölmediğini anlamalıyız. Böylece hemen Fasih Türkçeyi diriltme çalışmalarına koyulmalıyız.

Örnek cümle: “This account is not accurate because there is some evidence that refutes some of its parts.” Çevirisi: “Bu anlatım/tahkiye, esah değil; çünkü onun bazı kısımlarını çürüten (yalanlayan, tekzib eden) deliller var.”

Şu anda esah kelimesini Sir James Redhouse’un 1890 basımı Turkish-english Lexicon’unun bütün kitapçılarda bulunan tıpkıbasımında aradım.

Verilen tanımlar şöyle: “Most free from ailment, defect or error; most sound; most authentic”.

İlk anlam, anlaşıldığına göre, hem insanların hem de sözlerin “sıhhatini” yani doğruluğunu kapsıyor. Bu anlamda, Sir Redhouse kısaca “accurate” diyebilirmiş, öyle değil mi?

Bakınız, şöyle bir itiraza hiç gerek yok: “Ama sahih demek authentic demektir” diye. Hayır, aslında sahih demek, doğru, güvenilir, İngilizcesiyle “correct” demektir. Zaten hadislerin kendileri değil, senedleri (dayanakları) sahih olurlar. Senedler de otantik ve orijinalden ziyade elbette doğru, güvenilir olabilirler. Hele hele esah kelimesi tam anlamıyla “hatasız biçimde doğru” yani accurate/precise anlamına gelir.

Saygılarla, herkesin selametini dilerim,
Uğur Mustafa

 
 

FT says:

January 22, 2010 at 6:51 pm

Tamam, Serdar Bey çok güzel bir noktaya değindi yine fakat bu seferde şöyle bir problem çıkıyor ortaya; bu sözlüğü kim okuyacak, kim ‘müteradif’in ‘zımni’nin anlamını biliyor ki anlayacak. Yani Ekrem adlı kullanıcının da Alev Alatlı’dan naklettiği sözdeki ”Arkadaşlar; Ata’mızı gerçekten çok seviyorum, fakat dil devrimini henüz hala anlayabilmiş değilim”.. olaya geliyor.

 
 

Ekrem says:

January 23, 2010 at 1:47 am

FT: Evet doğru, fakat en azından siz kendinizi ifade noktasında sıkıntı yaşamazsınız, geri kalanını okuyucu veya dinleyiciler düşünsün.. En azından bizim Peder bey böyle yapıyor..

 
 

Uğur Mustafa Dinç says:

January 23, 2010 at 4:10 pm

Ekrem Bey’e katılıyorum. Müteradif ve zımnî gibi kelimeler o kadar temel ve basit kelimeler ki şu anki TDK sözlüklerinde bile mevcutlar. Ben şu anda TDK’nın sitesindeki BTS’den (Büyük Türkçe Sözlük) tahkik ettim (verifiye ettim, check ettim). İnsanlar biraz da sözlük kullanmaya alışsınlar. Yukarıki yorumumda da belirttiğim üzere, İngilizcenin kelime haznesi çok büyüktür; insanlar otururlar sözlükten bakarlar, şayet adam akıllı bir yazıyı okuyup anlamak istiyorsalar. İnternette her biri harika olan bedavaya bir sürü İngilizce-İngilizce sözlük mevcut.

Yalnız Serdar Bey, bence synonymously kelimesini çevirirken bir hata yapmışsınız.

Müteradif veya eşanlamlı kelimeleri synonymous kelimesinin karşılığıdır, mukabilidir.

Synonymously dediğiniz zaman, bu kelime bir zarfa dönüşüyor. O zaman Türkçesi “müteradifen” veya “eşanlamlı/anlamdaş olarak” olur.

Çok didaktik göründüysem kusura bakmayınız lütfen. Ben biraz kelime manyağıyımdır da… 🙂

Fakat biliyor musunuz, işin en acıklı yanı nedir: Benim gibi çoğu kimseye nisbeten kelime delisi olan bir adam bile, aslında çok da muhteşem bir kelime haznesine sahip değil. Zaten sahip olsa ve sahip oldularını yeterince kullansa, onu çoğu kimse anlamaz. Çünkü bir miktar alışılmadık kelimeyi sözlükte aradıktan sonra, sıkılırlar ve geri kalanına bakmazlar…

Yine de Ekrem Bey’e hak veriyorum. Kemalist ve sosyalist olduğu hâlde, rahmetli Atilla İlhan Bey de aynı şeyi söylerdi. Bir keresinde, TRT2’deki programlarından birinde, bu hususta bir konuşma yapmıştı. Kullandığı kelimeleri kendisine şikayet eden bir babaya çok fena kızmıştı. Bu baba, 16 yaşındaki kızı hanımefendinin bilmediği ama Atilla İlhan’ın kullandığı kelimelerin bir listesini Atilla Bey’e göndermiş. Kelimelerin arasında “vahim” bile varmış!

Atilla Hoca, çok haklı olarak köpürüyordu. Hulâsa (özet olarak) şunları söylemişti: “Kızınıza o zaman kelime öğretin, bu kadar cehalet olmaz. Dil zamanla yavaş yavaş değişir ama yine de genel bir devamlılık esastır. İngiltere, Fransa gibi Batı ülkelerinde hiç kimse bir yazara ‘kızım sizi anlamıyor, lütfen daha basit kelimeler kullanın’ diye mektup yollamaz. Onun yerine, ‘ben ne hata ettim de kızım böylesine cahil kaldı’ diye düşünürler. Bizdeki bu ‘Arapça ve Farsça kökenli kelime kullanmak gericiliktir’ anlayışı da fazla oldu artık. Zaten Atatürk 1935 yılında özleştirmecilik projesini rafa kaldırmıştı. Onun yerine, bütün dillerin Türkçeden geldiğini, dolayısıyla da yabancı gibi görünen kelimelerin de gerçekte Türkçenin malı olduğunu söyleyen Güneş Dil Teorisi’ni getirişi de bu özleştirmecilik projesini yok etmek amacıyla idi sadece. Ama İsmet İnönü, daha sonra ona ihanet etti ve özleştirmeciliği tekrar başlattı. Türkçe’ye ve Atatürk’e ihanet etti.”

Ah, Atilla İlhan da öldü. “İlerici (geçinen) kesimlere” Türkçeye dair doğruları söyleyen, kendi aralarından çıkma bir tek kişi vardı, o da aramızdan ayrıldı yıllar önce…

 
 

galip varoğlu says:

January 24, 2010 at 9:55 pm

Mustafa Bey’in bahsettiği Redhouse sözlüğü oldukça güzel, Osmanlıca eğitimim sırasında faydalı olmuştu, tavsiye ederim. bu problemi ben lisans eğitiminde yaşadım. İngilizce tarih eğitimi aldığımız için kullandığımız terimlerde haliyle İngilizce oluyordu. İngilizce bilmeyen birine tarih anlatmaksa bizler için imkansız hale gelmişti. Kullandığımız kelimelerin Türkçe karşılığını çoğu zaman bulamıyor, bulduklarımızı ise karşı taraf anlamıyordu – tabii lisans düzeyindeki insanların dilden bu kadar bihaber olmaları ayrı bir konu.

Velhasılı kelam, bizler küçük çapta bir sözlük hazırlamaya başlamıştık. Tabii öğrencilik hali, yarım kaldı, devam etmedi. Belki böyle bir çalışma açsanız -ya da açsak- insanlar eklemeler yaparak kısa zamanda iyi bir birikimin oluşabileceğini düşünüyorum.

 
 

beytullah emrah says:

January 25, 2010 at 9:30 pm

Ben böyle bir sözlüğü zamanın birinde İstanbul’da bir sahafta incelemiştim sanırım… Param yetmemişti almaya. Galiba Osmanlıca yazılışlarıyla birlikteydi, yanında da transkripsiyonu vs. çok hoşuma gitmişti. Bilmiyorum yeni baskısı vs. var mıdır?

 
 

mehmet yilmaz says:

February 9, 2010 at 12:42 pm

Türkiye’de bilimin ilerlemesi önünde bir engel bu. Katiliyorum. Ama sadece bu degil tabi. Demokrasinin ilerlemesi de engelleniyor, “degisik kesim” dedigimiz gruplar (ki aslinda çok dinamik) birbirlerini anlamiyorlar. SLOGAN mertebesinde baslayip biten dialog(!) siddete dönüsüyor veya devlet eliyle baskilar, yasaklar. Bugünlerdeki yargi vb kilitlenmesinin arka planinda (bir ölçüde) iletisim kopuklugu da var. Sadece jakoben vs güç kavgasi gibi görmemek lazim.

 
 

beytullah emrah says:

February 9, 2010 at 10:39 pm

Demin uzun bir yorum girerken 1 yaşındaki oğlumun azizliğine uğradım. Uzun uzun yazdığım yorumu tekrar özet geçiyorum:

Geçtiğimiz adapazarı’ndaki sahaf arkadaşım ilgimi çekeceği düşüncesiyle bir sözlük gösterdi.

1931 baskılı. “Muharriri A.Vahit”

İşte süprizler:

Mesela “synonymously” kelimesine baktım, “ayni manada, müteradif” diyor.

“Implicit” kelimesine baktım, “zımni” diyor!

“Context” için “rabıta, siyak” diyor mesela.

“Accurate” kelimesinin Türkçe karşılığı olarak “doğru, sahih”, “accuracy” için de “sıhhat” verilmiş.

“Peculiarity” için “hususiyet” yazıyor, çoğulu ise “havas”

Bilmem, hayalinizdeki sözlüğe yakın gibi 🙂

 
 

Serdar Kaya says:

February 9, 2010 at 10:48 pm

“Pattern” için ne diyor? Geçen gün okuduğum bir kitapta “örüntü” diye çevirmişlerdi, hiç içim ısınmadı.

 
 

beytullah emrah says:

February 11, 2010 at 6:43 pm

“nümune, model, örnek” şeklinde karşılık verilmiş “pattern” için.

 
 

Serdar Kaya says:

February 13, 2010 at 6:07 am

Yani mevcut kelimelerden en yakın olanını bulup kullanmayı tercih etmişler. Böyle durumlarda mevcut bir kelimeye yeni bir eş anlam eklemeye çalışmaktansa olmayan kelimeyi ithal etmek çok daha sağlıklıdır diye düşünüyorum.

 
 

kasabalı says:

February 12, 2010 at 3:40 pm

Güzel Türkçemizin ne kadar içler acısı bir vaziyette olduğu, bilimde fikirde ne kadar kifayetsiz hale geldiği, her geçen gün biraz daha aşikar olsa da, ilk okul öğretmeni abimin ders kitaplarını gördüğümde malesef durumun daha da vahimleştiğini farkettim. Şu sıralar ilk okulda, orta okulda olan öğrenciler “cümle”, “sıfat” gibi kelimeleri bilmeyecekler. Tümce diyecekler, belirteç diyecekler daha kimbilir neler diyecekler.

Birkaç yıl önce yine ilk okul öğretmeni olan yengeme bir kitaptan bir pasaj okuyordum. İçinde “bilakis” geçtiği için kitabı çok ağır bulmuş, muhafazakar yazarların bu kelimeleri çok kullandığından şikayet etmişti.

Bu çok yaygın bir kanaat. Bu durumu eleştirmeyenler de çözümü sözlük kullanmakta değil de kitabı rafa koymakta buluyor.

Öbür yandan içinde içkin, aşkın gibi kelimelerin geçtiği doktora tezi kitaplarını veya makaleleri okurken de ben can çekişiyorum.

Üniversite yıllarında bir derste hocamız “tanıtlama teknikleri” ni anlatıyordu. Biri dayanamayıp tanıtlamanın ingilizcesi nedir diye sordu. Prove dedi hoca. O ispatlamak değil mi hocam dedim ben de. O eski kelime dedi. Ne zaman eskidi, kim eskitti, biz eskici miyiz soruları ortada kaldı. Neyse ki arkadaş cesaret edip konuyu açmıştı. Yoksa bu dersten de diğerleri gibi hiçbirşey anlayamakcaktık.

Peki çözüm nedir. Malesef ben ufukta bir çözüm göremiyorum. Birilerinin geçmişini unut, tamamen değiş, bizim istediğimiz biçime bürün emrini layıkıyla yerine getiremediğimiz için arada kalıp yoz bir toplum olduk.

Şair boşuna dememiş.

Bülbüllere emir var lisan öğren vakvaktan,
Bahset tarih, balığın tırmandığı kavaktan.

 
 

Uğur Mustafa Dinç says:

February 13, 2010 at 9:02 am

Serdar Bey ve diğer herkese hitap etmek isterim: Galip Bey’in bahsettiği gibi bir yeni sözlük projesini gerçekten başlatabilir miyiz? Wikipedia ve Wikia gibi projelerin ve elbette sözlük Wiktionary’nin kendisiyle yapıldığı Wiki tabanında böyle bir proje başlatılsa? … Yağmur Atsız Bey -ki babasının ırkçılığa varan ideolojisiyle ilgisi hiç yoktur- bizim geri dönüşünü arzuladığımız sade Osmanlıcaya Fasih Türkçe adını verir. Serdar Kaya Bey! Bu dili ihya etmek, son dönem Osmanlı düşüncesinin bütün farklı yönleri ve kültürel zenginliği ile beraber hatırlanması ve aramıza geri dönmesi anlamına da gelecektir. Zaten Kemalizm’in dilde özleştirmecilik projesinin birincil amacı da o zenginliği ulaşılmaz hâle getirmekti ve yeni nesillerin zihinlerini Kemalizm ile sınırlamaktı. Orwell’in 1984’ündeki Newspeak Türkiye’de 30’lardan itibaren yaratılmıştı zaten. Newspeak’ten kurtulmak için bu sözlük projesini ve daha da ilerisini biz başlatsak? Daha da ilerisi derken, mezkur dönemde yazılmış eserlerin alıntılanacağı ve Fasih Türkçenin istikbali hakkında tefekkür ve müzakerelerin yapılacağı bir tür çevrimiçi veya basılı dergi gibisinden bir projeyi ve benzerlerini kastediyorum. Bunun gerçekleşmesini öncüleyebilecek olanlar var mı? Gerekli web ve yayıncılık bilgisi ve yeterli zamana sahip olanlar? Yoksa takatimizin yetmeyeceği ağır ve para isteyen bir projeden mi bahsediyorum? Ama en azından Wiki tabanlı sözlük projesini kaldırabiliriz ve fazladan malî destek de edinilebilir gibime geliyor. Tabii ki buna ayrılacak zaman ve böylece yapılacak olan fedakarlık işin en önemli kısmı, lakin Yağmur Atsız ve A. T. Alkan gibi meşhur yazarlar da bence bu işe destek verecek ve inşaallah projenin beşerî kaynaklarını arttıracak olsalar gerektir. … Saygılarımla

 
 

Uğur Mustafa Dinç says:

February 15, 2010 at 11:33 am

Serdar Bey,

Bu arada, sanırım sizin sorduğunuz anlamdaki pattern kelimesinin Türkçe mukabilini yukarıda verilen tanımlardan daha iyi bir şekilde söyleyebilirim.

Herhalde siz müteakip anlamdaki pattern’ı soruyorsunuz. Merriam-Webster’ın Learners’ Dictionary’sinden alıntılayıp Türkçelerini veriyorum. Yukarıda verilmiş olan karşılıklar (desen, model, numune gibi) ise, kelimenin diğer anlamlarına aitler.

“pattern: 2 a : the regular and repeated way in which something happens or is done”

Türkçesi: düzenlilik, şablon.

Örnek cümle:

They are studying behavior patterns among high-school students.

Türkçesi:

Lise öğrencileri arasındaki davranış düzenliliklerini/şablonlarını inceliyorlar.

Diğer bir örnek cümle:

Analysts are noticing different spending patterns by consumers.

Analizciler, tüketicilere ait farklı harcama düzenliliklerinin farkına varmaktalar.

Düzenlilik kelimesinin bu şekilde kullanılışına pek alışık olmadığınız için, ilk bakışta size biraz zorlamalı ve uygunsuz gibi gelebilir. Ama düzenlilik kelimesinin anlamını düşündüğünüzde, buradaki anlama cuk oturduğunun farkına varacaksınız.

Hem “öz Türkçe” hem de Arapça ve Farsça kelimeleri ile elimizde zaten var olan Türkçe de, aslında fakir değil, ama biz okumuşlar, bazen onun inceliklerine vâkıf olamadığımız içindir ki onu yetersiz sanıyoruz. İnceliklere vâkıf olamayışımız da bizim değil, Türkçenin henüz doğru düzgün sözlüklerini yapamamış olanların suçu.

Ancak, pek tanınmayan bazı Türkçe-Türkçe sözlükler çok kalitelidir. Mesela İlhan Ayverdi’nin “Misalli Büyük Türkçe Sözlük” isimli eseri. Fakat iki-dilli sözlükler alanında büyük bir eksiğimiz var. Sırf bunun için, tarihçiliği bıraksam ve doktora eğitimimle, inşaallah, bir dilci-Türkolog olmaya yönelsem mi diye de düşünüyorum. Çünkü bu alanda işini yeterince ciddiye alan adam noksanlığı var biraz sanki. Kendi zavallı katkımı bu alanda yapmak isterdim; ama İslam tarihi alanında da yapmak isterdim… En hayırlısı neyse o nasip edilsin bize ve sizlere…

 
 

Uğur Mustafa Dinç says:

February 16, 2010 at 2:03 pm

Serdar Bey, galiba bu düzenlilik karşılığı da tam olarak uymadı. Bilgisayarımdaki ücretsiz Kur Yazılım sözlüğünde ise “biçim düzeni” diye bir karşılık var, ama bunun da aradığımız karşılık olup olmadığından emin değilim. Ya da biçimsel düzenlilik filan desek? Ama aslında, pattern yerine böylesi bir karşılığı bir tür uydurmaca olarak kullanmada da sizin gördüğünüz sakıncayı görmüyorum. Bütün diller, bildiğiniz gibi, bu noksanlıkları zaman zaman yaşarlar, sonra ya doğrudan yabancı bir kelimeyi ithal ederler ya da var olan bir kelimeyi anlam genişlemesine uğratırlar. Zaten dikkat ederseniz, İngilizce pattern kelimesi de başlangıçta basit bir şekilde çizim, desen, model, patron, şablon anlamına geliyordu. Sonra özellikle bazı sosyal ve beşeri bilimler onu kasıtlı bir anlam genişlemesine uğratmış ve ona buradaki anlamı da yüklemiş görünüyorlar. Pattern meselesini uğraşıp didinerek bu kadar açıklayabildim kendime. Umarım tartışmamıza bir katkısı olmuştur. Selamlar.

 
 

muhalif sirin says:

February 26, 2010 at 5:59 am

Ben de gecenlerde buna benzer bir sorundan bahsetmistim.

Turkcenin es anlamlilar sozlugu bile yok! Onu gectim, belki Turkce-Ssmanlica bir sozluk olsa, o is icin kullanilabilir ama o bile yok ne yazik ki. Dusunun yani, İngilizce-Osmanlica sozluk istiyoruz ama daha ortada Turkce-Osmanlica sozluk yok.

Bir de bu durumla ovunen gerzeklerle doldu ortalik, ona yaniyorum. Neymis Turkce’de ayni kelime ile pek cok anlam ifade ediliyormus. Tamam da aradaki nuans farklari ne olacak? Misal “mevcut olmak” kelimesi ile “var olma” kelimesi arasinda ozunde cok onemli farklar olabiliyor. Ozellikle felsefe ile ilgili bir sey yazacak olsaniz bu ikisinin arasindaki fark belirleyici bir etken olabilir yazinizda. Ama dil devrimi andavalina sorsak, “var olmak” kelimesi neyimize yetmez ki diyecek (ayni andavallara kalsa hic ithalat falan yapmayan bir ulke olmak ovunc vesilesi olacak bir sey ya neyse) Adamlardaki felsefe belli, az ile yetinelim, kendi pisligimiz ile kavrulalim.

Benim kizdigim baska bir sey, Ataturk’un kendisinin buyuk bir zevkle kullandigi fasih Turkceye ragmen boyle bir zevksizlige imza atabilmesi. Bir insan nasil fark etmez boyle bir seyi. Dusunun elinizde muthis bir film koleksiyonu var, ama siz onu yakip, ucuncu sinif Ibrahim Tatlises, Umit Besen filmleri izleyecegiz bundan sonra diyorsunuz. Her sey bir yana estetik zevki kabul etmez insanin. Genclige Hitabe gibi estetik acisindan olgun bir yazi yazabilen bir insanin bu cirkinlige nasil tahammul ettigini tahayyul etmek zor. Gerci Nihat Sami Banarli, Gunes Dil sacmaliginin bu sacmaligi durdurmak icin uyduruldugunu soyluyor ama yanlis yanlisla duzeltilmez. Hem ok yaydan cikmis bir kere, Nurullah Atac gibileri gemi aziya almislardi

Turkiye’de tersine bir dil devrimi yapilmak zorunda. Illa Osmanlica yazi okumaya gerek yok, Ahmet Turan Alkan’in “Uc Noktanin Soyledigi” isimli kitabina bakip bile insan Turkcesinin seviyesine aglayabilir.

Ahmet Turan Alkan’in guzel bir sozu ile bitirmek isterim:”Insanin sozluge bakmadan gecirdigi gunu israftir”.

 
 

muhalif sirin says:

February 26, 2010 at 6:39 am

Bir seyi eklemek istiyorum, es anlamlilar sozlugu yok dedim ama surada ise yarar bir sey varmis:

http://tdk.org.tr/esveyakin/sonuc.aspx

 
 

Uğur Mustafa Dinç says:

February 27, 2010 at 12:47 pm

Muhalif Şirin, yorumlarınız çok güzeldi, sağ olun. Yukarıda da yazdığım gibi, Banarlı’ya ilaveten Attila İlhan’a göre de Güneş Dil Teorisi’nin ileri sürülüşü sırf dil devrimi hastalığını kaldırmak içindi. Ama yine İlhan’a göre, her alanda Atatürk’e haset dolu olan İnönü, sırf onun mirasına ters bir iş yapmak için dil devriminin yeniden başlatılmasına izin vermiş daha sonra.

Bu arada, verdiğiniz bağlantıdaki sözlük çok kötü. thesaurus.reference.com adresindeki İngilizce eş ve yakın anlamlılar sözlüğü nerede, bu nerede. Mevcut kelimesine benzer kelime olarak sadece ve sadece “bulunan” kelimesi çıkarken, “var” kelimesine benzer olarak hiçbir şey bulunamadı. Tastamam bir felaket. Bu kelimelerin eş anlamlılarını verdiğim adresteki bedava Thesaurus’tan bir aradığımızda karşımıza çıkan eş ve yakın anlamlı kelime sayısı bizi hayran bırakır. Türkçede bu eş ve yakın anlamlılar mevcuttur, bakınız buna dikkat ediniz, ancak sözlüklerin kendileri yetersizdir ve bu yetersizlik Türkçeyi olduğundan yetersizmiş gibi göstermektedir.

 
 

ingilizce sözlük says:

November 18, 2015 at 11:34 pm

İngilizce kelimelerin karşılıklarına günümüz türkçesi yetmemekte. Bu yüzden 80bin osmanlıca kelimenin yer aldığı, dev ingilizce osmanlıca sözlüğünü uzun bir uğraş ve çabanın sonucu internete aktardık.

Latin ve osmanlıca kelimelerin yazılışı ile birlilte şimdi internette. http://www.ingilizceosmanlica.com adresinin tanıtımına katkıda bulunmanızı bekliyoruz.

Çalışmalarınızda başarılar dileriz

 
 

Yorum Ekle:

Wordpress hesabınız var mı? Yorum yapmak için Log in yapın.

 
 
 

 

Yorumunuzu göndermeden önce lütfen yorum kurallarını hatırlayın.