• Ana Sayfa
  • .pdf
  • Linkler
  • İletişim
  • RSS
  •                      

Derin Sular

Fotoğraf Detayları
banner
 
 

Kara Murat: Fatih’in Fedaisi (1972)

12 Jul2015
 

Yönetmen: Natuk Baytan
Senaryo: Fuat Özlüer
IMDb


Filmin Özeti

Film şu cümlelerle açılıyor:

“Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed şöyle buyurmuşlardı: ‘İstanbul elbette müslümanlar tarafından fethedilecektir. Ne mutlu o kumandana ki, Konstantin’in şehrini fethedecektir. Ve ne mutlu onun erlerine.’ Hadis-i fetihten tam 800 sene sonra, kahraman Türk orduları Bizans topraklarına dayanmışlardı. Genç hükümdar, Osmanlı kartalı Fatih Sultan Mehmed Han, İstanbul üzerine yürüyordu.”

Kara Murat: Fatih'in Fedaisi (1972)

Yer yer gayet hamasi bir tonla telaffuz edilen bu ifadeleri işitirken, Mehter Takımı ile birlikte yürüyen Fatih Sultan Mehmed ve ordusunu izliyoruz. Anlıyoruz ki, bu ordu, hadis ile müjdelenmiş olan ordudur ve İstanbul’u Bizanslılardan almak üzere yola çıkmış bulunmaktadır.

Derken mehter eşliğindeki yürüyüş görüntüleri değişiyor ve bir savaş ortamına şahit oluyoruz. Anlatıcının sesi bu noktada yeniden duyuluyor:

“Rasulullah’ın kerameti çıkmış, eşsiz bir zafer kazanılmıştı. Allah’ın inayeti ve Hz. Peygamber’in yardımlarıyla, İstanbul fethedilmiş, Osmanlı İmparatorluğu’nun başkenti ve Türk milletinin kalbi olmuştu. Bu mübarek kalp hiçbir zaman durmayacak, ebediyete kadar kutsal bir heyecanla çarpacaktır. 1000 yıllık köhne Bizans İmparatorluğu yıkılmış, Orta Çağ kapanmış, Osmanlı İmparatorluğu Yeni Çağ’ın başında bir güneş gibi ihtişamla parlamaya başlamıştı.

“Rüzgara zincir vurulmaz! Fatih Sultan Mehmed Han, bir fırtına, bir bora, bir kasırgaydı. Ufuklardan ufuklara esiyor, zaferlerden zaferlere koşuyordu. Yüce Başbuğ, Türk ordularının başında yürürken, sular ona yol veriyor, ovalar önünde siliniyor, dağlar eğilip atının nallarını öpüyordu. Bu muhteşem akış karşısında hiçbir düşman ordusu dayanamıyor, krallıklar yıkılarak tahtlar devriliyordu. Fatih’in kudreti karşısında devletler çöküyor, imparatorluklar dağılıp parçalanıyordu.

“Bütün dünya Türk kılıcına boyun eğiyordu. Türkler, Avrupa haritasını alt üst ederek tarihi yeniden, altın harflerle yazıyorlardı. Bizans İmparatorluğu’ndan sonra, Enez-Ceneviz Dükalığı, Sırbistan Krallığı, Atina, İtalyan Dükalığı, Mora Despotluğu, Trabzon Rum İmparatorluğu, Çandaroğulları Beyliği, Midilli-Ceneviz Dükalığı, Bosna Krallığı, Karaman Beyliği, Alaiye Beyliği, Kuzey Karadeniz Ceneviz Dükalığı, Kırım Hanlığı, Tuğrul Beyliği, Ayamari-Kefelonya-Zanta Dükalığı, Hersek Dükalığı ve Eflak Prensliği’nin egemenliklerine son verilerek hepsi Osmanlı İmparatorluğu’na bağlanmışlardı.

“Eflak tahtında, vahşet ve gaddarlığı ile bütün Avrupa’ya dehşet salmış Türk düşmanı, vicdansız bir hükümdar oturuyordu: Kazıklı Voyvoda.”

Bu girişin ardından, nihayet filmin ilk diyalogu duyulur. Eflak tahtında oturan Kazıklı Voyvoda Vlad (Turgut Özatay), huzurundaki müslümanlara şöyle söyler: “Cezanız ölümdür; eğer dininizi milliyetinizi değiştirir putu öperseniz, hayatınızı bağışlarım.” Voyvoda’nın puttan kastı (nedense) haçtır. Zira, bir sonraki sekansta onu müslüman bir çifti haçı öpmeye davet ederken görürüz. Ancak müslümanlar bunu yapmayı reddederler. Bu esnada, filmin arka planına bir ney sesi eklenir ve müslümanların zulüm altında olmasına dair duygusallık derinleşir. Ve nihayet Voyvoda’nın şu sözleri ile trajedi yeni bir boyut kazanır: “Adamı kazığa oturtun; kadının da göğsünü yarıp kalbini çıkartın!” Voyvoda’nın bu emirleri derhal yerine getirilir. Adam kazık üzerinde can verir. Kadının ise kalbi bedeninden çıkarılır.

Kazıklı Voyvoda’nın gaddarlığının derecesini gösteren bu sahnelerin ardından, konunun ekonomik yönü de netleşmeye başlar. Öncelikle, Voyvoda’nın iki yıldır İstanbul’a vergi ödemediğini öğreniriz. Hatta Fatih Sultan Mehmed (Bora Ayanoğlu), hem vergilerin tahsilini, hem de müslümanlara olan zulmün sona ermesini temin adına Çakırcı Hamza Paşa (Atıf Kaptan) ve akıncılarını Voyvoda’ya gönderir.

Voyvoda’nın vergi konusuna bakışı ise daha farklıdır. Örneğin, yardımcılarından biri ile konuşurken şu ifadeleri kullanır: “Bıktım usandım bu Türklerden. Başımıza bela oldular. Her yıl vergiyi artırıyorlar. Bu gidişle kanımızı iliğimizi kurutacaklar bizim.” Voyvoda bu şartlar altında vergi ödemeyi kabul etmektense, Çakırcı Hamza Paşa ile akıncılarını tuzağa düşürerek öldürmeyi tercih eder. Neticede, Çakırcı Hamza Paşa, rütbesi ile doğru orantılı olan büyük bir kazığa oturtulur. Diğerleri ise, çeşitli işkence makinelerine yerleştirilirler.

Bu esnada trajik bir hadise de yaşanır. Türk akıncıları içinde Kara Murat ve abisi de vardır. Voyvoda, o gün itibariyle henüz çocuk yaşta olan (ve bir şekilde yolda akıncılara katılmış bulunan) Kara Murat’a bir teklifte bulunur: “Eğer ağanın kolunu bacağını kesersen hayatını bağışlar, seni burada gördüklerini anlatman için Fatih Mehmed’e gönderirim. Eğer emrime itaat etmezsen, seni keserim.” Kara Murat, bu teklifi reddetse de, abisi buna karşı çıkar: “Dediklerini yap Murat, içimizden birinin yaşaması lazım” der. “İkimiz birden ölürsek, öcümüzü kim alacak?” Kara Murat yine kabul etmeyince de, abisi ona bunu yapmak zorunda olduğunu, yapmazsa ona hakkını helal etmeyeceğini söyler. Çaresiz kalan Kara Murat, kütüğe konmuş olan abisinin kollarını ve bacaklarını balta ile keser.

Voyvoda, Kara Murat’a verdiği sözü tutar. Ancak sabah olana kadar onu hapsettirir. Bu esnada Kara Murat, asıl adı Zeynep olan bir Türk kızı ile tanışır. Voyvoda, bu kızın annesini ve babasını öldürtmüş, kendisini de esir etmiştir. Murat kızın hikayesini işitince, bir gün geri geleceğini ve onu kurtaracağını söyler. Ardından da, kıza annesinin yüzüğünü hediye eder. Kız da ona kolyesini verir.

Kara Murat döner ve olanları Fatih Sultan Mehmed’e anlatır. Konunun anlaşılmasının ardından, aralarında şöyle bir diyalog geçer:

Fatih Sultan Mehmed: Bizden bir dileğin var mı yiğidim? Sana biraz akça verelim.

Kara Murat: Parayla pulla ilgim yok sultanım. Ben yalnız akıncı olmak, Türk bayrağı altında sizinle beraber savaşmak isterim.

Fatih Sultan Mehmed: Bu yiğit delikanlıyı Yeniçeri Ocağı’na verin. Orada yetiştirilsin.

Kara Murat’ın isteği bu şekilde yerine getirildikten sonra, Fatih savaş hazırlığı emri verir: “Tez zamanda ordu ve donanma seferi hazırlansın. Eflak’ı yerle yeksan edecek, taş üstüne taş koymayacağım!”

Emir yerine getirilir. Ordu sefere çıkar. Zafer kazanılır ve Bükreş düşer. “Hain Voyvoda” Macaristan’a kaçar. Tahta, kardeşi Radol geçer ve Fatih Sultan Mehmed’e bağlılığını bildirir ve her yıl ağır bir vergi ödemeyi kabul ve taahhüt eder.

Konu bu şekilde çözümlenir ve yıllarca sürecek bir barış dönemi başlar… Ancak gün gelip de Radol ölünce, barış yeniden tehlikeye girer. Zira, kardeşinin ölümünü fırsat bilen Kazıklı Voyvoda, Eflak’a dönerek yeniden tahta geçer. Bu gelişme üzerine İstanbul’dan yeni bir heyet Kazıklı Voyvoda’ya diplomatik bir ziyarette bulunur. Huzura alınan heyet üyeleri ile Voyvoda arasında şöyle bir diyalog geçer:

– “Kardeşiniz öldüğüne göre onun taahhüt ettiği vergiyi şimdi siz mi ödeyeceksiniz?”

– “Ben kimseye vergi vermem!”

– “Hiddete lüzüm yok, Voyvoda Hazretleri. Biz Fatih Sultan Han’ın emirlerini size iletmekle mükellefiz.”

– “Elçi melçi tanımam. Adamı kazığa oturturum ben!”

– “1462 yılını hatırlayın. Bükreş kapılarına dayandığımız zaman, kaçacak delik arıyordunuz!”

– “Küstah köpekler! Götürün! Atın bunları zındana!”

Osmanlı elçileri bu şekilde esir edilirler. Fatih Sultan Mehmed bu konuyu kurmaylarıyla görüşür. “Ne yapalım?” diye sorar. Ordu yorgundur. Doğuda Akkoyunlu Uzun Hasan Osmanlı toprağına göz dikmiş, fırsat kollamaktadır. Bütün bunlar yetmiyormuş gibi, Batıda da Kazıklı Voyvoda, Eflak tahtına çıkmaya cüret etmiştir!

Neticede, Fatih’in vardığı sonuç şu olur: Voyvoda’nın bu cüreti, olsa olsa Macaristan ile Eflak arasında gizli bir ittifak anlaşması yapılmış olmasının bir sonucu olabilir! Zira ortada böyle bir ittifak olmadan, Voyvoda’nın Osmanlı elçilerini zindana attırmak gibi bir işe cesaret edebilmesi mümkün değildir. Olayı zihninde netleştiren Fatih, fedaisinin huzuruna getirilmesini emreder.

Fatih’in fedaisi, Kara Murat’tan başkası değildir. Murat, aradan geçen yıllarda yetişmiş ve usta bir silahşör, kahraman bir Osmanlı akıncısı ve nihayet Fatih’in fedaisi olmuştur. Ancak halen abisinin intikamını alamadığı için üzgündür.

Fatih, Kara Murat’a iki görev verir. Birinci görev, Eflak’a giden kayıp elçileri arayıp bulmak, ikinci görev ise Macaristan-Eflak askeri anlaşmasını ele geçirmektir. Fatih, Kara Murat’a yanına istediği kadar asker alabileceğini söyler. Ancak Kara Murat, “İstemez sultanım; bir yürek bir bilek bana yeter!” diye cevap vererek yola çıkar.

Kara Murat, Eflak’a yaklaşırken bir hadiseye müdahil olur. Kazıklı Voyvoda’nın adamlarından Nikol (Atilla Ergün), yine Eflak Sarayı’ndan Anjela (Hale Soygazi) adlı bir kadına tecavüze teşebbüs eder. Mihal (Erol Taş) adlı (ailesi Voyvoda’nın zulmüne uğramış) bir Eflaklı ona engel olmak ister. Ancak Nikol’ün muhafızları Mihal’i yakalar ve ona işkence etmeye başlarlar. Bu esnada Kara Murat ortaya çıkar ve hem Mihal’i kurtarır, hem de Nikol’ü ve muhafızlarını öldürür. Mihal ile Kara Murat bu şekilde dost olurlar ve birlikte hareket etmeye başlarlar.

Anjela ise, saraya döner dönmez olanları derhal Voyvoda’ya anlatır. Voyvoda, kulaklarına inanamaz. Çünkü, Nikol gibi birini ve muhafızlarını öldürmek, kolay kolay hiç kimsenin yapabileceği bir şey değildir. Bu nedenle, Voyvoda, şehirdeki bütün yabancıların yakalanıp getirilmesini ister. Yakalananlar arasında Kara Murat da vardır. Voyvoda, teşhis için Anjela’yı çağırır. Ancak Anjela, Kara Murat’ın boynunda kendi kolyesini görünce, onun yıllar önce görüştüğü Türk çocuğu olduğunu anlar ve onu ele vermez. Zira Anjela aslında Zeynep’tir!

Bu noktadan sonra, Kara Murat (daha çok Mihal ile birlikte), Eflak Sarayı’na nüfuz etmeye çalışır ve başından bir dizi enteresan hadise geçer. Saraydakilere kendisini Cafer adlı yiğit bir Arnavut olarak tanıtır. Ancak saraydakiler kimliğinden ve niyetinden pek emin olamadıkları için onu hapsederler. Kara Murat, kurtarması gereken Türk elçileri ile aynı zindana düşer ve onlara kendisini tanıtır. Ertesi sabah, sarayın başcelladı Papesko (Yusuf Sezer) ile dövüşecek ve gerçekten de anlattığı hikaye çerçevesinde iddia ettiği gibi güçlü biri ise, serbest bırakılacaktır. O gece, Kraliçe Lutya (Mualla Omay) Kara Murat’ı geçici olarak hapisten çıkartarak yatak odasına getirtir. Ancak bu hanımefendinin seviştiği erkekleri bıçaklamak gibi bir huyu vardır. Fakat, Kara Murat aynı şekilde bıçaklanmak üzereyken kraliçeyi engeller.

Sabah olduğunda, Kara Murat herkesin önünde Papesko (Yusuf Sezer) ile dövüşür ve onu yener. Ancak Papesko’yu öldürmeyerek onun sevgisini kazanır. Ne var ki, Voyvoda söz verdiği halde onu serbest bırakmaz. Çünkü, Kara Murat önceki gece Kraliçe Lutya’nın odasında soyunurken Fatih’in kendisine verdiği fermanı orada unutmuş ve gerçek kimliği ortaya çıkmıştır.

Kara Murat bu şekilde idama mahkum olur. Ancak başcellat Popesko, hayatını borçlu olduğu Kara Murat’ı öldürmek istemez. Darağacında küçük bir oyun oynayarak herkesi Kara Murat’ın öldüğüne inandırır. Bir sonraki sahnede Voyvoda ve Kraliçe Lutya sofra başındadırlar. Yanıbaşlarında bir dansöz oynarken sohbet etmektedirler:

– “Kraliçem, şu anda Kara Murat nerededir dersin?”

– “Herhalde cehennemdedir majeste. Orada cayır cayır yanıyordur.”

– “Yansın köpek, yansın.”

– “Fatih, fedaisinin başına gelenleri duysa, küplere biner.”

– “Fatih vız gelir bana! Arkamda Macaristan orduları var.”

Halbuki Kara Murat hayattadır. Dahası, Papesko onu sarayın dışına çıkarmayı başardığından artık özgürdür de. Ancak amacı, yeniden saraya dönmek ve Fatih’in kendisine verdiği iki görevi tamamlamaktır. Kara Murat, bu amaç doğrultusunda yeniden Mihal ile bir araya gelir. İkili, Macaristan’dan Voyvoda’yı ziyarete gelen iki rahibin yolunu keser ve onların kılığında saraya girer. Saygı ile ağırlanan Kara Murat ve Mihal, artık rahip kıyafeti içinde kolaylıkla saray içinde dolaşmakta ve (Anjela’nın da yardımıyla) Macaristan-Eflak askeri anlaşmasını ele geçirmeye ve elçileri kurtarmaya çalışmaktadır.

Anjela ise, Kazıklı Voyvoda’yı öldürme adına bazı bireysel girişimlerde bulunmaktadır. Örneğin, Voyvoda ile baş başa iken davetkar tavırlarla yatağa uzanır. Amacı Voyvoda’ya zehirli içki içirmektir. Ancak o esnada odaya gelen Kraliçe Lutya, onları samimi bir ortamda görünce, Anjela’nın asıl maksadını bilmediğinden, onu kendisine bir tehdit olarak görür ve yardımcısı Yohan’ı (Kayhan Yıldızoğlu) onu öldürmekle görevlendirir. Ancak Yohan, Anjela’yı öldürmek üzere iken Kara Murat ortaya çıkar ve Yohan’ı öldürür.

Saraydakiler, Yohan’ın ölümüne mana veremezler ve sarayda başka bir Türk casusun bulunuyor olduğuna kanaat getirirler. Voyvoda, bu casusu ortaya çıkarma amacıyla, “Türk elçilerine eziyet edin, casus onları muhakkak kurtarmaya gelecektir” der. İşkence başlayınca, Kara Murat yeniden ortaya çıkar ve herkes şaşırır. Çatışma başlayınca, Kara Murat yeniden ortadan kaybolur.

Anjela ise, artık kendisine olan aşkını ilan eden (ve hatta sarkıntılık etmeye başlayan) Voyvoda’yı zehirleme denemelerine devam etmektedir. Nihayet ona zehirli şarap içirmeyi başarınca, Voyvoda düşüp bayılır. Voyvoda’nın öldüğünü düşünen Anjela, anlaşmayı ele geçirse de, Voyvoda
“Sarayımdaki bütün zehirler tesirsizdir” diyerek yeniden ortaya çıkar ve dakikalar önce aşık olduğunu söylediği Anjela’yı işkence altına alır. Anjela ise metindir. “Ben bir Türk kızıyım, ne yapsanız konuşmam” der ve konuşmaz. Bu esnada Kara Murat yeniden ortaya çıkar ve çatışma yeniden başlar. Papesko da (nedense) “Ben de sizdenim Kara Murat” diyerek onlara katılır. Birlikte dövüşürler. Kara Murat’ın kurtardığı elçiler, bu çatışma esnasında hayatlarını kaybederler. Ağır yaralanan Papesko’nun son sözleri ise gayet manidardır: “Ömrümce köpek gibi yaşadım ama şimdi insan gibi ölüyorum.”

Kara Murat yeniden saraya girdiğinde, Voyvoda’yı Anjela’yı öldürmeye çalışırken görür. “Kadınlara kılıç çekmek erkeklik değildir dostum” diyerek onunla dövüşmeye başlayan Kara Murat, bir noktada onu üst kattan aşağıya atar. Siyasi kariyeri boyunca pek çok insanı kazığa oturtmuş olmakla meşhur olan Kazıklı Voyvoda, alt katta bulunan bir kazığın üzerine düşerek can verir.

Filmden Bazı Detaylar

1. Kara Murat kimdir?

Battal Gazi’nin aksine, Kara Murat gerçek bir şahıs değil. Gerçi IV. Mehmed döneminde yaşamış bir Kara Murad Paşa var, ama kendisi padişahın fedaisi değil, sadrazamı. Gerçi padişahların fedaileri var mıydı, ya da şayet var ise, tek başlarına beynelmilel operasyonlara çıkarlar mıydı, o da ayrı bir konu…

Bu noktada, Kara Murat filmlerinin 1970’lerde gazeteci Rahmi Turan’ın (Rahmi Muratoğlu müstear ismiyle) yazdığı ve Abdullah Turhan’ın çizdiği Kara Murat Maceraları adlı çizgi romanlardan mülhem olduğunu belirtmek gerekli.

2. Fetih hadisi

Film, İstanbul’un fethine dair hadisi bir parça editleyerek aktarıyor: “İstanbul elbette müslümanlar tarafından fethedilecektir. Ne mutlu o kumandana ki, Konstantin’in şehrini fethedecektir. Ve ne mutlu onun erlerine.” Filmin ilgili sahnesinde ekrana gelen bir camide de, aynı hadisi bu sefer mermer üzerine yazılı olarak görüyoruz: “Ne mutlu o kumandanaki, Kostantinin şehrini feth edecektir ve ne mutlu onun erlerine.” (İmla hataları metnin orijinaline ait.)

Cami - Mermer

Her iki tercüme de fazlasıyla kötü. Ama bu çerçevede belki daha da önemlisi, Konstantiniyye ifadesini kullanmaktan kaçınarak “Kostantin’in şehri” denmiş olması. Yani güncel milliyetçi kaygılar doğrultusunda tarihi yeniden yazmanın bir diğer örneği. Halbuki İstanbul kelimesi zaten Konstantinopolis’ten evrilmiş. Yani Trebizond/Trabzon ne kadar Türkçe ise, İstanbul da o kadar öyle.

3. Çağ açıp çağ kapama hamaseti

Filmin anlatıcısı, Orta Çağ ya da Yeni Çağ gibi tarihi dönemler sanki sonradan kategorize edilmemiş, günü gününe yaşanmış gibi konuşuyor. Halbuki zafer kazanılınca, Fatih ve ordusundakiler bir çağı kapatıp diğerini açtıklarını (elbette) düşünmüş değillerdi. Kaldı ki, Orta Çağın başı ve sonu kabul edilen noktaların, Fatih ya da Osmanlı ile çok fazla ilgisi de yok. Doğrudan Batı medeniyeti ile ilgili olan bu ayrıştırmanın merkezinde Roma İmparatorluğu var. Batı Roma İmparatorluğu’nun yıkılışı Orta Çağın, Doğu Roma İmparatorluğu’nun yıkılışı ise modern dönemin başı kabul ediliyor. Yani, 1453 tarihinde İstanbul (sözgelimi) büyük bir depremle ortadan kalksaydı dahi, Orta Çağın sonunu başka bir tarihe almak gerekmezdi. Çağ kapayıp çağ açma hamaseti, bütün bu tuhaflıkları görebilmeyi engelliyor.

Türkiye özelinde bu konunun enteresan olan bir diğer noktası ise, tarihin Batı-merkezli bir perspektiften anlamlandırılmasına sürekli itiraz eden İslami kesimin de çağ açıp kapama hamasetini benimsiyor ve halen fetih kutlamalarında dile getiriyor olması. Halbuki Orta Çağ, Avrupa tarihine özel bir dönem. Öncesinde antik, sonrasında ise modern dönem var. Zira yine Batı perspektifine göre, Orta Çağ, bir gerileme ve cahiliye dönemine karşılık geliyor. Modern dönem ile ilişkilendirilen ilerlemeyi mümkün kılan ise, Aydınlanma ve Rönesans‘ı mümkün kılan değerler. Bu çerçeve içinde Fatih’in ya da Osmanlı’nın herhangi bir yeri yok. Yani sürekli çağ açıp kapamaktan söz etmek ya da Orta Çağı kapayan ve “Yeni Çağ’ın başında bir güneş gibi ihtişamla parlamaya başla”yan bir Osmanlı İmparatorluğu’na dair bahisler aslında hiçbir anlam ifade etmiyor.

4. Bütün dünyaya boyun eğdirmek

Milliyetçiliğin tipik özelliklerinden biri, ait olunan milletin diğerlerinden üstün olduğu, dünya üzerinde daha farklı bir konumu hak ettiği ve dolayısıyla er ya da geç diğer herkese galip geleceği inancı. Bu eğilim, İslami gelenek içinde de gayet güçlü. Bütün diğer dinlerden üstün olan son ve hak din İslam’ın bir gün bütün dünyaya hakim olacağı düşüncesi, bu yönüyle tipik bir dini milliyetçiliğe karşılık geliyor.

Filmin başında (övünerek ve adeta özlem duyarak) dile getirilen “Bütün dünya Türk kılıcına boyun eğiyordu” ifadesi, bu galibiyetçi (triumphalist) tavrı bir adım daha öteye taşıyor. Yani sadece diğer herkese galip gelmekle yetinmemek, onlara hükmetmek! Dahası, bunu diğer herkese boyun eğdirerek yapmak ve bununla böbürlenmek.

5. Ağır vergi ödetmek

Askeri üstünlük, boyun eğdirmenin en etkili yöntemi. Yani yüzyıllardır belli bir toprak parçası üzerinde yaşayan halka, “Bundan sonra burada bizim sözümüz geçecek” diyor ve onları boyun eğmek ile ölmek arasında bir seçim yapmaya zorluyorsunuz. Bu tavra karşılık gelen örneklere tarihte rastlamak zor değil. Ancak film bu tavrı bir adım ileriye götürüyor ve insanları kaba kuvvet ile sindirmeyi bir hüner olarak sunuyor. Osmanlı elçisinin verdiği “Bükreş kapılarına dayandığımız zaman, kaçacak delik arıyordunuz” cevabı, böyle bir anlayışın ifadesi.

Peki boyun eğmeyenler öldürüldükten sonra, geriye kalanlara ne yapılacak? Filme göre, sürekli artırılan ağır vergiler ödemeye zorlanacaklar. Kazıklı Voyvoda’nın yardımcısına yakınırken, “Bıktım usandım bu Türklerden. Başımıza bela oldular. Her yıl vergiyi artırıyorlar. Bu gidişle kanımızı iliğimizi kurutacaklar bizim” demesi bu noktada önemli. Zira, film böyle bir şeyi herhangi bir rezervle aktarmıyor. Bu durumu, adeta ideal bir durum olarak sunuyor. Kazıklı Voyvoda’ya karşı kazanılan zaferin ardından barış yeniden tesis edilirken de yine aynı mantık işliyor. Voyvoda’nın tahta geçen kardeşi, “her yıl ağır bir vergi ödemeyi kabul ve taahhüt” edince ortada bir sorun kalmıyor. Verginin “ağır” olması Yeşilçam’ın abartısı olarak görülebilir. Ama Pax Ottomana‘nın özeti budur. Fethet, vergiye bağla, yönet.

6. “Hain Voyvoda”

Film, Voyvoda’ya zaman zaman “Hain Voyvoda” şeklinde atıfta bulunuyor. Baştan Osmanlı olmayan bir insan, Osmanlı ile savaştığı için nasıl hain olabilir? İhanetten söz edebilmek için her şeyden önce tarafların aynı cephede yer almaları gerekmez mi?

Hain ve ihanet kelimeleri, Türkiye’de eskiden beri rastgele kullanılan ve epey ucuzlatılmış ifadeler. Belki film hain derken, Voyvoda’nın bir noktadan sonra vergi ödemeyi reddetmiş olmasına atıfta bulunuyor. Ancak sebep bu bile olsa, ilgili durumu ihanet olarak nitelendirmek ne kadar doğru? Neticede ortada kendi memleketinde yaşarken bir başkasına vergi vermek istemeyen biri var. Bu durumdaki bir kişinin başkaldırısını ifade eden en iyi kelime hain midir?

7. Dış güçler

Fatih döneminde de dış güçler aktif bir şekilde Osmanlı Devleti’ni zayıflatmak için fırsat kolluyorlar. Doğuda ve Batıda ayrı düşmanlar var ve onların arasında kalmış bulunan zavallı Osmanlı Devleti, bu şartlar altında kendi gücünü devam ettirmeye çalışıyor. Dış güçler arasında gizli ittifaklar da yok değil. Eflak ve Macaristan arasındaki gizli askeri anlaşma bunun filmdeki en bariz örneği.

8. Türklüğün manası

Filmin Türk derken tam olarak kimleri kast ettiği belli değil. Film, Osmanlı ve Türk kelimelerini eş anlamlıymış gibi kullanıyor. Daha da enteresan olan, Fatih’in fethettiği yerler arasında Çandaroğulları ve Karamanoğulları beyliklerinin de sayılması. Bir de “Osmanlı toprağına göz dikmiş, fırsat kollamakta” olan Akkoyunlu Uzun Hasan adlı bir düşman var!

Bütün bunlar, tarihe muzafferin gözünden bakmak (ve belki onun “başarı”larıyla övünmek istemek) ile ilgili. Herhalde Osmanoğulları beyliği yerine Çandaroğulları ya da Akkoyunlular diğerlerini alt etse, o zaman da kendimizi Çandarlı ya da Akkoyunlu saymakta ve onların fetihleri ile övünmekte bir mahzur görmeyecektik.

Bu noktada, Anadolu’daki bütün müslümanların Osmanlı kimliğini sahiplenmediklerini de belirtmek gerekli. Fatih’in Karamanoğulları’nı fethi, korkunç katliamlar ve vandallıklar içerir. Karaman ve çevresinde bugün dahi Fatih’in beş asır önce yaptığı mezalimin kinini güdenler vardır.

9. Özcülük

Mihal, kendisini kurtaran Kara Murat’a, “Yiğit birine benziyorsun, Türk müsün yoksa?” diye soruyor.

Anjela ise, işkence altında iken, “Ben bir Türk kızıyım, ne yapsanız konuşmam” diyerek bilgi vermeyi reddediyor.

10. Bütün bunlar neden önemli?

Filmde anlatılanların hepsi gerçeklere karşılık gelmiyor. Ancak film ile tarihi kayıtlar arasında önemli bir örtüşme de yok değil. Kazıklı Voyvoda III. Vlad gerçek bir tarihi figür. Bugüne göre çok daha ileri seviyede bir acımasızlığın sıradan olduğu bir dönemde dahi acımasızlığı ile meşhur olabilmiş. Fatih Sultan Mehmed’e vergi ödemeyi reddetmesi ve Hamza Paşa’yı kazığa oturtması da gerçek. Fatih ile savaşması, tahtı kaybetmesi ve sonra yeniden kazanıp yeniden kaybetmesi de öyle.

Bu hadiselerin filmlere konu edilmesinde elbette bir mahzur yok. Asıl sorun, Yeşilçam’ın tarihi olayları aktarış şeklinde. Yeşilçam filmleri, (1) her insanda zaten varolan “Biz iyiyiz, onlar kötü” anlayışını pekiştiriyor, (2) türlü haksızlıkları ve acımasızlıkları (gerekçelendirme zahmetine dahi girmeden) doğrudan övüyor, (3) dünyayı farklı milletlerin mücadele sahası olarak tasvir ediyor, ve (4) ilgili hadiselerin ortaya çıkardığı insani maliyeti (“onlar”ın “bize” yaptıkları haricinde) hiçbir durumda bahis mevzuu dahi etmiyor. Yeşilçam’ın insani hisler adına yansıttıkları ise, tahakküm, intikam ve şehvetten ibaret.

Yeşilçam’da diplomasi zaten yok. Ama savaşa dair öğelerde dahi herhangi bir ince düşünce ya da planlama bulunmuyor. Her şey liderliğin ve kahramanlığın yüceltilmesi üzerine kurulu. Fikir alışverişine yer yok. Fatih, tek başına düşünüyor, bir komplonun varlığına hükmediyor ve savaş emri veriyor. Kara Murat esir elçileri kurtarmaya ve gizli anlaşmayı bulmak üzere uzak bir memlekete gidiyor, ama yanına tek bir asker dahi almak istemiyor.

Yorum

Yeşilçam’ın bu anlayışı doğrultusunda, milli eğitim ders kitaplarının bir uzantısı olarak işlev görerek nefret yayan çok sayıda film ortaya çıkmış. Bu filmlerden tarih öğrendiğini ya da en azından düşmanını bilme ve uyanık olma gibi dersler aldığını zanneden insanlar da az değil. Ve bu kötülük sürekli kendisini yeniden üretiyor.

11. Enteresan detay

Voyvoda’nın filmde bahsi geçen kardeşi Radu da gerçek bir figür. Dahası, Radu müslüman olarak Fatih ile birlikte hareket etmiş ve kardeşi III. Vlad’a karşı Osmanlılarla birlikte savaşmış. Tahta çıkışının bu zafer sonrasında olduğu filmde de belirtiliyor. Ancak film (belki Türkçülük damarı ağır bastığından) onu da düşman gibi gösteriyor.

Yeşilçam’a Özgü Tuhaflıklar

1. Devşirmelik kurumu ve yeniçeriler

Kara Murat’ın küçük yaştaki yiğitliğine şahit olan Fatih Sultan Mehmed, “Bu yiğit delikanlıyı Yeniçeri Ocağı‘na verin. Orada yetiştirilsin” diyor. Ne var ki, Yeniçeri Ocağı, 1383’ten 16. yüzyılın sonlarına dek devşirmelerden oluştu. (Devşirme sistemine 1683 yılında son verildi. Yeniçeri Ocağı ise, II. Mahmud’un kurduğu yeni bir ordu tarafından 1826 yılında ortadan kaldırıldı.) Hıristiyan Balkan halklarının çocukları memleketlerinden alınıp getirilir, müslüman askerler olarak yetiştirilir, ve sonra yeni fetihlerde bulunmak üzere tekrar Avrupa üzerine gönderilirdi. Yeniçerileri Türk ordusu olarak görmek herhalde Cumhuriyet sonrasına özgü bir durum.

2. Enteresan sahneler

Kazıklı Voyvoda, Kara Murat’ın abisinin kolu ve bacağının kesilmesini izlerken tatmin hisleriyle dolar. Yüzünün şekli, nefes alış verişi dahi değişir. (11:40-12:00)

Kara Murat’ın abisinin bacağının kesilme sahnesi ayrıca enteresandır. 14-15 yaşlarındaki bir çocuk, koca adamın bacağını peynir keser gibi tek seferde keser. Bir damla kan akmaz. Ayrıca, bacağı tamamen kesilse de, pantolonunun kumaşı nedense tam kesilmemiş gibidir. Bacak kesildikten sonra, pantolonun parçalarını da ayrıca kesmek gerekir. (11:50-12:00)

3. Diğer tuhaflıklar

Kara Murat, rahip kılığına girince elinde haç ile yarı müstehzi tavırlar sergiler. Kara Murat’ı aramakta olan askerlere denk geldiğinde, elindeki haç ile onları kutsar.

Herkesi kazığa oturtan Voyvoda, Fatih’in elçilerini nedense zindana atıp besler. Kara Murat’ın idamı ise darağacında asılarak infaz edilir.

Anjela, Kara Murat’ın ölmesini istemez. Bu isteğini başcellat Papesko’ya açar. Onu öldürmezse, karşılığında ona mücevherler vereceğini söyler. Ama Papesko, ücreti peşin istediğini söyleyerek Anjela’ya tecavüz teşebbüsünde bulunur. Anjela son anda oraya başkalarının gelmesiyle kurtulur. Neden sonra aynı Papesko’yu Kara Murat eline fırsat geçse de öldürmez. Bu iyiliğine karşılık olarak, Papesko da Kara Murat’ı idam etmiş gibi yapar. Kara Murat ona şu sözlerle veda eder: “Sen de sağol, Papesko. Erkek adammışsın. Mertliği ve yiğitliği senden öğrendim. Yolun açık olsun.”

Paylaş:
2

Okuyucu Yorumları

 

nilüfer says:

12 July 2015 at 1:55 PM

Tarihi film analizine “Diriliş-Ertuğrul” dizisini de dahil etseniz ne güzel olur. Yeni çekilmesine rağmen Yeşilçam senaryolarıana yakın bir düzey tutturdu diye düşünüyorum.

 
 

Bahadır says:

13 July 2015 at 11:15 PM

Madem bahsi geçiyor, Osmanlı-Karaman mücadelesine dair bir iki pasaj aktarayım, aslında Osmanlı ve Karamanlı tarihçiler pek de farklı şeyler söylemiyor:

(Aşık Paşazade, Osmanoğullarının Tarihi, Hazırlayanlar Kemal Yavuz, M.A.Yekta Saraç, Koç Kültür Sanat Tanıtım A.Ş. 2003)

(2. Murad dönemi)
“Karamanoğlu bu şekilde kötülüklerde bulununca, Sultan Murad Han buna karşılık neler yaptı, onu bildirir.

Padişaha, Karamanoğlu’nun yeminini bozup Müslümanların hanım ve çocuklarına ilişip sataşarak İslamiyet’e uymayan fiil ve işlerde bulunduğu haberi gelince, derhal büyük bir ordu topladı. Sonra Rumeli’nin ne kadar kafir askeri varsa kendine bağlı olanları yanına alıp Konya’ya geldi. Derhal yağma buyurdu. Karaman ülkesini öyle karıştırdılar, öyle karıştırdılar ki elek elek ettiler. Köylerini ve şehirlerini yıkıp talan ettiler. Karamanoğlu kaçıp Taş’ta inlere sığındı. O sene babası belli olmayan sayısız oğlan ve kız doğdu.” (s.203-204)

Fatih Dönemi
“… Padişah, veziri Rum Mehmed’i “Var, Karamanoğlu’nu o vilayetten sürüp çıkar.” diyerek gönderdi ve kendi kullarından ve Anadolu askerinden nice sancak da kattı. Rum Mehmed yürüdü, Larende’ye vardı. Larende’nin mescitlerini ve medreselerini yakıp yıktı, babasının evi imişçesine harap eyledi. Şehrin kadınını ve gencini soydurdu, çıplak bıraktı. O zalim, elinden gelen her şeyi yaptı, Müslümanlara bunun benzeri hakaretler yaptı. Larende’ den gidip Ereğli’ye vardı. Ereğli’nin de vilayetini ve köylerini harap ettirdi” (s.255)

Karamanoğlu gözünden Fatih devrindeki aynı olay;

(Şikârî, Karamannâme, Zamanın Kahramanı Karamanîler’in tarihi, Hazırlayanlar Metin Sözen, Necdet Sakaoğlu, Karaman Valiliği, Karaman Belediyesi Yayını İstanbul 2005, s.237-238)

“… Sultân Mehemmed kıssayı duyub evvelbahâr kendüsü altmış bin er ile sürüb Konya’ya gelüb andan göçüb Lârende’ye gelüb Kökezoğlu ve Turğûdoğlu karşu çıkub yigirmi bin er ile Karatâğ dibinde karşu varub şöyle ceng eylediler ki yedi gün yol vermediler. … Yedi sancakbegi yüz iki müteferrika helâk oldu. Dünyâ dünyâ olalı böyle ceng olmadı idi. … Sultân Mehemmed gelüb şehre kondu. Karamanoğlu’nun sarâyların yıkub yerine bir hisâr yapdı ki, her kullesi âsmâna erişdi. Diledi ki bu şehri yakub katl-i ’âmm ede. ‘Ulemâ icâzet vermeyüb İstanbul’u yeni almış idi. Murâd eyledi ki cümle halkı İstanbul’a süre. Defter ile şehrin içinden otuz bir bin Müselmân evi yedi bin kâşr sürgün eyledi. Andan geçüb Aksarây’ı sürüb İslâmbul’a getürüb üç yüz, tefsir mütâlâ’a eder şeyh vâ’iz müftî ‘âlim ve ‘âbid sürüb İstanbul’da sâkin olmayub üç yıldan sonra kaçub gene geldiler. Sultân Mehemmed gazab edüb Gedik Ahmed Pâşâyı gönderdi. Gelüb Lârende’yi âteşe verüb yıkub yakub harâb eyledi. Yüz on yedi mahalle dört câmi’-i selâtin, üç yüz yedi vakit mescidi, yigirmi tokuz hammâm, dört medrese, otuz üç tekye, yedi hânkah cümle harâb edüb âteşe urub İstanbul’a gönderdi. Koyun kuzu sürer gibi oğlun ve uşağın önüne bırağub şeyh ‘ulemâ ve fukarâ feryâd ederken yigirmi otuz bin âdem Karatâğ dibine cem’ edüb kendüsi gözlerine karşu ol zibâ sarâyları köşkleri Câmi’-i Sultân ve Câmi’-i Nizâmşâhî, Câmi’-i Kâşîye, Câmi’-i Hasan Basrî, Câmi’-i Karaman cümle şehri yere berâber edüb andan sonra dönüb on yedi bin er ile bu denlü fukarâları yayak, oğlu ile uşağı ile döge döge sürmege başladı. Ez-in-cânib, Kökezoğlu bu zulmü görüb ağlayı ağlayı Bolğâr Tâğına çıkub şehre olan zulmü hikâyet edüb Karamanoğlu, begleri ile şöyle ağlaşdılar ki cihân feryâd ile toldu. … Ez-in-cânib, Kasım Beg yedi bin er cem’ edüb Lârende’ye geldi, ne gördü!
Kanı ol ma’mûr şehr? Kanı ol zibâ sarâylar? Taraf taraf ! çarşular ve pâzârlar? Kanı şâh ‘Alâüddin’in ve Mehemmed Hânın ve Mahmud’un zibâ köşkleri? Kanı selâtin câmi’ler? Cümle harâb ü yebâb olmuş! Şehr kavmi beglerin görüb koyun kuzuya karışur gibi erişüb görüşüb feryâd figan âsmâna çıkdı. Bir zamân ağlaşdılar. Dediler ki:
– Takdir Hudânındır, fâidesi yokdur ağladuğumuzun. Cümle şehr halkın alub Bolğâr’a çıkdılar. Bir zamân böyle geçindiler. Lârende on bir yıl harâbe kaldı. “

 
 

Yorum Ekle:

Wordpress hesabınız var mı? Yorum yapmak için Log in yapın.

 
 
 

 

Yorumunuzu göndermeden önce lütfen yorum kurallarını hatırlayın.