Kara Murat Kara Şövalye’ye Karşı (1975)
6 Eyl2010Cüneyt Arkın’ın bir ok atıp iki atlıyı indirdiği meşhur Kara Murat filmi.
Film, kale burçlarında sürmekte olan bir savaş sahnesiyle açılıyor. Bu sahnede, gayet tecrübeli olduğu her halinden belli olan bir Osmanlı askerinin etrafındaki Bizanslıları kolaylıkla haklamasının ardından (sonradan Prens Carlos olduğunu öğreneceğimiz) Bizanslı bir komutanla karşı karşıya kaldığını görüyoruz. Karşısındaki Osmanlı askerini görünce duyduğu korku gözlerinden okunan Prens Carlos kendisini koruma amacıyla kılıcına davransa da, gözüpek Osmanlı askeri onu kolaylıkla etkisiz hale getiriyor. Ancak sonra onu öldürmek yerine “Bu ders sana kafi!” diyerek kılıcıyla kolunu kesiyor.
Bu noktada, kolu kopan Prens Carlos’un, hayatından da olmamak için karşısındaki Osmanlı’ya yalvadığına şahit oluyoruz: “Dur! Allah aşkına vurma… Kıyma bana… Söz bir daha Türklere kılıç çekmeyeceğim.” Carlos’un bu sözleri üzerine, ona zaten tiksintiyle karışık bir küçümsemeyle bakmakta olan Osmanlı askeri, onu öldürmek yerine suratına tükürerek hayatını bağışlıyor ve arkasını dönerek oradan uzaklaşıyor. Ancak onun uzaklaşmasıyla birlikte Carlos’un mimikleri de hemen yalvaran moddan eski haline dönüyor. Bu noktada, Carlos’un, kolunu kesmiş olan Osmanlı askerinin ardından bakarken kendi kendine “Ben sana gösterecegim pis köpek!” dediğini duyuyoruz. Sonraki sahnede ise, sarayına dönmüş olan Carlos’u celalli bir şekilde etrafındakilere, “Bir kola karşı bin kol keseceğim! Bir hıristiyana karşı bin müslümanı geberteceğim! Yeryüzünde bir tek Osmanlı kalmayıncaya kadar savaşacağım! Hepsini geberteceğim!” derken görüyoruz.
Kara Murat serisinin bu filminde Carlos özelinde hikaye edilen bu birkaç dakikalık giriş sahnelerinde, Türklere kılıç çeken Bizanslıların (1) kendilerine verilen “ders”lerle uslanmayacakları, (2) sözlerine güven olmayacağı ve (3) yeryüzündeki bütün Türkleri öldürmek istedikleri vurgulanıyor. Aynı vurgu, filmin merkezindeki dramatik öğede de son derece belirgin. Şöyle ki, intikamını almaya kararlı olan Prens Carlos, bir grup askerle yaptığı baskında kolunu koparan Osmanlı askerini (hiç beklemediği bir anda uzaktan atılan oklarla) öldürdükten sonra işi orada bırakmıyor ve bu askerin yanıbaşındaki oğlunu Türkleri öldürecek Bizanslı bir savaşçı olarak çekirdekten yetiştirmek üzere yanına alıyor. Sonraki sahnelerde Prens Carlos’un işi gücü bırakıp henüz dört beş yaşında gibi duran bu çocuğa kılıç kullanmayı öğrettiğini ve bunu yaparken de “Sen hıristiyanlığın intikam kılıcı olacaksın! Oluk gibi müslüman kanı akıtacaksın!” gibi telkinlerde bulunduğunu görüyoruz. Onun ardından, bir rahip de, “Sen bundan sonra İsa’nın emrindesin. Hıristiyanlık için dövüşeceksin” diyerek Mehmet adındaki bu çocuğu haç ile kutsuyor ve ona Mark adını veriyor. Tabii senaryonun bu şekilde yazılmış olmasında, Bizanslıların Türklerin hakkından gelemedikleri ve bu nedenle de çareyi Türklerin içinden birini alıp Bizanslılaştırarak onlara karşı kullanmakta aradıkları yönündeki ima çok güçlüdür. Zira emrinde onca asker bulunan bir komutanın küçücük bir çocuğun eğitimiyle bizzat ilgilenerek onu “hıristiyanlığın intikam kılıcı” olmaya hazırlamak gibi takriben 20 yıl sürecek bir işe girişmesini başka türlü açıklamak zordur. Serinin bütün filmlerinde, değil kahraman durumunda olan Kara Murat’ın, sıradan Türk askerlerinin bile Bizanslıların hakkından kolaylıkla gelebildikleri ve en az birkaç Bizanslı öldürmeden ölen bir Türk askerine neredeyse hiç rastlanmadığı hatırlanacak olursa, Bizanslılara atfedilen niteliksizliğin derecesi daha iyi anlaşılabilir.
Bu noktada, Yeşilçam’ın Bizanslıları resmediş şeklinin Hollywood’un (sıklıkla eleştirilen) müslümanları resmediş şeklinden daha olumlu olduğunu söyleyebilmek zordur. Zira Kara Murat filmlerindeki Bizanslıların, Hollywood filmlerindeki (1) hepsi bir diğerine benzeyen, (2) dolayısıyla herhangi bir bireysellikleri olmayıp temsil ettiği grup kimliğine eşitlenen, (3) Batılı kahramanlar tarafından kolaylıkla öldürülebilen ve (4) ölümleri trajik olmak bir yana kimi zaman film içerisinde komedi unsuru1 olarak dahi kullanılabilen Ortadoğulu karakterlerden nitelik itibariyle çok fazla farkları yok gibidir. “Öteki” durumunda olana atfedilen bayağılık ve bunun doğurduğu dehümanizasyon, yerkürenin iki farklı yüzünde üretilen ve genel anlamda birbirine pek benzemeyen bu yapımların ortak noktası durumundadır.2 Zaten bir Bizans sarayında bir Bizanslı gibi yetiştirilen, ancak bir Osmanlı askerinin oğlu olan ve dolayısıyla da Türk kanı taşıyan bir savaşçının hikayesi tam da bu algının yaygınlığı nedeniyle seyircilere ilginç gelecektir. Senaryoyu daha da ilginç kılacak olan bir nokta ise, Bizanslılaştırılan Mehmet’in bir ikiz kardeşi olması, ancak Prens Carlos’un bundan haberdar olmamasıdır. Bu ikiz kardeş, elbette Kara Murat’tan başkası değildir. Dahası, babasının ölümünden sonra annesi Murat’ı intikam düşüncesiyle yetiştirmiş ve tıpkı kardeşi Mehmetinki gibi yıllar süren bir eğitimden sonra Murat da büyük bir savaşçı olup çıkmıştır. Kardeşi Bizans’ta Kara Şövalye olarak anılırken, o da Kara Murat lakabını almıştır.
Ne var ki, Kara Murat annesiyle birlikte ellerini açıp dua ederek büyümüş bir müslüman ve padişah Fatih Sultan Mehmet’in fedaisi olma şerefine ermiş bir Osmanlıdır. Çok küçük yaşta alıkonduğu için “beyni yıkanan” ve dolayısıyla Bizans’a ve hıristiyanlığa hizmet eden kardeşi Kara Şövalye Mark ise, Prens Carlos ile birlikte Türk köylerinde katliam yapmakta, köylüleri işkenceden geçirmektedir. Bu acı hadiselerin yaşandığı köylere giden Kara Murat, korkunç sahnelerle karşılaşmaktadır. İşkenceye uğramış ve son nefesini vermek üzere olan köylülere, “Kim yaptı bunu size?” diye soran Kara Murat hep aynı cevapları almaktadır: “Carlos… Azrail’de acıma vardır, ama onda asla…”
Tabii bu filmde de katliam, işkence ve ırza tecavüz gibi işlerin hepsini Bizanslıların yapmakta, hiçbir Türk bu tür işlerin içinde görülmemektedir. Ancak Bizanslıların bütün hilelerine rağmen neticede mücadeleyi yine Türkler kazanırlar. Dahası, karşılıklı gerçekleştirilen çeşitli hamlelerin ardından, Kara Murat bir noktada Bizans sarayını basar ve babasının (ve bu süreç dahilinde öldürülen annesinin) intikamını alır. Kardeşi Kara Şövalye Mark ise, çocukluğunun geçtiği köye gelip annesini gördükten sonra gerçek kimliğini hatırlamaya başlamış, ancak Osmanlı kimliğini açıklar açıklamaz bizzat Prens Carlos’un emriyle sırtından hançerlenmiştir. Ancak hançerlendiği yerde ölmeden hemen önce oraya gelen kardeşi Kara Murat’tan hataları için pişmanlık dileme fırsatı bulabilmiş olması ayrıca önemlidir. Asıl adının Mehmet olduğunu hatırlayan Kara Şövalye Mark, son anlarında boynundaki haçı koparıp atarak kardeşi Kara Murat’a müslüman olarak ölmek istediğini söylemiş, ardından Kara Murat’ın yardımıyla kelime-i şehadet getirdikten sonra kardeşinin kollarında ruhunu teslim etmiştir.
2 Southern Illinois Üniversitesi’nde görev yapan iletişim profesörü Jack Shaheen, 2001 yılında yayınlanan (ve 2004 yılında hakkında bir belgesel de çekilen) “Reel Bad Arabs” adlı kitabında Hollywood filmlerinde Arap karakterlerin ve genel anlamda Arap kültürünün yansıtılış şekillerine odaklanır ve bu çerçevede 900′den fazla Hollywood filminin içerik analizini yapar. İçerik analizinin sonucunda, 900′ü aşkın filmden sadece 12′sinde Araplar hakkında olumlu sahneler yer alırken, 50 tanesinde dengeli bir tavır göze çarptığı, geri kalan bütün filmlerde ise Arapların kötü ve tehditkar insanlar olarak gösterildiği ortaya çıkmıştır.




Okuyucu Yorumları