• Ana Sayfa
  • RSS
  •                      

Derin Sular

Fotoğraf Detayları
 
 

Kelle Kulesi

30 Sep2012
 

[30 Eylül 2012 tarihinde Taraf gazetesinde yayınlandı.]

Osmanlı Sırplarının bağımsızlık mücadelesi 1804 yılında başlar. Bu sürecin beşinci yılında yaşanan Çegar Savaşı, Sırp tarihinde büyük bir sembolik öneme sahiptir. Çegar Savaşı’nda, takriben üç bin Sırp savaşçı, kendilerinden çok daha güçlü olan Osmanlı ordusuna bir buçuk ay boyunca direnir. Ancak bu bir buçuk aylık direnişin sonrasında, Osmanlı askerleri Sırpların en öndeki siperlerini ele geçirmeye başlarlar. Savaşın kaybedileceği belli olmuştur. Bu noktada, Sırp komutan Stevan Sindzeliç, saldırıda bulunan Osmanlı askerlerini öldürme ve böylelikle cephenin gerisindekilere kaçmaları için zaman tanıma amacıyla kendi cephaneliğini havaya uçurarak bir grup askeriyle birlikte orada ölür.

Savaşın ardından, Osmanlı ordusunun kumandanı Hurşid Paşa, ölen Sırpların kellelerinin toplanmasını emreder. Toplamda 952 kelle toplanır. Bu kellelerin kafa derileri yüzülür, içleri doldurulur ve İstanbul’a, Padişah II. Mahmud’a gönderilir. Geriye kalan kafatasları ile de bir kule inşa edilir. Dört yanında 14 sıra kafatasları dizili olan üç metre yüksekliğindeki bu kulenin inşası ile amaçlanan, Osmanlı iktidarına karşı gelenlerinin sonunun ne olacağını bölge halkına göstermek suretiyle, bağımsızlık talebinde bulunan Sırplara gözdağı vermektir.

Kelle Kulesi

Dünyada ölümle, korkuyla ve kaba kuvvetle hükmetmenin çok sayıda örneği vardır. Ama bu durumu böylesine doğrudan bir şekilde abideleştiren ikinci bir yapıta rastlamak zordur.

Kulenin Güncel Manası
1833 yılında kuleyi gören Fransız şair Alphonse de Lamartine, seyahatnamesine şunları yazar: “Gözlerim ve kalbim, kesilmiş kafaları anayurtlarının bağımsızlığının köşetaşı haline gelen bu cesur adamların kalıntılarını selamlıyor. Sırplar bu anıtı korusun. Bu anıt, çocuklarına, bir halkın bağımsızlığının değerini ve babalarının bu bağımsızlık uğruna ödedikleri gerçek bedeli her zaman gösterecek.”

1878 yılında, yani Kelle Kulesi’nin inşasından 69 yıl sonra, Sırbistan bağımsızlığına kavuşur. Bağımsızlığın ardından kulenin üzerine bir çatı örülür. 1892’de Sırbistan’ın her yanından gelen bağışlarla, kulenin bulunduğu yere, (kuleyi içine alacak şekilde) bir şapel inşa edilir. 1904’te, şapele, “Kosova’dan Sonraki İlk Özgürlük Savaşçılarına” şeklinde bir yazı asılır. 1927’de, Çegar Savaşı’nda Sindzeliç ve askerlerinin öldüğü Çegar Tepesi’ne bir anıt yapılır. Anıtın açılışı, kulenin ve tepenin bulunduğu Niş şehrinin Osmanlılardan “kurtarılmasının” 50. yıldönümünde yapılır. 1938’de, Sindzeliç’in büstü de anıta dahil edilir.

Milliyetçilik, yıllar içinde, Kelle Kulesi’ni bir uğrak yeri haline getirir. Öğrenciler, okul gezilerinde, kuleyi ziyarete götürülür. İlgili bağımsızlık mücadelesi, kafatası imgeleri eşliğinde yeniden inşa edilerek nesillerin zihinlerine kazınır.

Aradan yıllar geçer. 1990’larda ülke yeniden karıştığında, acı içindeki Bosnalı bir Sırp annenin, mezarından çıkarılan oğlunun kafatasını elinde tuttuğu bir sahneye şahit olan Sırp kitleler, ilgili formasyona sahip olmayanların anlamakta zorlanacakları bir dehşet yaşarlar. Zihinlerde “Bir daha asla!” nidaları yankılanır. Ve kendilerine kötülük yapılanlar, bu sefer başkalarına kötülük yapmaya başlarlar. (Detaylar için bkz.: Judah, Tim. 2000. The Serbs: History, Myth and the Destruction of Yugoslavia. Yale University Press.)

Kürdistan
Aradan geçen onca yıldan sonra, Osmanlı topraklarında benzeri bir ulus inşası süreci daha yaşanıyor. Tarih tekerrür ediyor. Bir yanda, (şu ya da bu nedenle) merkezi otoriteye güvenini yitirmiş olan geniş bir kitle var; diğer yanda da, kadim Hurşid Paşa zihniyeti. Ve gidişat aynı noktaya.

1

Okuyucu Yorumları

 

rüştü hacıoğlu says:

October 2, 2012 at 2:05 am

“Derin sular” serin geldi galiba, şoktan mıdır nedir; henüz itiraz almamış yazı?

Kendimden biliyorum, bana da soğuk duş tesiri yaptı Hurşit Paşa. Halbuki, Kuyucu Murat Paşa’yı da duymuş ve Ayasofya’nın bahçesine gömülü bebek cesetlerinden ‘devlet bekâsı’ üreten türbeleri de gezmişken…

“Sırp” kelimesinin zihnimde biçimlendirilmiş hâllerinin hiç birinin “mazlum” sıfatı ile birlikte anılmasına imkân vermiyor olmasından olsa gerek.

 
 

Yorum Ekle:

Wordpress hesabınız var mı? Yorum yapmak için Log in yapın.

 
 
 

 

Yorumunuzu göndermeden önce lütfen yorum kurallarını hatırlayın.