• Ana Sayfa
  • RSS
  •                      

Derin Sular

Fotoğraf Detayları
 
 

Kemalizm (5): Milliyetçilik

12 Jun2007
 

Kemalizmin ‘halkçılık’ ilkesi, halkı ‘birbirleriyle uyum içerisinde faaliyet gösteren farklı parçalardan oluşan bir bütün’ haline getirmeyi esas alırken, ‘devletçilik’ ilkesi de, devleti, söz konusu bütünün ne şekilde koordine edileceği konusunda kararlar alan bir üst aygıt kılmayı hedefliyor.

Kemalizm

Dikkat edilecek olursa, rejimin sosyal, politik ve ekonomik niteliğini belirleme adına bu iki ilke ‘teknik anlamda’ yeterli. Ancak bu işleyişin sürdürülebilir kılınabilmesi için, insan faktörünün de göz önüne alınması ve kaba teknik kalıplara insani anlamlar yüklenerek rejimin işleyişinin vatandaşların gözünde bir ideal haline getirilmesi gerekiyor. Milliyetçilik, bu noktada, halkçılık ve devletçilik ayakları üzerine oturan Kemalist korporatizmin işlevselliğini temin edebilme adına ciddi çözümler sunuyor.

Halkın genelini bir ‘ulusal mit’ etrafında kenetleyebilen, bireysel değil, kollektif değerleri yücelten, böylelikle de devlete ve idarecilere bağlılığı kolaylaştıran milliyetçilik, herşeyden önce, ürettiği farklı insan tipi sayesinde devlet korporatizmi (ya da daha farklı türden parti diktatörlükleri) adına elverişli bir zemin ortaya çıkarıyor. Gerek hakim kollektif değerler, gerekse ulusal mitler konusunda eleştirel ve şüpheci bir yaklaşımdan son derece uzak olan bu insan tipinin ayırt edici özelliği, devlet otoritesine karşı sorgulayıcı değil, itaat edici bir tavır sergilemesi.

Kemalizmin temelde ‘kalkınma’ kaygısıyla hareket eden bir ideoloji olması nedeniyle, milliyetçiliğin sadece politik değil, ekonomik bir boyutunun da olduğu ve hatta çoğu zaman ekonomik boyut ile politik boyutun iç içe geçtiği de söylenebilir. Zira halkı önce birbirine kenetleyip sonra da devletin güdümüne sunan halkçı-devletçi rejim, milliyetçiliğin yardımıyla teksesliliği de temin ediyor, ulusal ideallerin mutlak doğruluğuna ve sorgulanamazlığına olan inancın yerleşmesini sağlıyordu. Benzeri bir etkiyi ekonomik sahada da görmek mümkündü. Milliyetçilik ilkesi, gerek özel sektörde gerekse kamu sektöründe çalışanların faaliyetlerini kontrol altına alıyor, devletin uygun gördüğü şekilde sürdürülen faaliyetlere ‘ekonomi ötesi’ anlamlar yüklenebilmesine olanak tanıyordu. Bu noktada milliyetçilik ilkesinin yaptığı, insanlığa ziraati, sanatı ilk öğreten, dünyaya mürebbilik etmiş olan bir ‘üstün Türk ırkı’ konsepti oluşturmaktı. Bu konsept, (halkçılık ilkesi gereği) ‘birbirleriyle uyum içerisinde faaliyet gösteren farklı parçalardan oluşan bir bütün’ olarak davranması beklenen halkın, (devletçilik ilkesi gereği) devlet güdümünde gerçekleşmesi planlanan ekonomik kalkınma amacına kilitlenmesini kolaylaştırıyordu.

Atatürk’ün 1930 yılında İzmir’de gerçekleşen CHP kongresindeki konuşmasında sarf ettiği kimi cümleler, bu yaklaşımın bir özeti gibidir:

‘Bütün beşeriyete ziraati, sanatı ilk öğreten Türk milleti idi. Türk milletinin dünyaya mürebbilik etmiş olduğuna artık hakiki alimlerin şüphesi kalmamıştır. Türk milletinin bundan sonra layık olduğu derecede iktisadiyat sahasında yükseleceğine kimsenin şüphesi olmamalıdır. Fırkamızın vazifesi bu hedefe bir an evvel erişebilmek için millete yol göstermek ve yardım etmektir.’1

Tek parti döneminin tamamı boyunca işçilerde milliyetçi olma koşulunun aranmış2 olması gibi uygulamalar, halkçı-devletçi bir zemin üzerine oturan Kemalizmin işlevsellik konusundaki bu kaygısının sonucuydu. ‘Irkın saflaşması’ adına bütün işçilere devrim ve beden eğitiminin zorunlu tutulması da, yine bu çerçevede değerlendirilerek açıklanabilir. Bu türden uygulamaların özel sektör çalışanlarını da kapsayacak şekilde geniş tutulmuş olması, 1930’lar Türkiyesinde devlet korporatizminin dozunun epey yüksek olmasından ileri geliyordu.

Kemalist milliyetçilik, Türkiye’deki gerek müslüman gerekse gayrimüslim azınlıklara karşı ayrımcı ya da asimile edici yöndeki uygulamalarıyla da ayrıca değerlendirilebilir. Ancak bu noktada, şovenist karakterdeki bu milliyetçiliğin varlık sebebinin (ve kavramsallaştırılmasının) halkçı-devletçi korporatizm ile ilişkilendirilerek o çerçevede ele alınması yeterli görülebilir.

1 Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri‘nden aktaran: Parla, Taha. [1992] 1995. Türkiye’de Siyasal Kültürün Resmi Kaynakları, Cilt 3: Kemalist Tek-Parti İdeolojisi ve CHP’nin Altı Ok’u. İstanbul: İletişim Yayınları. 241.
2 Parla, 67.
« Önceki Yazı: Erbhof [Engin Ardıç]
Sonraki Yazı: Kemalizm (6): Devrimcilik »
5

Okuyucu Yorumları

 

Levent Cetin says:

March 3, 2008 at 7:46 pm

Mahmut Esat Bozkurt buyuruyor (!)
“Türk bu ülkenin yegane efendisi, yegane sahibidir. Öz Türk olmayanların bu memlekette tek hakları vardır; hizmetçi olma hakkı, köle olma hakkı. Dost ve düşman, hatta dağlar bu hakikati böyle bilsinler.”
“Bu öz Türkler vatanı, aziz Türkiye’miz her yerden ve her günden fazla milliyetçi olmak mecburiyetindedir. Biz bir vatan istiyoruz ki, orada yalnız öz Türklük düşünülür, orada yalnız öz Türklük kokar. Bu koku Ergenekon’lardan gelir. Biz bir vatan istiyoruz ki, orada her şey, her renk ve her duygu öz Türklükten nişan verir, öz Türklüğü anlatır.”
Kendisi Mustafa Kemal’in has adamlarindandir. Bugunku izdusumleri de asagidaki gibi yorumlar yapiyorlar:
“Tanrım Atatürk, Kutsal Kitabım Nutuk, Peygamberim Mahmut Esat Bozkurt yol göstericim de Atatürk İhtilali’dir.”
Turk nasyonal sosyalizminin kurucularina ornektir.

 
 

Murat Aygen says:

March 4, 2008 at 10:56 pm

1960’lı ve 70’li yıllarda CHP-karşıtları bu partiyi milliyetçilikten ne denli uzak olduğunu ispata çalışarak yıpratmaya gayret ederlerdi. “Lozan Zafer Mi, Hezimet Mi” türünden kitaplar hep bu dönemin ürünleridir. Eğer CHP -haşa- “faşist” idi ise, bu neşriyatı yapanlara ve bunları okuyanlara hangi sıfatı yakıştırırsınız Sayın Levent Çetin?

 
 

Levent Cetin says:

March 6, 2008 at 12:48 am

Bilmem, ben tanimimi bir soz uzerine yaptim o serefi de siz buyurun. Fasistligin de dereceleri vardir herhalde. Sozlukten fasizmin tanimina bakin, Mahmut Esat efendinin sozleriyle epey bir ortusme goreceksiniz.
Konustugumuz donemin 60’li ve 70’li yillarla da cok bir ilgisi yok. Hatirlarsaniz o yillarda paranin uzerinden Ataturk resmini sildirip kendi resmini bastiran zat otururdu CHP nin basinda. Summe haşa CHP nin cok tutarli bir cizgisi oldugunu mu dusunup de istediginiz yildan cevap verme rahatligini sectiniz?

 
 

Murat Aygen says:

March 6, 2008 at 12:20 pm

CHP’nin efsane lideri Bülent Ecevit’in 1978 azınlık hükümetini (Martı Motel hükümetini) kurarken sarfettiği “iç ve DIŞ çevreler bizim iktidar olmamızı istiyorlar” sözü bu partinin ne haymatloz ( = “stateless” in international law ) bir parti olduğunu yeterince kanıtlamıyor mu?

 
 

Levent Cetin says:

March 6, 2008 at 6:44 pm

Kanitliyor.
Bozkurt’un tanimini yaptigi milliyetcilik algisi saniyorum o yillarin milliyetcilik algisiyla paralel. Peki Turk’um diyen herkesin aninda Turk’e donustugu modern (!) algiyi ne zaman olusturdular? (Her kelime-i sahadet getirenin musluman olmasina benziyor – yine bir din benzetmesi).

 
 

Yorum Ekle:

Wordpress hesabınız var mı? Yorum yapmak için Log in yapın.

 
 
 

 

Yorumunuzu göndermeden önce lütfen yorum kurallarını hatırlayın.