• Ana Sayfa
  • RSS
  •                      

Derin Sular

Fotoğraf Detayları
 
 

Kemalizm (6): Devrimcilik

15 Jun2007
 

Tek parti iktidarı, 1920’li yıllarda Türkiye’de gerçekleştirdiği sosyal, kültürel ve politik değişimlerin her birini bir ‘devrim’ olarak adlandırdı ve bu köklü değişimlerin bütününe bağlı kalmayı ve onları korumayı ‘devrimcilik’ olarak nitelendirdi. Böylelikle, halkçılık-devletçilik-milliyetçilik ilkelerinin oluşturduğu bütünsel yapının gereği milliyetçi ve korporatist bir ideolojiye sahip olması beklenen halkın, sosyal ve kültürel anlamda da belli konulara bakışının şekillendirilmiş olması umuluyordu.

Kemalizm

1931 ve 1935 yılı CHP programları partinin devrimcilik ilkesini birbirine çok yakın ifadelerle tanımlıyor. Ancak 1931 yılı programında, ‘Fırka, milletimizin bir çok fedakarlıklarla yaptığı inkılaplardan doğan ve inkişaf eden prensiplere sadık kalmayı ve onları müdafaa etmeyi esas tutar.’1 şeklinde bir tanımlama yapılırken, 1935 yılı programında ihtilalciliği dışlayan bir cümle de yer alıyor:

‘Parti devlet yönetiminde, tedbir bulmak için derecel ve evrimsel prensiple kendini bağlı tutmaz. Ulusumuzun sayısız özverilerle başarmış olduğu devrimlerden doğan ve olgunlaşan prensiplere bağlı kalmak ve onları korumak parti için esastır.’2

Devrimcilik ilkesinin tanımı yapılırken ihtilalciliğin reddedilmiş olmasına rağmen, ‘devrimcilik’ ifadesinin doğrudan ihtilalci bir yaklaşımı akla getirmesi bu noktada tuhaf bir çelişki olarak ortaya çıkıyor. Taha Parla, bu durumu arı-Türkçecilik akımının etkisinde kalınması sonucunda inkılap kelimesinin karşılığının tam tutturulamamasına bağlıyor:

‘1930’ların ortalarında aşırı dozlara yükselip sonra frenlenen öz ya da arı-Türkçecilik akımının etkisinde “inkılab”ın karşılığını tam tutturamamanın ürünü “devrimcilik”. Yoksa Gökalp’te de, Kemalistler’de de inkılap, “devrim” değil, düzen içinde “dönüşüm”dür. Nitekim 1943 Programı’nda “inkılapçılık”a dönülüyor.’3

Kemalist Devrimler

Devrimcilik ilkesinin ‘devrimlerden doğan ve olgunlaşan prensiplere bağlı kalmak ve onları korumak’ şeklinde tanımlanıyor olması, (doğal olarak) bu ilkenin hangi devrimleri kapsayıp ne gibi benzeri uygulamaları dışarıda bıraktığı sorusunu da beraberinde getiriyor.

CHP Genel Sekreteri Recep Peker, 1931 yılı programını açıklamak üzere İstanbul Üniversitesi’nde verdiği konferansta devrimcilik bahsinde yedi devrim sayıyor ve bu devrimleri Kurtuluş Savaşı’nın bir devamı olarak sunuyor. Türkiye’nin tam kurtuluşu için devrimlerin şart olduğunu ifade eden Peker, düşmanın yurttan kovulmuş olmasına rağmen devrimler olmadan Türkiye’nin yaşamasının mümkün olmayacağını iddia ediyor:

‘Vatanın bugünkü tam kurtuluşunu ve milletin şerefli bir içtimai [toplumsal] heyet olarak istikbale gidişini inkılap semerelerine medyunuz [meyvelerine borçluyuz]. İstila ordularının memleketten kovulmasına hatta muahedelerle [anlaşmalarla] kazanılan istiklalin mahfuz kalmasına rağmen inkılabı tahakkuk ettirilmemiş bir Türkiyenin yaşaması ve kurtulması mümkün olmazdı.’4

Kemalist devrimlerin Kurtuluş Savaşı ile aynı çerçevede ‘kurtuluş merkezli olarak’ ve ‘istila ordularının memleketten kovulması ile ilişkilendirilerek’ sunulmasının epey problemli bir yaklaşım olması bir yana bırakılacak olursa, Peker’in konuşmasında temelde yedi devrimden söz ettiği söylenebilir:

1- Cumhuriyetin İlanı5
2- Yeni medeni kanun ve ceza kanunun yapılması
3- Şer’i mahkemelerin kaldırılması
4- Medreselerin kaldırılması ve tevhid-i tedrisat
5- Dervişliğin men edilip, tekkelerin ve türbelerin kapatılması
6- Şapka giyilmesi
7- Latin harflerinin6 kabulü

Yukarıdaki yedi devrimin her biri ya sekülerleşme, ya da Batılılaşma başlığı altında toplanabilir. Buradan hareketle, Kemalizmin ‘devrimlerden doğan ve olgunlaşan prensiplerine bağlı kalmak ve onları korumak’ şeklinde tanımladığı ‘devrimcilik’ ilkesinin, aslında ‘Türkiye’nin Batı tarzı yeni sosyal, kültürel ve politik hayatına bağlı kalmak ve bu seküler hayat tarzını korumak’ anlamına geldiğini de söylemek mümkün. Tipik bir ‘toplum mühendisliği’ projesine karşılık gelen bu yaklaşım, topluma hal-i hazırda hakim olan norm ve gelenekleri de otomatikman karşısına alıyor. Söz konusu norm ve geleneklerde en belirleyici unsur olan İslam dini ise, bu durumda, Kemalizmin inşa etmeye çalıştığı yeni hayat tarzının önündeki en büyük engel haline geliyor. Bütün bunların sonucunda da, ‘devrimcilik’ ilkesini korumak üzere müstakil bir ‘laiklik’ ilkesi de gerekli hale geliyor = ki Türkiye’de cumhuriyet tarihine yaşıt olan vatandaş-halk, devlet-millet, laik-müslüman şeklindeki kutuplaşmaların temelinde de zaten bu normatif laiklik anlayışı var.

Bu noktada devrimcilik ilkesine yöneltilecek en temel eleştiri, halkı ‘dönüştürmesi’ beklenen devrimlerin gerekli düşünsel alt yapıdan mahrum oluşu olmalı. Zira konunun politik kurumsallaşma yönü bir yana bırakılacak olursa, Kemalist devrimlerin, ‘dini öğeleri toplum hayatından soyutlamak ve yerlerine Batılı öğeler koymak’ anlamına geldiğini söylemek de mümkün. Böyle bir dönüşümün de yüzeysel kalmaya mahkum olacağı ve kendisine yakıştırılan ‘gardırop devrimleri’ ifadesini sonuna kadar hak edeceği muhakkak.

Ancak bütün bunlara rağmen, devrimciliği ‘gardırop’ seviyesinde ele alan Kemalizmin bu konudaki prensiplerini fazlasıyla ciddiye aldığını da belirtmek gerek. Örneğin Mustafa Kemal, Kastamonu’daki konuşmasında ‘Bu serpuşun adına şapka denir’ şeklindeki meşhur ilanını yaptıktan hemen sonra, kadınların giyiminin değiştirilmesi ile ilgili yorumlarda da bulunduktan sonra aşağıdaki sözleri sarf etmişti:

‘Keskin bir gerçek olarak söylüyorum: Korkmayınız, bu gidiş zorunludur ve bu zorunluluk bizi yüksek ve önemli bir sonuca ulaştırıyor. İsterseniz bildireyim ki, bu kadar yüksek ve önemli bir sonuca ulaşabilmek için gerekirse bazı kurbanlar da verelim. Bunun önemli yoktur.7 (vurgu eklendi)

Mustafa Kemal’in sözleri, Recep Peker’in Kemalist devrim sürecini Kurtuluş Savaşı’nın devamına benzeten ifadelerini doğrulayıcı mahiyette. Diğer yandan, aynı sözler, Türkiye’deki devrimcilik anlayışının politik ya da felsefi olmaktan çok şekilci olduğunu göstermesi ve böylelikle yeni cumhuriyetin fikri alt yapısını yansıtması itibariyle de son derece talihsiz ifadeler.

Ancak Şapka Kanunu’nun8 yürürlüğe konma sürecinde ve sonrasında Kayseri, Sivas, Maraş, Rize, Giresun ve Erzurum başta olmak üzere Türkiye’nin pek çok şehrinde yaşanan isyan ve muhalefete Kemalist rejimin verdiği tepkinin niteliği, Mustafa Kemal’in sözlerinde ifade edilen olası ‘önemsiz’ kurbanları gerçek kıldı. İsyanlar sonucunda binlerce kişi tutuklandı. Tutukluları yargılamak üzere ilgili bölgelere gönderilen gezici İstiklal Mahkemeleri, (içlerinde ulemanın da bulunduğu) çok sayıda insanı şapka kanununa muhalefet gerekçesiyle idam etti.9

1 CHP Programı, 1931.
2 CHP Programı, 1935.
3 Parla, Taha. [1992] 1995. Türkiye’de Siyasal Kültürün Resmi Kaynakları, Cilt 3: Kemalist Tek-Parti İdeolojisi ve CHP’nin Altı Ok’u. İstanbul: İletişim Yayınları. 45-46.
4 Parla, 117-118.
5 Recep Peker, cumhuriyetin ilanını en büyük inkılap olarak sunuyor.
6 Recep Peker’in ifadelerinde (ve genelde Kemalist metinlerde) Latin harflerine ‘yeni Türk harfleri’ olarak referansta bulunuluyor.
7 Uluğ, Naşit Hakkı. 1973. Üç Büyük Devrim. İstanbul: Ak Yayınları. 144-145’ten aktaran: Aktaş, Cihan. [1991] 2006. Tanzimat’tan 12 Mart’a Kılık-Kıyafet ve İktidar. İstanbul: Kapı Yayınları. 169.
8 ‘Şapka Giyilmesi Hakkındaki 671 No’lu, 25.11.1925 Tarihli Kanun’un metni şöyle: ‘Türkiye Büyük Millet Meclisi Üyeleri ile genel, özel ve bölgesel idarelere ve bütün kuruluşlara bağlı memurlar ve müstahdemler, Türk milletinin giymiş olduğu şapkayı giymek zorundadır. Türkiye halkının da genel başlığı şapka olup, buna aykırı bir alışkanlığın sürdürülmesini hükümet yasaklar.’
9 Aktaş, Cihan. [1991] 2006. Tanzimat’tan 12 Mart’a Kılık-Kıyafet ve İktidar. İstanbul: Kapı Yayınları. 174-177.
3

Okuyucu Yorumları

 

Cenk says:

June 16, 2007 at 2:31 am

Başarılı bir dizi daha hazırlamışsınız. Ancak laiklik ilkesi ilgili değerlendirmeniz biraz eksik bence. Diğer maddelerdeki açıklamalar tatmin ediciydi. Çünkü, laikliği kılık kıyafet ile değerlendirmişsiniz sadece. Tabii bu da işin bir yönü; ama pozitivizmi de bu değerlendirme bir yerde içermeliydi.
Son olarak, binlerce kişi idam edildi yazmışsınız. Gerçekten binlerce kişi şapka giymediği için idam mı edildi? Kaynak nedir?
Merak ettim
Saygılar.

 
 

Serdar Kaya says:

June 16, 2007 at 2:49 am

Laiklik ilkesine sadece ‘değindim’. Bir sonraki yazıda müstakil olarak daha geniş ele alacağım. Pozitivist etki CHP’nin laiklik tanımında da yer aldığı için, ondan da söz edilecek.
İstiklal Mahkemeleri ve idamlar konusunda Cihan Aktaş’ın yukarıda 9 no’lu dipnotta detayları verilen kitabına göz atabilirsiniz. Kitapta TBMM arşivlerine referanslar da yer alıyor.
Fehmi Koru’nun ‘Taha Kıvanç’ın Not Defteri’ adlı kitabında da İstiklal Mahkemeleri’nde idam edilen insan sayısı hakkında değerlendirmeler var. Ancak tabii hepsinin şapka nedeniyle idam edilmiş olması söz konusu değil.
İlginizi çekebilecek bir diğer kitap:
Mahmut Goloğlu. Devrimler ve Tepkileri (1924-1930). Ankara: Başnur Matbaası. 1972.

 
 

Cenk says:

June 16, 2007 at 3:13 pm

Kitap tavsiyesi için teşekkürler. Dizinin diğer yazısını merakla bekliyorum.
Elinize sağlık.

 
 

Yorum Ekle:

Wordpress hesabınız var mı? Yorum yapmak için Log in yapın.

 
 
 

 

Yorumunuzu göndermeden önce lütfen yorum kurallarını hatırlayın.