• Ana Sayfa
  • .pdf
  • Linkler
  • İletişim
  • RSS
  •                      

Derin Sular

Fotoğraf Detayları
banner
 
 

Kemalizm (8): Sonuç

21 Jun2007
 

Altı ilkenin ifade ettiği manalar dikkate alındığında, Kemalizmin, birbiriyle bağlantısı olmayan iki ana bileşenden oluştuğu söylenebilir. Bu bileşenlerin birincisi, halkçılık-devletçilik-milliyetçilik üçlüsünün oluşturduğu ‘korporatizm’. ‘Ekonomik bileşen’ olarak da ifade edilebilecek olan korporatizm, Kemalist söylemde, imtiyazsızlık esas alınarak eşitlenmiş olan halk kitlesinin, devletin düzenleyiciliğinin merkeze alındığı bir ortamda birbirleriyle rekabet etmeden, bir bütünün azaları olarak faaliyet göstermesini esas alıyor. Azalar arasındaki uyum ve dayanışmacılık ise milliyetçi tezlerle körükleniyor.

Kemalizmin ikinci bileşeni ise ‘laik devrimcilik’ ya da ‘kültürel dönüşümcülük’ ifadelerine karşılık geliyor. İlerleme ve kalkınma merkezli kaygıların son derece ön planda olduğu Kemalist söylemin iddiasına göre, çağın gerisinde kaldığı düşünülen toplumun dünyayı yakalaması konusunda kültürel dönüşüm de en az ekonomik kalkınma kadar önemli. Batılılarla aynı takvimi kullanan, aynı şekilde eğitilen, aynı şekilde giyinen ve nihayetinde aynı şekilde düşünen bir Türkiye’nin böylelikle çağı yakalayarak ‘çağdaşlaşacağı’ varsayımından hareket eden Kemalizm, söz konusu kültürel değişikliklerin gerçekleştirilmesi konusunda kendi halkına şiddet uygulamaktan ve gerekirse değişmekte direnenleri öldürmekten de çekinmiyor. Kemalizmin bu noktada fazlasıyla göze çarpan bir diğer özelliği ise, yukarıdan-aşağıya örgütlenen otoriter bir yapılanma doğrultusunda hakim kılınacak olan ithal değerlerin, toplumun o güne dek sahip olduğu tecrübe ve birikimleri ikame edebileceğini zannetmesi.

Altı ilke ara-ilgileriyle birlikte ele alındığında, Kemalizmi, ‘ekonomik kalkınma adına Mussolini İtalyası ve Nazi Almanyasında görülen türden bir yapılanma öngören, ancak ilerleme adına sadece ekonomik değil kültürel bir dönüşümün de gerekli olduğunu savunan, ve öngördüğü ekonomik ve kültürel sistemi hakim kılma ve muhalefeti kırma adına kendi halkına şiddet uygulamaktan çekinmeyen otoriter bir sistem‘ olarak tanımlamak mümkün.

Bu yapı, varoluş nedenini oluşturan kaygılar itibariyle ele alındığında kendi içinde tutarlı bir ideoloji olsa da, bu tutarlılığın pragmatik yapısı, genel-geçer, mutlak bir tutarlılıktan söz etmeyi imkansız kılıyor. Örneğin, otoriter yapısı gereği kitlelerinin eğitiminde farklı düşünce ve yaklaşımlara yer vermesi mümkün olmayan ve asıl kaygısı rejim militanı yetiştirmek olan bu sistem, bendelerine bir yandan Türk ırkının üstün olduğunu, (sözgelimi) ‘dünyaya herşeyi Türklerin öğrettiğini’1 söylerken, diğer yandan da ciddi bir aşağılık kompleksi sergileyen ifadelerle Batıyı örnek almalarını tembihleyebiliyor. Milliyetçilik ilkesini tanımlarken ‘Türk sosyetesinin [toplumunun] … kendi özgü ıralarını [özelliklerini] ve erkin benliğini [müstakil kimliğini] korumağı esas’2 almaktan bahseden Kemalist söylemin, ‘O zaman neden halka zorla şapka giydirmeye çalışıldığı’ sorusuna verebileceği makul bir cevabı maalesef yok. Bir yandan kendilerini üstün hissetmeleri istenen yeni nesillerin, diğer yandan kendi kültürlerini reddetmeye ve Batılılaşmaya zorlanmalarındaki çelişki, Kemalizmin birinci bileşeninin (ekonomik bileşen) başarısı uğruna dozunu epey yüksek tuttuğu ırkçılığa varan bir milliyetçiliğin, ikinci bileşen (kültürel bileşen) ile çelişmesinden başka bir şey değil.

Kemalizmin felsefesi değerlendirilirken göz ardı edilmemesi gereken bir diğer nokta da, Kemalizmin daha önce ortaya atılmamış olan hiçbir düşünce içermiyor oluşu. Kemalizm, gerek ekonomik gerekse kültürel anlamda 1930’ların Avrupasını ölçü kabul ederek Türkiye’ye medeniyet ithal etmeye odaklandı. Bir başka deyişle, Kemalizm, Türkiye’nin teksesli olmaya zorlandığı tek partili altın çağında dahi, daha önce söylenmemiş olan hiçbir şey söylemedi. Dahası, taklit ettiği ideoloji ve kültürün menşe’i olan Avrupa, II. Dünya Savaşı’ndan sonra hızla değişmeye ve gelişmeye devam ederken, Kemalizm, ‘ulu önder’ gibi ifadelerle yüceltilen Mustafa Kemal’in ‘anısına’ tamamen endekslenmiş olmasından ötürü 1930’larda çakılı kaldı. Bu nedenle de, 1930’ların Avrupa zihniyetinin bugün itibariyle kendi menşe’inde dahi çoktan reddedilmiş olmasına rağmen, Türkiye’de Kemalizm varlığını korudu ve (kaba kuvvetle de olsa) ayakta kaldı.

Ancak gerçek şu ki, 1930’lar nasıl Avrupa’nın II. Dünya Savaşı’nı kaybeden faşist kısmı için bugün itibariyle ‘utanç verici’ bir dönem olarak kabul ediliyor ve o dönemin Avrupasının günümüz Avrupasına verecek bir şeyinin olabileceği düşünülmüyorsa, Kemalizmin de artık Türkiye’ye verecek bir şeyi, söyleyecek yeni bir sözü yok. Bu noktada, ‘Zaten eskiden de yeni bir şey söylememişti’ önermesi tekrar edilebilir. Fakat Türkiye’deki Kemalistlerin yetiştirilmiş oldukları eğitim çarkının yapısı, sadece Avrupa’nın o günden bugüne değişimini anlamalarını değil, Kemalizmi eleştirmeyi tasavvur etmelerini dahi imkansız kılıyor. Bu durum da, 2000’li yılların Kemalistlerini hem AB’ye, hem de Kemalist olmayan Türklere (kısacası, kendileri dışındaki hemen herkese) düşman olmak zorunda bırakıyor. Avrupa’da ulus-devletin ve ulusal egemenliğin (Westphalian sovereignty) ortadan kalkmakta olduğu bu yeni dönemde, Kemalist metinlerde sıklıkla rastlanan ‘Biz bize benzeriz’, ‘Dışa kapalı kalalım’, ‘Kendimize has özeliklerimiz var’ gibi söylemlerin artık zaten pek de bir anlamı kalmamış olsa gerek. Bu nedenle de, Türkiye’nin, Avrupa’ya ve daha da önemlisi dünyaya entegre olabilmesi adına, ‘ilerici’ olduğunu iddia eden bu ‘gerici’ ideolojiden kurtulması gerekiyor.

[ BİTTİ ]
1 Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri‘nden aktaran: Parla, Taha. [1992] 1995. Türkiye’de Siyasal Kültürün Resmi Kaynakları, Cilt 3: Kemalist Tek-Parti İdeolojisi ve CHP’nin Altı Ok’u. İstanbul: İletişim Yayınları. 241.
2 CHP Programı, 1935.

.pdf

Kemalizm başlıklı yazı dizisinin tamamını buradan .pdf formatında bilgisayarınıza indirebilirsiniz.

Paylaş:
21

Okuyucu Yorumları

 

Ömer Faruk YAZICIOGLU says:

21 June 2007 at 2:00 PM

Serdar Bey,
Ataturk’u kendi cikarlari ugruna kullanan ahmaklar yuzunden Ataturkculugu de o ahmaklarin zihniyeti ile ayni kefeye koymak yanlis bir tutum olsa gerek. Siz, okuyan ve elestirel bir dusunce yapisini benimsemis bir insansiniz, bu ikisi arasinda duran bu denli buyuk capli bir ucurumun mutlaka farkinda olmalisiniz. Ataturk buyuk Turk evlatlarindan bir tanesidir. Son donemki en buyugudur. Bizim icin “kurtarici” olmaktan da otede olusu onun gercek bir deha olusundandir. Okumayi bilisi ve daha onemlisi okuduklarini kullanabilmekteki becerisidir. Kendi kucuk ufuklarinda Ataturk’u ‘anladiklari’ zanninda olanlar, ustune ustluk bu zirvayi Ataturk’u hegemonyalari altina alip baskalarini aforoz edebilecek zeka ve aydinlik duzeyinde olanlar, ‘Ataturkcu’ degil sadece ‘zavalli’ olabilir. Bu tarz insanlar fazla diye neden biz de oyle olalim ve bunda Ataturk’un gunahi ne?.. Kendi bilgi ve anlayis dusukluklerini Ataturk’u benimsemek goruntusunde olarak kapatmaya ve insan sifatinda gezmeye calisanlar yuzunden Ataturkculuk’u suclamak insafsizlik olmaz mi? Ote yandan bu tarz insanlarin ne denli basarili olduklarini ve halkin zihninde ne kadar onem tasidiklarini da gormuyor muyuz?..
Saygilar.

 
 

Serdar Kaya says:

21 June 2007 at 6:19 PM

Bu yazı dizisinden çıkarılacak sonuç bu olmamalı. Çünkü buradaki eleştiriler Atatürk’ün ‘kendisini yanlış anlayan’ takipçilerine değil, doğrudan düşüncelerine yönelik. Dikkat ederseniz her ilkenin ele alınışında Kemalistlerin sözleri değil, Kemalizmin birincil kaynakları kullanıldı.
Atatürk’ün şahsi nitelikleri ya da ‘kurtarıcı’ kimliği de bu noktada önemli değil. Çünkü burada Kurtuluş Savaşı değil, bir ülkenin resmi kılınmış olan ideolojisi eleştiriliyor. Son yazıda yapılan eleştiriler de, önceki yazılarda tekil olarak ele alınan ilkelerin temel kabulleri ile bağlantılı.

 
 

Ömer Faruk YAZICIOGLU says:

21 June 2007 at 9:40 PM

Efendim,
Oyle demediginizi biliyorum – yani ‘farkindayim’. Ama sunu merak ediyorum: Oneriniz nedir? Yani bir memleketi kuran unsurun terk edilmesinden bahsediyorsunuz, cikis noktaniz ise bu memleketin gelecegine ait dogru tespitleri yapamiyor olusu ve yapamayacak olusu. (Yaniliyorsam duzeltin.) Fakat bu bahsettiginiz yanlisliklara sebebiyet veren seyler, Ataturk’un fikirlerinin bugunku hamileri olarak ortaya cikanlardir, diye dusunuyorum. Ataturkculuk cagin gereklerine uygun milleti kapsayan ve gercekci politikalar uygulamaktir ve bunu halkla birlikte yapmak durumudur. Bugunku capsizlarin yapamadigi da budur, diyorum. Ama halkla birlikte hareket ettikleri iddiasinda olanlar da gercekleri gorebilir vaziyette degildir, yani AKP de DP de Anavatan da berbat, tipki CHP gibi!.. Dolayisi ile yepyeni insanlar, dunyayi bilen insanlar, gercekci insanlar ve ‘gercek Ataturkcu’ler ortaya cikmadikca zaten ne desem bos.
Saygilar.

 
 

Serdar Kaya says:

21 June 2007 at 10:23 PM

Memleketi Kemalizm kurmadı. Kemalizm, memleket kurulduktan sonra, hem devletin hem de halkın kimliğini tanımlamaya kalktı o kadar. Halbuki böyle bir şeye ihtiyaç yok. Bırakalım insanları istedikleri gibi düşünsünler – ve de istemedikleri gibi düşünmesinler. Bu ülkenin ne Kemalizme ne de kendisini resmi kılacak herhangi bir başka ideolojiye ihtiyacı var. Sözgelimi 100 kişinin bulunduğu bir toplulukta bu topluluğun içinden çıkan 3 kişi, 97+3 kişinin hayatını kolaylaştıracak belli düzenlemelere (yine bu 97+3 kişinin onayıyla) gitme hakkına sahip olabilir. Bu görevi yerine getirmelerinin karşılığı olarak da 97 kişinin katkısıyla kendilerine belli bir maaş ödenebilir. Ama bu 3 kişi, geriye kalan 97 kişiye efendilik taslamaya kalkarsa onun adı despotluk olur.
Yani hükümet ihtiyaç olan yerlere yol yapsın, köprü yapsın, kısacası kendi işine baksın. Yarı şaka yarı ciddi olarak söylüyorum: siyaset yapmasın. Yani yurt içinde güç siyaseti yapmasın, siyaset sosyolojisine bulaşmasın. Eğer bir vatandaş bir diğerine herhangi bir şey dayatmaya kalkarsa, bu bile hükümeti ilgilendirmez ki… Bağımsız mahkemeleri ilgilendirir. Ancak biz hükümet ülkenin başıdır zannediyoruz. Sorun da buradan çıkıyor. Çünkü padişahlık sisteminden bilinç düzeyinde hiçbir zaman çıkamadık. Bütün bunlar onun etkisi. Kemalizm de, hiç şüpheniz olmasın, padişahlıktan aşağı kalır bir sistem değildir. Milli liderin adı padişah olmuş, şef olmuş ne önemi var?
Özgür bir ülkede hükümet halkı yönetmez. Devleti de yönetmez. Devletin ‘işlerini’ (yani umumu ilgilendiren işleri) idare eder. Hükümetin ya da başbakanın bizi yönettiğini söyleyenler, özgürlükten nasibini almamış kimselerdir. Zaten böyleleri sıkışınca ‘Bizi asker yönetsin’ de diyorlar. Halbuki kimsenin haddi değil beni yönetmek. Eğer bir başkasına zarar verirsem çıkarırlar mahkemeye tazmin ederler, başbakan da kim oluyor? Onun görevi, yukarıdaki misaldeki 97 kişiye hizmet etmek. Üniformalıların da öyle. Herkes kendi işine baksın ve haddini bilsin.
Yani Kemalizmin alternatifi başka bir resmi ideoloji değil, hiçbir ideolojinin resmi olmaması, anayasaların her türlü baskının (ister devletten gelsin ister şahıslardan) önünü alacak şekilde düzenlenmesidir. Herkesin kendi işine baktığı, kimsenin başkasının işine (ve tercihlerine) burnunu sokma haddini kendinde görmediği özgür bir sistemdir.

 
 

Teoman Doğan says:

25 June 2007 at 6:50 PM

Bu güzel tartışma için her iki tarafa da çok teşekkür ederim.
Serdar bey, size bir kaç soru sormak isterim:
1. Kurtuluş Savaşı hakkında ne düşünüyorsunuz? Neden bu savaş sadece Yunanlılara karşı verildi? Neden İngilizler her anlamda düşman sayılmadı?
2. Neden İngilizler Lozan’ı imzalayıp donanmayı Marmara’dan çıkarıp bütün Marmara Bölgesi ve Trakya’yı teslim ettiler?
3. Neden Osmanlı 1918 de orduları hala ayaktayken anavatanı savunmayı tercih etmedi de herşeye razı olduğu bir anlaşma imzaladı?
Bütün bunlarda bir gariplik yok mu?

 
 

Ömer Faruk YAZICIOGLU says:

28 June 2007 at 11:48 PM

Teoman Bey,
Gerçi bana sormamissiniz soruyu, ama okuyunca dayanamadim.
Cevaplarimdir:
1. Kurtulus Savasi sadece Yunanlilara karsi mi verildi?! Tarih okumalisiniz.
2. Yapacaklari baska sey kalmamisti ve Krallik halki savastan bikmisti, donemin hukumeti halka hesap veremedi, Çanakkale Krizi (Chanak Crisis) sonrasi da dustu – Ingiliz tarihini okuyunca neden bu sekilde yapmak zorunda kaldiklarini anlarsiniz.
3. Osmanli ordulari mahvolmustu, hangi ayaktaki ordudan bahsediyorsunuz.
Tum bunlardaki tek gariplik, o donemin uluslararasi politikasini çok iyi algilayan buyuk zeka Mustafa Kemal Pasa’yi gokten zembille inmis uhrevi bir varlik gibi anlatmalari ve o donemi iyi yansitmak becerisinden yoksun politik bilimciler ve tarihçilerdir.

 
 

Tansel Güçlü says:

7 July 2007 at 6:34 PM

Ömer bey,
Yazı dizisini tekrardan okursanız Mustafa Kemal’i gökten zembille indiren kurucu ideolojinin kendisi olmuştur. 1923-38 aralığında kurulan ve oturtulan sistemin yani Mustafa Kemal’in ta kendisi lider kültünü oturtmak üzere hareket etmiştir ki yazı dizinde bunların hepsi var. Yani düzenli tanzimli parti uygulamaları söz konusu. Kusuru siyaset bilimcilere yükleyerek bir “gerçek Atatürkçülük” aramanız yersiz. Bu sadece her türlü ideolojiyi arındırmak için kullanılan kalıplaşmış söylemlerdir. Resmi ideolojinin varlığı bile kendi eleştirisine yönelen bilimcileri ezmek, muhalefeti susturmak demektir. Hiç resmi ideoloji diye birşey olur mu allah aşkına…
Kurtuluş savaşı ise geneli yunanlılara karşı verilmiştir, doğru. Fransızlarla kısa bir süre sonra anlaşmaya gidiliyor zaten. İngilizler savaşta bile değil ki henüz elindeki diğer sömürgeleri kollamak derdindeydi. Bence siz dikkatli bir tarih okuması yapmalısınız.

 
 

Ömer Faruk YAZICIOGLU says:

9 July 2007 at 12:26 AM

Sayin Tansel Guçlu,
Iki yabanci dilim var, imkanim olursa iki tane daha ogrenmek niyetindeyim, bugune kadar farkli dillerde bircok kavmin aidiyet duyduklari tarihlerini inceledim ve incelemekteyim. Bunca farkli milletin yaptiklari sey, kuçucuk bir imkan bulduklarinda ilim, akil vs. dinlemeksizin kendilerini yucelten bir mantikla gercekle alakasi olmayan seyler yazmak. Bizse -nedense- bunca basari sayilmasi gereken seylerimizi kuçultmeye ve oldugundan az gostermeye bayiliriz! Iste buna aklim ermiyor, ilginç!
Ben yazi dizisini son derece dikkatli bir sekilde takibettim, fakat tarihi buradan yeniden ogreniyor degilim – birçok farkli kaynaktan okuma yaparim, burada okuduklarim beni sasirtmadi. Kurtulus Savasimiz topyekun savastir, halki inim inim inletmistir. Hayat memat savasimizdir, bizim için çok onemlidir. Alelade bir sey de degildir, Birinci Dunya Savasi’nin galipleri tarafindan teçhiz edilmis taze Yunan Ordusu’na karsi bitkinlik, bikkinlik ve yokluk içerisinde verilmis savasmisizdir. Ermeni çapulcularina da Fransiz Ordusu’nun uniformasi altinda Antep’te, Maras’ta, Urfa’da ve o havalide birçok baska yerlerde savasmisizdir. Nitelik olarak somurgeci ordularina kafa tutan savastir, buyuk bir mucize yaratmisizdir. Bu mucize ki, bir baska buyuk insani bize kazandirmistir. (Kimdir acaba o?..)
Ataturkçuluk’e gelirsek… Hala ve her zaman ayni fikirdeyim, her fikir yapisi kendini gune uyum saglamaktan uzak tuttugu takdirde asinir, eskir. Ataturkçuluk ise içi aydinlik dolu bir tuneldir, sizi korur ve yolunuza hiçbir sekilde çikmaz. Ana fikir yapisi da budur, Turk Milleti’ni koruyucu bir sekil almak.
‘Inonuculuk’ ise bambaskadir, onu tartisiriz.
Ataturk ozgur fikirden yanadir, ama bu demek degildir ki her sekilde ozgur olacaksiniz! Hangi memlekette bu tarz bir tutum vardir, ornek verin tartisalim. Mutlak bir ozgurluk hicbir memlekette yoktur ve olamaz! Bunu bizim memleketimiz gibi zor bir bolgede yasam mucadelesi veren bir memlekette anlamsizca savunmak ise en hafif ifadesi ile ‘zirva’dir!
Ataturkçuluk’un neresinde sikinti oldugunu size soruyorum, bununla bu kadar alipveremedikleri nedir anlamis degilim?.. Ataturkçuluk’u yozlastiran insanlarin bunu kendi ‘niteliksizlik’lerini ortmek için yaptiklarini veyahut kendi kuçuk dunyalarinda her seyi hallettikleri ve ‘uhrevi bir Ataturkçuluk’u kendi kaliplarina daha yakisir bulduklarini ifade ettim, yine ediyorum – ama heyhat, sizin zihniyetinizdekilere hiçbir sey begendirmek mumkun degildir!
Bu memleketin belli nitelikleri vardir, bununla kimsenin oynamaya ve yapiciliktan çok uzak olan elestiriler yonlendirmeye hakki yoktur.
Tabulara ve dogmalara ben de -en az sizin kadar- karsiyim, ama binalar belli ve guçlu temeller uzerinde yukselmezlerse, çokerler.
Cevabinizi bekliyorum.
Saygilar.

 
 

Tansel Güçlü says:

9 July 2007 at 2:58 AM

[Iki yabanci dilim var, imkanim olursa iki tane daha ogrenmek niyetindeyim, bugune kadar farkli dillerde bircok kavmin aidiyet duyduklari tarihlerini inceledim ve incelemekteyim. Bunca farkli milletin yaptiklari sey, kuçucuk bir imkan bulduklarinda ilim, akil vs. dinlemeksizin kendilerini yucelten bir mantikla gercekle alakasi olmayan seyler yazmak. Bizse -nedense- bunca basari sayilmasi gereken seylerimizi kuçultmeye ve oldugundan az gostermeye bayiliriz! Iste buna aklim ermiyor, ilginç!] ÖFY
Başkalarının öyle yapıyor olması bizim de aynı yanlışı yapacağımız anlamına gelmez. Olmamış şeyleri olmuş gibi değerlendirip mitoloji kategorisine sokamayız. Bu ırk üstünlüğünü savunmaya kadar gider. Savaş hangi ülkede yaşanmış olursa olsun eşyanın tabiatı gereği trajiktir, acılar yaşanır. Bunları benim gibi bir anti-militarist ve sosyalist birisi söyler de militarizmin bayraktarlığını yapan resmi ideolojik söylem pek söylemez. Irak’a bile girer. Milli menfaat dediğinizi duyar gibi oldum bi an nedense…
[Ben yazi dizisini son derece dikkatli bir sekilde takibettim, fakat tarihi buradan yeniden ogreniyor degilim – birçok farkli kaynaktan okuma yaparim, burada okuduklarim beni sasirtmadi. Kurtulus Savasimiz topyekun savastir, halki inim inim inletmistir. Hayat memat savasimizdir, bizim için çok onemlidir.] ÖFY
Bizim savaşın kendisi ile bir derdimiz yok. Savaştan sonra kurulan totaliter yapıyla var. Ayrıca “biz” ile kimi kastettiğiniz de pek belli değil sanki. Tüm toplum için ortak bir iyi yaratımına dayanıyor bu “biz” söylemi. Tektipleştirmenin dile yansımaları. Kuzey Irak’a da gireli(M Mİ)? mesela. Savaşı devletli sınıflar yürütmüş ve Osmanlı’dan kalma iktidarlarını devam ettirmişlerdir. Olay öz olarak budur. Daha sonra İttihat ve Terakki’nin önemli kliği zamanla saf dışı bırakılmıştır (ör. İzmir Suikasti)
[Alelade bir sey de degildir, Birinci Dunya Savasi’nin galipleri tarafindan teçhiz edilmis taze Yunan Ordusu’na karsi bitkinlik, bikkinlik ve yokluk içerisinde verilmis savasmisizdir. Ermeni çapulcularina da Fransiz Ordusu’nun uniformasi altinda Antep’te, Maras’ta, Urfa’da ve o havalide birçok baska yerlerde savasmisizdir. Nitelik olarak somurgeci ordularina kafa tutan savastir, buyuk bir mucize yaratmisizdir. Bu mucize ki, bir baska buyuk insani bize kazandirmistir. (Kimdir acaba o?..)] ÖFY
Ermeni çapulcu mu? Genelde dölü kullanılır hep ama. Nedense bu günlerde meşhur olan vatansever çeteler geldi aklıma birden bire. Yedi düvele savaş edebiyatının aynen devamı. Savaş o kadar da yokluk içinde geçmiyor gibi. Sovyetlerin ciddi desteği var bir kere. Üstelik İngilizler bizzat savaşın içinde değil. Fransızlar 1 yıl sonra anlaşıyorlar hatta silah yardımı bile yaptıklarını okumuştum ama kaynağı hatırlamadığım için iddia edemem.
[Ataturkçuluk’e gelirsek… Hala ve her zaman ayni fikirdeyim, her fikir yapisi kendini gune uyum saglamaktan uzak tuttugu takdirde asinir, eskir. Ataturkçuluk ise içi aydinlik dolu bir tuneldir, sizi korur ve yolunuza hiçbir sekilde çikmaz. Ana fikir yapisi da budur, Turk Milleti’ni koruyucu bir sekil almak.
‘Inonuculuk’ ise bambaskadir, onu tartisiriz.] ÖFY
Bunlar dogma. Hiçbirşey söylemiyor. Her ideoloji kendisini aydınlık dolu bir tünel olarak sunar zaten. Bizi korur ve yolumuza bile çıkmaz (hatta ilerletir). Böyle anafikir yapısı budur gibi şeyler zırvadır, zira içi boştur. Havada bu laflar. Türk milletini korumak ne demektir? Böyle yekpare, sınıfların ve grupların olmadığı, kapitalizm koşullarında çıkarlarının farklı noktalarda olmadığı bir toplum tasavvuru ise bu, gördüğünüz üzere içi boştur, saçmalıktır. Totaliter bir zihniyet ürünüdür. İnönüsü Atatürk’ü yok, geçelim bu Attila İlhan söylemlerini. Bu arada şair olarak bayılırım Attila İlhan’a söyleyeyim.
[Ataturk ozgur fikirden yanadir, ama bu demek degildir ki her sekilde ozgur olacaksiniz! Hangi memlekette bu tarz bir tutum vardir, ornek verin tartisalim. Mutlak bir ozgurluk hicbir memlekette yoktur ve olamaz! Bunu bizim memleketimiz gibi zor bir bolgede yasam mucadelesi veren bir memlekette anlamsizca savunmak ise en hafif ifadesi ile ‘zirva’dir!] ÖFY
En ilginç pasajınız da bu olsa gerek. Madem özgür fikirden yanaydı Atatürk, neden muhalefeti ezdi geçti, kendi kontrolüne almak için muhalefet partisi kurdu ve yazıda da geçtiği üzre muhalefetini bile kendisi seçti? Sosyalistler o dönemde hapislerde çürüdü. Onu bırakın hemen hemen her muhalif gazete ve derginin kapatıldığı bir dönem. Mustafa Kemal’in kendisi bile bu durumun farkındaydı. (Kendi uygulamaları, nasıl olmasın ki?) Ayrıca mutlak özgürlük olmaz o zaman tutsak olalım mantığı da ayrıca komik. Mantık hatası var bu kurguda bir kere.
Mesela 11. yy.la gidelim ve o dönemde yaşayan bir liberal olduğumuzu (bugünkü özel mülkiyeti savunan biri gibi) düşünelim. Bu fikrimizi o dönemdeki birisine anlattığımızda anlattığımız kişi “var mı böyle ülke, otur bakayım aşağı” deseydi biz şimdi bugün bu adama gülmez miydik? Ayrıca özgürlük sorunsalı ideolojik konumlanışınıza göre de değişir. Yani velhasıl mutlak özgürlüğün olmaması bu doğrultudaki çabaları ezip geçmeyi, tiranlığı savunmayı gerektirmez efendim. Bunu iddia etmek, tek kelimeyle zırvalamaktır.
[Ataturkçuluk’un neresinde sikinti oldugunu size soruyorum, bununla bu kadar alipveremedikleri nedir anlamis degilim?.. Ataturkçuluk’u yozlastiran insanlarin bunu kendi ‘niteliksizlik’lerini ortmek için yaptiklarini veyahut kendi kuçuk dunyalarinda her seyi hallettikleri ve ‘uhrevi bir Ataturkçuluk’u kendi kaliplarina daha yakisir bulduklarini ifade ettim, yine ediyorum – ama heyhat, sizin zihniyetinizdekilere hiçbir sey begendirmek mumkun degildir!] ÖFY
Haksızlık ediyorsunuz efendim. Eleştirel bir tutum alıyoruz o kadar. İçinde yaşadığımız koşullara hapsedip de kendimizi, günümüz düşünüş biçimini mutlaklaştırmadık, o kadar. Size de tavsiye ederim. Arada benim sayfaya da uğrayın derim.
[Bu memleketin belli nitelikleri vardir, bununla kimsenin oynamaya ve yapiciliktan çok uzak olan elestiriler yonlendirmeye hakki yoktur.] ÖFY
Eleştirmeye hakkımız yok ise öldürün bizi efendim kısa yoldan. Zira fikirlerim kadar varımdır. Memleketin belli nitelikleri vardır deyip, bu niteliklerin içine keyfi unsurları yerleştirip tartışılmasını istemediğiniz şeyleri tartıştırmamak ise niyetiniz, tabulara ve dogmalara karşı olduğunuzu beyan ettiğiniz satırlar geçersizdir efendim. Kemalist olmak zorunda değiliz, hatta Mustafa Kemal’i sevmek zorunda da değiliz (benim alıp veremediğim kişilerle değildir bu arada). Kaldı ki ne hikmetse dünya Kemalizmden bihaberdir ideoloji olarak. Ekonomipolitiği bile yoktur. Bu da bu ülkenin makus talihi olsa gerek.
Zihnimizde yaratılan kültlereve tabulara karşı düşünmeyi öneriyorum efendim. Derdimiz özgürlüktür.

 
 

Ömer Faruk YAZICIOGLU says:

9 July 2007 at 3:08 PM

Evet, nerede kalmistik? Bingo – Sizin yontemle gidelim.
[Başkalarının öyle yapıyor olması bizim de aynı yanlışı yapacağımız anlamına gelmez. Olmamış şeyleri olmuş gibi değerlendirip mitoloji kategorisine sokamayız. Bu ırk üstünlüğünü savunmaya kadar gider. Savaş hangi ülkede yaşanmış olursa olsun eşyanın tabiatı gereği trajiktir, acılar yaşanır. Bunları benim gibi bir anti-militarist ve sosyalist birisi söyler de militarizmin bayraktarlığını yapan resmi ideolojik söylem pek söylemez. Irak’a bile girer. Milli menfaat dediğinizi duyar gibi oldum bi an nedense…] TG
O soylediklerim içerisinde “baskasi bu, bu, bu yanlislari yapiyor, neyimiz eksik – biz de aynen yapalim!” kivaminda zerre kadar bir sey yoktur. Bu tarz bir soylem bulmayi nasil becerebildiniz, hayret. Soyledigim sadece sudur: Her toplumun duyarli oldugu belli konular vardir, ben ‘kizil elmaci’ degilim; akilci ve olaylari elestirel bir uslupla ele alan biri olarak zaten sizin soylediklerinize taban tabana zittim. Sadece olayi kuçultucu ifadenizi garipsedigimi bildirdim – hala ayni fikirdeyim. Militarizm kimsenin -sozde- hosuna gitmez, ama sizin soyleminiz genzimde ‘asker karsitligi’ gibi bir çirkin tat birakti. Irak mi? Size fikrimi soyleyeyim; utopik bir dunya duzeni pesinde olmadigimdan, ‘varolani iyilestirmek’ gayreti guden politikalara tarafim. O gunun sartlarinda tezkerenin geçmesini desteklemiyordum, çunku hukumetimizin bunun altindan kalkabilecek beceriye sahip oldugunu dusunmedim ve hala da ayni fikirdeyim. Ama becerikli bir hukumet olduguna inansaydim, evet – desteklerdim. Milli menfaat? Evet, bravo!..
[Bizim savaşın kendisi ile bir derdimiz yok. Savaştan sonra kurulan totaliter yapıyla var. Ayrıca “biz” ile kimi kastettiğiniz de pek belli değil sanki. Tüm toplum için ortak bir iyi yaratımına dayanıyor bu “biz” söylemi. Tektipleştirmenin dile yansımaları. Kuzey Irak’a da gireli(M Mİ)? mesela. Savaşı devletli sınıflar yürütmüş ve Osmanlı’dan kalma iktidarlarını devam ettirmişlerdir. Olay öz olarak budur. Daha sonra İttihat ve Terakki’nin önemli kliği zamanla saf dışı bırakılmıştır (ör. İzmir Suikasti)] TG
Kutulus Savasi’nin kendisiyle derdinizin olma luksu oldugunu hic dusunmuyorum. Ama belki siz, Irak Isgali olmazdan evvelki romantik ‘canli kalkan’ heveslileri gibi konusuyorsunuz, hani savas baslayinca hemen dagilanlar var ya… Savas sonrasi donemde kurulan yapinin ‘elestirilemez’ oldugu seklinde bir sey soylemedim ki, her sey ve herkes elestirilebilir ve elestirilmelidir de. “Tum toplum için ortak bir iyi yaratma” ha? Bunu benim yaratmama luzum yok ki, yaratici 1881’de yaratmis bence. O buyuk adam, tum Turk Tarihi’ne en ust siralardan giren bir kahraman insandir. Yaratilmasina tek katki Tanri ve kendisi tarafindan yapilmistir. Biz okuruz ve dusunuruz ve algilariz. “Savaşı devletli sınıflar yürütmüş ve Osmanlı’dan kalma iktidarlarını devam ettirmişlerdir. Olay öz olarak budur. Daha sonra İttihat ve Terakki’nin önemli kliği zamanla saf dışı bırakılmıştır.” Evet; buna nerede muhalafet etmisim?.. Bence siz kendinizi zorluyorsunuz.
[Ermeni çapulcu mu? Genelde dölü kullanılır hep ama. Nedense bu günlerde meşhur olan vatansever çeteler geldi aklıma birden bire. Yedi düvele savaş edebiyatının aynen devamı. Savaş o kadar da yokluk içinde geçmiyor gibi. Sovyetlerin ciddi desteği var bir kere. Üstelik İngilizler bizzat savaşın içinde değil. Fransızlar 1 yıl sonra anlaşıyorlar hatta silah yardımı bile yaptıklarını okumuştum ama kaynağı hatırlamadığım için iddia edemem.] TG
Bastan sunu ifade edelim; benim ecdadima hem maddi hem manevi soykirim uygulamaya çalisan, kadinlarin irzina geçen, erkekleri katleden ve belki daha da onemlisi, kendilerine yuzlerce sene en uygun sekilde davranan imparatorlugun kurucu unsuru Turklerin en sikintili zamaninda arkalarindan vuran adilere çapulcu bile demem, yaratik derim, pislik derim. Kendine guvenen, madem ki ‘bagimsizlik’ aski ile yanip tutusmakta idiler, erkek gibi savasir ve ozgurlugunu elde ederdi. Bana Ermenilerin yaptiklarindan bihabermissiniz gibi geliyor, o donemi yansitan gerçekci kaynaklari okuyunuz. Karabekir Pasa’yi mesela… (Ooo, ‘Karabekir Pasa’ mi?! O Ataturk muhalifi degil miydi, neden bahsediyor bu Yazicioglu – hem Ataturkçu oldugunu iddia ediyor hem de…) Ote yandan ben yedi duvel filan da demedim. Biz batida donemin Ingiliz Imparatorlugu’nun piyonu olan Yunan Devleti ile, doguda ise evvelce ABD tarafindan da desteklenen ve Fransiz Imparatorlugu tarafindan açikça desteklenen içteki Ermeni ‘çapulculari’ ve distaki Ermeni Devleti ile savastik. Italya ‘tavuk gelecek yere kaz verdigi’ için iktisaden mahvoldu ve karisti, fasizme giden yolun basi burada zeten; tipki Almanya’da oldugu gibi – Bu arada, bize silah satanlar da bunlardir, Fransizlar degil. Lenin, Sovyetler Birligi’nin somurgecilere karsi olan her turlu mucadeleyi destekler bir tavirda olmasi gerektigini dusundu.
Sovyetler’in burnunun dibinde konuslanmis birkaç imparatorluk somurgesinin bir Turk Devleti’nden daha iyi olmasinda ne gibi bir yarar olabilir ki, dolayisi ile destekledi. Bu kadar mi? Hayir, Hindistan’dan gelen yardimlari unutmayalim. Ya içeride? Orada da Ittihat ve Terakki doneminin her turlu olumlu etkisi olmustur. Baska? Donemin çeteleri, kaçakçilari vs. tarzindaki ‘kotu’ insanlar, kadinlarimiz, ve herkes bu savasi destekledi, oldurdu, olduruldu… Boyle olmasi gerekiyordu, oldu. Kuzey Irak’a bugun girilmesinden yana taraf degilim, ama bence de girilmelidir. Bunu soylemekten çekinmem.
[Bunlar dogma. Hiçbirşey söylemiyor. Her ideoloji kendisini aydınlık dolu bir tünel olarak sunar zaten. Bizi korur ve yolumuza bile çıkmaz (hatta ilerletir). Böyle anafikir yapısı budur gibi şeyler zırvadır, zira içi boştur. Havada bu laflar. Türk milletini korumak ne demektir? Böyle yekpare, sınıfların ve grupların olmadığı, kapitalizm koşullarında çıkarlarının farklı noktalarda olmadığı bir toplum tasavvuru ise bu, gördüğünüz üzere içi boştur, saçmalıktır. Totaliter bir zihniyet ürünüdür. İnönüsü Atatürk’ü yok, geçelim bu Attila İlhan söylemlerini.] TG
Bakiniz efendim, elestirmek için elestiri yapiyorsunuz gibi geldi bana, tam da bu kisimda daha da bir belirginlesti bu his. Ben size ve herkese diyorum ki: Ataturkçuluk -benim için- bir dusunce kalibidir ama sert koseleri olan bir ideoloji de-gil-dir! ‘Aydinlik dolu bir tunel’ sozunun mucidi de benim, baskasindan duymadim. Neden havada olduklarini soyler misiniz? Ataturkçuluk (‘Kemalizm’ demiyorum, onlari ‘baskalari’ diyor.) ne gibi bir dert oluyor içinize? Neyinizi kisitliyor, neyi soyluyor da sizin çok savundugunuz ‘ozgurluk’ bundan yara aliyor?.. Totalitercilik beni tiksindirir. Ote yandan ben Attila Ilhan’in soylemlerini de kopyalamiyorum. Bana kalirsa o manipulasyon yapmakta idi. Kamuoyu olusturmaya çalisanlara, bu durum iyi geldi. Ama sorun bu degil, ben ‘Ataturk her seyin en iyisini yapardi ve tum yanlislar Inonu tarafindan uretilirdi’ gibi bir soylemde degilim. Herkesin -hem fikren ve hem de uygulama içerisinde- yanlislari olabilir; Ataturk’un olamaz mi – olabilir, neden olmayacakmis. En zeki insanlar bile hata yapar, hepimiz insaniz. Ataturk’un Inonu’yu bunca one çikarmasi ve ‘dengelememesi’ basli basina hatadir. Ama sunu soyleyelim, biz burada senaryo yazmiyoruz, bir donemi tartisiyoruz. Devlet sorumlulugu kolay degildir, ayrica hayat, bilgisayar karsisinda fikir çatismasi yapmak kadar kolay degildir. Olan olmustur, tabii ki elestirecegiz, ama dozunu bilerek.
[En ilginç pasajınız da bu olsa gerek. Madem özgür fikirden yanaydı Atatürk, neden muhalefeti ezdi geçti, kendi kontrolüne almak için muhalefet partisi kurdu ve yazıda da geçtiği üzre muhalefetini bile kendisi seçti? Sosyalistler o dönemde hapislerde çürüdü. Onu bırakın hemen hemen her muhalif gazete ve derginin kapatıldığı bir dönem. Mustafa Kemal’in kendisi bile bu durumun farkındaydı. (Kendi uygulamaları, nasıl olmasın ki?) Ayrıca mutlak özgürlük olmaz o zaman tutsak olalım mantığı da ayrıca komik. Mantık hatası var bu kurguda bir kere.] TG
Ben yine soylemekteyim: Devletlerin donemleri vardir, bu sizin aktardiginiz donemde belli bir duzey oturtulmaya çalisilmaktaydi. Bu tarz bir yaklasimda, Fransiz Devrimi’nden sonra Konvansiyon’da Robespierre saçmalamasaydi, Fransiz Devleti bambaska olacakti.
N’apalim pekiyi? ‘Bizim memleketimizde hoslanmadiginiz ne olmustur’a cevaben sunu veriyorsunuz: “Sosyalistler o dönemde hapislerde çürüdü. Onu bırakın hemen hemen her muhalif gazete ve derginin kapatıldığı bir dönem.” Hatalar insanlar içindir. O devri gozumuzde canlandiralim, ben sosyalistlerin ezilmesinden taraf olamam, asla degilim. Bence, her turlu fikir dokunulmazdir, saygi duyulmasi gerekir ve fikir marifeti ile çurutulmelidir. Amaaa… Eger Turkiye gibi varligini son anda kotarabilmis bir memleketten konusuyorsak, isler elbette kimi hallerde degisebilir. Bu, kaçinilmazdir. Daha Kurtulus Savasi sirasinda bir yandan destek olurken bir yandan da, kamuoyu uzerindeki etkisini bildigi için, Enver Pasa’yi kullanan bir Sovyetler Birligi’nden bahsediyoruz. O Sovyetler Birligi ki, Ataturk’un vefatindan kisa sayilabilecek bir sure sonra bizden toprak isteyebilecek kadar ileri gitmistir. Dunya uzerinde konuslanabilecek en sorunlu bolgelerden birinde oldugumuzu unutmayin. O donemin otarsik ekonomisini dahi kimi zaman elestiremez durumdayiz, zira varligimizin derdindeydik ve bu sebepten son derece hassastik. Siz dua edin bu duruma, çunku mesela Franco veya Mao gibi yapamadi Ismet Pasa sirf bu otarsik duzeni devam ettirmek hevesinden, kapali ekonomiye devam etmeseydi de yine Bati’dan yana tutum alsaydi belki bu kadar bile ‘dusunce ozgurlugunuz’ olmayacakti. Otarsi sonradan ise yaramistir; hayat boyledir iste – çok kizdigimiz ve istemedigimiz seyler bazen oyle bir hal alir ki, ‘belki o sekilde olmasaydi çok daha kotu olacakti’ diye dusunmeye sevkeder. Donemin psikolojisini anlamiyorsunuz bence, hayat-memat derken bunu soyluyordum oysa ki. Bu dusunce yapisi bizi surekli bir sekilde ‘korumacilik’ tarafinda olmaya çekmistir. Ote yandan… ‘Mutlak Ozgurluk’ utopik oldugu için ozgurlesmeye karsi oldugumu hatta tiranlik yanlisi oldugumu yaziyorsunuz. Bu sizin ikileminiz midir? Oyle ise nasil bir ozgur dusunceye sahipsiniz siz? Yani bir insan ‘mutlak ozgurluk gerçeklesemez bir seydir’ diyorsa, tiranlik yandasidir ha?!! Farkli bir algilamaniz oldugunu dusundurmeye çalisiyorsunuz ama aslinda tam da vasat bir ‘politika heveslisi’nin sunacagi ikilemi sunuyorsunuz. Aman soyle yapma, yoksa sunu yaparsin. Tehlike, tehlike, tehlike!.. Ayiptir; hem Ataturk donemini elestirip, sunlar bunlar oldu diye sayip dokerken bana bu saçmalari savunmak hangi aklin isi?..
[Haksızlık ediyorsunuz efendim. Eleştirel bir tutum alıyoruz o kadar. İçinde yaşadığımız koşullara hapsedip de kendimizi, günümüz düşünüş biçimini mutlaklaştırmadık, o kadar. Size de tavsiye ederim. Arada benim sayfaya da uğrayın derim.] TG
Bir iki kere sayfaniza bakmisligim var ama bana ifade ettiginiz gibi bir ‘sosyalist’ gorus gormedim orada. Bence liberalligin koyu bir sekli sizinkisi. Bunu da yanlis anlamazsiniz umarim, liberal olmak memleketimizde kufur gibi bir sey oldugu için. Bana da oyle bir tavir takindiginiz izlenimini verdiniz, vakvaklari urkutmeyelim, haybeden kufur yemeyelim diye ‘sosyalist’ sifatinin altinda umarsiz ‘liberal’. Olamaz mi, olur olur. Ben o haksizlik ettigimi ileri surdugunuz cumlelerimi aynen buraya da geçiriyorum:
Ataturkçuluk’un neresinde sikinti oldugunu size soruyorum, bununla bu kadar alipveremedikleri nedir anlamis degilim?.. Ataturkçuluk’u yozlastiran insanlarin bunu kendi ‘niteliksizlik’lerini ortmek için yaptiklarini veyahut kendi kuçuk dunyalarinda her seyi hallettikleri ve ‘uhrevi bir Ataturkçuluk’u kendi kaliplarina daha yakisir bulduklarini ifade ettim, yine ediyorum – ama heyhat, sizin zihniyetinizdekilere hiçbir sey begendirmek mumkun degildir!
[Eleştirmeye hakkımız yok ise öldürün bizi efendim kısa yoldan. Zira fikirlerim kadar varımdır. Memleketin belli nitelikleri vardır deyip, bu niteliklerin içine keyfi unsurları yerleştirip tartışılmasını istemediğiniz şeyleri tartıştırmamak ise niyetiniz, tabulara ve dogmalara karşı olduğunuzu beyan ettiğiniz satırlar geçersizdir efendim. Kemalist olmak zorunda değiliz, hatta Mustafa Kemal’i sevmek zorunda da değiliz (benim alıp veremediğim kişilerle değildir bu arada). Kaldı ki ne hikmetse dünya Kemalizmden bihaberdir ideoloji olarak. Ekonomipolitiği bile yoktur. Bu da bu ülkenin makus talihi olsa gerek.
Zihnimizde yaratılan kültlere ve tabulara karşı düşünmeyi öneriyorum efendim. Derdimiz özgürlüktür.] TG
Allah, size ve tum insanlara guzel bir hayat versin isterim. Ben oldurmekten degil, yasatmaktan hem de insan olmanin en yuksek bilinci ve rahatligi içerisinde yasatmaktan yanayim, herkesi!.. Sizin konustuklariniz, dozunu kaçirmadiginiz surece, haksiz oldugunuzu da dusunsem, sizi herhangi bir sekilde yoketmemi gerektirmiyor. Hukukun ustunlugune inanan hur fikir sahibi her insan, kendi elindeki gucun savunabilir olduguna inanir. Ben sadece fikirlerim ile zorlarim sizi. Begenip begenmemeniz beni ilgilendirmez, tipki benim begenilerimin de sizi ilgilendirmeyecegi gibi. Hayat bir satranç; iyi oynarsam kazanirim, siz iyi oynarsaniz siz kazanirsiniz. Onun otesinde duygusal boyutlarda buluttan buluta atlamak huyum yok. Bu memlekete en ufak bir sey dahi kazandirsaniz sizi benimseriz. Benim milletim boyledir, yoksa bu da mi size ‘irkçi’ bir ifade olarak geldi… Bugun size bir sey begendiremeyecegiz desenize.
Ama sunu da son olarak belirtelim: Bu memlekette ‘tartisilamayan’ nedir? Soyleyin de rahat edin, neymis o, çok merak ediyorum. Iste her seyi tartisiyoruz. Siz soyluyorsunuz, ben soyluyorum. Birbirimize katilmiyoruz, o da elhak mevcut. Ne tabusu ne dogmasi var soylediklerimin. Memleket disina hiç çikmadiniz sanirim, oralarda ne baskilar oldugunu gormediniz mi? Uluslararasi iliskiler ile ilgilenin biraz. Yalnizca iktisat, olmuyor belli ki. Memleketimizin elini guçsuzlestiren ve sonucunda bu memleketin parçalanmasina neden olacak somurgeci politik anlayislarin uzantisi fikir zerreleri, aydin beyinlere yakismiyor. Tam tersi de makul: Hiçbir sey yapmadan hiçbir fikir uretmeden Ataturk’u bir zirh gibi uzerine alan kisiliksizlere de tahammulum yok. Beni fasizan bir soyleme yakin mi goruyorsunuz, umrumda degil. Soylediklerim ve fikirlerim o kadar açik ki.
Kimseyi ‘sevmek’ gibi bir zorunlulugunuz yok, hatta kendinizi bile sevmeyebilirsiniz – kisisel tercihtir.
Ekonomipolitigi yoktur, diyorsunuz. Size ne diyorum, Ataturkçuluk bu tarz bir ideoloji degildir. Kaç kere daha soylemeliyim? Pratik bir sekilde, uygulama ve gereksinim esasli bir siyasi tavirdir. Ataturk’un hareketlerinden esinlenir, hepsi bu. Ekonomi uzerinde çok ahim sahim seyler soylemez tabii, neden? Otarsik bir tutum gelistikçe kendini bu tarzdan geri çekiyor. O donemde bu gerekliydi, simdi degil. Sosyalist odugunuza gore ‘diyalektik’ bilirsiniz. Hayat, akarsu vs…
Ataturk’un bir sozu vardir, bunu ben soylemek isterdim – kiskandigim tek seyidir:
“Ben, manevi miras olarak hiçbir nass-i kati, hiçbir dogma, hiçbir donmus ve kaliplasmis kural birakmiyorum. Benim manevi mirasim, bilim ve akildir.
Benden sonrakiler, bizim asmak zorunda oldugumuz çetin ve koklu guçlukler onunde, belki amaçlara tamamen eremedigimizi, fakat asla odun vermedigimizi, akil ve bilimi rehber edindigimizi onaylayacaklardir.
Zaman hizla donuyor, milletlerin, toplumlarin, bireylerin mutluluk ve mutsuzluk anlayislari bile degisiyor. Boyle bir dunyada, asla degismeyecek hukumler getirdigini iddia etmek, aklin ve bilimin gelisimini inkar etmek olur.
Benim, Turk milleti için yapmak istediklerim ve basarmaya çalistıklarim ortadadir. Benden sonra, beni benimsemek isteyenler, bu temel eksen uzerinde akil ve bilimin rehberligini kabul ederlerse, manevi mirasçilarim olurlar.”
Ben iste boyle buyuk bir sozu soylemis bir buyuk adamin manevi mirasçisiyim ve bununla gurur duyuyorum.
Varoldugum surece de bundan geri durmayacagim. Ama iki kutba karsi da ‘gerçek ve gerçekçi Ataturkculuk’u savunacagim, çunku ne o taraf dogru ne de diger taraf.
Benim zihnimde hiçbir kulte hiçbir dogmaya hiçbir zorlamaya yer yoktur! Olmayacaktir. Yine diyorum ki, ozgurlugun dahi sinirlari vardir. Ve Turk Milleti ne olmak istedigine karar vermelidir; bu yolda gerçekçi ve kararli adimlar atmalidir. Yoksa bu halde olmuyor, isler yurumuyor.
Saygilar.

 
 

Tansel Güçlü says:

9 July 2007 at 11:46 PM

Çok fazla ve gereksiz dogmalarınız var. Irak’a girelim diyen militarist bir zihniyetle tartışacak birşeyim yoktur. Cevaplarınızın tümünde sıkıştığınız zaman koca bir “amaaaa…” dan sonra “bizim durumumuz özel” zırvalarından başka birşey yok. Büyük, yüce insan, ulaşılmaz Türk büyüklerinizle sizi başbaşa bırakıyorum efendim.
Cevapta fikir olsaydı cevap verilecek birşey de olurdu. Üzgünüm…

 
 

Ömer Faruk YAZICIOGLU says:

10 July 2007 at 12:01 AM

Dise dokunur bir cevap bulamadiginizda “dogma zengini” ilan edildim anlasilan. Siz de haklisiniz, elden ne gelir.

 
 

Tansel says:

15 July 2007 at 6:38 PM

“Her soru cevaba layık değildir”
Publilius Syrus
Bir de şu yazıyı önerebilirim;
http://www.ozguruniversite.org/guncel_temel_bilginize.php

 
 

Barış Koçarslan says:

20 July 2007 at 8:05 PM

Yorumum uzun olduğundan dolayı kendi adresimde yayınladım. Eleştirime ulaşılabilecek adres şudur:
http://mezar-kabul.blogspot.com/2007/07/serdar-kayann-kemalizm-ve-bireysel.html

 
 

Levent Cetin says:

2 April 2009 at 5:52 PM

Bir soru: Neden Mussolini Italya’si veya Hitler Almanya’si bugun bizim dustugumuz durumlara dusmemistir?

 
 

Mustafa AYDEMİR says:

2 May 2011 at 12:26 PM

Serdar Bey.

“Yani Kemalizmin alternatifi başka bir resmi ideoloji değil, hiçbir ideolojinin resmi olmaması, anayasaların her türlü baskının (ister devletten gelsin ister şahıslardan) önünü alacak şekilde düzenlenmesidir. Herkesin kendi işine baktığı, kimsenin başkasının işine (ve tercihlerine) burnunu sokma haddini kendinde görmediği özgür bir sistemdir.”, demişsiniz.

Ben şunu merak ediyorum. Siz buna gerçekten inanıyor musunuz? Siz bize dünyada cenneti vadediyorsunuz. Bu dediğiniz ancak cennette olur.

Dünyada böyle bir sistem var mı? Ya da olabilir mi? Bu ne kadar gerçekçi?

Hoşlanmasak da dünya kuruldu kurulalı, hele ki devlet denilen organizasyon yapıları çıktı çıkalı bu yapılar yerel ve global siyasetler ve hedefler belirlemiş ve güçleri nisbetinde bunu uygulamışlardır.

Gerçek olan budur. Dünyada cennet hayali yerine bu gerçeği dikkate alarak geleceğimiz adına UYGULANABİLİR fikirler üretmeliyiz diyorum.

 
 

Serdar Kaya says:

2 May 2011 at 8:48 PM

Istediginiz sekilde dusunebilirsiniz elbette. Ama “Ben şunu merak ediyorum. Siz buna gerçekten inanıyor musunuz?” gibi samimiyetsizlik/yalancilik/aptallik imasi iceren ifadelerle ya da “Gercek olan budur” seklindeki kesin yargilarla konusursaniz iletisim kurabilmemiz pek mumkun olmaz.

Kimseye (asikar bir sekilde) hakaret etmediginiz icin yorumunuzu silmem. Ama yanit da vermem. Cunku o duzlemdeki konusmalardan bir sey cikabilecegini zannetmiyorum.

 
 

Mustafa Aydemir says:

2 May 2011 at 11:17 PM

Bu sitenize yaptığım son yorum.

Burada usluptan muhtevaya geçemedik. Söylediğiniz gibi bir ima aklımın ucundan bile geçmedi.

Buraya, sizin yazılarınızdan yüzlerce kesin yargı cümlesi ekleyebilirim. Ama siz onları zaten biliyorsunuz.

Gerçek olan budur demek, bence gerçek olan budur demektir. Her cümlemize tek tek bence kelimesini mi eklememiz gerek?

Sanırım yorumumu şöyle yazmam gerekirdi:

“…”, demişsiniz. Rica etsek bu düşüncenizin sebeplerini bize açıklayabilir misiniz?

Bu düşünceniz ne güzel, tam bir cennet ortamı. Bendeniz böyle bir toplumun varlığının farkına varamadım. Hangi toplumların bu dediğiniz sistemi uyguladığı konusunda bizi aydınlatır mısınız? Tarihteki örneklerini de lutfeder misiniz?

Oldu mu?

 
 

Serdar Kaya says:

3 May 2011 at 12:26 AM

Tek tek aranirsa, “Siz buna gerçekten inanıyor musunuz?” dedigim yerleri dahi bulabilirsiniz. Ama burada belli bir butunsellige sahip olan bir usluptan soz ediyoruz, tekil ifadelerden degil.

Belki bir gun geriye baktiginizda size normal gelen bu uslubun baskalari tarafindan neden rahatsiz edici bulundugunu fark edersiniz. (Belki ayni sey benim icin de gecerlidir.)

 
 

rüştü hacıoğlu says:

3 May 2011 at 11:12 PM

İster ataerkil dünyanın idealist yansımacısı, isterse otoriter dünyanın maddeci yansımacısı olsun; gerçeğin künhüne vakıf olmuş ‘bir bilen’ in, bilmeyeni aydınlatma üslubu kaçınılmaz olarak kemalist öğretmenin frekansına oturuyor; kimine göre bu dibe oturmak, kimine göre de “eh!idare eder.batmadan bir müddet daha yol alabilirsin!” dir.

Bana göreyse, politbüro’nun her çeşidi ve bu çeşitlerin de kendi içlerindeki çeşitli dilleri problemlidir. Sakin olmak, tevazuya güvenmek her zaman iyidir ama bunca ahkam kesmişliğimin üstüne bu sözleri söylemek bana mı kalmış?

Rehberlik müessese’sini yadsıyamayız; lakin, artizlikle karıştırmamalıyız da…

 
 

Fatih altikardes says:

17 November 2015 at 4:57 PM

Bugun 17 Kasim 2015 ve ben bir yandan yeni parlamentonun yemin torenini takip ediyorum, bir yandan da serdar kaya’nin ‘alti ok yazi dizisini’ okuyorum.
Tabi ister istemez dikkatim, yemin metninde vurgulanan ataturk ilke ve inkilaplarina bagliliga kayiyor. Sunlari okuduktan sonra sordum kendi kendime, ben milletvekili secilsem acaba yemin edebilir miydim? Bu yemini soyleyebilir miydim?

 
 

Yorum Ekle:

Wordpress hesabınız var mı? Yorum yapmak için Log in yapın.

 
 
 

 

Yorumunuzu göndermeden önce lütfen yorum kurallarını hatırlayın.