• Ana Sayfa
  • .pdf
  • Linkler
  • İletişim
  • RSS
  •                      

Derin Sular

Fotoğraf Detayları
banner
 
 

Kerbela’nın İntikamının Alınması

11 May2014
 

[11 Mayıs 2014 tarihinde Serbestiyet’te yayınlandı.]

Muhtar bin Ebi Ubeyd, Taifli Sakif kabilesine mensuptur. 622 doğumludur. Birinci Fitne Dönemi’nde (656-661) 30′lu yaşlarındadır ve ekseriyetle Ali taraftarı bir yaklaşım içindedir. Muaviye döneminde ise, Hucr bin Adi aleyhinde şahitlik yapmadığı için hapse atılır.[1] 680 yılında Hüseyin’in öldürülmesinden sonra ise, Abdullah bin Zübeyr’e biat eder. Hatta, 683 yılındaki birinci Mekke kuşatmasında onunla birlikte Şam ordusuna karşı şehri savunur.

Muhtar, Yezid’in ölümünden takriben beş ay sonra, Abdullah bin Zübeyr’den ayrılarak Kufe’ye gider. Kufe’de, Muhtar’ın hayatında yeni bir dönem başlar. Zira, Muhtar, burada Şam’a (ve daha spesifik olarak da, başta Ubeydullah bin Ziyad olmak üzere Hüseyin’in katillerine) karşı Ehl-i Beyt yanlısı bir mücadele başlatır. Aynı anda Tevvabin Hareketi de Kufe’de hazırlık içerisindedir. Ancak, Muhtar onlara katılmaz. Hareketin liderinin bu işin altından kalkamayacağını ve başarısızlığa mahkûm olduğunu söyler. Onlardan müstakil hareket ederek, Muhammed bin Hanefiyye adına taraftar toplamaya başlar.

Muhammed bin Hanefiyye

Muhammed bin Hanefiyye, Hz. Ali’nin, Hanefioğullarına mensup olan karısı Havle binti Cafer’den olan oğludur. Ancak, Muhammed bin Ali değil, (annesinin kabilesine atfen) Muhammed bin Hanefiyye şeklinde anılagelir.

637 doğumludur. Babası ile birlikte Cemel ve Sıffin savaşlarına katılır. Ancak, savaştan ve çetin siyasi mücadeleden çok hoşlanmaz. Zira, hem temkinli ve soğukkanlı bir yapısı vardır, hem de ihtilafların kan dökerek çözümlenmesine mesafelidir.

Muaviye’nin ölümünün ardından, (baba bir kardeşi) Hüseyin ile birlikte hareket etmez. Hatta, onun aile fertleriyle birlikte Mekke’ye gitmesini doğru bulmaz ve kendi çocuklarını onunla birlikte göndermez. Medine’de kalır. Dahası, Yezid’e biat eder. Hüseyin’in Kerbela’da ölümünden sonra, Ehl-i Beyt’in önde gelen isimlerinden biri olur.

Harre Savaşı’ndan önce, Medine’yi terk ederek Mekke’ye gider. Yezid’in ölümünün ardından Mekke’de halifeliğini ilan eden Abdullah bin Zübeyr, Muhammed’i kendisine biata davet eder, ancak o bu davete olumlu cevap vermez. Halifeliğin bir mana ifade etmesi için, müslümanların çoğunun ilgili lider etrafında toplanmış olmasının şart olduğunu düşünmektedir. Mekke kuşatması sona erince, Medine’ye geri döner. O Medine’deyken, Kufe’de Muhtar onun adına hareket etmeye ve onun mehdi olduğunu söyleyerek taraftar toplamaya başlar. (Muhtar’ın faaliyetlerinin Muhammed bin Hanefiyye’nin ne derece bilgisi dahilinde ve yönlendirmesi doğrultusunda olduğu belli değildir.)

Muhtar’ın Kufe’yi fethi

Muhtar, Kufe’deki çalışmalarının ardından, etrafında önemli bir kısmı mevaliden oluşan hatırı sayılır bir kitle oluşturur.[2] Hatta, Tevvabin Hareketi’nin lideri Süleyman bin Surad’ı eleştirerek o çevredeki insanların küçük bir kısmını kendi yanına çekince, dönemin Kufe valisi onu hapseder. Muhtar, Tevvabin’in Aynülverde Savaşı‘nda bozguna uğradığı 4 Ocak 685 tarihine dek hapiste kalır.

Muhtar’ın hapisten çıktıktan sonraki en büyük başarılarından biri, dönemin en yetenekli kumandanlarından biri olan İbrahim bin Malik El-Eşter’i kendi yanına çekmesi olur.[3] Bu şekilde giderek Kufe’de zemin kazanan Muhtar, nihayet 18 Ekim 685 tarihinde harekete geçer ve önce Kufe’yi, ardından da, Basra dışındaki bütün doğu eyaletlerini ele geçirir. İlgili bölgenin tamamını, (sadece iki sene önce Emevilere karşı Mekke’yi birlikte savunduğu) Abdullah bin Zübeyr’in elinden almıştır. Yine de, ona karşı keskin bir karşıtlığı yoktur. Hatta, (muhtemelen iki ateş arasında kalmamak için) Abdullah bin Zübeyr ile irtibata geçerek, ondan ilgili bölgenin umumi valiliğini ister. Yani, fethettiği bölgeyi ona bağlı olarak yönetmeyi daha doğru bulur. Ancak, Abdullah bin Zübeyr bu teklifi reddeder.

Kerbela’nın intikamı

Muhtar’ın bundan sonraki ilk büyük adımı, Hüseyin’in intikamını alma adına Ubeydullah bin Ziyad üzerine bir ordu göndermek olur. Ubeydullah, kısa bir süre önce ele geçirdiği Musul tarafındadır. Yezid bin Enes komutasındaki ordu, Temmuz ayında yola çıkar ve Ubeydullah’a erişemese de, onun gönderdiği orduya karşı net bir zafer kazanır.[4] Ancak, arkadan yeni bir birlik gelmektedir. Kufeliler, bu yeni birliğe mukavemet edebileceklerinden emin olamadıklarından, çatışmaya girmek yerine, geri dönmeyi tercih ederler.[5]

Ordu Kufe’ye geri döndükten sonra, Muhtar, Ubeydullah’ın üzerine bu sefer İbrahim bin Malik El-Eşter komutasında daha geniş bir ordu gönderir. Ancak, ordu yola çıktıktan hemen sonra, Kufe’nin Arap eşrafı isyan eder. (22 Temmuz 686) İsyanın sebebi, Muhtar’ın mevaliye eşit davranmaya başlamasının ardından Kufe eşrafının şehirdeki statüsünün sarsılmış olmasıdır.[6]

Bu gelişme üzerine, Muhtar derhal İbrahim’e haber ulaştırır ve İbrahim, ordusuyla birlikte Kufe’ye geri döner. Şehir yeniden kontrol altına alınır. Bu noktada, Muhtar, Hüseyin’in (çoğu Kufe eşrafı içinde bulunan) katillerinden intikam almak için bunun doğru bir zaman olduğunu düşünür. Bu amaçla, Kerbela’da katliama iştirak ettiği bilinen ne kadar insan varsa, hepsini öldürtüp evlerini yıktırmaya başlar. İlgili kişilerin tek tek evlerine gidilir. Kaçanların ise, peşlerine adamlar salınır. Yakalananlar, kimi zaman (el ve ayaklarının kesilip kan kaybından ölüme terk edilmeleri gibi) korkunç şekillerde öldürülürler. Öldürülenlerin çoğunun cesetleri yakılır. Canlarını kurtarabilenler, Kufe’nin takriben 450 kilometre güneydoğusundaki Basra’ya sığınırlar.[7]

Bu olayların hemen ardından, İbrahim bin Malik El-Eşter, yarım kalan sefer yoluna yeniden çıkar. 5 Ağustos 686 tarihinde Musul yakınlarında Ubeydullah bin Ziyad’ın ordusu ile karşılaşır. Kendisininkinden çok daha büyük olan bu orduyu mağlup eder.[8] Dahası, bu savaşta, hem Ubeydullah bin Ziyad hem de Husayn bin Nümeyr öldürülür. Ubeydullah’ın kafası, savaş sonunda kesilen diğer 70 kafa ile birlikte Kufe’ye, Muhtar’a gönderilir ve şehirde teşhir edilir.[9]

Kufe ve Musul’da yaşanan bu iki olay, Kerbela’nın intikamına yönelik ilk (ve belki de son) başarılı adımlar olur.

Notlar:

[1] Muhtar’ın Ehl-i Beyt yanlısı tavrına dair bir diğer önemli ayrıntı ise, 680 yılında Hüseyin’i temsilen Kufe’ye gelen Müslim bin Akil’in Ubeydullah tarafından öldürülmesine tepki göstermesidir. Muhtar, bu tepkisi nedeniyle Kufe Valisi Ubeydullah bin Ziyad tarafından hapsedilir. Muhtar, dönemin Harameyn valisi olan eniştesi Abdullah bin Ömer sayesinde hapisten kurtulur. (Vali Abdullah bin Ömer, konuyu Yezid’e yazarak ondan ricacı olur. Onun ricası üzerine Yezid, Ubeydullah’a bir mektup gönderir. Muhtar, bu şekilde serbest kalır.)

[2] Arap olmayan, ancak Arap müslümanların himayesinde bulunan müslümanlara mevali denir. Mevali, mevla kelimesinin çoğuludur ve (bu bağlamda) köleler anlamına gelir. Kufe’deki mevali, daha çok Farslı olan (ve dolayısıyla da Farsça konuşan) kimselerden oluşur. Bu kimseler, 636 yılında gerçekleşen ve müslümanların Sasani Devleti’ne karşı ilk büyük zaferleri olan Kadisiye Savaşı’ndan sonra müslüman olurlar. Ancak, Arap yöneticiler ve halk, mevaliyi kendileri ile eşit görmez ve sınıflı bir toplum yapısı ortaya çıkarırlar. Hatta, müslüman oldukları halde kimi dönemlerde mevaliden cizye dahi alınır. Emevilerin müslümanların değil Arapların iktidarı olduğu yönünde bir algı doğuran bu gibi ayrımcılıklar, zaman içinde, geniş bir tabana sahip olan bir muhalefet ortaya çıkarır. Bu muhalefet, 750 yılında Abbasilerin Emevi iktidarını yıkmalarına yardımcı olan faktörlerden biri olur.

[3] İbrahim bin Malik El-Eşter, Dördüncü Halife Hz. Ali’nin kumandanlarından olan, yine onun iktidarı döneminde Mısır valiliğine atanan ve bu görevdeyken (muhtemelen Muaviye tarafından) zehirletilen Malik bin Haris’in oğludur. İbrahim, gayet zeki bir insan ve yetenekli bir kumandan olarak tanınmaktadır. Bu nedenle, Muhtar, onu kendi saflarına dahil etmek ister ve ona bu yönde bir çağrıda bulunur. Ancak, İbrahim bu teklife sıcak bakmaz. Bir süre sonra, Muhtar, ona Muhammed bin Hanefiyye’den geldiğini söylediği bir mektup iletir. Mektup, İbrahim’den Muhtar’a tabi olmasını istemektedir. İbrahim, Muhammed’e olan saygısı gereği “Hayır” diyemez. Ancak, mektubun gerçekten Muhammed bin Hanefiyye’den geldiğinden de emin değildir. Zira, kendisi daha önce Muhammed ile bizzat yazışmışsa da, onun kendisine “Mehdi” olarak atıfta bulunduğuna ilk kez bu mektupta şahit olmuştur. Bu şüphesini, ilgili mektubu getirenlere iletir. Orada bulunanların çoğunun mektubu Muhammed bin Hanefiyye’nin yazdığına şahit olduklarını söylemesi üzerine, İbrahim, Muhtar’a tabi olur.

[4] Zaferin ardından esir alınan 300 kişi ile ilgili anlatı, bu savaş özelindeki en ilginç detaylardan biridir. Savaşa hasta olarak giden komutan Yezid bin Enes, savaşın sonunda artık ölüm döşeğindedir ve konuşacak hali dahi kalmamıştır. Ona esirleri ne yapacakları sorulduğunda, Yezid, zorla konuşarak, “Öldürün” der. Esirler öldürülmeye başlanır. Yezid’in sesini çıkarak hali kalmadığında, bu sefer, “Devam edin” dercesine eliyle işaret etmeye başlar. Buna da hali kalmadığında, kaşlarıyla işarete devam eder. Yezid, bu şekilde ölür. Esirlerin de tamamı öldürülür.

[5] Komutan Yezid bin Enes’in ölümü de bu noktada etkilidir. Kufeliler, boyutunu kestiremedikleri bir riske girmek yerine, zafer kazanmış olarak geri çekilmeyi ve bu şekilde karşı taraf üzerindeki güçlü imajlarını ve psikolojik üstünlüklerini korumayı tercih ederler.

[6] Mevalinin içinde bulunduğu (yukarıdaki dipnotta yer alan) şartların Muhtar idaresinde değişmiş olması, ilgili Arap eşrafın isyanının öncelikli nedenidir. İlgili kişiler, “Düne kadar emrimizde olan bu insanlar, şimdi sözümüzü dinlemez oldular” derler ve eski statülerinin daha fazla tehlike altına girmesini istemezler. Bu çerçevede, mevalinin kendilerinden farklı olduğu (örneğin, Arapça konuşmadığı) yönündeki ayrımcı ifadelere rastlamak da zor değildir.

[7] Basra, Abdullah bin Zübeyr’in kontrolündedir. Abdullah, Kufe’deki gelişmelerin ardından, kardeşi Mus’ab bin Zübeyr’i Basra’ya vali atamıştır.

[8] Dicle’nin kollarından biri olan Hazir Nehri yanında gerçekleştiği için, bu savaşa Hazir Savaşı şeklinde atıfta bulunulur.

[9] Aynı kafalar, sonra bir de Mekke’de teşhir edilecektir.

Paylaş:
« Önceki Yazı: Yol (1982)
Sonraki Yazı: Madencileri Kim Öldürdü? »
0

Okuyucu Yorumları

 

Yorum Ekle:

Wordpress hesabınız var mı? Yorum yapmak için Log in yapın.

 
 
 

 

Yorumunuzu göndermeden önce lütfen yorum kurallarını hatırlayın.