Saltanatın Kaldırılması ve “Bazı Kafalar Kesilecektir!” Tehditi [Aydemir]
24 Dec2009Tek Adam: Mustafa Kemal 1922-1938, Cilt III, Şevket Süreyya Aydemir:
Karma Komisyon bir odada toplanmıştı. İçlerinde Gazi’nin de bulunduğu kalabalık bir mebuslar grubu kenardan müzakereleri takip ediyorlardı. Fakat encümende işler pek çabuk skolastik’e saplanmak istidadını gösterdi. “Malumat-ı diniyye (din bilgisi) yarışına giren hocalar işi gittikçe çıkmaza sürükleyebilirdi. İş safsataya dökülüyordu. Neredeyse saltanat ve hilâfetin birbirinden ayrılamayacağı kararına varılacaktı.”1
İşte o zaman, ancak ihtilâl meclislerinde görülen bir sahne görüldü. Gazi Mustafa Kemal birden ileri yürüdü. Karma encümen reisinden söz alarak bir mektep sırasının üzerine çıktı. Zaten Birinci Büyük Millet Meclisinde mebuslar, mekteplerden derlenmiş eski dersane sıraları üzerinde çalışıyorlardı. Gazi şöyle söze girişti:
“— Hâkimiyet ve saltanat hiç kimseye, ilim icabıdır diye, müzakere ile, münakaşa ile verilmez. Kudretle ve zorla alınır… Nitekim Türk milleti hâkimiyet ve saltanatı, isyan ederek kendi eline bilfiil almıştır. Bu bir emrivâkidir (olup bittidir). Mevzuubahis olan, millete saltanatını, hâkimiyetini bırakacak mıyız, bırakmayacak mıyız değildir. Mesele zaten emirivâki olmuştur. Şimdi mesele bu emrivâki olmuş hakikati ifade etmekten ibarettir.”
Bir sıranın üstüne çıkarak orada kesin bîr şiddetle konuşan Gazi’nin gözleri, bütün müşterek encümen âzâları ve özellikle encümenin çoğunluğu gibi görünen sarıklı hocalar üzerinde büyüleyici tesirlerle duralamıştı. Son sözlerini söylerken bakışları, tam karşısındaki hoca efendinin gözlerine saplandı:
“— Burada toplananlar, Meclis ve herkes, meseleyi tabiî görürse, fîkrimce çok iyi olur. Aksi takdirde hakikat gene usulü dairesinde ifade olunur. Fakat ihtimal bazı kafalar kesilecektir…”
Gazi, “Bazı kafalar kesilecektir,” derken, gözleri encümeni ve hele tam karşısındaki Ankara Mebusu Hoca Mustafa Efendiyi ezmekle kalmıyordu. Gazi’nin sağ eli de, bu başların nasıl kesileceğini anlatmak istercesine, Hoca Mustafa Efendinin boynu hizasında sağa sola işleyip duruyordu!
O zaman mesele birden ve herkesin kavrayacağı gibi anlaşılmış oldu. Şeriat ve skolastik münakaşaları hemen kesildi ve bütün encümenin yeni anlayışına tercüman olur gibi Hoca Mustafa Efendi işi kestirip attı:
“— Affedersiniz efendim, dedi. Biz meseleyi başka nokta-i nazardan mütalâa ediyorduk. İzahatinizdan aydınlandık…”
Müşterek encümen derhal, saltanatın kaldırılması kararını aldı. Sonra hemen bir kanun layihası hazırlandı. Aynı günde ve Meclisin ikinci içtimaında okundu. Bu arada oy toplama usulü üzerinde bazı zikzaklar yaratılmak istendi. Fakat Gazi bu sefer de Meclis kürsüsüne fırladı:
“— Bunlara hacet yoktur efendim. Çünkü memleket ve milletin istiklâlini ebediyen koruyacak esasları, yüksek Meclisin müttefikan kabul edeceğini zannederim.”
Saltanatın kaldırıldığına dair kanun tasarısı oya konuldu ve reisin sesi duyuldu:
“— Müttefikan kabul edilmiştir!…”
Osmanlı saltanatı artık, hem fiilen, hem hukuken tarihe karışmıştı. Gerçi hilâfet müessesesi şimdilik kalıyordu. Padişah olmayan bir gölge Halife seçilecekti. Fakat onun da günleri artık sayılıydı…
…
Aynı gün İstanbul’da Mehmet Vahideddin son selamlık resmini yaptı. Bu tören bir cenaze töreni kadar sessiz, sıkıntılı ve karanlıktı. Yıldız Sarayının Hamidiye Camiine Padişah, çökmüş, beli bükülmüş, bitkin adımlarla girdi. Fakat bütün sırmaları, nişanları üstündeydi. Etrafında sadrazam, eski sadrazamlar, paşalar, nâzırlar da bütün nişanlarını takmışlardı. Sarayın müezzinleri namazdan sonra mevlit okudular. Arka sırada harem ağaları biraz da merasim icabı olarak hıçkırıklarla ağlıyorlardı. Çünkü mevlit ölülerin ruhlarına okunan bir mersiyedir, bir dua vesilesidir. O gün orada bu mevlit, hakikaten garip bir tesadüfle, Osmanlı İmparatorluğu’nun ruhuna okunmuş gibi oldu…
1 Nutuk



Okuyucu Yorumları