• Ana Sayfa
  • .pdf
  • Linkler
  • İletişim
  • RSS
  •                      

Derin Sular

Fotoğraf Detayları
banner
 
 

Korku Cumhuriyeti’nin İlk Ayak Sesleri

2 Dec2012
 

[2 Aralık 2012 tarihinde Taraf gazetesinde yayınlandı.]

Yahya Kemal Beyatlı, Ali Kemal Bey’i “döneminin en kudretli yazarı” olarak nitelendirir. Köşe yazılarının yayınlandığı Peyam-ı Sabah ise, (muhtemelen sevenleri kadar sevmeyenlerinin de ilgi göstermesi nedeniyle) döneminin en çok okunan gazetesidir. Yine Beyatlı’ya göre, Ali Kemal Bey’in yazılarını hayranlıkla okuyanlar İstanbul’un elit kesiminden insanlardır. Ali Kemal Bey’i zaman zaman gazetedeki odasında ziyaret eden ve kendisine hürmet gösteren bu kimseler, onu “asrının eşsizi” (feridü’l-asr) addederler.

Beyatlı, Ali Kemal Bey’in Türkçeye hakimiyetinden de takdirle söz eder. Ali Kemal Bey’in, Hüseyin Cahit (Yalçın), Namık Kemal, Cevdet Paşa ve Ziya Paşa’nın bile Türkçe yanlışlarını tespit edecek çapta bir Türkçe bilgisine sahip olduğunu belirtir ve Süleyman Nazif’in onun bu yönüne atıfla, “Bu adam bir dahidir” dediğini nakleder. Beyatlı’nın bu çerçevede verdiği bir diğer önemli bilgi ise, Ali Kemal Bey’in ömrünün son yıllarında bir Türkçe lügatı yazmakta olduğudur. Türkçe kelimeleri tarihi metinlerden örneklerle ele alan ilgili lügat çalışması, Ali Kemal Bey’in linç edilmesiyle yarım kalmıştır. Ancak, Beyatlı, bu eserin tamamlanan kısmının dahi yayınlanması durumunda Ali Kemal Bey’in Türkçedeki kudretinin belli olacağını söyler.

İstanbul, 6 Kasım 1922
Ankara Hükümeti’nin bu profilde bir insanı kaçırması, doğal olarak İstanbul’da büyük bir infiale neden olur. Ali Kemal Bey’in arkadaşlarından Rıza Tevfik (Bölükbaşı), Biraz Da Ben Konuşayım adlı (konu hakkındaki birincil kaynaklardan biri durumunda olan) kitabında kaçırılma hadisesinin ardından İstanbul’da yaşananları aktarır.

Şöyle ki, Ali Kemal Bey’in kaçırıldığının duyulmasıyla birlikte, müslüman ve hıristiyan halktan insanlar, bu gelişmeyi Ankara’daki milliyetçi kadronun artık İstanbul ile hesaplaşmaya başladığı şeklinde yorumlamış ve epey ciddiye almışlardır. Bu nedenle de, (henüz İzmit’teki linç hadisesinden haberdar dahi olmamalarına rağmen) müttefik devletlerin konsolosluklarına sığınmak istemişlerdir. Britanya konsolosluğunun hem binası hem de bahçesi mahşer yerine dönmüştür. ABD konsolosluğunun ise, izdihamdan kapısına yanaşmak dahi mümkün değildir. Zira artık can güvenliklerinin olmadığını düşünen ve evlerine bile gitmekten korkan çok sayıda insan, bir an evvel vize alarak ülkeyi terk etmek istemektedir.

Rıza Tevfik (Bölükbaşı), İngiliz yetkililerin, konsolosluğa sığınan Osmanlı vatandaşlarına engel olmadıklarını da belirtir. Hatta, İngilizler, hayatları birincil derecede tehlikede olan insanları İstanbul’dan Mısır’a götürmek üzere bir gemi de tahsis ederler. Bu gemi, 8 Kasım 1922 tarihinde Sarayburnu’ndan hareket eder. Ankara milliyetçilerinin gemidekilere bir zarar vermeleri ihtimaline karşı, bir torpidobot, Ege’ye varana dek gemiye eşlik eder.

Aradan dokuz gün geçtikten sonra, Sultan Vahdettin de benzeri bir şekilde İstanbul’dan ayrılır. 17 ay sonra, TBMM, Yüzellilikler listesini onaylar. Ekserisi siyasiler, bürokratlar, gazeteciler, askerler ve polislerden oluşan 150 kişi vatandaşlıktan çıkarılır. Asıl liste 600 kişiden oluşsa da, Lozan’ın koyduğu 150 sınırı nedeniyle istenilen herkesi Türkiye’den kovmak mümkün olmamıştır.

600 kişilik ilk listeyi hazırlayanların halefleri, bu listede kimlerin yer aldığını Türkiye halkına halen açıklamış değillerdir. Ama, listenin hazırlanması ve 150 kişiyle de olsa uygulamaya konmasının ne anlam ifade ettiği meçhul değildir. İktidara talip olan milliyetçi kadro, eline fırsat geçer geçmez ülkenin kadim siyasi kurumlarını ortadan kaldırmış, ardından da kendisine muhalefet etme potansiyeli olan herkesi mümkün mertebe ülkeden uzak tutmaya çalışmıştır. İlk yapılan bir askeri darbe, ikinci yapılan ise, darbe sonrası dönemler için gayet sıradan olan bir tasfiyedir.

İki Soru
1. Düşünen insanların siyasi nedenlerle ülkelerinden kovulması, kalanların susturulmaları, susmayanların ise öldürülmeleri, bir ülkenin beşeri sermayesini nasıl etkiler? Böyle bir ülkede, meydan kimlere kalır?

2. Türkiye’de, yazarlara ya da düşünürlere değil de askerlere güvenme ve saygı duyma eğiliminin bugün bile güçlü olması ile yukarıdaki siyasi gelenek arasında nasıl bir ilişki olabilir?

Paylaş:
2

Okuyucu Yorumları

 

Ekrem says:

3 December 2012 at 12:07 PM

Serdar Bey, sizin yazınızın hemen ardından şu yazıyla; http://bit.ly/SANi88 karşılaştım. Bilmediğiniz şey değildir ama altında ki yorumlar okumaya değebilir. Selamlar..

 
 

postmodern hayaller says:

20 May 2013 at 11:40 PM

Ekrem Bey’in referans olarak verdiği yazıyı ve yorumları okudum. Epey zamanımı aldı. Çok gereksiz ve okunulmaya değmeyecek basmakalıp bir üslub ile yazılmış. Beğenmedim. Altta 100 yorum varsa 99’u yazarı desteklemiş.yazar da pohpohlandıkça şımarmış. Sizin blogunuzdaki kalitenin esamesi yok.

 
 

Yorum Ekle:

Wordpress hesabınız var mı? Yorum yapmak için Log in yapın.

 
 
 

 

Yorumunuzu göndermeden önce lütfen yorum kurallarını hatırlayın.