• Hakkında
  • Ne Dediler?
  • Felsefe
  • .pdf
  • Linkler
  • Bibliyografi
  • İletişim
  • RSS
  •                      

Derin Sular

Fotoğraf Detayları
banner
 
 

Kral Çıplak

23 Eyl2010
 

Taraf gazetesi yazarı Yıldıray Oğur’un “Kürtçe konuşabilen Bakanlar Kurulu” başlıklı yazısından:

Türkiye Cumhuriyeti tarihinde bu kadar cumhurbaşkanı, başbakan geldi geçti. Neden sadece Adnan Menderes ve Turgut Özal’ın mezarları İstanbul’da.

Halkçı Ecevit bile Ankara’da devlet mezarlığına gömüldü. Aydınlı Menderes, Malatyalı Özal’ın mezarları neden İstanbul’da? Hem de yan yana iki anıtmezar olarak herkese açık, korumasız bir yol kenarında…

Bu iki anıtmezarın neden Ankara’da değil de İstanbul’da, neden devletin gizli saklı arazilerinde değil de her gün milyonlarca insanın önünden geçtiği bir yol kenarında olduğunu anlamamakta ısrar edenler hep şok geçirmeye, hep yenilmeye, hep şaşırmaya, nereden çıktı bu yüzde 47, yüzde 58 de hiç beklemiyorumlara mahkûm.

Özal ve Menderes gelmiş geçmiş en demokrat, en sivil liderler değildi kuşkusuz. Ama onları Ankara’nın değil “halkın adamları” yapan ortak bir özellikleri vardı.

Onlar bu ülkenin hakiki iktidarına posta koymuşlardı. Klişeye batma pahasına söylemek gerekirse kralın çıplak olduğunu söylemiş haylaz çocuklardı onlar..

Kralın çıplak olduğunun söylenemediği ülkede, kralın burnunun uzun, kafasının kel, koyduğu vergilerin yüksek olduğunu söylemek serbestti belki. Kralın çıplak olduğu o ülkede bunları söyleyenlere muhalif, aykırı, cesur, anarşist falan da deniyordu kim bilir.

Ama bu ülkenin hakiki hakikati kralın çıplak olmasıydı. Ve bir gün işte cesaret edip onu söyleyebilen çocuk kahraman oldu.

İşte bu ülkenin hakiki hakikati de Kemalizmdir, ordudur.

Bugün için de bunların doğal sonucu olan Kürt meselesidir.

Ancak onlara posta koyabilen muhalif olur, demokrat olur, kahraman olur ve ölünce de mezarı başkente değil halkın ortasına gömülür.

Erdoğan da krala çıplak diyen o haylaz çocukların sonuncusu…

Yıldıray Oğur’un yaptığı tespiti tersten okuyarak şu soruyu sormak mümkün: Ya Mustafa Kemal Atatürk’ün mezarı da tıpkı Menderes ya da Özalınki gibi “herkese açık” ve “korumasız” bir yol kenarında olsaydı? Neden değil? Ve bugün bulunduğu yer neden ordu tarafından korunuyor? Daha da önemlisi “kimden” korunuyor bu mezar? (Halktan olmasın?)

Belli ki, Mustafa Kemal’in mezarını koruyanlar, kendisinin naşının “herkese açık” ve “korumasız” bir durumda bırakılmasının riskli olacağını düşünmekteler. Ve yine belli ki, Menderes ya da Özal için böyle bir risk söz konusu değil.

Tabii böyle bir tehlikenin olmadığını ya da ordunun tamamen dayanaksız kuruntulardan hareketle Anitkabir’i koruma ihtiyaci hissettiğini söylemek de pek mümkün değil. Mustafa Kemal’in mezarının korumasız bırakılması durumunda gerçekten de naşına ya da mezarına yönelik çeşitli saldırıların gerçekleşmesi muhtemeldir. Böyle bir olayın gözlenmesi durumunda ise, medyada “neo-Ticani”lere dair haberlere rastlamak mümkün hale gelir. Hatta Mustafa Kemal’in mumyasını kaçırmak ve mumyaya yapacakları kimi yakışıksız şeylerle kendisini küçük düşürmeye çalışacak insanların ortaya çıkması da şaşırtıcı olmaz.

Peki tepkilerini (yanlış da olsa) bu şekilde ortaya koymaya çalışan insanların reaksiyoner tavırlarını soğukkanlılıkla ve akademik bir tavırla yorumlamaya çalışırken “ticanilik”ten daha derine inmek mümkün değil midir? Bir başka deyişle, bu insanları gerici, bölücü gibi sıfatlarla nitelendirerek ve onları herşeyleriyle kötücül bir güruh olarak sunarak dehümanize etmek yerine, davranışlarını tetikleyen gerçekliklere odaklanmak ve böylelikle “ticaniliğin ötesi”ni görmeye çalışmak mümkün değil midir?

Bu soru, tehlikeli bir sorudur. Zira ticanilik yaftasının perdelediği gerçeklik, analizi hem çok kolay hem de çok zor olan bir gerçekliktir. Çok kolaydır, çünkü böylesine hassas olduğu düşünülen bir konuya objektif bir gözle bakmaya başladığınız an, aslında olayın köklü ama izahı basit bir kin ve öfkeden ileri geldiğini görürsünüz. Ama bu soruyu cevaplayabilmek aynı zamanda da çok zordur, çünkü bu kin ve öfkenin farklı sosyal gruplar tarafından taşınan türleri ve derinlikleri farklılık gösterir ve çoğu zaman dışavurulmaz.

Bir başka deyişle, görsel anlamda her yerde temsil edilen bir imgenin, her gün o imgeyle yüz yüze gelen farklı kesimlerden milyonlarca insanın zihninde dışavurulmayan bir öfke ve nefet uyandırıyor olması pekala mümkündür. Ve bu insanlardan bazıları, söz konusu imge üzerindeki silahlı koruma kalktığı andan itibaren öfke ve nefretlerini farklı şekillerde ifade etmek isteyebilirler. Bu kişilerin hepsine birden “ticani” diyerek konuyu kapatmaya çalışmak mümkün olsa da, işin aslı bu kadar basite indirgenmeye müsait olmayabilir

Yani çoğunluğa karşı azınlık tarafından (kimi zaman acımasız politikalar eşliğinde) dayatılan bir imgeye saldırı düzenlenirse, fail(ler) kim(ler)dir bilemezsiniz. 20. yüzyılın en çok acı çektirilen etnik gruplarından biri olan Kürtlerden midir? İnançlarıyla ve inançlarına dair kimi öğelerle alay etmenin hala bir ilericilik göstergesi olarak görüldüğü müslümanlardan mıdır? Herbir alt grubunun adının belli bir hakaretamiz sıfatla anılması olağanlaşmış olan gayrimüslimlerden midir? Ya da olay, bu kimliklerin hiçbirine özel bir yakınlık duymasa da, “Yetti artık bu insanlara çektirdikleri” diyen bir liberalin bireysel tepkisi midir?

Bilemezsiniz.

Ama Özal ve Menderes’in neden halktan korunmaya ihtiyacı olmadığını bilirsiniz.

Paylaş:
10

Okuyucu Yorumları

 

sugem says:

24 Eylül 2010 at 4:44 PM

kralın çıplaklığını atatürkün hiçbir dogmaya yer vermeyen fikirleriyle bağdaştıran zihniyetten utanıyorum.. anıtkabir’in neden korunduğunu anlayamayan zihniyet, cevap veriyorum: takım tutarcasına parti tutan.. velhasıl sizingibilerden korunuyo tc kurucusununkabri.. pekii sizin neslinin tükendiğini söylediğiniz erdoğan her attığı adıma neden etten duvar ördürüyor acaba? halktan korktuğundan olmasın!! siz tüm çabalarınızla bunu mu buldunuz şimdi de?? peki her şeyi söylemeye dili yeten küçük çocuk erdoğana neden kimse yanıt veremeyo.. neden bu korku ve bu baskı.. bu mu demokrasi.. gerçekten hakediyosunuz bu yönetimi..

 
 

sacitsepetci says:

26 Eylül 2010 at 12:41 PM

Yukarıdaki yazının tamamına katılıyorum. Asıl dogmatik olan anlayış Kemalizmin ta kendisi.

Bu ülkede kadrolaşmayı, yüksek yerlerde adam tutmayı ve halkın oyuyla birilerinin bir yerlere gelmesinden gocunmayı, onlara bidon kafalı demeyi biz Atatürkçülerde gördük.

Bir de Tayyip Erdoğan niçin kendini korumaya ihtiyaç duyuyor sorusuna yanıt vereyim. Bu halktan soyutlanmak için değil, hani onun gibi sivil ve demokrat olan liderler ya suikaste ya da ipe gitmiş ya, işte onun için korunmak istiyodur belki.

 
 

muko says:

27 Eylül 2010 at 7:28 PM

Sugem:

Atatürk zaten ölü, onu kim öldürecek?

Ama Erdogan yasiyor. Ona bir kursun sikilsa, gider.

 
 

metedro says:

27 Eylül 2010 at 7:34 PM

gözler kör olmaz fakat kalplerdir kör olan….
Hakettiğini bulmak mı? Bir gün evet…

 
 

nasir says:

27 Eylül 2010 at 10:18 PM

Büyük işler yapan insanların düşmanı çok olur. Özal’a kim ne için tenezzül etsin? Bahsettiğiniz kişi bir devlet kurucusu çağınıda aşmış bir adam. Böyle birinin mezarı alealade mi olmalı sahipsiz gibi ortada mı durmalı? Atatürk düşmanlığı, şapka gibi bir şeye tahammül edememe gericiliği, bu siteye yazan şahsa da bulaşmış. Devir Atatürk düşmanlığı devri, ona vuran kazanıyor. Ya padişahlar gibi kardeşini oğlunu öldüren bir katil olsaydı veya yaşadığı vatanı pazarlığa çıkarsaydı, o zaman ne olurdu? Herşeye rağmen içim rahat. İpi dışarda olan bu modern yobaz zihniyet ipini de alıp defolup gidecek. Dünyanın en demokratik ülkesinde yaşıyorsunuz. Hakkında hakarete varan sözler sarfettiğiniz adam size bu hakkı demokrasiyi getirerek veren adamdır. Bu topraklardan olmayanlara inat, inadına KEMALİZM!

 
 

Levent Cetin says:

28 Eylül 2010 at 5:10 PM

Su inat lafina bayiliyorum. 1 bucuk yasimdaki kizimi aklima getiriyor.

 
 

BetuL says:

2 Ekim 2010 at 1:51 PM

“…şapka gibi bir şeye tahammül edememe gericiliği, bu siteye yazan şahsa da bulaşmış.”

:)

 
 

Ozgur says:

29 Kasım 2010 at 12:02 PM

Bu ülkede Menderes ve Özal’dan NEFRET EDEN milyonlarca insan, halk değil mi?

 
 

Onur says:

1 Aralık 2010 at 4:54 PM

Zaten sorun, Kemalizm’in hep “inadına” bir ideoloji olmuş olmasıdır. Karşı çıkan da “bu topraklardan olmayan” olarak nitelendirilir, halbuki Kemalizm, tamamen bu toprakların insanlarının da “inadınadır”. Kemalizm’e karşı çıkmak sizi, gençliğe hitabedeki “Dahili ve harici bedbahtlar”ın dahili kanadına tabi kılar. Kemalizm, bu ülkeye demokrasiyi falan getiren bir ideoloji değildir. Kim Il-Sung Kuzey Kore’ye ne kadar demokrasi getirmişse, Kemalizm de bu ülkeye o kadar demokrasi getirmiştir. Diktatörlükle demokrasi geldiğine inanmak da Kim Il-Sung, Atatürk gibi diktatörlerin izinden gidenlerin yeteneğidir. Ayrıca, dünyanın en demokratik ülkesinde falan yaşamıyoruz. Bu iddiayı duyunca Atatürk’ün Adalet Bakanı Mahmut Esat Bozkurt’un sözleri geldi aklıma: “Biz Türkiye denen dünyanın en hür ülkesinde yaşıyoruz. Mebusunuz inançlarından samimiyetle bahsetmek için buradan daha müsait bir ortam bulamazdı. Onun için hislerimi saklamayacağım.”

Sözün devamını Atatürk hükümetini dünyanın geri kalanından daha iyi bilmeleri gereken Atatürkçü arkadaşlar bilecektir. Benim yazasım gelmiyor, zaten yukarıdaki “Kral/Atatürk Çıplak” yazısıyla da alakalı bir konu değil bu. Sadece dünyanın en demokratik ülkesinde yaşadığımız iddiasını görünce aklıma geldi.

Not: Adnan Menderes, Turgut Özal ve Tayyip Erdoğan’dan da fazla hazzeden birisi değilim.

 
 

Levent Cetin says:

9 Aralık 2010 at 7:29 PM

bedbaht degil bedhah olacak sanirim.

 
 

Yorum Ekle:

Wordpress hesabınız var mı? Yorum yapmak için Log in yapın.

 
 
 

 

Yorumunuzu göndermeden önce lütfen yorum kurallarını hatırlayın.