• Ana Sayfa
  • .pdf
  • Linkler
  • İletişim
  • RSS
  •                      

Derin Sular

Fotoğraf Detayları
banner
 
 

Liberal Harikalar Diyarı

1 Dec2008
 

[Mr. Sular’a internet marifeti ile ulaşarak, “Liberal etiği öğrenmek istiyorum. Şu fakire bir himmet edin!” diye yalvaran bir çaresize verilen yanıttır.]

Değerli Beyefendi,

Ben derim ki, boşverin bu liberalleri!

Şimdi şaka ile karışık ve tabii biraz da abartarak izah etmeye çalışayım:

Öncelikle şunu belirteyim: Özgürlükçülük başka, liberalizm başka şeydir. İsme aldanmayın.

Bir de bu liberalizm denen şeyin aslında öyle ahım şahım, öğrenmesi zor bir etiği, felsefesi falan da yoktur. Zaten o yüzden herkes çok büyük bir kolaylıkla liberal olabiliyor ve hatta ihtida ettiğinin hemen ertesi günü bu felsefeyi başkalarına anlatabilecek, yani misyonerlik yapabilecek bir seviyeye dahi erişebiliyor!

Liberalizm davasına hizmet etmek çok da zor bir iş değildir demek istiyorum bununla. Diyelim karşınızda devlet okulunda devşirilmiş, özgürlüklerden pek hazzetmeyen bir tip var ve siz bu kişiyi liberal külte dahil etmek istiyorsunuz. Böyle bir kişiyle konuşurken, sorunun niteliğinden bağımsız olarak, (1) “Serbest bırakalım, herkes özgür olsun”, (2) “Özelleştirelim” ya da (3) “Piyasanın dediği olur, piyasa kararları kutsaldır” ifadelerinden birini söyleyiveriyor, sonra da bunun tersini yapan memleketlerde ne gibi facialar yaşandığına dair birkaç örnek sıralıyorsunuz, oluyor bitiyor.

Gerçi serbestiyet çok da fena bir şey değildir, ama her konuya böyle yaklaşmanın çok önemli bir yan etkisi de var: Liberalizm, her sorunun çözümünü serbestiyette görüyor olması itibariyle, sadece yüzeysel bir ideoloji olmakla kalmıyor, (bu tavrın otomatikman diğer yaklaşımların özgürlük karşıtı olduklarını ima ediyor olması nedeniyle) totaliter bir eğilim de içeriyor.

Mesela bir doktor düşünün, her hastasına şikayetinden bağımsız olarak aspirin tavsiye ediyor:

– “Kalp hastasıyım!”
– “Aspirin.”
– “Böbreklerimden rahatsızım!”
– “Aspirin.”
– “Beynim kanıyor!”
– “Aspirin.”
– “Kafam çalışmıyor!”
– “Aspirin.”

Liberalizm de işte aynı bu doktor gibi. Mesela üniversitelerde başörtüsü sorunu varsa, “Özelleştirelim bütün üniversiteleri, sorun hemen kökünden çözülür” diyorlar. “Bu konulara böyle yaklaşmak yanlıştır” deyip izahlı örnekler verdiğinizde ise cevap yok tabii. (Bu duruma ibretlik bir örnek olarak şuradaki tartışma okunabilir.)

Şimdi diyeceksiniz ki, “Madem işin aslı böyle, o zaman neden Türkiye’de liberalizme bu denli yoğun bir yöneliş var?”

Bu durumun en büyük nedeni, liberalizmin indirgemeci bir yaklaşımla egaliteryenizm olarak tanımlanmakta ve algılanmakta olması. Bir de tabii bu fakir felsefenin bu kadar üzerine düşülmesi, aynı zamanda, yeterince sosyal felsefe bilinmiyor ve de sosyal bilimlerde esas olan insan tanımı, algılar, kimlik oluşum süreçleri gibi temel sorulardan habersiz değerlendirmeler yapılıyor olunmasından da ileri geliyor. Bu nedenle de, Murat Belge’den Etyen Mahçupyan’a kadar herkesi liberal başlığı altında hayal etmek dahi mümkün olabiliyor.

Halbuki Türkiye’de yaşayan insanların, (özgürlükten dahi önce) birbirleriyle sağlıklı iletişim kurabilmeyi ve birbirlerinin hassasiyetlerini anlama çabası içine girmeyi öngören bir kültür inşa etmeye ihtiyaçları var. Zira böyle bir kültür nihayetinde tek başına dahi özgürlüğü doğurabilir, ama özgürlük tek başına böyle bir kültürü doğuramaz.

Düşünün mesela, üniversitelerde eskiden ideoloji eksenli bir yasak yoktu. Sağ ve sol görüşlü öğrencilerin her ikisini de saçlarına sakallarına bakmadan içeriye alıyorlardı, Onlar da içeriye girince birbirlerini dövüyor, öldürüyorlardı. (Önemli not: Şimdi mesela bir liberal bu son cümleyi okuyunca, (1) olaya sadece kendi paradigmasıyla bakacak ve (2) anlatılmak istenen asıl şeyi dahi anlayamadığından, (3) “Acaba bir şeyleri kaçırıyor olabilir miyim?” diye kafa yorma zahmetine dahi girmeden, (4) sanki hiç kimse bilmiyormuş gibi, “Liberalizm de şiddete karşı değil midir ki?” falan diyecektir.)

Bir de, bu müslümanlar ne anlıyorlar bu liberalizmden, hiç bilmiyorum… Nihayetinde, son derece zararlı, tehlikeli ve uzak durulması gereken bir ideolojidir! Hem yaklaşımları da ekseriyetle siyasi değil, ekonomiktir. Çünkü, herşeyden önce “kaynakların dağılımı”na odaklanan kafir (haçlı) Batı paradigmasıyla şekillenmiştir! İşin bu kısmını, sizi gıyaben de olsa tanıdığım için söylüyorum. Bir tür uyarı olarak da değerlendirebilirsiniz: Zira bu düşüncenin temellerini bilip de hala (haşa!) “Liberalim” falan diyen bir müslüman, hiç şüphesiz saniyesinde dinden çıkmış dahi olur Allah muhafaza! Yani liberalizm tecdid-i iman da gerektiriyor!

Ama siz yine de, “Yok, ben kafaya koydum, ille de liberal olacağım, bu işin etiğini de öğreneceğim” diyorsanız, John Locke, Milton Friedman, Ludwig von Mises gibi klasik liberalleri hatmetmeye başlayaraktan ufak ufak yola koyulun. Ama şimdiden uyarmış olayım: Bir noktadan sonra kendinize, “Ben bunları zaten bilmiyor muydum?” diye sormaya başlayabilir ve de literatürün kendi kendisini tekrar ettiği hissine kapılınca ziyan ettiğiniz onca vakte yanıp vaveyla etmeye başlayabilirsiniz. Ama tabii diğer yandan, bütün anlatılanlara inanmak suretiyle daha ölmeden cennete kavuşmak ve mutlu bir şekilde yaşayıp gitmek ihtimali de var! Liberalizmin ille herşeyi kötü olacak diye bir şey de yok yani…

Ama son tahlilde, Mahçupyan’ın da dediği gibi, liberallik zor zanaattir. Bir başka deyişle, liberalizm öyle herkese göre değildir. Çünkü aslında tam da herkese göredir.

Paylaş:
Sonraki Yazı: Sivas Kongresi [Atay] »
9

Okuyucu Yorumları

 

blue says:

1 December 2008 at 2:53 PM

Vay be, çok iyi tarif! Sosyalizm konusundaki görüşlerinizi de merak ediyorum, lütfeder misiniz?

 
 

januce says:

3 December 2008 at 1:05 AM

‘Nacizane’ bilgi içeren, felsefi bir kavramı felsefeden yoksun, politik bir kavramı politiklikten uzak değerlendirmeyi başaran bu yazı için çok teşekkür ederim.
Gerçekten bu kadar ‘dolu’ bir yazı yazmayı ben şahsen beceremezdim.
Okuyup okuyup ‘aydınlanıyorum’ sormayın… (Ha ben daha bilgi dolu bir yorum yapamaz mıydım, yapardım. Ama sizin diliniz bu galiba.)
Tekrar teşekkür ederim, gece gece beni bişileri açıklama zorunda bırakmadığınız için, siz mükemmel anlatmışsınız ‘hiçbir şeyi’ çünkü!

 
 

mehmet yilmaz says:

3 December 2008 at 4:16 AM

Liberal dostlar tevazu ile yardimci oldular, makaleler ve kitaplar gönderdiler, kendilerini insan-i kamil zanneden çikmadi simdiye kadar. 🙂

 
 

Soner Hoca says:

6 December 2008 at 4:52 PM

Serdar bey yazısının başında “şaka ile karışık” ve “birazda abartarak” liberal etiği sorgulamaya çalışacağını belirtmiş ancak biliyoruz ki bu yazıda onun ne bir şakası ne de abartısı var. Tamamen öz be öz düşünceleri! 🙂
Uzun zamandır ilk kez “entel-dantel” takılmayan ama ciddi, konuyu fazla uzatmayan, gözlerimizi yormayan, konunun özüne odaklanmış ve net ifadeler barındıran bir Serdar Kaya yazısı görüyorum. Umarım devamı gelir. Ancak nedense Serdar Bey, yeryüzünde bireyin otorite-harici kendi ayakları üzerinde durabilmesi için en asil mücadeleyi vermiş ve vermekte olan liberalizm hakkında olumsuz pek çok şey yazma ihtiyacını hissederken, bireylerin başta ekonomik özgürlüklerini, beraberinde ise sosyal-siyasal özgürlüklerini gasp eden ve hala akademik çevrelerde oldukça kuvvetli bir yeri olan kurucu-inşacı sosyalizm hakkında hemen hemen hiç bir tartışmaya girme ihtiyacı hissetmemesi (yada bana öyle gelmesi) bu satırların yazarına her zaman garip gelmiştir.
Bunun pek çok nedeni olabilir ;
1- Serdar Bey sosyalizmi liberalizme göre çok daha ahlaki buluyordur ve dolayısıyla onu daha az eleştiriyordur,
2- Serdar Bey kendisinin “liberal” olarak tanımlanmasından haz etmemekte, bu yüzden bol bol liberalizme eleştiri getirerek bu tanımlamadan kurtulma ve karşı tarafta şaşkınlık yaratma gayretindedir,
3- Serdar Bey olası bir anti-sosyalizm yahut anti-marksizm yazısında maruz kalacağı eleştiri oklarını göğüslemeyi göze alamıyordur. Çünkü sosyalistler dünyanın her yerinde liberallere göre sayıca oldukça fazladır.
Elbette burada eğer tartışılmaya değer bir konu varsa (ki bana göre öyle) burada konu yaratıcısına “Bunları bunları yazıyorsun da neden bunları yazmıyorsun!?” türünden karşı çıkmak manasızdır. Zira konumuz Serdar Bey değil, liberalizm versus demokratlık.
Madem liberalizm’e hızlı bir tanımlama yapılmış. Ben de Etyen Mahçupyan zihniyetindeki insanların liberalizmi eleştirmek için kullandıkları ‘demokratlık’ kavramı ile ne anlatmak istediklerini kısaca anlatayım (Her ne kadar onlar bu kavramı tam anlatmaktan kaçınsalar da) ;
Aslında demokratlık kavramı kötü bir şey değil. Üzerinde konuşulması gereken, kayda-değer bir kavram.
Kısaca diyorlar ki, “Yahu biz her soruna ‘bir insan diğerine açıkça zarar vermedikçe herşeyi yapmakta özgürdür’ klişesiyle yaklaştıkça aslında toplumdaki her sorunu çözmüş olmuyoruz, sadece kanunlar çıkarıyoruz ama toplum huzurlu mu yada bu kanunlar ile mutlu mu hiç bakmıyoruz.”
Gerçekten de burada haklılar. Liberalizm işin politik kısmı ile ilgili bir ideoloji. O bireylerin hakları üzerine kafa yorar, toplumun bu haklara sahip olduktan sonra mutlu olup olmadığı ile ilgilenmez. Onun derdi otoriter eğilimleri törpülemek, merkezi gücü sınırlandırmak ve parçalamaktır. Bu konuda da oldukça başarılı olmuştur ve insanlık bu anlamda liberal filozoflara büyük bir teşekkür borçludur.
Demokratlara göre liberalizm, otoriter baskıları minimize etmeye çalışırken kendi değerler kümesini (örneğin kılık-kıyafet özgürlüğü, ifade özgürlüğü, serbest piyasa vs..) topluma dayatarak aslında otoriter bir çizgi yarattığının farkında değil.
Ne yazık ki, bireyi devlet ve toplum adına sınırlandıran, feda eden, ezen, onu otorite karşısında köleleştiren, kendine mecbur eden, ifadesini alan, düşüncesini alan, yarattığı zenginliği çalan, baskıcı, kurucu-inşacı-barbar izm’ler ile liberalizm arasında ‘dayatma’ farkı görmeyen bu düşüncedeki insanları, benzer bir kaç yazıyla veya okunması gereken kitaplarla değiştirmek mümkün değil. Çünkü sanırım bu bir bilgi sorunsalı değil. O yüzden şimdilik biraz liberalizmden bahsetmeye ve uzun bir süre demokratlarla ‘birbirimizi anlamaya’ gayret edeceğiz.
Liberalizm, merkezi güce şüpheyle bakar. Bir merkez ne kadar güçlüyse (burada ‘güç’ten kastım birey üzerinde baskı kurabilme ihtimalinin yüksekliği) orada o derecede hak ihlalleri yaşanabilir. Demokratlık evrensel birey hakları ve değerler manzumesini bu kadar keskin tanımlamaz. Bu demektir ki; ‘evrensel doğrular’a karşı ‘lokal doğrular’ yaratılabilir ve bu tam da baskıcı yönetimlerin-diktatörlerin ellerini ovuşturarak bekledikleri bir tanımlamadır. Oldukça tehlikeli olan bu durum, yüzyıllardır devletlerin bolca kullandığı “bizim özel durumumuz var” argümanını daha sık kullanmasına imkan verebilir. Acaba demokratlar bunun önüne nasıl geçmeyi düşünüyorlar? Baştan belirtmeliyim ki bir değerler kümesine ihtiyaçları var. Yani bunun önüne geçmeleri için birşeyler ‘dayatmaları’ şart.
Yukarıda Serdar Bey’in verdiği örneğe gidelim: Türban sorunu.
Bugün yaşadığımız türban sorununda liberallerin ‘bir kısmı’ “yahu kardeşim ne uğraşıyorsunuz? sorun türban değil, ‘mülkiyet sorunu’dur. Tüm okulları özelleştirin!” der, diğer ‘bir kısmı’ ise devletin zaten kamu alanında dinsel ögeleri yasaklama gibi bir hakkının olmadığını anlatır. Her ikisi de doğrudur.
Ancak aklı başında hiçbir liberal “bunu şöyle yapın sorun çözülür” demez, dediyse de onu Serdar Bey gibi “bakın liberaller böyle düşünüyor!” diye lanse etmek yanlıştır. Zira liberalizm olması gerekeni söyler, “Şunları şunları yapın ve mutlu olun” demez. Bu inşacı izm’lerin kullandığı jargondur. Liberalizm cennet ve mutluluk vaad etmez. Ancak çoğunlukla savunduğu değerlerin yarattığı sonuçlar olumlu olmuştur. Ama bu, liberalizm için her zaman ikinci plandadır.
Peki türban sorununu demokrat bir anlayışla nasıl çözebiliriz? Müzakere ederek, uzlaşarak ve birbirimizi anlamaya gayret ederek. Bana biraz CHP’yi anımsatıyor, ama yine de makul bir önerme. Diyelim ki birbirimizi anlamaya çalıştık ve olmadı? O zaman ne yapacağız? Bunun cevabı yok.
Aslında demokratlık anlaşılabilir bir şey. Mesela bir adada kendilerini aşırı-dinci olarak tanımlayan ve böyle yaşamaktan mutlu olan bir kesim var. Bunlar diyorlar ki, “ya kardeşim liberalizm-sosyalizm’den bize ne? Evrensel doğrulara bizim ihtiyacımız yok, biz kendi mutlu olduğumuz kurallarla yaşamak istiyoruz ve kimsenin buna itirazı yok. Mesela biz adada kumarhane istemiyoruz, alkol satmıyoruz. Biz böyle mutluyuz. Bizi lütfen zorla liberal yapmaya çalışmayın.” Evet bu tarz spesifik örnekler elbetteki olabilir. Ama bu ille de liberalizm’in karşısına demokratlığı koymamızı, bunların ikisinin çok karşıt şeyler olduğuna inanmamızı gerektirmez.
Son olarak, demokratlığı tartışacağımız platform belkide izm’lerin olduğu bir alan değilde eyalet sistemleri ve yerel yönetim anlayışları falan olmalı. Böylesi demokratlık kavramı için daha verimli bir tartışma alanına yol verebilir.
Vallahi yoruldum…sonra devam edeceğim…

 
 

Serdar Kaya says:

6 December 2008 at 5:08 PM

Liberallerin, eleştiri ile karşılaştıklarında hemen sosyalizmi hatırlatmaları gerçekten ilginç. Ama dünyayı liberalizm ve sosyalizm uçlarından ibaret iki boyutlu bir düzlemde algılıyor olmaları aynı zamanda üzücü de.
Liberaller böyle davranmak yerine, liberalizm ile demokratlık arasındaki asıl farkın, birinin rejim, diğerinin ise zihniyet ekseninde bir analize odaklanması olduğunu görselerdi, belki de aramızda daha makul bir tartışma ortamı doğacaktı. Zira böylelikle otorite karşıtlığının liberalleri devletçi olmasa da devlet-merkezli bir ideolojiye (ve dolayısıyla da zihniyete) mahkum ettiğini anlayabileceklerdi.
Halbuki devletten azade olmak suretiyle birey olmak mümkün olmadığı gibi, birey hakkında hiçbir şey söylemeden de bireyci olunmaz. Diğer yandan, algılara, zihniyetlere ve farklı hassasiyetlere sahip olan bireyler ve gruplar arasında bir diğerini anlayabilme çabasına yönelik bir iletişime odaklanan demokratlık, hem analiz seviyesi (level of analysis), hem de analiz birimi (unit of analysis) itibariyle liberalizme göre çok daha birey merkezlidir.

 
 

makif says:

12 December 2008 at 3:05 PM

” (haşa!) “Liberalim” falan diyen bir müslüman, hiç şüphesiz saniyesinde dinden çıkmış dahi olur Allah muhafaza! Yani liberalizm tecdid-i iman da gerektiriyor!”
Hocam liberalizm ile İslam’ın çelişen noktaları nelerdir?
Bu konu üzerine Mustafa Erdoğan’ın bir yazısı vardı Liberalizm ve İslam diye sanırım. Ama çok fazla faydalanamadım işin gerçeği. Bir de Said Nursi’nin özgürlük anlayışı hakkında başkasına ve nefsine zarar vermeyecek şeklinde bir özgürlük tanımı varken, Liberalizm’de sanırım sadece başkasına zarar vermemek yeterli.
İslamın ekonomi anlayışı bildiğim kadarı ile ticareti özendiriyor ama israfı yasaklıyor. Belki bu nokta da bir çelişki var kapitalizmle islamın ekonomi anlayışı arasında.
Bu konu üzerine tavsiye edebileceğiniz bir yazı var mı? Ya da siz cevaplar mısınız?

 
 

Merve GN says:

31 December 2008 at 5:20 PM

Sosyal bilimlerde kesinlik aramak gereçkten zor. Tanımlar hep bulanık ve yetersiz kalıyor, yeniden yeniden yapılıyor.
Liberalizm özgürlüğe eşit değildir demişsiniz, açıklamışsınız, iyi de etmişsiniz. Sosyalist düşünceye pek yakın değilimdir. Değişik yorumlar almış olsa da, yazdığınız için teşekkürler.

 
 

Murat says:

28 April 2009 at 12:45 PM

”Zira bu düşüncenin temellerini bilip de hala (haşa!) “Liberalim” falan diyen bir müslüman, hiç şüphesiz saniyesinde dinden çıkmış dahi olur Allah muhafaza! Yani liberalizm tecdid-i iman da gerektiriyor! ”
Gerçekten de şaka gibi olmuş… Umarım gerçeklerden uzak birileri gelip Liberalizmin ”L” sinin anlatılamadığı bu yazıyı okuyup iyicene uzaklaşmaz. Sorun zaten herkesin bildiği ama ses çıkartamadığı şeyler değil mi Türkiye’de? Sizler zaten bile bile hala gerçeklerin üzerini kapatan kafalar değil misiniz? 🙂

 
 

n says:

14 September 2009 at 9:48 PM

‘sorunun niteliğinden bağımsız olarak, (1) “Serbest bırakalım, herkes özgür olsun”, (2) “Özelleştirelim” ya da (3) “Piyasanın dediği olur, piyasa kararları kutsaldır” ifadelerinden birini söyleyiveriyor, sonra da bunun tersini yapan memleketlerde ne gibi facialar yaşandığına dair birkaç örnek sıralıyorsunuz, oluyor bitiyor.’
Bu örneği tersini çevirmek de mümkün. Gayri-Kemalist söylemlerde bulunan bir kimseyi, söylediklerinin niteliğinden bağımsız olarak, (1) ‘bölücülük’le, (2) ‘şeriatçılık’ veya ‘yobazlık’la. (3) ‘satılmış’ olmakla itham etmek gibi.

 
 

Yorum Ekle:

Wordpress hesabınız var mı? Yorum yapmak için Log in yapın.

 
 
 

 

Yorumunuzu göndermeden önce lütfen yorum kurallarını hatırlayın.