• Ana Sayfa
  • RSS
  •                      

Derin Sular

Fotoğraf Detayları
 
 

Liberal-Muhafazakar İttifakı (Yok Öyle Bir Şey!)

10 Apr2011
 

[10 Nisan 2011 tarihinde Taraf gazetesinde yayınlandı.]

1980’li yıllarda Türkiye siyasetinde muhafazakarlar ve liberaller vardı. Kabaca, dindarsanız muhafazakar, değilseniz liberal oluyordunuz. Herşey neredeyse bu kadar basitti… Mesela, dönemin merkez partilerinden olan ANAP içerisinde, nisbeten daha halktan bir görüntü çizen mülayim başbakan Yıldırım Akbulut muhafazakar, hayat tarzı itibariyle daha seküler olan Mesut Yılmaz ise liberal addediliyordu.

Dahası, o dönemde, seküler, liberal ya da Batılı gibi kavramlar arasında ciddi bir fark yok gibiydi. Bu kavramların birbirleri yerine kullanıldığına dahi sıklıkla şahit olmak mümkündü! Bunun nedeni ise, bir parça hazindi. Zira Batı siyasi geleneği içerisinde doğmuş olan bu “ilerici” kavramların hepsi, Türkiye’de “dini/dindar olmayan” manasına indirgenmiş gibiydi.

Türkiye Siyasetinde Yeniden Hizalanma
Türkiye, Cumhuriyet tarihi boyunca hep aynı sorunlarla boğuşageldi. Ancak 28 Şubat süreci, bu sorunların neden bir türlü çözülemiyor olduğunu çok sayıda insanın fark etmesini sağladı. Sorunlar çözülemiyordu, çünkü ortada çözülmesi gereken bir sorun yoktu; sadece ideolojik bir bakış nedeniyle sorun haline getirdiğimiz şeyler vardı. Örneğin, Kürt kimliğinin varlığını bir sorun olarak gördüğümüz için Kürt sorunumuz, başörtüsünün varlığını bir sorun olarak gördüğümüz için ise başörtüsü sorunumuz vardı.

28 Şubat tecrübesi ile birlikte, ideolojisine uymayan insanları sorun haline getiren devlete karşı ciddi bir reaksiyon ortaya çıktı. Türkiye’nin temel sorunlarını, Cumhuriyet’in kadim politikaları ile ilişkilendiren bu reaksiyon, makul bir zemine oturan güçlü bir rejim eleştirisini de beraberinde getirdi.

Neticede, Türkiye siyasetinde ciddi bir yeniden hizalanma (realignment) yaşandı. Türkiye’de artık sağcılar-ve-solcular ya da muhafazakarlar-ve-liberaller yerine Kemalistler ve liberallerden söz ediyor olmamızın nedeni bu.

Hangi İttifak?
Türkiye’de uzun yıllar boyunca “muhafazakar olmayan” şeklindeki bir negatif tanıma hapsedilen liberal kelimesi, artık (Batıda olduğu gibi) otoriteye şüpheyle yaklaşmak ve sivil haklardan yana tavır almak ekseninde bir anlam ifade ediyor. Ancak liberalizmin muhafazakarlık ile karşılaştırmalı olarak ele alınış biçimi, halen önemli ölçüde problemli. Hatta, 1980’lerin muhafazakar ve liberal kanatları dayandıkları temeller itibariyle ne kadar anlamsız ise, günümüzde sözü edilen muhafazakar-liberal ittifakı da aynı derecede öyle.

Herşeyden önce, ortada, aktörleri, nedenleri, şartları ya da süresi belli olan herhangi bir ittifak yok. Farklı kesimlerden gelen ve doğal bir süreç dahilinde benzeri kaygılar taşımaya başlayan insanlar var sadece.

Dahası, 28 Şubat sonrasında ortaya çıkan reaksiyon, sadece muhafazakarlar ile özgürlükçü entelektüellere mahsus değil. Kürtlerden sosyalistlere, gayrimüslimlerden kadınlara dek pek çok kesimin taleplerinin ifade bulduğu geniş ve heterojen bir kitle, benzeri rahatsızlıkları paylaşıyor. Bu geniş kitlenin içerisindeki farklı grupların, farklı konularda farklı seviyelerde hassasiyetlere sahip olmaları, onları bir araya getiren şeyin özgürlüklerin genişletilmesi talebi olduğu gerçeğini değiştirmiyor.

Zira içinde bulunduğumuz dönemde, hemen her grup, şimdiye dek öteki olarak gördüklerine karşı daha kuşatıcı bir tavır geliştirmekte. Herkesi eskisine oranla daha demokrat kılan bu sürece, daha düne kadar müstakil bir Kürt kimliğinin varlığını dahi inkar eden Kemalistler bile dahil. Bu noktada, muhafazakar kesimin sayıca büyüklüğü, sadece yaşadıkları dönüşümün Türkiye’yi daha güçlü bir şekilde etkiliyor olması itibariyle önemli. Ancak bu, Türkiye’nin muhafazakarlara rağmen değil, onlar sayesinde değiştiği anlamına da geliyor.

Muhafazakarlarla ittifak halinde oldukları söylenen özgürlükçü entelektüellerin bu süreç içerisindeki durumu da diğerlerininkinden çok farklı değil. Zira tıpkı diğerleri gibi, Türkiyeli entelektüellerin de geçmişteki önyargılarını itiraf etmelerine ve bugün gelmiş bulundukları noktayı eskisine oranla çok daha kuşatıcı bulduklarını ifade etmelerine sıklıkla şahit oluyoruz. Yani, özgürlükçü entelektüellerin muhafazakarlara ya da diğerlerine öğretmenlik yaptıkları yönündeki argümanlar pek de gerçekçi değil. Hep birlikte yaşadığımız ve (ama az ama çok) hepimizin birbirimizden mutlaka bir şeyler öğrendiğimiz doğal bir süreç bu.

Bu süreçte, Türkiye’de bir zamanlar tamamı din (ve spesifik olarak İslam) temelinde şekillenen seküler, liberal, Batılı, muhafazakar gibi kategorilerin zorunlu olarak birbirlerini dışlamadığını ve herşeyi din ekseninde anlamlandıran Cumhuriyet’in kavramların içini nasıl boşalttığını da fark ediyoruz. Zira Cumhuriyet’in söz konusu kategorileri anlamlandırış şekli, 28 Şubat’tan sonra darmadağın oldu – ki bu, rejim adına, henüz varmadığımız sonun başlangıcıydı.

Sonsöz
Dindarları her daim müstakil bir kategori ve homojen bir kitle olarak görmek, Türkiye’ye özgü bir algı bozukluğu. Bu algıya göre, dindarlar, istedikleri ortam oluşur oluşmaz bütün muhaliflerini kesebilecek olan takiyeci bir güruh durumunda. Halbuki, gerçekleşmesinden korkulan bu eylemin tam da aynısını zamanında hangi diktatör yapmıştı hepimiz biliyoruz.

3

Okuyucu Yorumları

 

Enes Yalçın says:

April 10, 2011 at 10:13 pm

“Sorunlar çözülemiyordu, çünkü ortada çözülmesi gereken bir sorun yoktu”

Ayrıca, Serdar Bey bari Türkiye’de bulunduğunuz şu günlerde son cümlenize oto sansür yapsaydınız! 🙂

 
 

fc says:

April 11, 2011 at 12:01 am

Sn. Serdar Bey,

Ekonomi konusunda muhafazakarlığın liberalizmle barışık olduğunu öne sürebilirmiyiz acaba?

T.C.’ye bakarsak en muhafazakar olarak tanımladığımız Menderes-Özal-AKP’nin uyguladıkları ekonomik modeller hep liberalizme daha yakın olmuş. Hatta Özal ve AKP’nin tam liberal ekonomi uyguladığını söylersek yanılmış olmayabiliriz de. Ve bu dönemler, ekonominin en iyi olduğu, ülkenin evvelkine oranla çok daha hızlı geliştiği dönemler olmuş.

İngiltere’de de muhafazakar Margaret Thatcher döneminde de liberal ekonomiye ağırlık verilmiş ve refah düzeyi artmış.

Bizde yanlış olan muhafazakarlığı tam anlamayıp muhafazakarlığı dindarlıkla özdeşleştirmek olmuş galiba. Batıda dindarlığa mukabil olarak hiristiyan veya hiristiyan demokrat partiler oluşmuş fakat bizde kimse parti logosunun başına ‘müslüman’ sıfatını koyma cesaretini gösterememiş.

 
 

Serdar Kaya says:

April 20, 2011 at 2:24 am

Evet. Bir “siyasi ideoloji” olarak muhafazakarlık, “ekonomik liberalizm” ile çoğu zaman barışık olmuştur.

 
 

Yorum Ekle:

Wordpress hesabınız var mı? Yorum yapmak için Log in yapın.

 
 
 

 

Yorumunuzu göndermeden önce lütfen yorum kurallarını hatırlayın.