• Ana Sayfa
  • .pdf
  • Linkler
  • İletişim
  • RSS
  •                      

Derin Sular

Fotoğraf Detayları
banner
 
 

Liberalizmin Zihinsel Sınırları ve Laiklik

25 Sep2011
 

[25 Eylül 2011 tarihinde Taraf gazetesinde yayınlandı.]

Türkiye’de (dindar olan ve olmayan) liberaller, “din ve devlet işlerinin birbirinden ayrılması” şeklinde yapılan bir laiklik tanımına sahip çıkma eğilimindeler. Bu tavrın temelinde, bu tanımın hem dine hem de devlete özgür alan tanıdığı ve dolayısıyla da laiklik konusunda yaşanan çatışmalara çözüm olabileceği düşüncesi yatıyor. Ancak bu konu bu kadar basit değil.

Kurgular ve Gerçekler
Hayatı anlamlandırabilme adına zihnimizde çeşitli kategoriler oluşturuyor ve bunun doğal bir sonucu olarak, bu kategoriler arasına sınırlar çiziyoruz. Dini, siyasi, sosyal, ekonomik, kültürel gibi kategoriler, toplumu ilgilendiren konulardan söz ederken en sık kullandıklarımız arasında. Ancak ne var ki, bizim pratik kaygılarla zihnimizde kimi sınırlar çiziyor olmamız, bu sınırların gerçekte varolduğu ya da bizim çizdiğimiz yerlerden geçtiği anlamına gelmiyor.

Dahası, bu farklı kategoriler kendi aralarında çok geniş örtüşme alanlarına sahip. Örneğin, yukarıdaki beş kategorinin herbiri, diğer dördü ile çok ciddi derecede iç içe. Dolayısıyla, dini alan ile siyasi alanı (ya da yukarıdaki beş kategoriden herhangi ikisini) birbirinden ayırmak, istesek bile pek mümkün değil.

Liberal Bakışın Sorunları
Sosyal hayatı bu müstakil parçalardan oluşan bir bütün olarak tasavvur etmek, siyasetin algılanış şekline de doğrudan yansıyor. Siyasi alan ile dini alanın arasına bir çizgi çizmek suretiyle her iki alanı da kendi içinde özgür kılmayı düşünmek, böyle bir yaklaşımın sonucu. Bu yaklaşım bir dizi sorunu da beraberinde getiriyor.

Örneğin, dini, siyasi, sosyal, ekonomik ve kültürel alanların önemli ölçüde iç içe olmaları, herhangi bir sivil talebi bu kategorilerden sadece biri ile ilişkilendirmeyi zorlaştırıyor. Örneğin, Ramazan orucu, bir ibadet olmanın yanı sıra, sosyal ve kültürel boyutlara da sahip. Oruç tutan devlet memurlarını düşünerek Ramazan ayında devlet kurumlarının çalışma saatlerinin iftara vaktine göre yeniden düzenlenmesi talebi ise, bu konuya siyasi bir boyut da getiriyor.

Peki laik bir devlet, bu konuda Ramazan ayına özel bir düzenlemeye gidecek midir? Farklı laiklik anlayışları bu soruya farklı yanıtlar veriyorlar. Kimileri dini bir içeriğe sahip olan her konuyu diğer boyutlarına bakmaksızın siyasetin (ve hatta sosyal alanın) dışına itmeye çalışırken, diğerleri daha kapsayıcı politikalar izliyorlar. Ancak bu noktada asıl önemli olan, hangi politikanın izlenmesi gerektiğinden ziyade, dini ve siyasi alanları birbirinden tamamen ayırmanın baştan mümkün olmaması. Bu nedenle de, din ile devleti birbirinden ayırınca sorunların çözüleceğini düşünmek yerine, ister istemez kesişmek durumunda olan bu iki kurum arasındaki ilişkilerin ne şekilde düzenlenmesi gerektiğini belirlemek gerekiyor.

Topluma Dokunmak
Dini, siyasi, sosyal, ekonomik ve kültürel alanların kesişmekten de öte iç içe olması, toplumlara dair bir gerçeklik. Hatta, bir toplumu toplum yapan da zaten bu girift yapı. Bu noktada, bu gerçeği kabul etmek ve sivil taleplerin dini bir çıkış noktasına sahip olup olmadığına aldırmaksızın bir arada yaşamanın kurallarını birlikte oluşturmayı öğrenmek gerekiyor. Bunun alternatifi ise, toplumu onun için önceden çizilmiş (seküler olan ya da olmayan) kalıplara sığdırmaya çalışmak.

Kemalizm (totaliter yapısı gereği) bugüne dek hep ikincisini yaptı. Liberaller ise, iyi niyetliler ve bu tavra karşı çıktıklarını söylüyorlar. Ancak hayatı farklı alanlara bölmek ve özgürlüklerin sınırlarını bu alanları esas alarak çizmek gerçekliğe tekabül etmediği gibi, (subjektif ve normatif olması itibariyle) ideolojikleşmeye ve otoriterleşmeye de müsait.

Bu yaklaşım liberalizm için yeni değil. Zira “her bireyin başkalarının özgürlüklerini ihlal etmediği müddetçe kendi özel alanında tamamen hür olması” esasına dayanan liberal özgürlük anlayışı da aynı şekilde insanlar arasındaki kesişim alanlarını gözardı eden bir yapıya sahip. Halbuki siyaset, tanımı gereği, söz konusu ortak alanlar hakkında kararlar almakla ilgili olan bir süreç. Bu alanları büyük ölçüde gözardı eden ve öncelikle bireysel alanlara yönelik dışsal tehditlere odaklanan liberalizm ise, kendisini (Etyen Mahçupyan’ın ifadesiyle) topluma dokunamayan bir ideoloji olmaya mahkum ediyor.

Sonsöz: Laiklik Bir Saplantıdır
Eğer bir demokraside aslolan, vatandaşların (dini olan ya da olmayan) talepleri ise – ki bu taleplere (dini olan ya da olmayan) dayatmaları reddetmek de dahildir – o zaman laiklikten bu kadar söz ediyor olmak neden? Laiklik dediğimiz şeyin aslında “yüksek modernist” bir saplantı olmasından olmasın? (Bu noktayı açacağım.)

Paylaş:
« Önceki Yazı: Siyaset Bilimi 106: Laiklik
1

Okuyucu Yorumları

 

nazlıd says:

29 September 2011 at 4:25 PM

’liberalizm ise, kendisini (Etyen Mahçupyan’ın ifadesiyle) topluma dokunamayan bir ideoloji olmaya mahkum ediyor.’’

Bence yanlış . liberalizm devrimsel dokunuşlar yapamıyor demek te belirli doğruluk olabilirdi fakat topluma dokunamıyor iddiası pek doğru durmuyor.

Bir Müslüman ülkede laiklik önemli bir kavram haline gelmeden demokrasi gelişebilirmi acaba?

Ben yinede laiklik kavramına önem vermeden sadece demokrasi ile islamda din ve vicdan özgürlüğünün nasıl sağlanabileceğine dair fikirlerinizi Pazar günkü yazınızda merakla bekleyeceğim.

Merakımın nedeni:

Hiristiyanlıkta bir toplum ve aile hukuku yoktur. Sadece kötülük yapanın günah işleyeceğini öngörür(fakat hırsızın elini kesmek, itaatsiz kadını dövmek gibi yanlışlara verilmesi gereken dünyevi cezaladran bahsetmez). Modern batı hukuku da hiristiyanlığın içinde büyümüş ve hiristiyanlıkla beraber evrimleşmiş, dinle fazla çatışmayan bir hukuk sistemi. Batıdaki laikliği sadece Katolik ruhban sınıfını devlet yönetimi/siyasi alandan uzaklaştıran marjinal bir kavram olarak algılayanlar da azımsanamayacak kadar çoğunlukta. Fakat islamda durum pek farklı. Bu nedenle de hemen hemen tüm hiristiyan ülkeler laikleşmişken , islam alemi bundan çok uzak.

İslamda tarikat/cemiyet arası inanış farklarının vs demokrasi ile çözülebileceği fikri gayet makul fakat, islamda tarikat ve cemiyetler arasında farklılık göstermeyen , hemen hemen kesin ve itiraz kabul etmeyen bir toplum ve aile(medeni hukuk) hukuku kuralları var(şeriat) ve bu hukuk ta batı hukuk sistemini tercih eden daha az inançlı ve ya inançsız insanlara uymuyor.

Bu çatışma noktasını demokrasi ile nasıl yok edeceğiz.

Bir Müslümana (tamamen veya kısmen) islam hukukuna göre yaşama hakkı vermeden , ona din ve vicdan özgürlüğü vermiş bir demokrasiden nasıl bahsedeceğiz?. Peki bunu yaparsak bu seferde benim insan haklarıma ne olacak?

Ben laiklik kavramı ile çatışma alanlarını devletin dinsizliği lehine bozmadan islamdaki şeriattan uzaklaşmayı pek mümkün göremiyorum.

saygılar

 
 

Yorum Ekle:

Wordpress hesabınız var mı? Yorum yapmak için Log in yapın.

 
 
 

 

Yorumunuzu göndermeden önce lütfen yorum kurallarını hatırlayın.