• Ana Sayfa
  • .pdf
  • Linkler
  • İletişim
  • RSS
  •                      

Derin Sular

Fotoğraf Detayları
banner
 
 

Lozan Sürecinde Mecliste “Hiddet ve Şiddet Seli” [Aydemir]

4 Jan2010
 

Tek Adam: Mustafa Kemal 1922-1938, Cilt III, Şevket Süreyya Aydemir:

Gazi, İzmir’den Ankara’ya döndü. Onun dönüş yolunda, 18 Şubat’ta Eskişehir’de, Lozan’dan dönen İsmet Paşa ile birleşerek Ankara’ya dönüşü, Meclis çevresinde yeni dalgalanmalara sebep oldu. Çünkü 21 Kasım 1922’de başlayan Lozan Konferansı, ileride ve Lozan’la ilgili bahiste etrafıyla değineceğimiz çetin ve çeşitli çatışmalar, anlaşmazlıklar sonucunda 4 Şubat 1923’te kesilmişti. Yani, İsmet Paşa Ankara’ya sulh işini tamamlayamamış olarak dönüyordu. Gerçi Lozan konuşmaları tamamen kopmuş değildi. Bu kesintiden sonra tekrar masaya oturulacaktı.

Fakat Mecliste özellikle ikinci grup, yani muhalefet grubu, İsmet Paşaya karşı, daha o Ankara’ya ayak basmadan ateş püskürüyordu. … Ankara’da hava çok elektrikliydi. Nisan sonu ve hele Mart ayı Mecliste en dalgalı şartlar içinde geçti. Meclis, tarihinin belki en sert, en kırıcı ve tehlikeli sonuçlara varmak ihtimalleri gösteren tartışmalara ve çatışmalara sahne oldu. Bu tartışmalar, 21 Şubat’ta, İsmet Paşanın Lozan Konferansı çalışmalarının safhaları ve müzakerelerin kesilmesi sebepleri üzerinde Meclise verdiği beyanlar ve açıklamalarla başladı. Bu müzakereler Şubat’ın sonlarıyla bütün Mart ayı içinde devam etti. O günler Meclisin, harple sulh arasında bocaladığı günlerdir. İsmet Paşanın çeşitli beyanlarına, Gazinin ve hükümetin yorulmadan yaptıkları açıklamalara, desteklemelere rağmen, ikinci grup sert bir müsamahasızlık ve sabırsızlık içinde, Lozan’ın hatta kaybolduğunu, İsmet Paşanın reisliğindeki bu murahhas heyetine barış konferansının kader ve sorumluluğunun artık emniyet olunamayacağını şiddetle ilan ediyordu. 5 Mart günündeki ateşli tartışmalarda bir denizci, soğukkanlı iyi bir hatip, gösterişli bir zat olan Trabzon Mebusu Şükrü Bey, uzun ve çok sert eleştirileri sırasında:

“— Mehmetçiğin süngüsü ile kazanılan muazzam zafer Lozan’da heba edilmiştir (yok edilmiştir, harcanmıştır).”

dedikten sonra da suçlamalarını:

“— Bu murahhas heyetinin barış meseleleri üzerinde sözleri olamaz efendiler. Artık bunların vazifeleri bitmiştir!”

diye haykırdı.

İzmit Mebusu Sırrı Bey, İsmet Paşayı ve murahhaslar heyetini doğrudan doğruya Millî Misak’a muhalif hareket etmekle suçladı. Bunun üzerine söz alan Gazi’nin, uzun açıklamaları ve murahhas heyetini desteklemesi Meclisin havasını değiştiremedi. Tersine olarak çatışmalar, sataşmalar ve suçlamalar daha da şiddetlendi. Nihayet öyle oldu ki, Mecliste idare artık kayboldu. Meclisi anarşi havası sardı. Son sözü ge­ne Şükrü Bey aldı. Ve havayı büsbütün karıştırdı.

İşte bu hava içinde Gazi söz istedi. Kürsüye çıktı. Bütün sorulara kendisi cevap vermeye başladı. Kürsüden inmiyor ve bütün yıldırımları kendi üstüne çekiyordu. Meclisin havası gittikçe sertleşiyordu. İşte bu fırtına içindedir ki, Şükrü Beyin sesi gittikçe yükseliyordu:

“— Ben de söyleyeceğim, ben de söz isterim…”

Fakat Gazi de hiddetliydi. Bir taraftan Şükrü Beye:

“— Bir haftadır söylüyorsunuz, artık memlekete zarar veriyorsunuz.”

diye bağırırken diğer taraftan ellerini cebine sokarak birden sert, şiddetli adımlarla Ali Şükrü Beyin üzerine yürüdü. Birinci ve ikinci grup mebusları Meclisin ortasında artık karşı karşıya gelmişlerdi. Bir döğüşme havası başlamıştı Ali Şükrü Bey:

“—Kimseyi itham etmeye hakkınız yoktur.”

diye bağırıyordu. Sinop Mebusu Hakkı Hami Bey:

“—Mecliste emniyet yok mudur?”

diye feryat ediyordu. Bir kısım mebuslar, birbirlerinin karşılarına dikilenlerin etrafına halkı çevirmek çabasındaydılar. Hepsinin de kayguları memleketin hayrı idi. Fakat mizaç ve karakterleri birbirlerinden ayrı bu yüzlerce insan arasında, yıllardan beri süregelen, bazen açığa vurulan, bazen bilinçaltına itilen bazı duygular, kırgınlıklar, kızgınlıklar, şüpheler veya isyan duyguları, birden patlamak ve ortaya bir sel gibi yayılmak anına varmıştı.

Riyaset mevkiinde Ali Fuat Paşa vardı. Fakat artık reisi dinleyen yoktu. Mebusların hepsi ayaktaydı. Hele kürsünün önünde taraflar, artık kontrol edemedikleri bir hiddet ve şiddet seli içindeydiler. Gazi de bu kızgın ve herkesin kendi bildiği gibi bağırıp çağırdığı kalabalığın içindeydi. Reis, Meclisin emniyet kuvvetini çağırıp kavgaya müdahale ettiremezdi. Çünkü oturum gizliydi. Fakat tarafları da zaptetmek kabil değildi. Riyaset kürsüsündeki çanı, beyhude yere çalıp duruyordu. İşte bu hava içinde ve Meclisin çok fena bir şeylere sahne olmak üzere olduğunu gördüğü bir anda, elindeki çanı birden iki tarafın arasına fırlattı. Garip bir gürültüyle döşemeye çarpıp ayaklar altında yuvarlanan can, ortalığa ani bir şaşkınlık verdi. Taraflar durulup aralanır gibi oldular ve reis, sesinin son kuvvetiyle, herkesi yerlerine oturmaya davet etti. Ama, artık çoğunluk da anlamıştı ki, bu müzakerelerin uzamasında bir fayda yoktu. Müzakerenin kifayeti takriri verildi. Lozan Konferansı tartışmaları, iki tarafı da tatmin etmeyen, fakat devamında da fayda görülmeyen bu hava içinde sona erdi. Ama gene herkes anlamış gibiydi ki, artık sona eren, yalnız oturumun tartışmaları değil; “Gazi Meclis”in de tarihî hayatıdır…

Gene o günlerde meydan alan başka bir olay ise, başta Gazi ve Büyük Millet Meclisi olduğu halde bütün şehri, hatta bütün memleketi derinden tedirgin etti. Trabzon Mebusu Ali Şükrü Bey, 27 Mart’tan be­ri ortada yoktu…

Aydemir, Şevket Süreyya. [1965] 2006. Tek Adam: Mustafa Kemal 1922-1938, Cilt III. İstanbul: Remzi Kitabevi. 79-81.
Paylaş:
0

Okuyucu Yorumları

 

Yorum Ekle:

Wordpress hesabınız var mı? Yorum yapmak için Log in yapın.

 
 
 

 

Yorumunuzu göndermeden önce lütfen yorum kurallarını hatırlayın.