Machiavelli’ye Haksızlık Ediliyor
3 Mar2009Uluslararası İlişkiler branşının klasik eserlerinden biri kabul edilen Prens‘i yazan Niccolo Machiavelli‘ye sıklıkla haksızlık ediliyor. Gerek köşe yazılarında, gerekse bir parça milli eğitim mürekkebi yalamış kimselerin memleket kurtarma muhabbetlerinde “Makyavelist zihniyet”ten bahis açıldığında, ekseriyetle, “amaçlar araçları meşru kılar” çerçevesinde, ahlaksızlığın ve acımasızlığın son noktasına varmış olan bir pragmatizmden söz ediliyor. Zaten ortada Machiavelli’ye atfedilen başka bir söz de yok gibi. Yani bugün kendisini seven ve sevmeyen onca kişi tarafından bir siyaset dahisi olarak kabul edilen bu adam sanki oturup bir siyasal bilimler klasiği yazmamış da, sadece “özlü bir söz” söylemiş.
Halbuki, Machiavelli’nin siyasi felsefesinin ayırt edici özelliği, hayatta kalmanın insanların ve devletlerin en büyük kaygısı durumuna geldiği bir dönemde ortaya çıktığından, yine bu kaygıyla şekillenmiş olmasıdır. Zaten kitabın klasikleşmiş olması da, bu kaygının çok belirgin olduğu, ustaca yazılmış ilk eser olmasından ileri gelir.1 Yani amaç, hiçbir ahlaki kaygı gütmeden sağa sola saldırmak ve böylelikle daha çok güç elde etmek değil, (1) böyle güçlerle çevrili bir dünyada hayatta kalmanın yolunu aramak ve (2) gerektiğinde karşı tarafın fırsatını bulduğunda yapmaktan çekinmeyeceği şeyleri “söz konusu tehlikeyi savma adına” karşı taraf buna fırsat bulamadan ona yapmak, yani ona önceden saldırarak gücünü kırmaktır.
Hemen fark edilebileceği gibi, bu yaklaşım, son Irak savaşından sonra günümüzde yeniden popüler bir tartışma konusu haline gelen “önleyici saldırı” fikrine karşılık gelir. Zaten Machiavelli de, bu fikri benimseyen realist uluslararası politika felsefesinin doğuşu ile birlikte anılır. Yani özetle, bir dönemde, “Amacıma ulaşmak için ona buna bakmam, ne gerekirse yaparım” gibi kabadayıca bir laf etmiş olan (ve benzeri milyonlarcasına her dönemde rastlanılabilen) sıradan birinden değil, uluslararası politikaya dair gerçeklikleri açıklayabilme adına halen en fazla ehliyet sahibi olduğu düşünülen bir siyaset teorisinin doğuşuna yol açan kopuşu temsil eden bir siyasi düşünürden söz ediyoruz.
Bütün bunlar elbette “Machiavelli eleştirilemez” demek değil. Zaten realizm ve idealizm eksenindeki uluslararası politika tartışması halen canlı bir şekilde sürmekte. Ancak herhangi bir düşünceyi ya da şahsı eleştirmeden önce, neden ya da kimden söz edilmekte olunduğunu da bilmek gerekiyor. Açıkçası, laf pragmatizme geldiğinde Machiavelli’ye referansta bulunanların önemli bir kısmının oturup Prens’i okuduğunu dahi zannetmiyorum. Halbuki çok uzun bir kitap da değildir; bu konuların meraklısı olan bir insan bir oturuşta okuyabilir. Hatta Machiavelli bir bahsi açıklarken, Osmanlı’nın Yunanistan’ı nasıl aldığını örnek olarak kullanarak yaşananları kısa ve öz bir biçimde anlatıyor. Milli eğitimin yalan söyleyen kitaplarında hiçbir şekilde anlatılmayan ilginç bir hikayedir; her yerde bulamazsınız.




Okuyucu Yorumları
Levent Cetin says:
3 Mart 2009 at 5:00 PMBoylece yine dusunen bir insanin lumpen fikirler uretmeyecegi, aksine birilerinin hap olarak sundugu bilgileri (!) kendi isine geldigi gibi yorumlayanlarin ne kadar lumpen oldugu bir kez daha goz onune serildi.
omer faruk ece says:
3 Mart 2009 at 9:27 PMYazi ikna edici gibi fakat yine de cok kisa olmus.
Bilgehan Berberoğlu says:
8 Mart 2009 at 5:59 PMTam da bu makalenin ana konusuyla ilgili, aylar öncesinden denk geldiğim bir videoyu paylaşmak istedim.
Salman Rushdie’nin enfes diliyle Niccolo Machiavelli, yaşadığı çağ, ve “Prens” eserinin yazılışındaki tarihsel arka plan.
http://www.youtube.com/watch?v=Y_7jRYLTzcE
(Türkiye’den bağlananların videoyu nasıl izleyebilecekleri hususunu da işin miri Serdar Bey’e bırakıyorum.)
Saygılar.
Serkan Mutlu says:
7 Nisan 2009 at 2:31 PMÖnemli bulduğum bir yazıya kısa bir ek de ben yaptım. Buyurunuz: http://ziguriku.blogspot.com/2009/04/machiavelliye-hakszlk-ediliyor-bis.html