• Hakkında
  • Ne Dediler?
  • Felsefe
  • .pdf
  • Linkler
  • Bibliyografi
  • İletişim
  • RSS
  •                      

Derin Sular

Fotoğraf Detayları
banner
 
 

Hababam Sınıfı

8 Ara2006
 

Rıfat Ilgaz’ın sinemaya aktarılan eseri Hababam Sınıfı, Türkiye’de hakim olan ‘eğitim’ algısını çok net bir şekilde yansıtan öğelerle dolu. Eğitim sistemimiz hakkında sürekli aynı şeylerden şikayet edilmesine rağmen, değişim konusunda sağlıklı adımlar atılamıyor olmasının nedeni de, söz konusu algının aslında farkında bile olmamamızdan kaynaklanıyor.
Hababam Sınıfı
Yirmili yaşlarına gelmiş olmalarına rağmen hala liseye devam eden bir grup öğrencinin, ‘Akşam sefası bitkisinin kalıtım şeması’, ‘Akdeniz Bölgesinin en büyük geçiti’ gibi tamamen ansiklopedik olan data ve enformasyonu ezberlemedikleri için sınıfta kalıyor olmaları, lise mezunu olmanın aslında ne anlama geldiği konusunda epey fikir verici mahiyette.


Bilgi kavramından anlaşılan, ansiklopedilerde zaten yazılı olan şeyleri hıfzetme olunca da, ‘Liselerarası Bilgi Yarışması’nda da ‘Bir mil kaç metredir?’ gibi sorular sorulmasına şaşırmamak gerekli. Bu durum, sadece bu tür yarışmaları kazanmayı (ya da kaybetmeyi) değil, milli eğitim zihniyetinin verdiği diplomaları da anlamsız hale getiriyor.
Türk eğitim sistemi daha çok ezberci (ve dolayısıyla bilgi üretmeye uzak olan) yapısı nedeniyle eleştiriliyor olsa da, sorun elbette bununla sınırlı değil. Öğrencilerin ve öğretmenlerin pek çok davranışı, okulda çarpık algılar ve etik kodları üzerine bina edilmiş tuhaf bir kültürün hakim olduğu anlamına geliyor ki, aslında bu durumu okulun da dışına çıkarak toplumun anlayışıyla ilişkilendirmek mümkün.
Öğrencilerin kendi aralarındaki ilişkileri, birbirleriyle alay etmeye dayalı bir samimiyet(!) anlayışıyla şekilleniyor. Hababam Sınıfı’nı izleyiciler nezdinde sevimli kılan da, bu görünüş itibariyle samimi ortamda gerçekleştirdikleri haylazlıklar. Ancak film içerisinde kimi kabul edilemez davranışların bu alaylı samimiyet duygusu içerisinde eritilerek meşru ve sevimli kılınmaya çalışıldığı da bir gerçek. Örneğin böyle bir samimiyet, Şaban’ın memleketinden gelen yiyecekleri arkadaşlarıyla paylaşmayıp gözleri önünde yemesine engel olmadığı gibi, arkadaşlarının buna tepki olarak dolabını açıp leblebilerini çalmaları da aynı samimiyet duygusu içerisinde değerlendirilebiliyor. Dikkat edilecek olursa, insanları birbirine yaklaştıran değil, ilişkilerini bayağılaştıran bir samimiyet bu.
Öğrencilerin kendi içlerindeki ilişkilerindeki laçkalığı mazur gösteren yalancı samimiyet duygusu, içlerinden birine yapılacak bir fedakarlık adına başkalarına karşı zorbaca tavırlar almalarına da sözde bir meşruiyet kazandırabiliyor. Arkadaşlarının okul taksitini denkleştirebilmek için okuldaki diğer öğrencilerin paralarını (gerektiğinde döverek) gasp etmeleri bu duruma örnek gösterilebilir. Mahmut Hoca’nın, okulda gerçekleştirilen gaspın nedenini öğrendiğinde bunu makul bir gerekçe olarak kabul etmesi de yine aynı hakim kültürün etkisi.*
Hababam Sınıfı’nda öğrencilerin öğretmenleriyle olan ilişkileri de aynı ölçüde seviyesiz. Ancak bu konuda daha çok öğrencilerin sınıfta sergiledikleri alaycı ve seviyesiz tavırlar eleştiri konusu olurken, öğrencileri döven, dövmekteyken de bir yandan ‘Eşşek herif’, ‘Hayvan herif’ gibi hakaretler savuran öğretmenlerin, söz konusu ilişkinin bayağılaşmasına olan etkileri genellikle göz ardı ediliyor. Bu gibi davranışlarla öğrenciyle anlamsız bir şekilde yüzgöz olan öğretmenlerin, sınıf dışındaki tavırları da pek hoş değil.
Birbirlerine ‘siz’ diye hitap eden öğretmenler, kendileri gibi o okulda çalışan bir insan olan müstahdem hanıma (Adile Naşit) ‘sen’ diye hitap ediyor ve kendisini ‘Yemek biteli yarım saat oldu, nerede kaldı bu kahve?’ gibi sözlerle fırçalamakta mahzur görmüyorlar.
Öğrencilere ‘kopya çektirmem’ diyen Mahmut Hoca karakterinin Liselerarası Bilgi Yarışması’nda öğrencilerine mikrofonla kopya vermesi, olayın sonrasında da bunu ‘Okulun şerefini kurtarmak için yaptım.’ gibi hiç de makul olmayan bir gerekçeyle bunu mazur göstermeye çalışması, filmde sergilenen çelişkili davranışlardan sadece bir diğeri.
Gaspın, hırsızlığın, sahtekarlığın, tutarsızlığın film boyunca samimiyet, arkadaşlık, şeref gibi kavramların arkasına saklanılarak mazur gösteriliyor olması, bu tür yapımları izleyerek büyüyen körpe dimağların algılarının ne gibi çarpıklıklarla şekillendiği konusunda epey fikir verebilir.
Filmin en temel sorunlarından biri de, yaşlı öğretmenlere ciddi ölçüde saygısızlık edilmesi. Yaşı nedeniyle gözü iyi seçmeyen, kulağı iyi duymayan insanlar bazen gerçekten komik durumlara düşebiliyor olsalar da, bununla alay edilmesi pek de hoş bir şey değil.*
İşin aslına bakılacak olursa, Mahmut Hoca, her haliyle, Cumhuriyet dönemi boyunca hakim kılınmaya çalışılan, adanmışlık duygusuna sahip, tamamen iyi niyetli olan ve görevini ciddi bir içtenlik ve fedakarlıkla yerine getiren öğretmen profilinin tipik bir temsilcisi. Ancak adanmışlık, iyi niyet, içtenlik ya da fedakarlık, ne yazık ki vizyonsuzluğun acı sonuçlarını ortadan kaldıramıyor.
(*) Dikkat edilecek olursa, öğrenciler birbirlerine kazık atmaktan adeta zevk alıyorlar, ancak kendi sınıf arkadaşlarından biri söz konusu olduğunda da, birlik olup okuldaki diğer öğrencilerin hukukunu çiğnemekten geri durmuyorlar. Hababam Sınıfı’nı bu tür davranışları nedeniyle eleştiren müdür yardımcısı da, okulun başka bir okula karşı ‘şerefi’ söz konusu olduğunda (konuya sonradan dahil olsa da) tertiplenen hilenin içine karışmaktan geri durmuyor. Klan zihniyetinin bariz bir örneği olan bu empati yoksunu yaklaşım daha da ileriye götürülecek olursa, Türk halkının dış politika konusundaki mütekabiliyet yoksunu yaklaşımlarında dahi aynı kafa yapısının izleri rahatlıkla görülebilir.

Paylaş:
  • Facebook
  • FriendFeed
  • Twitter
  • Digg
  • del.icio.us
  • Google Bookmarks
  • Reddit
  • StumbleUpon
  • PDF
  • email
  • RSS
0

Okuyucu Yorumları

 

Tarık T. says:

7 Aralık 2006 at 8:26 PM

Hababam sınıfının bu denli sevilmesiyle halk olarak eğitime bakışımız arasında paralellik kurmuşsunuz..
Bence doğru bir ilişki üzerindesiniz…
Bunun yanında bu filmlerin yönlendirici etkisi üzerinde de tartışılabilir..
Hababam filmlerinin eğitimin dejenere edilmesinde oynadığı rol üzerinde de bir şeyler söylenebilir..
Ayrı bir konu olacak ama bu konuya paralel olarak “Kemal Sunal Filimlerinde dine bakış” konusu da ayrıca incelenebilir..
Halkın uzun yıllardır tutkuyla izlediği hemen her Kemal Sunal filminde çizilen “üçkağıtçı,fitneci hacı-hoca” tiplemelerinin toplumun bilinçaltında ne gibi etkiler bıraktığı, bu tiplemelerin özellikle senaryolara dahil edilip edilmediği araştırmacılar ve sosyologlar için tez konusu bile olabilir…

 
 

Talha CAN says:

8 Aralık 2006 at 9:34 AM

Merhaba,
Hababam Sınıfı zannımca piyasaya bilinçsiz sokulan bir ürün değil. Son zamanlarda bunlara nostalji duyguları yüklenmeye çalışılsa da pek masum olmadığı bilinçli insanlar tarafından rahat bir şekilde fark ediliyor. Bu filmlerin yönlendirici etkilerinin fazlasıyla gerçekleştiği kanaatindeyim.
Kemal Sunal filimlerine gelince, bariz bir şekilde “din”e uzanan bie el, dil vardır. Ramazan, Recep, Şaban isimlerine özellikle komik, saf, haşera rollerin yüklenmesiyle, bu isimlerin mübarek ayları oluşturması bir tesadüf olamaz.
Üçkağıtçı, fitne, düzenbaz hacı-hoca rolleriyle toplum üzerinde suni bir kanaat oluşturulmaya çalışılmıştır.

 
 

Arzu says:

8 Aralık 2006 at 6:15 PM

Hababam Sınıfı ben de her zaman hafakanlara neden olur. Bilmem kaç yaşında olup da hala lisede okuyan, kopyanın ve haytalığın peşindeki onca genç, her bölüm sonunda bir de kalkıp bize insanlık dersleri vermeye çalışır. Ama güldürüyorlar ya bizi, gerisi ne gam ne keder. Şimdi ülkede liselerde oluşan Hababam Sınıfı modellerine kimse gülmüyor. O dersleri kötü ama adam gibi adam çocuklar üniversite sınavında inanılmaz rekorlara imza atarken, “ne güzel gülüyorduk” demiyoruz.

 
 

VolkanS says:

8 Aralık 2006 at 11:50 PM

Bir de tüm sınıfın ezberden gençliğe hitabeyi okuduğu sahne vardı.
Burada da: bir türk genci haylaz, yalancı, 3 sene sınıfta kalmış, saygısız, düzenbaz olsa bile gençliğe hitabeyi ezbere bilmelidir, bu hepsinden önceliklidir mesajı var sanırım.

 
 

Beytullah Emrah says:

25 Aralık 2006 at 2:40 PM

Hababam Sınıfı, apolitik bir sınıf modeli sunmasından dolayı ısıtılıp ısıtılıp ekrana sürülen bir eser. 20-25 yaşına gelmiş bir öğrenci kitlesini anlatıyor ama bu öğrenci tipinin ne bir kimliği var, ne bir iddiası, ne de bir dünya görüşü. Hayatı günübirlik yaşayan ve geleceği ‘Nasıl gelirse gelsin, yeter ki keyfimiz kaçmasın’ mantığıyla bekleyen bir gençlik bu. Ben bu noktada, devletin pek bir itirazı olduğunu düşünmüyorum. Çünkü bu gençlik her türlü arızasına rağmen “Ey Türk Gençliği” diye başlayan hitabeti ezbere biliyor mu? Biliyor. O zaman sorun da yok.
Atlamamak gerekiyor ki, bu gençlik en nihayetinde bir sonuç… Düşünün, bu çocukları beş-altı yaşında devlet okullara zorla topluyor. Sekiz+üç yıl torna-tesviye tezgahından geçiriyor. Çoğu zaman aileler devre dışı kalıyor. Ve şimdi buna görsel medya da ekleniyor. Ortaya Hababam zihniyetini yeniden üreten ve aşılayan bir eğitim sistemi çıkıyor.
Hababam Sınıfı’nın eleştirisindeki vurgulara katılıyorum ama bunun daha genel bir eğitim sistemi eleştirisiyle birlikte yapıldığında resmin tamamanı daha net gösterebileceğini düşünüyorum. Bu haliyle eleştirinin odak noktasında öğrenci ve öğretmenler bulunuyor. Karatahtadan ise devlet sorumlu.

 
 

şenay izne ayrildi says:

31 Aralık 2006 at 4:35 PM

Filmlerde, kadına -öğretmen ya da öğrenci olsun- bakışı da atlamamak gerek.
Öğrenciler, kadın öğretmenleri değil, kadınlığı aşağılıyorlar aslında. Çizilen kadın öğretmen tipleri de ya aşırı namuslu ya kendi hallerinde, ezik ya da anaç tiplerdir.

 
 

Aşkın Yıldız says:

4 Ocak 2007 at 10:09 AM

Arkadaşlar,
Zaten bu haşa İnek Şaban lakabı, mübarek Şaban ayına yapılmış çok büyük bir hakarettir. Dikkat edin Kemal Sunal filmlerinde hep İnek Şaban, Ramazan tiplemeleri çoktur.

 
 

Tamer Uz says:

15 Ocak 2007 at 10:47 PM

Yorumlardan bazilarinda, Hababam Sinifi’nin bir komplo teorisinin parcasi olabilecegi bile hissettirilmis (Saban ismiyle dalga gecilmesinin din dusmanligindan kaynaklandigi iddia edilirken, bunun fonetik nedenlerden kaynaklanabilecegi hic dusunulmemis). Hababam Sinifi’nin artik kultur tarihi mahseninin bir sandiginda kilitlenmesi gerektigi imasi yapilmis. Ben sadece insaf diyorum.
Yazarin yapmis oldugu degerlendirmeler benim goruslerime gore de tamamen dogru. Yorumlarda esen havayla ilgili problemim var yalniz.
Problemim, kulturumuzun “kimine gore iyi kimine gore kotu”* ogelerinin tedavulden kaldirilmak istenmesi zihniyetidir. Bu, zayiflamanin, cilizlasmanin ve en nihayetinde yok olmanin recetesidir.
Osmanli’ya ait olanlari ayiklayip bir kismini rafa kaldirmak, bir kismini kor kuyuya atmak gecen surecte bizi nasil saskin ordege cevimisse; bugun sahip olduklarimiza da ayni muameleyi yapmak birikimsiz yarinlarimizda yine kultur fakiri bir toplum olarak cirpinmamiza neden olacaktir.
Osmanli bizimdir, Cumhuriyet bizimdir, Hababam Sinifi bizimdir. Hatalari, basarilari, tuhafliklari, rasyonellikleri, kurnazliklari ve ironileriyle hepsi bizimdir.
Insallah bir gun Mertem Megilmez ismli birisi cikar; Mifat Milgaz isimli bir yazarin eserinden sinemaya Mababam Minifi isimli bir bas yapit aktarir; ve yapitinda nasil bir egitim verilmesi gerektigi, ogrenci-ogretmen-hademe-mudur-veli kumesinden elde edilen 32 elemanli ikili vektorel kumede iliski esasi konusunda kultur duvarimiza yeni bir tugla koyar da biz de Hababam Sinifi’ni seyrederken dejenere olup Mababam Minifi’ni seyrettigimizde rejenere oluruz.
Saygilarimla
* Kulturlerin kendilerini, “dunya capinda ezici bir cogunlugun ‘kotu’ oldugunu dusundugu” yonlerinden arindirmalari gerektigini dusunuyorum. Ornek: Tore cinayeti.

 
 

Levent Cetin says:

22 Şubat 2007 at 1:56 AM

Hababam Sinifi Rifat Ilgaz’in ayni adli romanindan sinemaya uyarlanmis bir filmdir. Romanin asli ile film arasinda buyuk ucurumlar var. Romanda gecen bir devlet lisesi, karakterler daha olculu ve gercekci, komedi uzerinden toplumsal mesajlar veren bir eser. Film ise tuyleri alinmis bir kaz gibi izleyenleri sanal bir gulduru ortamina cekerek insanlari basitliklere biraz da nostalji katarak goturuyor. 1940′larin 1950′lerin Turkiye’sinde gecen bir romanin 1970′lerin gercekliginde cekilmesi de konuyu farkli sekilde sunduruyor. Aslinda belgesel olarak film kultur yozlasmamizin 1970′li yillardaki durumu olarak izlenebilir. Bunu yukarida yeterince detayli anlatmissiniz. 90′li ve 2000′li yillarda ivme kazanmis dejenerasyonumuzun koklerini de rahatlikla goruyoruz. Korkutucu olan ahlaki cokuntusu bu derece yogun bir filmin bugun insanlar tarafindan tebessumle hatirlanmasi ve safliginin irdelenmesi. Bir cesit sonun baslangi olarak izledim bu olayi.
Saygilarimla..

 
 

fatos says:

28 Şubat 2007 at 12:16 AM

Rahmetli Kemal Sunal’in filmleri yasamin gerceklerini anlatiyor. Ben Almanya’da yasiyorum ve onun filmleriyle büyüdüm. Dünyaya bir daha Kemal Sunal gelmez, gelemez. O bir taneydi. Onu cok seviyor ve özlüyoruz.

 
 

murat mermer says:

11 Haziran 2007 at 9:30 PM

Bence buradaki yorumların hepsinde öküzün altında buzağı aramak var. Ayrıca dediklerinizin gerçek olduğunu düşünsek bile bunda tuhaf bir şey yok ki… Her millet kendi devletleri vasıtasıyla kendi değerlerini yeni nesillere aktarmak için her yolu dener. Sinema da bunun en etkili yollarından biridir. Yok kadınları aşağılıyormuş yok dine küfrediyormuş. Arkadaşlar siz bu filmin en sonunda yapılan tüm yanlışları düzeltip hümanist mesajlar verdiğini neden görmezden geliyorsunuz. Bence burda yazanlar ulaşabildikleri insanları etkilemeye çalışıyorlar. Yanlıştalar. İdeolojiniz ne olursa olsun ülkemizin en büyük kültür miraslarını karalamayın.

 
 

Kamil Sahin says:

17 Temmuz 2007 at 6:41 AM

Fikrimce, Hababam Sinifi filminin en zararli ogesi kopya cekmenin sevimlilestirilmesi olmustur.
Ogrencilik hayatim boyunca kopya cekmek konusunda tereddut yasayan cok az insan tanidim fakat kopyayla okul bitiren en azindan sinif gecen cok insan bilirim.
Halihazirdaki egitim sistemimiz, sadece kopya cekmenin ve daha genelde de insanin hak etmedigi seylere el uzatmasinin nasil alcakca bir fiil oldugu bilincini talebelerin kafalarina naksetse ve baska bisey yapmasa, cok sey yapmistir derim.
Hababam Sinifini ve benzer TV mamullerini coluk cocuk seyrederken yazida ifade edilenleri dusunsek keske.
Genclerimizin zora gelmeyen, calisip-didinmekten korkup nefret eden ve hep kolay kazanclar pesinde olan kisiler olup cikmasindan korksak.
Bu kopya belasindan ve onu sevimlilestiren herseyden kurtulmamiz lazim…

 
 

Levent Cetin says:

5 Eylül 2007 at 11:08 PM

Yorumlari okuyorum da, kimi Saban-Ramazan’a hakarete takilmis, kimi kopyaya kafasini takmis, kimi kendi gerceklerini hayatin gercekleriyle karistirmis, kimi de humanist mesajlara takmis kafayi. Egitim sisteminin lackaligi-ezberciligi, toplumumuzun vurdumduymaz kulturunu elestirel boyutta irdeleyen yazi sanki hic okunmamis. Yorumlarda olusan yozluk sanirim Serdar Bey’i daha da hakli cikariyor.

 
 

hüseyin says:

29 Eylül 2008 at 7:40 PM

Allah ölenlere rahmet eylesin.

 
 

Yorum Ekle:

Wordpress hesabınız var mı? Yorum yapmak için Log in yapın.

 
 
 

 

Yorumunuzu göndermeden önce lütfen yorum kurallarını hatırlayın.