• Hakkında
  • Ne Dediler?
  • Felsefe
  • .pdf
  • Linkler
  • Bibliyografi
  • İletişim
  • RSS
  •                      

Derin Sular

Fotoğraf Detayları
banner
 
 

Müslümanlığı Türklüğe Dönüştüren Bir Süreç Olarak Eğitim

8 Şub2009
 

Hazırlamakta olduğum bir makale için yaptığım literatür incelemesi çerçevesinde, Ali Çarkoğlu ve Binnaz Toprak tarafından 2006 yılında TESEV bünyesinde gerçekleştirilen “Değişen Türkiye’de Din, Toplum ve Siyaset” başlıklı çalışmayı inceledim ve bu çalışmanın kimi bulgularını çok önemli buldum. Özellikle, eğitim ve kimlik eksenli bir anket sorusu, hakim rejim ideoloji doğrultusunda eğitimin araçsallaştırılmasının Türkiye’de ne denli etkili sonuçlar doğurabilmiş olduğu konusunda ibretlik bir durumu yansıtıyordu.

Araştırma sonucu olarak verilen rakamları Excel üzerinden grafiğe aktardığımda, şöyle bir tablo ortaya çıktı:

Müslümanlığı Türklüğe Dönüştüren Bir Süreç Olarak Eğitim

Yukarıdaki grafiğin x ekseni, “Okur-Yazar Olmayan”, “Okur-Yazar”, “İlköğretim Mezunu”, “Lise Mezunu” ve “Üniversite Mezunu +” şeklinde beş ayrı basamak halinde eğitim seviyesini, y ekseni ise, “Kendinizi öncelikle Türk olarak mı, Müslüman olarak mı, Türkiye Cumhuriyeti Vatandaşı olarak mı, Kürt ya da Alevi olarak mı tanımlardınız?” sorusuna verilen farklı cevapların tekabül ettiği yüzdeyi ifade ediyor.1 Grafiğe bakıldığında, Türkiye’de eğitimin, bir kimlik olarak müslümanlığı ortadan kaldıran ve yerine Türklüğü ve Türk vatandaşlığını inşa etmeye çalışan bir süreç olduğu net bir şekilde görülebiliyor. Bir başka deyişle, Türkiye’de insanlar eğitim aldıkça, müslüman kimliklerini arka plana atıyor ve kendilerini öncelikle Türk ya da Türk vatandaşı olarak görme eğiliminde oluyorlar.

Yukarıda tüm görkemiyle ifade bulan politik sosyalizasyon süreci, Türkiye’nin (Samuel Huntington’ın ifadesiyle) kararsız/bölünmüş bir ülke haline gelmiş olmasının da başlıca nedenleri arasında. Çünkü Türkiye’de hem söz konusu eğitim sürecinin dışında kalan, hem de sürece dahil olduğu halde kendisini hala “öncelikle müslüman” olarak tanımlamaya devam eden geniş bir kitle de var. Ancak hepsinden önemlisi, gerek dönüştürülebilen, gerekse dönüştürülemeyen insanların, (yıllardır süregelen uygulamalar ve karşılıklı çekişmeler sonucunda) kendileri gibi olmayanlara karşı kolaylıkla düşmanca tavırlar sergileyebilecek duruma gelmiş olmaları.
Zira söz konusu eğitim felsefesi bir yandan halkın bir kısmını ötekileştirmekte mahzur görmeyen insanlar üretirken, diğer yandan da ötekileştirilmeye duyduğu tepki nedeniyle reaksiyoner tavırları karakter haline getiren kitleler oluşmasına kapı açıyor. Kitlesel eğitimin halkı bölücü ve birbirine düşmanlaştırıcı yapısı, eğitim sonrasında da, daha ziyade medya kanalıyla devam eden propagandanın toplumsal gerilimi canlı tutmasına ve bir parça politize olan her kesimde fanatikler, militanlar ve hatta caniler oluşturmasına zemin hazırlıyor.

İnsanların rejimin öngördüğü dönüşüm sürecine yenik düşmelerinin de, buna direnmelerinin de önüne geçmek elbette mümkün değil. Ancak söz konusu ötekileştirme sürecinin doğru bir şekilde anlaşılabilmesi için, Tanzimat’tan beri yaşanan ve Tek Parti Dönemi’nde hepten aşırı bir uca kayarak toplumu travmatize etmeye başlayan kimlik oluşum sürecinin derinlemesine analiz edilmesi gerekiyor. Çünkü toplumsal sorunlarımızın çözümünün neredeyse tamamı, yukarıdaki tabloda ifade bulan süreçte ve bu süreç sonrasında ortaya çıkan iki kitleyi birbirine düşman eden algı ve tecrübelerde gizli.2

1 Çok daha küçük yüzdelere tekabül eden Kürt ve Alevi kimliklerini tabloya dahil etmedim.

2 Bir taraf, o şekilde endoktrine edildiği için karşı tarafı ötekileştiren bir “algı”ya sahipken, diğer taraf da, yaşadığı ötekileştirilme “tecrübe”si sonucunda reaksiyoner bir karşı algı oluşturuyor.

Paylaş:
  • Facebook
  • FriendFeed
  • Twitter
  • Digg
  • del.icio.us
  • Google Bookmarks
  • Reddit
  • StumbleUpon
  • PDF
  • email
  • RSS
13

Okuyucu Yorumları

 

bir dost says:

8 Şubat 2009 at 10:01 AM

Sen Türkçü değildin, sonradan oldun,
Bu İslamsız hayatı sonradan buldun.

 
 

kenan çimçik says:

8 Şubat 2009 at 2:40 PM

Geçmişten beri (eğitim hayatımdan bu yana) hep bir şeylerin farklı olduğunun farkındaydım, ama bunun net tanımını koyamamaktan ve farklı görüşleri ifade ettiğinizde de hemen klasik tanımlarla, sloganlarla görüşlerinizin etkisizleştirilmeye çalışıldığının da farkındaydım. Ülkenin felsefesinin, dünya görüşünün, eğitimden, bireyden önde geldiği ve diğerlerinin hep ikinci plana itildiği ve bunun yadsınmadığının aksine kabullenildiğinin görülmesi beni üzüyor. Sorgulayan, araştıran bireyler isteniyor şimdilerde, ama hep ezber düşüncelerle, ezber fikirlerle, hazır ideolojilerle zihinleri doldurulmuş bireylerin bu politik sosyalizasyonu ya da farklı bir ifadeyle resmi paradigmayı aşmaları zor görünüyor.
Eğitim felsefeleri farklı düşüncelerin oluşması için çaba harcarken, biz daha farklı görüşlerin olması gerektiği, bu görüşlere saygılı olmamız gerektiği gibi tahammül ifade eden kelimeler kullanmaktan ileriye gidemiyoruz ve bunun da ilericilik olduğunu zannediyoruz. Eğitim paradigmamız bireyi pasifleştirmekten öteye geçmiyor.

 
 

VolkanS says:

8 Şubat 2009 at 4:00 PM

Doğan medyasında bir köşe kapmış ortalama bir yazar bu verilerden hareketle müslümanlığın eğitimsiz kitleler için öncelikli kimlik tanımlaması olduğunu, eğitimli insanların Türklüğü seçtiği için bunun daha doğru bir tercih olduğunu ima ederdi herhalde. “Eğitimliler CHP’yi tercih ediyor” temalı haberlerde de söz konusu eğitimin zaten CHP zihniyetini aşıladığı da göz ardı edilir.

 
 

Serdar Kaya says:

8 Şubat 2009 at 5:39 PM

Bu nokta benim de aklıma gelmişti. Bu doğrultuda, “Üniversite mezunları CHP’ye, cahiller AKP’ye oy veriyor” mealinde çok şey yazıldı bugüne kadar. Ama bu o kadar kolay kestirip atılabilecek bir konu değil. Zira tek başına bu analiz çok eksik kalıyor. Bu eksikliği tamamlayabilmek için de şu gibi sorularla işe başlanabilir:
1. Bütün üniversite mezunları CHP’ye oy vermiyor. Sadece, üniversite mezunu bir insanın CHP’ye oy verme ihtimali daha yüksek o kadar. Yani AKP’ye oy veren üniversite mezunları da var. O zaman, farklı şekillerde oy kullanan üniversite mezunları için asıl belirleyici olan nedir? (Bunun için sadece üniversite mezunlarından bir örneklem oluşturarak çalışma yapılmalı.)
2. AKP ya da onun öncülü durumunda olan siyasi partiler önceki seçimlerde bu kadar yüksek oy alamıyorlardı. Üniversite mezunu olan ve olmayan insanların son yıllarda AKP’yi tercih etmeye başlamalarının nedeni nedir?
3. Zamana dayalı karşılaştırmalı analiz yapıldığında, AKP’ye oy veren üniversite mezunu sayısı/oranı artıyor mu, azalıyor mu?
Bu sorular çoğaltılabilir. Ama özellikle üçüncü soruyu çok önemli buluyorum. Çünkü şayet giderek daha fazla sayıda üniversite mezunu AKP’ye oy veriyorsa, ülkede önemli bir paradigma değişimi yaşanıyor demektir. Bu durumda da, bugün itibariyle CHP’ye oy veren daha fazla sayıda üniversite mezunu bulunması önemini kaybeder.

 
 

kasabalı says:

9 Şubat 2009 at 5:21 PM

Eğitim hayatımı şöyle bir gözden geçirdiğimde, beni özellikle Türklük fikrine sürükleyecek pek fazla bir durum göremiyorum. Ama beni İslamdan soğutmaya yönelik bir çok çabayı hatırlıyorum.
Bu sekülerleştirme sürecinin sonunda insanlar İslam kimliğini benimsemekte, kabullenmekte zorlandığı için Türklük kimliğini ön plana çıkartmaktadırlar diye düşünüyorum.

 
 

Levent Cetin says:

9 Şubat 2009 at 5:41 PM

Alt kimlikler ust kimlikler havada ucusurken insan kimligimizi unuttugumuz da oluyor galiba.

 
 

rüştü hacıoğlu says:

9 Şubat 2009 at 10:06 PM

Levent arkadaşa sormak isterim: “kimlik” nedir? Altına üstüne bakmazdan evvel. Endoktrinasyon, insanın kendine “Ben kimim?” sorusunu sormaması, sormamak için cevabı(!) yanındaki arkadaşından kopya çekmesidir. Kendi adıma bu sorunun ne kadar tehlikeli ve maliyetli olduğu bilgisine dayanarak diyorum ki: “Cehalet mutluluktur” önermesi “Kimim?” sorusundan kurtulmakla hayat alanı bulabilir. Bağlayacak olursam, sizi derinsular’a yazdığınız mutedil yorumlarınızdan tanıyan biri olarak, “insan kimliği” için söyleyebileceğiniz kapsamlı cevaplarınız olmadığını düşünüyorum ve beni şaşırtmanız umuduyla bir cevap bekliyorum sizden, kimdir insan?

 
 

Levent Cetin says:

10 Şubat 2009 at 6:16 PM

Sizi sasirtma firsatini bana verdiginiz icin tesekkur ederim ama bu isi beceremem. Oyle bir bilgim, deneyimim olsa yapardim emin olun. Ama burada yapmazdim. Cunku buraya ogretmeye degil ogrenmeye geliyorum. Yorumlardan az, yazilardan cok ogreniyorum.
Birini tanimanin, onun hakkinda fikir yurutmenin bir surec oldugunu ogrendim mesela Serdar Bey’den. Onu anlamanin ayni masada cay icerek gecirdigimiz 2-3 saat olmadigini biliyorum simdi. Benim kisilik seruvenimde onemli bir kilometre tasi olmasini, onu anlamak icin harcadigim cabaya borcluyum ayni zamanda.
Belli ki onceki yorumuma gicik olarak sığ buldugunuz ve onceki yorumlarimin da mutedil (burada ilimli mi yoksa siradan mi kastediliyor emin degilim) olmasindan dolayi yorumuma yorum yazdiniz.
Dediklerinize bakiyorum, once endoktrinasyona bir tanimlama getiriyorsunuz. Sonra cehaletten dem vuruyorsunuz. “Kimim” sorusunu sormamanin cehaletle ilgisini kurup benim bu soruya verecek cevabimin olmadigimi ve cahil oldugumu ima edip kisisellestiriyorsunuz. Bunu niye yaptiginizi bilmiyorum.
Yorumlarimi yaparken “serbest cagrisim” diye tanimladigim bir yontem kullaniyorum. Yazidan ogrendiklerimle dogrudan ilgisi olmayan seyler yazarim genelde. Yorumlarimi yaziyi ilk okuduktan sonra yazarim ve Serdar Bey’in yazdiklarinin tumunu ilk okumada ozumseme sansim genelde azdir. 2-3 kere okuyup dusundukten sonra o konuda bir fikir sahibi olurum. Eger verdigi kaynaklarda da ulasabilecegim olanlar varsa goz gezdiririm.
Serbest cagrisim bir konusma bicimi benim icin. Sokratik bir ogrenmeye benzetebilirim belki. Yazida anlatilmak istenenle benim anladigim arasinda iskalama yaptigim durumlar da olmustur. Ama bunlar daha sonraki okumalarda azalir ve kaybolur.
Bana birseyler ogretebilmis ogretmenler ilk derste sunu soylemislerdi “sorunun aptalcasi olmaz”. Cunku bilirler ki onceleri iskalayan sorular tecrubeyle yerine otururlar. Belki yaptigim yorumun bir soru olmadigini soyleyeceksiniz. Benim icin bir sorudur. Kendime sordugum bir soru. Ve oraya bir iz birakmak icin konmustur. “Bu zamanda bu soruyu sormustum” diye. Iskaladigim zaman Serdar Bey zaten soyler hemen, veya niyetimi anlamadiginda sorar.
Ben de sizin isminizi bazi yorumlarin altinda goruyorum. Acikcasi hangi konularda ne yorum yaptiginizi takip de etmiyorum. Mutlaka katilip katilmadigim yanlar oluyordur. Ama cok nadir durumlar haric yorumlari umursadigim da olmuyor.
Sorunuza cevap vermeyecegim, cunku soruyu sormanizin amacinin cevap almak oldugunu dusunmuyorum.
Ebu Cehil’i yakalamak ve ona gerekeni yapmak istiyorsunuz belki. Sizi sevindirmeli miyim, yoksa eskiden yaptigim gibi Serdar Bey’i okuyup ogrenme yoluna mi gitmeliyim? Bana ikincisi daha cazip geliyor cunku yorumcularin yorumlarindan bir sey ogrenmiyorum. Birazcik da acik sozlu olayim, negatif enerji aliyorum.

 
 

rüştü hacıoğlu says:

10 Şubat 2009 at 9:54 PM

Levent Bey’den özür dilerim. Lüzumsuz bir laubalilik örneği sergiledim sanırım. Aslında kurduğunuz cümle beni çok heyecanlandırdı, sevinç bakımından ve yorumlarınızda kullandığınız anlamaya dönük dengeli dil bizimle paylaşacağınız bir tecrübeyi, sorulursa paylaşacaksınız izlenimi verdiği için sorayım dedim. Yine de af buyurun.

 
 

Levent Cetin says:

10 Şubat 2009 at 10:56 PM

Estagfurullah. Sonucta sizi tanimam etmem. Ama dikkat ettigim tek sey buraya gelis amacimiz. Benim icin buyuk resimde, burada edindigim bir dusunme bicimi.
Alt kimliklerin ve ust kimliklerin insan kimligini unutturdugunu farzederken saniyorum bunlarin (ve daha fazlasinin) “kimlik”lerimizi belirledigini gozardi edecegimi farzettiniz. Halbuki kimlik; sosyal psikoloji, sosyal antropoloji, sosyoloji icinde tanimlanan ve bireyde bunlarin butun olarak incelendigi bir alan oldugundan sadece siyasi sosyoloji gozlugunu kullandigimizda butunlugu kaybettigimizi dusunmustum. Elbette sosyoloji, ozellikle siyasal sosyolojiyle tanimladigimiz kimligimiz butunun bir parcasi, belki onemli bir parcasi.
Din, ozellikle Islamiyet, hayatin butunuyle ilgili. Sadece belli bolgelere duzenleme getirip gerisini birakmiyor. O yuzden de kimlik baglaminda daha genis bir alana tekabul ediyor. Oysa Turk veya Turkiye Vatandasligi sadece etnik aidiyetle veya dar anlamda sosyal kimlikle ilintili. Bu yuzden de “biz” kelimesinin anlaminin daralmasi da tek parti doneminin basarili(!) oldugu konulardan biri.
Materyalist olmayan bir yaklasimla “insan”i tanimlamak, Allah’in varligina delalettir. Insan’in kimligini Allah ile iliskilendirmek de oldukca tutarlidir. Ancak birinin Musluman oldugunu belirtmesi onun kimligiyle ilgili oldukca onemli ipuclari verse de, o kimligin tamamini aciklamaya yeterli olmayabilir. Birinin Turk oldugunu soylemesi ise, kimligi konusunda hicbir ipucu vermese de, zihniyetiyle ilgili oldukca saglam bilgiler verebilir.

 
 

fatih arslan says:

18 Şubat 2009 at 1:14 AM

Eğitimli insanların kendisini müslüman değil T.C. vatandaşı ya da Türk diye tanımlandırması, eğitim sisteminin beyin yıkaması diye nitelendirilemez. Burada insanların bu eğitime ulaşma fırsatı hesaba katıldı mı acaba? Yani okuyan insanlar kendilerini Türk ya da Türkiye vatandaşı diye tanımlandırıyordan ziyade, kendisini müslüman diye tanımlayan fakat eğitim olanaklarına sahip olmayan insanlar da var yüksek miktarda. Son 20 senede gördük ki, bu insanlar eğitim de alsa, ticaretle zengin de olsa, kendilerini müslüman diye tanımlıyorlar. Öte yandan eğitim almış insanın kendisini diniyle tanımlandırmayı bırakması da gayet normal. Kendisini Katolik diye tanımlayan insanların, daha sonra kendilerini Fransız, daha sonra Avrupalı daha sonra da insan olarak tanımlaması gibi. Bu sonuçların yetersiz verilerden çıkarıldığını düşünüyorum.

 
 

dj says:

4 Ekim 2009 at 12:50 PM

Korelasyon neden-sonuc iliskisi vermez ki. Nasil bu resimden bu kadar net bir sonuc cikardiginizi anlamadim. Misal, Izmir’deki egitim duzeyi Hakkari’dekinden yuksektir. Izmir’de kendini Turk olarak tanimlayanlarin orani, yine Hakkari’dekinden yuksektir. Simdi, bu illerin Izmir ile Hakkari oldugunu unutun, sadece ismi bilinmeyen iki ile iliskin istatistiki bilgileri karsilastirin. Egitim duzeyinin yuksek oldugu ilde kendini Turk olarak tanimlayinlarin oraninin yuksek oldugunu gorursunuz. Ayni bu grafikteki gibi. Sadece bu resme bakan biri, insanlar egitim aldikca kendini Turk gibi hissediyor diyebilir mi? Sizce Izmirliler daha cok egitim aldiklari icin mi kendilerini daha cok Turk gibi hissediyorlar?

 
 

Serdar Kaya says:

4 Ekim 2009 at 4:43 PM

“Korelasyon neden-sonuc iliskisi vermez ki.”
Tam olarak öyle değil. Şöylesi daha doğru: Korelasyon neden-sonuç ilişkisini zorunlu kılmaz. Bir de tabii aslolan teoridir.
Spesifik olarak bu konu için nedenselliğin söz konusu olmadığını iddia edebilmek için ise, Hakkari ve benzeri iller dışında böyle bir ilişkinin görülmediğini göstermeniz gerekir.

 
 

Yorum Ekle:

Wordpress hesabınız var mı? Yorum yapmak için Log in yapın.

 
 
 

 

Yorumunuzu göndermeden önce lütfen yorum kurallarını hatırlayın.