• Hakkında
  • Ne Dediler?
  • Felsefe
  • .pdf
  • Linkler
  • Bibliyografi
  • İletişim
  • RSS
  •                      

Derin Sular

Fotoğraf Detayları
banner
 
 

Medeniyetler Çatışması (3): Kararsız Ülkeler

20 Kas2006
 

Samuel Huntington, hal-i hazırda kendilerine ait bir medeniyetleri olan, ancak liderleri (halka rağmen) bu medeniyeti terk etmeyi ve başka bir medeniyete geçmeyi amaçlayan ülkeleri kararsız ülke olarak tanımlıyor. Huntington, yeni bir kimliğe geçişin (identity redefinition) gerek sosyal, gerek politik, gerek kurumsal, gerekse kültürel açıdan son derece uzun, kesintili ve acılı bir süreç olduğunu ifade ediyor ve bugüne kadar bu tür girişimlerin hep başarısız olduğunu belirtiyor.

Kararsız Ülkeler

Huntington’ın kararsız ülkelere verdiği örnekler ise, Rusya, Türkiye, Meksika ve Avustralya.

Bu ülkeler arasında, özellikle Rusya ve Avustralya’da yaşanan tecrübelerden, Türkiye’nin alması gereken çok önemli dersler var.

Rusya

Huntington, Rusya’nın ‘kararsızlığı’ konusunda daha çok Büyük Peter ve Bolşevik devrimi üzerinde duruyor.

Büyük Peter konusu özetle şöyle:

1697 ile 1698 yıllarında Avrupa’yı gezen Büyük Peter, döndüğünde ülkesini Batılılaştırmaya karar vererek bir dizi inkılaba girişir. İlk olarak asil sınıfın sakallarını traş ettirerek vazifeye atılan Peter, koni biçimindeki geleneksel şapkayı yasaklar, Kiril alfabesini basitleştirir, Batıdan kelimeler ithal eder ve başkenti Moskova’dan St. Petersburg’a taşır. Despotça uygulamalara da girişmekten çekinmeyen Peter, sosyal ve politik alanda çoksesliliğin önüne geçecek önlemler alır. Ortodoks Kilisesi’ni de, doğrudan Çar tarafından atanacak olan bir meclis tarafından yönetilecek şekilde yeniden yapılandırır.

Sonuç itibariyle Peter, (Huntington’ın ifadesiyle) bir eline Batılılaşmayı, diğer eline de despotluğu almış vaziyette Rusya’nın ‘Batılılaştırılmasına’ önayak olur. Ancak (yine Huntington’ın ifadesiyle) Rusya’daki demokratikleşme yanlıları Batılılaşmayı da savunurken, Batılılaşma yanlıları demokrasiden pek hazzetmezler ve bu durum 1980′lere kadar devam eder.

Bu şekilde kör topal giderek geçirilen iki asrın ardından Bolşevik devriminin gerçekleşmesiyle birlikte Rusya’nın Avrupa’ya bakışı yeni bir hal alır. Buna göre, Rusya, iki Alman tarafından Avrupa’da ortaya konan bir ideolojiyi Avrupa’dan önce benimseyerek Avrupa’nın da önüne geçecek, ve dahi onlara da öncülük edecektir!

Tıpkı Büyük Peter gibi, komünistler de sosyal dönüşüm konusunda başarılı olamazlar. Ortodoks Rus halkının Batı konusundaki kafa karışıklığı da hiçbir zaman sona ermez.
‘Rusya kendi geleneğine mi sahip çıkmalı, yoksa Batıyı mı örnek almalı?’ sorusu, bugün itibariyle Rusya’nın gerek entelektüelleri, gerek politikacıları, gerekse halkı arasında halen tartışılmakta. Rusya’nın bu konuda tamamen ikiye bölünmüş durumda olduğu da rahatlıkla söylenebilir. 1992 yılında yapılan bir kamuoyu araştırmasının sonuçlarına da değinen Huntington, halkın %40′ının Batıya açık, %36′sının Batıya kapalı, %24′ünün ise kararsız olduğu şeklindeki sonuca (ve bu rakamlara çok yakın olan 1993 yılı seçim sonuçlarına) da dikkat çekiyor.

Avustralya

1990′lı yılların başında, kimi Avustralyalı politikacılar ‘Anglofil‘ zihniyetin terk edilmesi ve Asyalı bir kimliğe sahip çıkılması yönünde bir politikanın ülke için daha iyi olacağını ifade etmeye başladı. Ticaretinin çok önemli bir kısmını Asya’daki komşularıyla yapan Avustralya‘nın ‘imparatorluğun bir şubesi’ olarak faaliyet göstermesine bir son verilerek kraliyetten tam bağımsız bir cumhuriyete geçilmesine yönelik halk desteği 1993 yılında bir ara %46′ya kadar yükseldiyse de, takip eden dönemde bu konu halk nezdinde çekiciliğini yitirdi.

Daha da kötüsü, Asyalılar da Avustralya’yı kendi birlikleri içinde görmek istemediler! Malezya’nın (o zamanki) başbakanı Mahathir Muhammed 1994 yılında yaptığı bir açıklamada, Avustralya’nın kültürel olarak hala Avrupalı olduğunu, Asya’ya ait olmadığını, başkalarını doğrudan eleştirmekten ya da yargılamaktan uzak duran Asya geleneğine karşın, Avustralya’nın ‘kültürel olarak Avrupalı olmasından ötürü’ başkalarına ne yapıp yapmayacaklarını, neyin doğru neyin yanlış olduğunu söyleme eğiliminde olduğunu ve bütün bunlardan ötürü Asya ile uyumsuz olduğunu ve Avustralya’nın ASEAN adaylığına bu nedenlerden ötürü karşı çıktığını belirtti. (Samuel Huntington, bu noktada, Asyalıların Avustralya’yı kulüplerine almayı reddetme nedenleri ileAvrupalıların Türkiye’yi almama nedenlerinin tamamen aynı olduğunu ifade ediyor: ‘Onlar bizden farklılar’)

Kemalizm ve Türkiye

Samuel Huntington, kitabında Türkiye ve Kemalizme sıklıkla değiniyor. Dahası, Türkiye dışındaki pek çok yerde gerçekleştirilen ve bizim daha çok ‘halk için halka rağmen’ olarak adlandırdığımız medeniyet ithali ve dayatması eylemlerine de ‘Kemalizm’ olarak referansta bulunuyor.

Huntington’ın ifadesiyle 1920 ve 1930′larda Türkiye’yi Osmanlı ve müslüman geçmişinden uzaklaştırma adına faaliyet gösteren Kemalizm, medeniyet ithaliyle Türkiye’yi Avrupalı yapmaya kalkan bir projeydi. Huntington tıpkı benzeri diğer projeler gibi sonuç itibariyle Kemalizmin de başarısız olduğunu söyledikten sonra, bu başarısızlığın neden kaçınılmaz olduğunu şu cümlelerle açıklıyor:

Eğer Batılı olmayan toplumlar modernleşmek istiyorlarsa, bunu Batılılar gibi değil, tıpkı Japonya gibi, kendi yöntemleriyle, kendi gelenek, kurum ve değerlerini kullanarak ve geliştirerek başarmak zorundalar.

Toplumlarının kültürlerini temelden yeniden şekillendirebileceklerini düşünebilecek denli kibirle dolu politik liderlerin başarısızlığa uğrayacak olmaları mukadderdir. Böyle liderler, atı kültürünün kimi öğelerini tanıtabilseler bile, mevcut kültürün temel öğelerini ortadan kaldırmaya ya da sonsuza dek bastırmaya güç yetiremezler. Daha da kötüsü, Batı virüsü bir kez bir başka topluma yerleştiği an, onu oradan söküp atmak zordur. Bu virüs orada yaşamaya devam edecek olsa da, öldürücü değildir; hasta, yaşamaya devam eder, ama virüsün zararından korunamaz. Politik liderler tarih yapabilirler, ama tarihten kaçamazlar. Kararsız ülkeler ortaya çıkarırlar, Batılı toplumlar yaratamazlar. Kalıcı olan ve tabiat haline gelen kültürel bir şizofreni ile ülkelerini malul ederler.

Batılılaşma konusunda Türkiye bugün itibariyle (tıpkı Rusya gibi) ikiye bölünmüş durumda.

Çünkü Türkiye artık Kemalizm öncesindeki gibi olmadığı (ve olamayacağı) gibi, Batılı da değil.

Zira Türkiye, Kemalist dayatmalar sonucunda, ne Orta Doğulu ne de Batılı olmayan, iki arada bir derede, kafası karışık ve bütün bunlardan ötürü tanımsız ve kimliksiz bir ülke haline gelmiş durumda. ‘Kararsız’ olmasının nedeni de yine bu kafa karışıklığı.

Tıpkı Avustralya’nın Asyalılar tarafından reddedilmesi gibi, Türkiye’nin de kültür ve medeniyetinin Avrupa ülkelerinden farklı olması nedeniyle yıllardır Avrupa kapısında bekliyor olması da ilk olarak aklımıza Kemalizmi getirmeli. Çünkü her ne kadar ilkokuldan itibaren hepimize ‘artık Avrupalı olduğumuz’ öğretilse de, dışarıdan bakıldığında gerçeğin hiç de öyle olmadığı (ve daha da önemlisi, olamayacağı) açıkça görülüyor.

Türkiye, eğer bu kararsızlıktan kurtulmak istiyorsa, geçmişine ve kimliğine vurulan ölümcül darbeleri algılayabilme adına Kemalizmin aslında nasıl bir proje olduğunu objektif bir gözle ve (hepsinden önemlisi) ezberlerini bozmaya baştan hazır olarak dikkatle incelemeli. Kendini bulabilmesi ve kaldığı yerden yola devam edebilmesi için bu şart.

Paylaş:
0

Okuyucu Yorumları

 

müge says:

18 Ekim 2008 at 9:49 PM

Ciddi bir kemalizm eleştirisi…
Evet jakoben anlayış ülkeyi sadece bir yere kadar götürebilir, buna katılıyorum. Ancak cok daha kötü duruma götürdüğü fikri beni düşündürüyor.

 
 

Yorum Ekle:

Wordpress hesabınız var mı? Yorum yapmak için Log in yapın.

 
 
 

 

Yorumunuzu göndermeden önce lütfen yorum kurallarını hatırlayın.