• Hakkında
  • Ne Dediler?
  • Felsefe
  • .pdf
  • Linkler
  • Bibliyografi
  • İletişim
  • RSS
  •                      

Derin Sular

Fotoğraf Detayları
banner
 
 

“Osmanlı Devleti’nin 30 Ekim 1918’de Mondros Mütarekesi’ni imzalamasından sonra İtilaf Devletleri’nin en önemli meselesi Birinci Dünya Savaşı ve 1915 Tehciri suçlularını mahkemeye çıkarmaktı”

28 Şub2010
 

Taraf gazetesi yazarı Ayşe Hür’ün “Malta Sürgünleri’ni nasıl bilirsiniz” başlıklı yazısından:

Malta’ya sürülen kişilerin çoğu 1915 Ermeni Tehciri’nde bugün soykırım diye nitelenen suçları işlemiş kişilerdi ve Malta’dan yargılanmadan dönmelerinin karmaşık nedenleri vardı. …

… Birinci Dünya Savaşı’nı mağlup olarak bitiren Osmanlı Devleti’nin 30 Ekim 1918’de Mondros Mütarekesi’ni imzalamasından sonra İtilaf Devletleri’nin en önemli meselesi Birinci Dünya Savaşı ve 1915 Tehciri suçlularını mahkemeye çıkarmaktı. Bunu sadece İtilaf Güçleri değil Saray çevresi ile Hürriyet ve İtilaf çevreleri de istiyordu. 1919 şubatında İngiliz Dışişleri Bakanlığı’nın İstanbul’daki temsilcisi, Ermeni Patrikhanesi’nin de yardımıyla oluşturduğu listedeki savaş ve tehcir suçlularının İngilizlere teslimini resmen talep etti. Hükümet baskılara dayanamadı ve 1919 ocak sonu itibariyle 112 zanlı dönemin ünlü hapishanesi Bekir Ağa Koğuşu’na konuldular.

Meclis-i Mebusan’ın Beşinci Şubesi tarafından yürütülen soruşturmalar sonunda, “1 milyon Ermeni ile 550 bin Rum’un öldürüldüğü, gayrı Müslim azınlıklardan oluşturulan Amele Taburları’nda ise 250 bin kişi açlık ve yoksulluktan öldüğü” gerekçesiyle, savaş ve Tehcir suçlularının Divan-ı Harb-i Örfilerde yargılanmasına 5 Şubat 1919’da başlandı. İlk ceza, Boğazlıyan Kaymakamı (daha sonra Yozgat mutasarrıf vekili) Kemal Bey’e verildi. Kemal Bey’in 10 Nisan 1919’da idam edilmesi, İstanbul’da büyük bir İttihatçı gösterisine neden oldu. Gösterinin şiddeti hükümetin kararlılığını etkiledi. 15 Mayıs 1919’da İzmir Yunanlılar tarafından işgal edilince, psikolojik ibre tamamen İttihatçılardan yana döndü. Damat Ferit kabinesi, halkı yatıştırmak için Bekir Ağa Bölüğü’nde tutuklu bulunan 41 tutukluyu serbest bıraktı. Gerek serbest bırakmalardan gerekse gösterilerden dolayı telaşlanan İngilizler, Damat Ferit Paşa’nın önerisi üzerine 28 Mayıs 1919’da Bekir Ağa Bölüğü’ndeki 67 tutukluyu İngilizlerin gözetimine aldılar, eylül ayının ortalarında bunlardan 12’sini Mondros’a, geri kalanını da Malta’ya götürdüler.

Bu iş yapılırken İngilizler liste oluşturmaya devam ediyorlardı. Ocak 1920’de Yüksek Komiser’in sunduğu listedeki 173 kişiden 80’i 16 Mart 1920’de İstanbul’un İtilaf Devletleri tarafından ‘resmen’ işgalinden sonra İngilizler tarafından tutuklandı. Bu kişiler arasında Ankara’nın adamları da vardı. İstanbul’daki Divan-ı Harb-i Örfi Mahkemesi’nin Mustafa Kemal için idam cezası vermesi (o tarihe kadar Milli Mücadele kadroları için verilen idam cezalarının sayısı 100’e ulaşmıştı) Ankara’nın tavrının sertleşmesine neden oldu. 11 ağustosta Ankara hükümeti, ‘tehcir vesaire’ dolayısıyla İstanbul hükümetince kurulan Divan-ı Harb-i Örfi’yi lağvettiğini ilan etti. Mustafa Kemal, 12 ağustosta tehcir suçlamasıyla ‘vatan evlatları’ idam edilecek olursa, İngiliz Yarbayı Rawlinson’u ve diğer İngiliz esirleri asacağını açıkladı. Rawlinson Doğu Anadolu ve Kafkaslarda Mütareke’nin uygulanmasıyla görevliydi ve Erzurum’da bulunuyordu. Malta’dakilere karşı rehin olarak bizzat Kazım Karabekir tarafından tutuklanmıştı. Tehditler yerini bulmuş olmalıydı ki bu tarihten sonra İstanbul’da yeni tutuklamalar olmadı, Divan-ı Harb’de de yeni bir idam kararı verilmedi. 17 Ekim 1920’de Damat Ferit Paşa Hükümeti’nin istifası İngilizlerin elini iyice zayıflattı.

İngilizler Malta’dakileri yargılasalar bile cezaları yerine getirmelerinin mümkün olmadığını kavramışlardı. Öncelikle İTC, 1915 Ermeni Tehciri’ni gerçekleştirirken, hem geniş halk kesimlerini hem de Osmanlı Devleti’nin siyasi, idari ve askerî kadrolarının büyük bir kısmını suça karıştırmıştı. Yani ortada kolektif olarak işlenmiş bir suç vardı. …

İngilizler son bir hamle ile ABD’ye başvurdular çünkü onların ellerinde önemli bir arşiv vardı, ancak oradan da olumsuz yanıt geldi. Çünkü Amerikalıların da Kemalist güçlerle çatışmaya niyeti yoktu. Kanıt yokluğunun yanı sıra Sevr Antlaşması’nın uygulamaya sokulmaması da Türk tarafına baskı yapma olanağını tamamen ortadan kaldırmıştır.

Sonunda İngilizler Malta’daki 150 tutuklu arasından seçtikleri 64 tutukluyu Kemalist güçlerin elinde bulunan 29 İngiliz esirle takas etmenin yollarını aramaya başladılar. …

Haziran sonlarında Ankara’dan gelen bir mektupta … İngilizler ellerindeki tüm esirleri serbest bırakmadıkları takdirde İngiliz esirlerin serbest bırakılmayacağı (o tarihe kadar 29 İngiliz esirden sadece beşi salıverilmişti) kesin bir dille belirtiliyordu.

6 Eylül 1921’de Malta’daki gevşek koşulları değerlendiren 16 Türk esiri adadan kaçmayı başarınca İngilizler pes ettiler ve tüm esirleri takas etmeye razı oldular. 31 Ekim 1921 günü Türk tutukluları taşıyan H.M.S. Chrysanthemum ve H.M.S. Montenol gemileri ile İngiliz esirleri götürecek olan H.M.S. Centaur gemisi aynı anda İnebolu’ya vardılar ve takas gerçekleştirildi. Malta Sürgünleri Milli Mücadele’ye katıldılar ve tahmin edileceği gibi hiçbir zaman yargılanmadılar. Yani üzerlerine atılı suçtan yargı kararı ile kurtulmadılar, iç ve dış güçlerin siyasi kararlarıyla kurtarıldılar…

Malta Sürgünlerinin büyük bir kısmı Cumhuriyet döneminde önemli devlet görevlerine getirildiler. Bu yazıyı yazarken yararlandığım Malta Belgeleri, İngiltere Dışişleri Bakanlığı Türk Savaş Suçluları Dosyası (Belge 2007) adlı kitabın önsözünü yazan Sait Çetinoğlu, yıllardır bu kişilerin izini sürüyor. Çoğu 1934’te çıkarılan Soyadı Kanunu ile izlerini kaybettirdiği için Çetinoğlu ancak bazı Tehcir suçlusunun Cumhuriyet dönemindeki görevlerini tesbit edebildi. Bunlardan bazı şahsiyetler şunlar:

► Abdülhalik Renda: Tehcir döneminin Bitlis ve Halep Valisi, Talat Paşa’nın kayınbiraderi, 1917’de kısa süreli Dahiliye Nezareti Müsteşarlığı yapan, Bitlis ve Halep’teki Ermeni katliamlarından sorumlu olarak Abdülhalik Bey, Malta dönüşü Çankırı Milletvekilliği, İzmir Valiliği, 1924-1930 yılları arasında Maliye, Milli Savunma Bakanlıklarında bulundu, Bahriye Bakanlığı’na vekalet etti.1935’te TBMM Başkanlığı’na seçildi, 1946’ya kadar bu görevi yürüttü. Ardından Hasan Saka Hükümeti’nde Devlet Bakanlığı yaptı.

► Şükrü Kaya: Tehcir sırasında Muhacirin ve Aşairin Müdürü olan ve Halep ve Adana vilayetlerindeki tehcirden sorumlu olan Şükrü Bey, Malta’dan kaçtıktan sonra bir süre İtalya ve Almanya’da kaldı. Türkiye’ye dönüşünden sonra Lozan’a giden heyete katıldı. İzmir Belediye Başkanlığı yaptı. 1923’te Menteşe (Muğla) Milletvekili oldu, 1924’ten Mustafa Kemal’in ölümüne kadarki dönemde Tarım, Dışişleri ve İçişleri Bakanlıkları yaptı.

► Refet Bele: 1916-1917 kışında Samsun ve havalisinin Askerî Valisi olan Refet Paşa, Samsun yöresindeki Rumların tehcirinden sorumlu olduğu gerekçesiyle Malta’ya gönderilmişti. Refet Paşa Cumhuriyet döneminde İçişleri ve Milli Savunma Bakanlığı yaptı.

► Hasan Tahsin Uzer: Tehcir sırasında Van ve Erzurum Valisi olarak Ermenilere yönelik katliamları yönettiği iddiasıyla Malta’ya gönderilen Hasan Tahsin Bey, Malta dönüşünde sırasıyla İzmir, Ardahan, Erzurum ve Konya Milletvekili olarak Meclis’e girdi. 1935’ten vefat ettiği 1939’a kadar CHP’nin ‘Olağanüstü Hal Valiliği’ olan 3. Umumi Müfettişlik görevinde bulundu.

► Mithat Şükrü Bleda: İttihatçıların Maarif Nazırı, Tehcir sırasında İTC’nin Genel Sekreteri ve Maarif Nazırı olan Mithat Şükrü Bey, Malta dönüşü Mustafa Kemal’in birlikte çalışma teklifini reddederek İzmir’e yerleşti ve ticaretle uğraştı. 1926 İzmir Suikastı Davası’nda yargılanıp beraat ettikten sonra yine Mustafa Kemal’in önerisi ile Sivas’tan bağımsız milletvekili seçildi. Mustafa Kemal eğer Sivas’tan milletvekili seçilemezse tüm Sivas seçimlerini iptal ettireceğini söyleyerek kendine güvence vermişti. 1950’ye kadar dört dönem milletvekilliği yaptı.

► Halil Menteşe: İttihat ve Terakki döneminin Meclis-i Mebusan Reisi, Dahiliye, Adliye ve Hariciye Nazırı olan, Tehcir ve savaş suçlarından dolayı İngilizlere Osmanlı yetkilileri tarafından teslim edilen Halil Bey, Malta dönüşü devlet katında görev almadı. 1924’te Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası (TpCF) kuruluşuna katıldı. 1926’da İzmir Suikastı Davası’nda yargılandı, beraat etti. 1931’de CHP’nin bağımsız adayı olarak İzmir’den milletvekili oldu. 1948’e kadar milletvekilliğini sürdürdü.

► Ali Cenani: Tehcir sırasında Halep Mebusu olan ve Antep’teki binlerce Ermeniyi tehcirden sorumlu olan Ali Cenani Bey, Malta dönüşünde milletvekilliği ve 1924-1926 arasında Ticaret Vekilliği yaptı.

► Ali Çetinkaya: Teşkilat-ı Mahsusa üyesi, Afyon Mebusu Kel Ali Cumhuriyet döneminin ünlü İstiklal Mahkemesi’nin başkanı ve Nafıa Vekili’ydi.

► Aka Gündüz: İTC Üyesi Hüseyin Enis Avni, Cumhuriyet döneminde Aka Gündüz adını aldı ve 1932-1946 arasında milletvekilliği yaptı.

► Sabit Sağıroğlu: Tehcir sırasında Harput (Elazığ) Valisi olan ve Dersim bölgesindeki Ermeni katliamlarından sorumlu olarak Malta’ya götürülen Sabit Bey TBMM’nin Erzincan Milletvekilliği ile ödüllendirildi.

► Ahmet Muammer Cankardeş: İttihat ve Terakki’nin ateşli üyesi, Tehcir sırasında Sivas ve Konya Valisi olan Ahmet Muammer Bey, Ankara tarafından önce Sivas Mutasarrıflığına atandı, ardından Sivas Milletvekili oldu.

► Ali Münif Yeğena: 1913-1915’te Nafıa Nazırı, 1915-1916’da Lübnan Valisi, 1918’de İTC’nin Merkez Komitesi üyesi olan ve Lübnan’da Ermenilere ve Marunilere karşı katliamlardan dolayı Malta’ya götürülen Ali Münif Bey, Cumhuriyet’in ilanından sonra Seyhan (Adana) Belediye Başkanı, daha sonra Mersin ve Seyhan Milletvekili oldu.

► Mustafa Reşat Mimaroğlu: 1915’te İstanbul Siyasi Polis Müdürü, 197-1918’de Çankırı ve Bolu Mutasarrıfı olan Mustafa Reşat Bey, Malta dönüşü sırasıyla Tokat Mutasarrıflığı, Mülkiye Müfettişliği, Adana Valiliği, Şûra-yı Devlet (Danıştay) Reisliği, İzmir Milletvekilliği, CHP İstanbul İl Başkanlığı yaptı.

► Ali İhsan Sabis: Birinci Dünya Savaşı sırasında Kolordu ve Ordu Kumandanı olan Ali İhsan Paşa, Van, Musul ve Urmiye’de Hıristiyan katliamlarını bilfiil yönetmek ve Kut’ül Ammare Kuşatması sonrası ele geçirilen İngiliz savaş esirlerini öldürtmek suçundan Malta’ya gönderilmişti. Malta dönüşü Batı Cephesi 1. Ordu Kumandanlığı’na atandı ancak Cephe Komutanı Albay İsmet Bey ile anlaşmazlık çıkardığından Büyük Taarruz öncesi görevinden alındı ve emekliye ayrıldı.

► Süleyman Necmi Selman: Tehcir sırasında Samsun Mutasarrıfı olan ve Samsun’da bazı Ermenilerin öldürülmelerinde birinci derecede sorumlu olduğu gerekçesiyle Malta’ya gönderilen Süleyman Nemci (Selmen) 1923’te Kastamonu Valisi oldu ardından Samsun Milletvekili olarak TBMM’de görev aldı.

► Zülfü Tigrel: Osmanlı Dönemi’nde Diyarbakır Mebusu ve Diyarbakır Ermenilerine yönelik toplu katliamlarda rol alan Zülfü Bey yeni dönemin Diyarbakır Milletvekiliydi. Lozan’a giden heyete ise ‘Kürt temsilcisi’ olarak katıldı.

► Arif Fevzi Pirinççioğlu: Osmanlı Dönemi’nin Diyarbakır Mebusu Arif Fevzi Bey, yeni dönemde Diyarbakır Milletvekilliği ve Nafıa Vekilliği yaptı.

► Kara Vasıf: İTC’nin önde gelen üyelerinden Kara Vasıf Bey, Milli Mücadele’ye Sivas Milletvekili olarak katıldı ancak Mustafa Kemal’le ters düşerek 1926 İzmir Suikastı Davası nedeniyle idam edildi.

► İsmail Canbulat: İttihatçıların Emniyet Umum Müdürü, İstanbul Şehremini ve Dahiliye Nazırı İsmail Bey Malta dönüşü İstanbul Milletvekili olarak TBMM’ye katıldı. Ancak o yoldaşları gibi şanslı değildi, 1926 İzmir Suikastı Davası’nda mahkûm olup idam edildi.

► Fazıl Berki Tümtürk: Çankırı (Kastamonu) Mebusu iken Sivas Valisi Muammer Bey’in yardımcısı olarak Sivas’taki Ermeni katliamlarında önemli rol oynadığı gerekçesi ile Malta’ya götürülen Dr. Fazıl Bey, Cumhuriyet döneminde Kızılay Yönetim Kurulu üyeliği yaptı.

► Musa Hilmi Demokan: Tehcir’de Kırşehir Ermenilerine yönelik suçlarından dolayı Malta’ya götürülen Kırşehir Mutasarrıfı Musa Hilmi Bey daha Malta’da iken TBMM’ye Kırşehir Milletvekili olarak seçildi.

► İlyas Sami Bey: Osmanlı Dönemi’nde Muş Mebusu olan ulemadan Hacı İlyas Sami Bey, Malta dönüşü sırasıyla Muş ve Bitlis Milletvekili oldu.

► Veli Necdet Sünkıtay: Diyarbakır Ermenilerinin katledilmesinden sorumlu olarak Malta’ya gönderilen Veli Necdet Bey, Malta dönüşü resmî göreve atanmayan, ticarete atılan nadir kişiden biriydi. 1937’de Ankara Ticaret Odası Başkanlığı’nı yaptı.

► Mehmet Eczacıbaşı: Erzincan’ın önemli ailelerinden birine mensup, İTC üyesi Binbaşı Eczacı Mehmet Bey, Erzincan ve Kemah’taki tehcir ve katliamlardan sorumlu olarak Malta’ya götürülmüştü. Mehmet Bey, Cumhuriyet döneminin ünlü Eczacıbaşı firmasının kurucusu olacaktı.

► Galatalı Şevket: Ticarete atılan bir başka Malta sürgünü İTC döneminde İstanbul Merkez Kumandanı Galatalı Şevket Bey’di.

► Kara Kemal: İTC’nin Merkez Komitesi üyesi, İaşe Nazırı Kara Kemal Bey, Malta dönüşü İTC’yi yeniden canlandırmaya çalıştı. 1926’da İzmir Suikastı Davası’nda gıyabında idama mahkûm oldu. Yakalanacağını anlayınca intihar etti veya öldürüldü.

Malta Sürgünleri arasında bulunan Yakup Şevki (Subaşı) Paşa, Cemal (Mersinli) Paşa, Cevat (Çobanlı) Paşa, Dr. Esat (Işık) Paşa, Ziya Gökalp, Hüseyin Cahit (Yalçın), Ali Fethi (Okyar), Hüseyin Rauf (Orbay), Ahmet Agayef (Ağaoğlu) gibi İttihat ve Terakki politikalarının oluşmasında ve yürütülmesinde önemli rolleri olan kişilerin Cumhuriyet döneminde milletvekilliği, bakanlık, başbakanlık, generallik gibi görevlerle taltif edildiklerini unutmayalım.

Elbette Malta’ya gönderilmemiş yüzlerce Tehcir ve savaş suçlusu vardı. Onlar da yargılanmadılar ve Cumhuriyet döneminde önemli görevlere getirildiler. Böylece savaş ve Tehcir suçluları Cumhuriyet’in harcına katıldılar. Zaman içinde bu kişilerin çocukları, torunları arasında da devletin önemli görevlerine gelenler oldu. Böylece İTC zihniyeti (bazı değişimler geçirmişse de en azından Ermeni Tehciri’ne yaklaşım açısından) günümüze kadar geldi.

Bu metnin en önemli yönlerinden biri de, Ermeni Tehciri’nin 1915 yılında gerçekleştirilmiş olduğu, bu nedenle Türkiye Cumhuriyeti’ni ilgilendirmeyeceği, çünkü uygulamanın Osmanlı Devleti’ne ait olduğu yönündeki argümanları boşa çıkarıyor olması. Gerçi İttihatçılar ve Ankara Hükümeti arasında bu denli bir iç içe geçmişlik olmasa dahi böyle bir argümanı ciddiye almak pek mümkün değildir. Zira bir ülkenin tarihini 1923 öncesi ve sonrası şeklinde ikiye ayırmak suretiyle sürekliliği hiçe sayan bir anlayış zaten baştan anlamlı değildir.

Ancak İttihatçıların bu denli korunup kollanması, öncelikle iki noktayı akla getiriyor: (1) Olmadığı varsayılan ya da inkar edilen tarihi süreklilik, (bir gizli cemiyet üyelerinin birbirlerini korumalarını da içeriyor olması itibariyle) demek ki aslında olağan şartlar altında gözlenenlerin de ötesine geçen çok güçlü bir süreklilik durumundadır, ve (2) asıl süreklilik, Osmanlı-Türkiye arasında değil, özellikle 1913′ten sonra Osmanlı’ya sızan ve padişahı dahi etkisiz hale getiren İttihatçıların önce Ankara Hükümeti’ne, ardından da Türkiye Cumhuriyeti’ne nüfuz etmiş olmalarında aranmalıdır.

Zaten bugün Ergenekon çerçevesinde yaşanmakta olanlar da, aynı kadronunun günümüzdeki uzantılarını temizleme gayretinden ileri geliyor.

Paylaş:
  • Facebook
  • FriendFeed
  • Twitter
  • Digg
  • del.icio.us
  • Google Bookmarks
  • Reddit
  • StumbleUpon
  • PDF
  • email
  • RSS
2

Okuyucu Yorumları

 

Şevket Zaimoğlu says:

1 Mart 2010 at 2:04 AM

Mete Tunçay’a armağan cildinde Zürcher’in artık son aşamalarına gelen kapsamlı biyografi araştırmasının sonuçları var. İttihatçılardan Kemalistlere uzanan tarihsel çizgide önemli önemsiz roller oynamış yüzlerce kişinin ne zaman nerede hangi makamları işgal ettiklerini incelemiş ve Zürcher’in vardığı sonuç, kadro olarak 1918 öncesiyle 1920 sonrasında tam bir sürekliliğin olduğu şeklinde.

 
 

rüştü hacıoğlu says:

7 Mart 2010 at 12:51 AM

Ayşe Hür’ün bu yazısı, ergenekonculuğun/resmi ideolojinin ontolojik temellerini ve epistemolojik sakatlığını anlamamızı, dolayısıyla kemalci/ist zihniyeti analize imkan sağlayan tarihsel verileri gün ışığında mikroskop kullanmadan çıplak gözle görebilmemize önemli bir katkı sağlamıştır.

Bu yazı, sorgulanması teklif dahi edilemez “%99′u müslüman(!) olan ülkemiz…” önermesinin de hangi saiklerin sonucu olarak ortaya çıktığını gözler önüne sermiştir.

Uluslararası diplomasinin, son derece basit şantaj unsurlarına yaslanmış bir siyaseti içerdiğini ve şantaja maruz kalan arsız ulus devletin şantajla daha çok suça itilen bir itirafçı sapık ya da bir Eichmandan başkası olmadığı gerçeğini de gün yüzüne çıkarmaktadır.

Ama yazı, açıkça ifade etmese de zımnen, atası dedesi aynı ittihatçı çete tarafından aşağılanmış, sürülmüş, asılmış muhafazakarın, kraldan kralcı kesilip tecavüzcüsüne aşık psiko misali can hıraş haykırışlarla tecavüzcüsünü savunma çabalarıdır…

Utanç verici olan, Dersim kurbanlarının Kemalciliğini anlamakta zorlanıyormuş gözüken muhafazakarın, söz konusu Ermeni soykırımı olduğunda Kemalciden Kemalci kesilmesi değil midir Allah aşkına?

 
 

Yorum Ekle:

Wordpress hesabınız var mı? Yorum yapmak için Log in yapın.

 
 
 

 

Yorumunuzu göndermeden önce lütfen yorum kurallarını hatırlayın.