Bir süredir bir Nuray Mert tartışmasıdır gidiyor. Yazılıp çizilenlere pek anlam verebildiğimi de söyleyemem. Ama neyse ki bugün Star gazetesinden yayınlanan Hikmet Genç imzalı yazıyı okuyunca bu çerçevede düşünen tek kişi olmadığımı görüp sevindim.
Yazının devamı »
Ayşe Gül Altınay, “The Myth of the Military-Nation? Militarism, Gender and Education in Turkey” adlı kitabında, katıldığı bir lise Milli Güvenlik dersinde, öğretmenlik yapan subayın II. Cumhuriyetçilere getirdiği tanımdan söz ediyor.
The Second Republicanists do not accept the Republic that was established by Atatürk and for which many martyrs were given. They suggest that Atatürk founded this Republic by force and that his principles should be rethought and, if necessary, abandoned. They desire a more libertarian Republic. For instance, they argue that university students should be free to wear everything they want, including the türban. They do not recognize Turks, either. They call all of us “people of Turkey” (Türkiyeli), not Turks. (p. 149)
Altınay, subay-öğretmenin yukarıdaki sözlerini aktardıktan sonra, bu cümlelerin İkinci Cumhuriyetçilerin düşüncelerini aslında gayet iyi bir şekilde özetlediğini de belirtmiş. Gerçi subay-öğretmen daha sonra bu düşüncelerin çok tehlikeli olduğunu ve dış güçlerden kaynaklandığını falan da söylemiş ama biz bunları bir kenara bırakıp kendi işimize bakalım:
Site yayına başlayalı neredeyse 5 yıl oldu. Yani köklü bir değişiklikle ikinci versiyona geçmenin vakti gelmişti. Aklımdakilerin hepsini gerçekleştirmeye henüz vakit ayıramamış olsam da yapılanlar özetle şöyle:
1. Movable Type’tan Wordpress’e geçtim.
2. Haliyle sitedeki bütün sayfa ve kategorilerin adresleri değişti. Yani şayet geçmişte derinsular.com’un herhangi bir sayfasına sitenizden, ekşisözlük’ten ya da kimbilir nerelerden link verdiyseniz, güncelleme yapmamanız durumunda o linkleri takip edenler “Sayfa Bulunamadı” uyarısı ile karşılaşacaklar.
3. Yine aynı çerçevede sitenin RSS adresi de değişti. Yeni RSS adreslerini ilgili sayfadan alabilirsiniz. (Bu arada, artık nihayet Yorumlar için de RSS imkanı var.)
4. Top Secret kategorilerini Alt Beyin altına aldım. Şifreyi de kaldırdım. (Tabii bu aşamada kimi yazıları da sistemden kaldırdım. O kadar da değil yani!) Bir başka deyişle, şifresi olmayan okuyucular için 200′e yakın yeni yazı var artık Alt Beyin bölümünde. (RSS’ten hasret gideren şahıs, nasıl, hoşuna gitti mi? İsmini hatırlamıyorum ama özrünü kabul ediyorum. Water under the bridge.)
5. Önceden ana sayfada yer alan Son Dakika ya da Son Yazılar gibi bölümler artık yok. Zira artık herşey anında ana sayfada yer alacak – tıpkı çok eskiden olduğu gibi. Yani Kitap ve Medya bölümündeki güncellemeleri görmek için o sayfalara bakmaya da gerek kalmadı. Çünkü siteye yeni bir şey girilmişse, zaten ana sayfadan girilecek. Dolayısıyla da, “Yeni Yazı: …” şeklindeki duyurulara da gerek kalmayacak. Bu durum da tabii Top Secret ayarındaki yazılardan Ansiklopedi girdilerine dek herşeyin ana sayfada kendine yer bulacağı ve sitenin ilk zamanlardaki renkli havasına geri döneceği anlamına da geliyor. (Bu şartlar altında ziyaretçi sayısı da ister istemez artacağından, yine onunla bununla uğraşmak zorunda kalmayacağımı umuyorum.)
6. Linkler sayfası yenilendi. O kısma düzenli olarak takip etmeye çalıştığım podcastlerin bir listesini ekledim. Bir de tabii Kadro dergisinin linkini. (Siz de ekleyin diye söylüyorum! Derginin sitesinden bu işin arkasındaki kişiyi henüz anons etmemişler, ama içimden bir ses yabancı biri değil diyor!)
7. Export/Import sürecinde bütün etiketler kayboldu. Mart ayından itibaren bu işe vakit ayırabileceğimi zannediyorum. Ardından oluşacak uzun listeyi yine eskiden olduğu gibi müstakil bir “Konu ve Şahıs İndeksi” sayfasında yayınlamayı düşünüyorum.
8. Import esnasında paragraflar arasındaki marjlar da sıfıra inmiş – çünkü paragraf kodları aktarılmamış. Bu konudaki düzenleme de yine herhalde Mart ayı gibi olur.
9. Artık tarihler de nihayet Türkçe. Bu konuyu bir aralar kafasına takmış olan bazı “Türkçe dostları” artık rahat edebilirler.
10. Her büyük güncellemeden sonra olduğu gibi, sitenin sağında solunda önemli ya da önemsiz tuhaflıklarla karşılaşırsanız haber vermenizi rica ediyorum. Görsel tuhaflıklardan, teknik aksaklıklara dek herşey için geçerli bu. (Kontak kurarken lütfen internet gezgininizi -IE, Firefox, Safari vs.- de belirtin.) Problemli sayfalar haricinde “eksiklikler” fark ederseniz de lütfn hatırlatın. Mesela Yorum Kuralları sayfasını son anda hatırlayıp formun altına ekledim.
11. Hayırlı olsun.
Dağdan inenlerin (1) gerilla giysileri giymeleri, (2) önderlerinin barış sürecine katkıda bulunma çağrısını dikkate alarak geldiklerini ifade etmeleri ve (3) zafer işaretleri yapmaları, Türkiye’de pek çok kişiyi rahatsız etti! Bu kişiler PKK’lıların takım elbise kravatla gelip, Atatürk’e saygılarını ifade edip hazırola geçmelerini bekliyorlardı herhalde…
Görünen o ki, Türkiye’deki hakim zihniyet, henüz “uzlaşma” kavramını objektif olarak değerlendirebilecek olgunluğa dahi sahip değil. Bu nedenle de, uzlaşma denilen şeyin zaten doğası gereği “birbirinden farklı olan” ve hatta “birbiri ile ihtilaf halinde bulunan” kişi ya da gruplar arasında gerçekleşen bir süreç olduğu dahi sıklıkla unutulabiliyor. Neticede de, karşı tarafın hatasını kabul etmesini ve başkalaşım geçirerek kendisine benzemesini bekleyen, yani uzlaşmayı sadece karşı taraf kendi çizgisine geldiği ölçüde anlamlı gören bir anlayış ortaya çıkıyor.
Halbuki ülkelerine dönen PKK’lılarla ilgili olarak dikkat edilmesi gerek tek şey, bu kez sınırı silahlı değil, silahsız olarak geçmiş olmaları.
Kolombiya’daki Adalet Bakanlığı binasının girişinde, Santander‘in şu sözü yer alıyor:
“Kolombiyalılar; silahlar bize bağımsızlık verdi, kanunlar ise bize özgürlük verecek.”

Özgürlüklerin teminat altına alınmasını öncelikle kanunlar ile mümkün kılmayı öngören anlayışın bir parça problemli olduğuna daha önce değinmiştim. Ama bu yaklaşımın dahi herşeyi silahla çözmek isteyen zihniyetin çok ilerisinde olduğu aşikar. Santander’in sözü nerede, “Silahlar bize bağımsızlık verdi, şimdi de iç düşmanlardan kurtulmamızı sağlayacaklar” zanneden anlayış nerede…
Bill Maher, HBO’da yayınlanan “Real Time with Bill Maher” adlı programında geçtiğimiz haftalarda Amerikan sağı ile ilgili olarak şöyle bir söz sarf etmişti: “Bütün Cumhuriyetçilerin ırkçı olduklarını söylemek gülünç olur. Bu elbette doğru değil. Ancak şayet bugünlerde Amerikalı bir ırkçı iseniz, muhtemelen bir Cumhuriyetçisinizdir.”*
Kürt açılımının gündeme gelmesinin ardından Türkiye’de de ırkçı refleksler bir kez daha ortaya çıktı. Gerçekleştirilmek istenen açılımın detaylarını henüz bilmiyoruz. Ancak ülkenin bir kesimi için böyle bir açılıma karşı çıkmak için konunun detaylarını bilmek gerekmiyor. Hatta bu kesimin, içinde “Kürt” kelimesi geçen bir cümleyi yüzünü buruşturmadan sonuna kadar dinlemesi de epey zor gibi. Bu nedenle de Maher’ın ifadeleri Türk siyasetine uygulanabilir hale geliyor:
“Bütün Kemalistlerin ırkçı olduklarını söylemek gülünç olur. Bu elbette doğru değil. Ancak şayet bugünlerde Türkiyeli bir ırkçı iseniz, muhtemelen bir Kemalistsinizdir.”
* “It’s ridiculous to say that all Republicans are racist. That of course is not true. But nowadays, if you are a racist in America, you are probably a Republican.”
DemocracyNow, Amy Goodman ismi ile özdeşleşmiş olan bir haber programı. Her gün takriben bir saat süren program, ABD’de (ana akım dışında kalan) yüzlerce radyo ve televizyon kanalı tarafından yayınlanıyor.
The Middle East Studies Association of North America (MESA) tarafından üç ayda bir yayınlanan International Journal of Middle East Studies, Orta Doğu’ya odaklanan en önemli akademik yayınlardan biri. Bana göre dergiyi zengin kılan en büyük etken, disiplinlerarası bir yayın politikasına sahip olması. Şöyle ki, ağırlık tarih, siyaset bilimi ve sosyolojide olsa da, dergide (Orta Doğu hakkında olmak kaydıyla) ekonomiden antropolojiye, hukuktan felsefeye pek çok alanda makale yayınlanıyor. Bütün bu makaleleri aynı anda okumak da, bölgeyi dünü ve bugünüyle çok daha kuşatıcı bir şekilde anlayabilmeye yardımcı oluyor.
Emory Üniversitesi Siyasal Bilimler Fakültesi’nde doçent olarak görev yapan Courtney Brown, verdiği derslerin kayıtlarını sitesine eklemiş. Bu dersler arasında (lisans seviyesindeki) Science Fiction and Politics özellikle hoşuma gitti. Brown bu derste, bilimkurgu klasiklerini siyasetle ilişkilendirerek analiz ediyor.
Brown’ın ele aldığı eserler arasında bugüne dek sadece Isaac Asimov’un Foundation serisini ve Aldous Huxley’in Brave New World adlı distopyasını okumuş olduğum için öncelikle o başlıkları dinledim. Bu dersin kayıtlarının, gerek (kitlelerin kontrolü eksenli) siyasetle, gerekse bilimkurguyla ilgilenenlerin ilgisini çekeceğini düşünüyorum. ABD’de eğitim almayı düşünenler de, dosyaları dinleyerek, hem dersleri anlayabilmek için gerekli olan İngilizce seviyesini görebilir, hem de derslerin nasıl işlendiği konusunda bir fikir sahibi olabilirler.
Not: İnternete bağlanabilen bir iPod cihazına sahip olanların, iTunes üzerinden “science fiction and politics courtney brown” ifadesini aratarak ilgili podcast dosyalarını doğrudan cihazlarına indirmeleri de mümkün.
Haziran ayında Derin Düşünce sitesinde yayınlanan bir yazıda Mustafa İslamoğlu’nun 1990′lı yıllarda Siyaset Meydanı’nda yaptığı bir konuşmanın videosuna yer verilmişti. Orada Mustafa İslamoğlu’nu ilk kez görmüş ve videoda söyledikleri ilgimi çektiği için YouTube’dan ilgili kaydın devamını bularak izlemiştim.
Sonrasında internet üzerinde İslamoğlu hakkında biraz araştırma yaptım. Anladığım kadarıyla, İslamoğlu, İstanbul’da faaliyet gösteren Akabe Vakfı çevresindeki insanların manevi/dini lideri durumunda. Vakfa bağlı olan (ve Türkiye’de ne kadar izlendiğini bilmediğim) Hilal TV’de programlara katıldığı gibi, vakıfta düzenli olarak konuşmalar da yapıyor.
Geçenlerde çalışırken bir yandan da vakıftaki (soru-cevap formatındaki) bu konuşmaları dinlemeye başladım. KuranTalebesi rumuzlu bir YouTube kullanıcısı, konuşmaları soru bazında derleyerek bir playlist oluşturmuş. “Play All” özelliğini kullanınca, herbiri 4-5 dakikalık videolar arasında geçiş yapmak için ara verme ihtiyacı da ortadan kalkıyor.
Bu şekilde videoların çoğunu dinledim. Seriyi tamamlamaya niyetliyim.

