• Ana Sayfa
  • RSS
  •                      

Derin Sular

Fotoğraf Detayları
 
 

Milli Mücadele Döneminde Ali Kemal Bey

11 Nov2012
 

[11 Kasım 2012 tarihinde Taraf gazetesinde yayınlandı.]

Ali Kemal Bey’in hayatını incelediğimizde, çok sayıda farklı (ama birbirleriyle ilişkili) kimlikle karşımıza çıktığını görüyoruz. Şair, üniversite hocası, dergi yayıncısı, gazete yayıncısı, köşe yazarı, eğitim bakanı, içişleri bakanı gibi kimlikler, bunlar arasında ilk akla gelenler. Ne var ki, Ali Kemal Bey günümüzde bu gerçek kimlikleriyle değil, Cumhuriyet’in üzerine yapıştırdığı “hain” kimliğiyle tanınıyor.

Bir Osmanlı Liberali
Ali Kemal Bey, pek çok muasırının aksine, İttihatçı değildir. Hatta, İttihatçılığın kardeşi kardeşten ayıran bir “veba” olduğunu söyleyebilecek kadar İttihatçılıktan uzaktır.

I. Dünya Savaşı’nın ardından Türk milliyetçileri Anadolu’nun farklı yerlerinde yeniden örgütlenmeye başladıklarında, İttihatçılığa şüpheyle bakan herkes gibi o da bu oluşuma mesafe alır. O ve onun gibi düşünenler, Milli Mücadele’yi İttihatçıların yeni bir macerası olarak görmekte ve bu maceranın sonunda Osmanlı’nın Sevr’den daha ağır şartlar altına girmesinden korkmaktadırlar. Bu nedenle, Ali Kemal Bey, içişleri bakanı olduğu dönemde, bütün valilere, ilgili örgütlenmelerin ve eylemlerinin bastırılması emrini verir. O, bu emri verirken, bir yandan da İngilizlerle görüşmeler yapmakta ve Yunanların İzmir dışına çıkmamalarını temin etmeye çalışmaktadır.

Yunanlar İzmir dışına çıkarak batı Anadolu’da ilerlemeye başladıklarında ise, Ali Kemal Bey Milli Mücadele’nin başarılı olabileceğine ihtimal vermez. Bakanlıktan istifa etmesinin ardından, bu yöndeki düşüncelerini köşe yazılarında ifade eder. Bu karşıt tavrında, kuva-yı milliyenin işlediği suçlar da belirleyici olur. Eleştirilerinde, üç nokta öne çıkar: (1) Vahdettin tarafından bölgedeki gayrimüslim azınlığa yönelik katliamları soruşturmak üzere Karadeniz’e gönderilen Mustafa Kemal’in ilgili katliamlara devam etmesi, (2) kuva-yı milliye çetelerinin, mücadelelerini yağmacılık ve soygun gibi suçlarla finanse etmeleri, ve (3) İstiklal Mahkemelerinin kanunsuz yargılamalarla insanları idam etmesi.

Bu çerçevede, Mustafa Kemal’den “zorba” ve “cani” gibi sıfatlarla söz eden Ali Kemal Bey, Anadolu halkı ile İttihatçılar arasında bir “uçurum” olduğunu ifade eder. Ona göre, Anadolu halkı “saf ve inançlı” iken Anadolu’daki İttihatçılar “dinsiz ve ikiyüzlüdürler” ve “gaddarlıkları ve haydutlukları nedeniyle Anadolu halkının can düşmanı olmuşlardır”.

Bu eleştirilerin hedefinde, İttihatçıların her sorunu kaba kuvvetle çözme eğilimi vardır. İttihatçıların Osmanlı Devleti’ni kurtarma adına ülkeyi hariçte savaştan savaşa sürüklerken, dahilde de halka dayatmalarda bulunmaları, Ali Kemal Bey’in yazılarının temel çıkış noktasını oluşturur. Bu yazılarda sunulan alternatif ise, (tıpkı diğer mağlup ülkeler gibi) siyasi kanalları kullanarak İngilizlerle uzlaşı arayışında olmaktır.

Zafer
Milli Mücadele başarılar kazanmaya başladığında, Ali Kemal Bey, bu başarıları (1922 ortalarından itibaren) takdir etmekten çekinmez. Zaferin kazanılacağı belli olduğunda ise, Yunanları Anadolu’dan çıkarmanın mukaddes bir görev olduğunu, Ankara’ya muhalif olanların da bunu daima istediklerini ve şimdi bu muradları gerçekleştiği için sevindiklerini söyler. Ancak, bu durumun İttihatçıların yıllardır yaptıkları hataları ve neden oldukları sorunları gözardı etmeyi gerektirmeyeceğini belirtmeyi de ihmal etmez.

İzmir’in kurtuluşunun ardından yazdığı 10 Eylül 1922 tarihli ve “Gayeler Bir İdi ve Birdir” başlıklı son yazısında ise şunları söyler:

“Muhalif ve muvafık bütün Türklerin gayeleri birdir. … bizi günegün felaketlere uğratanların aksine muhaliflerin görüşü bu amacı barış ve siyaset yoluyla elde ederek ülkeyi savaşlarla yeniden maceralara sürüklememekti. Çünkü defalarca gördüğümüz gibi bu maceraların sonucu zarar, gene zarar, daima zarar olmuştu. İtiraf etmeliyiz ki Anadolu’nun son zaferleri, kuvvetimize kılıcımıza dayanarak ulusal davayı, hayat hakkımızı ve bağımsızlığımızı kazanmak görüşünün doğruluğu, büyük özverilere mal olsa da gerçekleşmiş gibidir. … Yurdunu ve ulusunu seven muhaliflere düşen -başka konularda görüşlerini korusalar bile- bu konuda yanıldıklarını itiraf etmektir.”

Sonsöz
Ali Kemal Bey (elbette) bir hain değildi. O dönemde onun gibi düşünen diğer yazarlar da, kuva-yı milliye çetelerinden yaka silken Anadolu halkı da, İstiklal Mahkemelerinin idam ettiği sözde asker kaçakları da hain değildi. Bu insanlar kabahatli dahi değildiler. Aksine, haklıydılar ve mağdur edildiler.

Sorun, bu insanlarda değil; onlar hakkında onyıllardır söylenegelenleri hiçbir zaman hakkıyla sorgula(ya)mamış olanların algılarında.

« Önceki Yazı: Ali Kemal Bey’in Sonu
1

Okuyucu Yorumları

 

efe says:

November 14, 2012 at 9:46 am

Bugün hain olarak bildiğimiz birçok insan gibi Ali Kemal Bey de aslında hain değildi ve alçakça öldürüldü. Kendisine ‘Artin Kemal’ adının yapıştırılması da onu katledenlerin Ermeni’lerin yaşadıkları karşısında hala ne kadar duyarsız kaldıklarının göstergesi.

‘Haklıydı’ derken, salt Milli Mücadele liderlerinin Anadolu’da uyguladıkları kanunsuzlukları eleştirmesinden bahsediyorsanız, elbette haklıydı. Ama siyasi yaklaşımlarını da, İngilizlerle diplomasi gibi, dahil ediyorsanız, bu konuda da haklıydı diyemeyeceğim. İttihatçıların neden oldukları sorunlar ve maceraları nedeniyle endişelerini anlıyorum ama bence kendisi de berbat bir politika öneriyordu. Örneğin, Yunanların, İngilizlerin her dediğine ‘evet’ diyeceğinden ve onların izlediği politikaların asla dışına çıkmayacağından kimse emin olamazdı. Yunanlar hırslıydı ve hevesleri vardı ve İngilizlerin de onları durdurmak için çok istekli davranacağını düşünmüyorum. Ürkek bir politikaydı ve buna karşın bildiğim kadarıyla Balkan savaşını da desteklemişti; ömürlerinde bir kereliğine de olsa, ortak bir amaç için Osmanlı İmparatorluğuna karşı biraraya gelebilmiş Balkan devletleriyle savaşı desteklemek çok da ileri görüşlülük olmasa gerek. Her ne kadar bu ülke 90 yıl boyunca Kemalist ideoloji yüzünden acı çektiyse de, Ali Kemal Bey gibi düşünenlerin temelinde kurulan ya da devam eden bir yönetim altında da pek parlak bir geleceğe sahip olmazdı diye düşünüyorum.

Yakın tarih ve Milli Mücadele yazılarınızı takip ettim, ediyorum. Keşke daha çok yazar köşelerinde bu konulara cesurca yer verebilse. Sadece insanların o dönemde yazdıkları yazıları, notları, düşünceleri, anılarını bile okumak onlar hakkında sağlıklı bilgilere sahip olmamızı sağlıyor.

 
 

Yorum Ekle:

Wordpress hesabınız var mı? Yorum yapmak için Log in yapın.

 
 
 

 

Yorumunuzu göndermeden önce lütfen yorum kurallarını hatırlayın.