• Ana Sayfa
  • .pdf
  • Linkler
  • İletişim
  • RSS
  •                      

Derin Sular

Fotoğraf Detayları
banner
 
 

Mübarek İlke ve İnkılapları

27 Feb2011
 

[27 Şubat 2011 tarihinde Taraf gazetesinde yayınlandı.]

“Mısır’da bir firavun devrildi” diyorlar. Adı Hüsnü’ymüş… Arapça bir isim olsa gerek. Kendisi bir general eskisiymiş. En azından ben öyle duydum… Yıllar evvel bir Ekim ayında Cumhurbaşkanı olmuş. Ama öyle bildiğimiz Cumhurbaşkanlarından değil… Cumhurbaşkanının, Başbakanı dahi bizzat atayan cinsinden! Yani kral gibi, padişah gibi bir şey…

Hüsnü, diktatörlüğü döneminde boş durmamış; çok çalışmış, hatırı sayılır bir servet biriktirmiş. Kendisine muhalefet edenler de olmuş tabii… Ama o muhalefetten pek hazzetmediği için, bir şekilde hepsinin icabına bakmanın bir yolunu bulmuş. Basını susturmuş; sıkıyönetim ilan etmiş; kendi istediği kararların çıkması için yargıyı kontrol altına almış. Bunca işi gerekçelendirecek bahanesi de hazırmış: Eğer kendisi gidecek olursa, yerine (Allah korusun!) “dinciler” gelirmiş.

Hüsnü muhaliflerinin hakkından geldikten sonra, herşey güllük gülistanlık olmuş ve uzun bir saadet devri yaşanmış. Bu saadet yılları boyunca, Hüsnü, dünyanın en muteber liderlerince muhatap alınmış, iltifat görmüş. Hüsnü’nün etrafındaki yağdanlıklar, bu ilgi karşısında gururlanmışlar. Hüsnü’nün artık son derece mühim bir dünya lideri olduğuna kanaat getirmişler. Bu kanaatlerini başkalarına da kabul ettirme kaygısıyla, “İnanmayan, Hüsnü’nün Azerbaycan’da dikilen heykeline baksın!” demişler. Zira özgün bir ideolojisi olmayan lokal bir liderin başka bir memlekette heykelinin dikilmesinin imkansız olduğunu düşünüyorlarmış.

Bunca gurur verici gelişmeye rağmen, aradan yıllar geçtikten sonra, demokrasi yanlısı olduğunu söyleyen genişçe bir kitle, bütün bu olan biteni eleştirmeye başlamış. Onlara göre, Hüsnü’nün kurduğu rejim, eşitlikle, insan haklarıyla ve hele hele demokrasi ile hiçbir ilgisi olmayan acımasız bir istibdat müessesesiymiş. Memleketin yönetim biçimi ismen cumhuriyet olsa da, manzara aşağı yukarı bir diktatörya manzarasıymış. Zira böylesine keyfi ve zorba bir Tek Adam idaresine cumhuriyet denemezmiş.Bir siyasi liderin, başka bir yerde değil de, diktatörlükle yönetilen bir ülkede heykelinin dikilmesi ise, iftihar değil, olsa olsa utanç vesilesi olabilirmiş.

Gün gelmiş, Hüsnü’nün emriyle hile karıştırılan seçimlere, onun iki dudağının arasından çıkan ve (uyduruktan da olsa) bir mahkeme kararına bile dayanmayan keyfi hapis cezalarına daha fazla tahammül edemeyen insanlar, “Artık canımıza yetti” demişler ve yollara dökülüp Hüsnü’yü protesto etmeye başlamışlar. Gerçi, özellikle diktatörlük tecrübesi sonrasında sıklıkla görüldüğü üzere, kafaları bir parça karışıkmış. Mesela Hüsnü’yü protesto etmek için canını tehlikeye atarak Tahrir Meydanı’na çıkan bir eylemci, kameraya baka baka, Hüsnü’nün askeri ve siyasi kimliğini ayırt ettiğini ve siyasi kimliğine mesafeli olsa da askeri başarılarından gurur duyduğunu söyleyebilmiş. Dünyanın farklı yerlerinde ekran başından Mısır’daki gelişmeleri izleyen kimi insanlar, bu meslek bazlı gurur duyma işini anlamakta zorlanmışlar. Mesela Taraf gazetesinin yeni yazarlarından biri, “Bizim doktor komşumuz çok iyi bir cerrah. Onun da üniforması var. O da insan kasabı. O da işini çok iyi yapıyor. Ama hiç kimse onunla bu kadar gaza gele gele gurur duymuyor” diye düşünmüş.

Yine de böyle şeylere çok fazla şaşırmamak lazım. Neticede ordu bu… Kimilerine güven, kimilerine de korku verir. Kimi diğerlerine de, her iki duyguyu birden yaşatır. Doğal şeyler bunlar… Mesela Tahrir Meydanı’nda toplanan ve kahraman Mısır ordusunun uçaklarının, üzerlerinden alçak uçuş yapmaya başladığını gören Mısır halkı, son derece karışık duygular yaşamış. Manzarayı Türkiye’nin güneydoğusundan izleyenler ise, “Acaba birileri yanlış bir dilde mi konuştu? Yoksa yanlış birinin cenaze namazına mı iştirak ettiler?” diye düşünerek Mısırlı kardeşleri adına endişeye kapılmışlar.

* * *

Aslına bakarsanız bu Hüsnü yine iyi… Zira tarihte ve günümüzde ondan çok daha beterleri de var. Mesela Libya hava kuvvetleri, geçen hafta meydanlarda rejimi protesto etmekte olan halkı bombaladı! Uçaklar ve helikopterler, protestocuların üzerine rastgele ateş açtılar. Emri veren, bir başka asker-diktatördü: Albay Muammer Kaddafi. 40 yıldır ülkesini tek başına yöneten bir başka Tek Adam.

Bu işin şakası yok… Bu dünya, kadın çoluk çocuk demeden insanları bombalama emri verecek kadar gözü dönmüş siyasi liderlerin ve bu emirleri yerine getirmekte bir sorun görmeyen kadın-erkek savaş pilotlarının yaşadığı bir yer. Dikkat ederseniz, “insanları” dedim, “kendi halkını” demedim. Zira aslında hiç kimse bir başkasının halkı değildir. Ama insanlar bunu çoğu zaman fark etmezler. Fark edemedikleri için de, bu gibi eli kanlı katillere sevgi ve hayranlık duyarlar.

Bu katillerden biri geçtiğimiz günlerde devrildi. En azından ben öyle duydum. “Mısır’da bir firavun devrildi” dediler. Adı Hüsnü’ymüş.

Ölmemiş, ölemezmiş.

Paylaş:
2

Okuyucu Yorumları

 

gökmen dülgeroğlu says:

28 February 2011 at 8:02 PM

Neden bilmiyorum ama birden aklıma Dersim olayları geldi.

 
 

orhan TEKİNER says:

1 March 2011 at 8:29 PM

Endoktrinasyon ve Toplum Mühendisliği kitabında da bahsi geçtiği gibi, Charles Sweeney, aldığı emirle vicdanı sızlamadan, 2. Dünya Savaşı’nda Japonya’da atom bombasını atan uçağı kullanan pilottu.

Farklı bir olayda, atom bombası olmasa da, Libya da kalabalığın bulunduğu ortamı bombalayan da bir pilottu.

Merak ediyorum, bu pilot devrim olursa ne yapacak halkın içerisinde…

Bizimkilerin durumu daha iyi. Devlet madalyasıyla “şeref”lendirildiler!

 
 

Yorum Ekle:

Wordpress hesabınız var mı? Yorum yapmak için Log in yapın.

 
 
 

 

Yorumunuzu göndermeden önce lütfen yorum kurallarını hatırlayın.