• Ana Sayfa
  • RSS
  •                      

Derin Sular

Fotoğraf Detayları
 
 

Muhafazakarlığa Giriş

17 Apr2011
 

[17 Nisan 2011 tarihinde Taraf gazetesinde yayınlandı.]

İnsan gözü, kızıl ve mor ötesi ışınları algılayamıyor. Bu, gözümüz adına bir yetersizlik. Ancak bu yetersizlik, ilginç bir şekilde hayatımızı pratik kılan bir işleve de sahip. Zira bu sayede çok sayıda rengin bombardımanına uğramıyor, algılanması çok daha kolay olan bir ortamda hayatımızı sürdürebiliyoruz. Bir başka deyişle, algılarımızın sınırlı olması, hayatımızı kolaylaştırıyor.

Bu sınırlılık, diğer duyu organlarımız için de geçerli. Ancak bunun ötesi de var: Duyu organlarımızla algıladıklarımızı yorumlayan ve anlamlandıran beynimiz de ciddi yetersizliklere sahip. Zira dışımızdaki dünya, ne yazık ki sadece duyularımız değil, bu duyularımızla algılayabildiklerimizi anlamlandıran beynimiz için de fazlasıyla karmaşık bir yer. Dolayısıyla, karmaşıklığın bu kadarı ile dahi başa çıkamayan insan beyni, algıladığı nesnelerin neredeyse bütün detaylarını gözardı ederek sadece en belirgin özelliklerini dikkate alma yoluna gidiyor. Mesela, bir zürafayı herşeyden önce uzun boynu, bir zebrayı ise siyah-beyaz çizgileri ile ayırt ediyor olmamız, beynimizde gerçekleşen bu filtrelemenin bir sonucu.

Karikatürlerden İmgelere
İnsan beyninin etrafımızdaki nesneleri basitleştirmesi, daha az sayıda öğe ile düşünmeyi mümkün kılarak hayatımızı önemli ölçüde pratikleştiriyor. Ancak bu basitleştirmenin neden olduğu kimi ciddi sorunlar da yok değil. Rozet, sakal, başörtüsü gibi küçük ama belirgin öğelere odaklanmak suretiyle tıpkı diğer nesneler gibi insanları da karikatürize etmek, bu noktada ilk akla gelen örnekler arasında.

Ancak ne yazık ki sorun sadece karikatürleştirmeden ibaret değil. Çünkü, bu karikatürler zihnimizde bir kez oluştuktan sonra da aynı süreç devam ediyor. Bir sonraki aşamada, insan beyni, yaptığı gözlemlerden hareketle, bu karikatürlere çeşitli anlamlar atfetmeye başlıyor (cognitive structuring). Zihindeki karikatüre bir imaj giydirmeye karşılık gelen bu aşama sonrasında zihindeki karikatür, bir imgeye dönüşüyor.

Bir Örnek: “Sakallı Müslüman” İmgesi
Mesela sakallı müslüman imgesini düşünelim. Bu imge, dünyadaki pek çok insan için Üsame bin Ladin ayarında bir tipolojiye karşılık gelir ve güçlü bir terörizm anlamı içerir. Aynı imge, Türkiye’de (özellikle belli bir yaşın üzerinde olan) pek çok insan için ise, Yeşilçam filmlerindeki üçkağıtçı “hacı hoca” takımını akla getirir. Yine Türkiye’deki kimi başka insanlara göre ise, sakallı müslüman, namazında niyazında, efendi, güvenilir bir kimsedir. Yani aynı imge üç farklı kişinin zihninde pekala üç farklı anlam ifade edebilir. Bu nedenle de, bu üç kişi (sözgelimi) yanyana bir bankta otururken yanlarından sakallı bir müslüman geçecek olsa, herbiri yoldan geçen o kişiyi farklı bir şekilde algılayacaktır.

Burada önemli olan, bu imgelerin hiçbirinin gerçeklikle birebir örtüşmesinin mümkün olmamasıdır. Zira herbiri gerçekliğe farklı uzaklıkta olan imgeler, temsil ettikleri gerçekliğin ileri derecede indirgenmiş bir şeklini yansıtırlar. Dahası, insanların hayatları boyunca duydukları her kavram, her şehir, her düşünce, her millet ve kısacası her gerçeklik hakkında zihinlerinde (en az) bir imge bulunur. Düşünce dediğimiz sürecin bu imgeler üzerinden gerçekleştiği düşünülürse, buradan hareketle insanların aslında kendi kurguladıkları bir dünyada yaşamakta oldukları sonucuna varmak zor olmaz.

Yapay Dünyalar
Bütün bunlar, insanın yapısı gereği yanılmaya mahkum olduğu ve dolayısıyla da düşünce ve yaklaşımlarının doğruluğu konusunda mütevazi bir tavır geliştirmesi gerektiği anlamına geliyor. Ancak insanlara baktığımızda, bunun tam tersinin geçerli olduğunu görüyoruz.

Bunun nedeni, bir kez kendi yapay dünyasında yaşamaya alışmış bulunan bir insanın, kabuğunu kırmasının çok zor olması. Çünkü, yapay dünyalar, bütün varlığı kuşatan bir çerçeve çizdiklerinden, içlerinde yaşayanlar herşeyi o çerçeve dahilinde anlamlandırırlar.

İnsanların kendileri gibi düşünenlerin arasında iken kafa konforlarının bozulmuyor olmasının nedeni de yine budur. Çünkü kendi inşa ettikleri bir yapay dünya içerisinde yaşayan insanların, “Pekala anlıyoruz işte dünyayı” diyebilmeleri ve bu sözleri üzerine çevrelerinden teyit almaları çok kolaydır. Ama keşke gerçekten öyle olsa…

Muhafazakarlığa Giriş

Sonsöz
Türkiye Türklerindir gazetesinin eski(miş) yayın yönetmeni arada bir kendisinin eleştiri, muhaliflerinin ise biat kültürü ile yetiştiğini belirtme ihtiyacı hissediyor. Bunlar onun imgeleri. Gerçi bu ve benzeri imgeler, kendisinin özellikle son 10 yıldır Türkiye siyaseti hakkında hep hatalı öngörülerde bulunmasına neden oldu. Ama buna rağmen, eski yönetmen kadim algılarını sorgulayamıyor – ve dolayısıyla da aslında düşünemiyor. Ancak bu hiç de şaşırtıcı değil. Çünkü muhafazakarlık zaten tam da böyle bir şey.

36

Okuyucu Yorumları

 

Ekrem says:

April 17, 2011 at 1:10 pm

Noktayı koymuşunuz, başka ne denebilir ki?

 
 

fc says:

April 18, 2011 at 3:20 pm

Eğer doğru anladıysam, solcuyum veya sosyalistim diyen bir kişi muhafazakarlık sıfatından tamamen kurtulmuş olmuyor.

 
 

mevlüde güneş says:

April 18, 2011 at 10:26 pm

Ben de hep düşünürdüm, babam 5 vakit namaz kılmasına rağmen, sakallı ve dindar insan profili üzerinde konuşulunca neden hep veryansın eder?

Acaba çok Türk sineması seyretmiş olabilir mi? 🙂

 
 

mevlüde güneş says:

April 18, 2011 at 11:11 pm

Gerçi babam Türk filimi de seyretmez, bol bol haber seyreder, endoktrine olmuştur sevgili babacığım 🙂

 
 

fc says:

April 19, 2011 at 12:00 pm

Sn. Rektörüm,

Demişsiniz ki:

“Ama buna rağmen, eski yönetmen kadim algılarını sorgulayamıyor – ve dolayısıyla da aslında düşünemiyor. Ancak bu hiç de şaşırtıcı değil. Çünkü muhafazakarlık zaten tam da böyle bir şey.”

Muhafazakar (kadim algılarını sorgulayamadığı içın) düşünemez mi? Veya doğru düşünmeyi beceremeyen kişi midir?

Ben muhafazakarlığa yapılan böyle bir yakıştırma ile ilk kez karşılaşıyorum.

Acaba bir ideolojiye sıkı sıkıya bağlılıkla muhafazakarlığı birbirine mi karıştırıyoruz? Acaba verdiğiniz örnekteki düşünememenin nedeni muhafazakarlık değil de ideolojik saplantı olabilir mi?

 
 

Serdar Kaya says:

April 20, 2011 at 2:35 am

Muhafazakarlık serisinin sonraki yazılarında bunun nedeni sanırım daha detayli bir şekilde sunulacak.

 
 

Mustafa Aydemir says:

April 23, 2011 at 8:02 pm

” … buradan hareketle insanların aslında kendi kurguladıkları bir dünyada yaşamakta oldukları sonucuna varmak zor olmaz.” , demişsiniz.

Çok yanılıyorsunuz beyefendi.

Biz kainata, Kur’an-ı Kerimin ve Hadisi Şeriflerin beyan ettikleri zaviyeden bakıyoruz.

Kendi zavallı yetersizliklerimizle kurguladığımız bir dünyaya mahkum değiliz. Onun içindir ki biz müslümanlar, gözlerimiz aksini de görse, kulaklarımız aksini de işitse kendi gördüklerimize ve işittiklerimize değil Allah ve Rasulüne inanırız.

Alıntıdaki durumu tüm insanlığa teşmil etmekle hata etmektesiniz. Müslümanlar, Allah’ın sonsuz merhametiyle Kur’an ve Peygamber vasıtası ile kendi başlarına algılayamayacakları hakikatlere de kavuşturulmuşlardır. (Liyakat kesbettikleri ölçüde)

Tabii bir de algılamayı beş duyunun tekeline vermek gibi bir durum daha var ki ona hiç girmeyelim.

 
 

fc says:

April 24, 2011 at 1:59 am

sn mustafa bey

son zamanlarda islamın insan mantığına tamamen uyan, mantıksal ve bilimsel bir din olduğunu iddia eden bir sürü ilahiyat(islam) profesörlerini tv kanallarında görmekteyiz.

siz bunlara katılıyormusunuz?

 
 

Mustafa AYDEMİR says:

April 24, 2011 at 1:03 pm

sayın fc

Mantık bir disiplindir, bir çok farklı ekolleri mevcuttur. Mutlak ve herkes için aynı olan bir evrensel mantıktan söz edemeyiz. Nitekim Aristoteles’ten günümüze mantıkçıların ayrı tellerden çaldıklarını söylesek hata etmiş olmayız. Bunun sebebi kısmen makalede mevcut.

Zaten insanlar da söze başlarken genelde, “benim mantığıma göre”, diyerek başlarlar. Bu kişilere; “iyi de sen aklının ve yürüttüğün mantığın seni yanıltmadığından nasıl emin olacaksın?”, diye sormak lazım.

İslam akla uygundur, ama akl-ı selime uygundur. Günümüz insanlarının beynine, düşüncelerini sese çeviren bir cihaz takılsa acaba kaç kişi utanmadan bir daha insan içine çıkabilir ki?

O halde kendi aklımızı beğenmeyelim, peygamberimizin aklını beğenip ona uyalım. Çünkü onun aklı tam akl-ı selimdir. Bu sebeple eşyanın hakikatini, vahyin yardımıyla en iyi kavrayan akıl ona aittir.

 
 

fc says:

April 24, 2011 at 7:18 pm

sn mustafa bey

fakat kesin olarak mantıklı veya mantıksız olarak niteleyebileceğimiz şeylerde mevcut. manıkla doğru terimlerini karıştırıyormuyuz acaba. doğru verileri kullandğımız takdirde her mantık aynı sonuca ulaşmazmı
acaba ? doğru verileri tespit etme konusunda kaabiliyetimizi geliştirsek doğru mantık yürütme becerisini kazanamazmıyız acaba, belkide yazarımızın sorgulamaya çalıştığıda budur. aklı selim i doğru mantık yürütülmesi sonucunda ulaşılan sonuç olarak niteleyemezmiyiz.

fakat soruma tam cevap alamadım. y.nuri öztürk gibi ilahiyatçıların başlattığı islam mantıksal ve bilimseldir iddiasına katılıyormusunuz. mesela kuranda şarap haramdır denmiş fakat islam alemi bunu tüm alkollü içkiler ve uyuşturucu yasaktır şeklinde yorumlamış(yani kuranın bir ayetini insan mantığı ile yorumlayıp kapsamını genişletmiş). y.nuri son kuran tercümesinde size itaat etmeyen karılarınızı dövün ayetindeki ‘ dövün ‘ sözcüğünü uzaklaştırın olarak yorumlamış(çünkü kadın dövmek y.nuri nın mantığına uymamış)

ben inançlı bir kişi değilim fakat neden tanrının ayetleri yerine peygamberin aklı selimine uyalım ? bunu anlayamadım. tanrı bize bir kılavuz kitap gönderdi ise , o kitabı yarattığı insanın mantığının anlayabileceği bir şekilde yazmayı beceremedimide kutsal kitaba rağmen peygamberin aklını doğru olarak kabul edeceğiz.

aklı selimi kutsal kitapta arayacaksak acaba aklı selim 500 civarı sayfaya sığacak kadar basit birşeymidir. kısaca söylemek gerekirse kutsal kitapların ahlak öğretici olarak algılanması ve bilim ve mantığın dışında bırakılması gerektiği görüşündeyim.

konu ve kavramlar karışık ve yanlış anlaşılmaya müsait. böyle bir konuyu kesin ve net anlatabilmek sn rektörümüz içinde biraz zor olacak galiba. zira muhafazakarlık modern batıdada 20 yy a damgasını vurmuş kavramlardan ve akımlardan birtanesi.

 
 

Mustafa AYDEMİR says:

April 24, 2011 at 11:00 pm

sayın fc

Sorularınızın çoğuna kendiniz cevap vermişsiniz aslında, hem de çok güzel cevaplar vermişsiniz. Ama yine de hepsine tek tek birlikte bakabiliriz.

İlk paragrafınıza bakacak olursak, elinizdeki verilerin doğru olduğuna nasıl karar veriyorsunuz mesela, onu anlayamadım. Somut bir örnek verir misiniz?
“doğru verileri kullandğımız takdirde her mantık aynı sonuca ulaşmazmı acaba ?”, demişsiniz. Her mantığa doğru gelecek bir doğru söyleyin bana. Ayrıca mantık verileri nasıl yorumlayacağımızla alakalı bir disiplindir. Bir veriden herkes aynı sonuca varıyorsa ortada sadece bir tane mantık disiplini var demektir.

Her fert öncelikli olarak kendi içinde bir düşünsel ve duygusal bütünlüğe ihtiyaç duyar. Ama zannedilmesin ki kişi daha çok düşündükçe, daha çok şey bildikçe, daha çok çaba gösterdikçe bu bütünlüğe kavuşacak ve bir şeyler yerli yerine oturacak. Tam aksine kişi ne kadar cins kafaya sahipse o nispette büyük bir kara deliğin içene düşmüş demektir. Çünkü çoğu insanın farkında olmadığı konularda bile çok miktarda soru biriktirmiştir kafasında.

Birçok büyük mütefekkirin intihar etmesi, birçoğunun bunalıma girmesi, birçoğunun alkole ve uyuşturucuya sığınması kesinlikle entelektüel bir züppelik değildir. Kafaların büyüklüğü nispetinde büyük olan, kendi kara deliklerinde boğulmaları sebebiyledir. Nitekim bu mütefekkirlerin bir zamanlar doğru dediklerine daha sonraki yıllarda yanlış dediklerini sonra o fikirden de vazgeçtiklerini siz de okumuşsunuzdur. Dünyanın değişik ülkelerinden ve değişik inançlara sahip ve bir çoğu da ateist olan bu mütefekkirlerin çoğunu okumuş birisi olarak; aklı önce Allah’a teslim edip, sonra da onun tavsiye ettiği şekilde kullanmaktan başka akl-ı selime ulaşmanın bir yolu henüz bulunmuş değildir diyorum.

İkinci paragrafınız için şunu söyleyebilirim: Kur’andaki şarap ayetini tüm alkollü içeceklere ve uyuşturucuya teşmil eden müctehitler bunu Peygamberin selim aklına dayanarak yapmışlardır. (İşin bu kısmı usul-ü fıkıh bahsine girer ki, işin o kısmı uzun bir bahistir.) Ama bahsettiğiniz şahıs, o bahsettiğiniz yorumu (ictihat değil yorum) selim olmayan aklına göre yapmıştır. Çünkü hiçbir metodolojisi yoktur ve vahyin ilk muhatabı olan peygambere dayanmamaktadır.

Üçüncü paragrafınızı önceki yorumumda izah ettim aslında. Ve siz ikinci paragrafınızla, benim önceki yorumumda izah etmeye çalıştığımı çok güzel örneklendirmişsiniz. Ayet aynı ayet ama, onu İmamı-Azam’ın aklı ile bahsettiğiniz şahsın aklı aynı şekilde anlamıyor. Allah, iradesi ile tüm insanların aklına müdahale edip hepsini tektipleseydi ortada hiçbir sorun kalmazdı. Herkes tüm ayetlerden aynı şeyi anlardı. Ama o zaman hayatın ve insanın anlamı kalmazdı. İnsanın anlamı kalmazdı çünkü insan iradesiz bir kukla olurdu. Hayatın anlamı kalmazdı çünkü doğruyu kendi inisiyatifimizle arama ve bulma cehdi ve bunun insana kazandırdığı şeref payesi olmayacaktı. İnsanı günahsız meleklerden çok daha üstün yapan bu durum ortadan kalkmış olacaktı.

Allah bizi kukla yapmamış ama merhametinden dolayı da bizi tamamen bir sıfır noktasına bırakmamış. Kitap ve peygamber ile bize pusula ve fener vermiş. Ama ne yazık ki yukarıda anlattığım tipteki insanlar (mütefekkirler) pusulayı kırmış, feneri söndürmüş ve uçsuz bucaksız bir karanlıkta debelenip durmuşlar. Sonları ise yukarıda anlattığım gibi olmuş.

Dördüncü paragrafınızdaki yaklaşım ise Kur’an-ı Kerimi ciddi olarak incelememekten kaynaklanıyor. Kur’an-ı Kerim’in 30 cildi aşan tefsirleri vardır ve bu tefsirleri yazan müfessirler koca bir denizden ancak bir damla sunabildiklerini samimiyetle itiraf etmişlerdir. (Bu da uzun bir bahis buraya sığmaz.)

Bu noktada asıl söylemek istediğim Müslüman olmanın ne kadar büyük bir nimet olduğudur. Biz düşünmüşüz ve anlamışız ki Allahımız çok yüce, bizi kandırmaktan, haşa bize kazık atmaktan münezzehtir. Hiçbir ayetinde, hiçbir çelişki ve zayıflık bulamamışız. (Bulabilen varsa buyursun söylesin, ama somut olarak, ayet numarası ile) Ve anladık ki o bizim iyiliğimiz istiyor. Tüm bunlardan sonra Allah’ın güvenilmeye en layık varlık olduğuna kesin inanmışız. Bu sebeple biz ayetleri önce peşinen doğru kabul ediyoruz, sonra gücümüz yettiğince anlamaya çalışıyoruz.

“Ben hiçbir mutlak doğru (moda tabiriyle dogma) tanımam”, diyenler ise ya sizin bu paragrafınızdakine benzer çıkarımlarda bulunup meseleyi kavradıkları zehabına kapılıyorlar, ya da bu kadarlık bir çıkarımla tatmin olmayacak cins bir kafaya sahipseler üstüne binlerce çıkarım ve soru daha ekliyorlar. Sonuçta başladıkları noktaya geri dönüyorlar. Büyük bir kafa karışıklığı içinde, ürkütücü bir mechulün kıyısında son nefeslerini veriyorlar.

 
 

fc says:

April 25, 2011 at 1:27 am

sn mustafa bey

uzun yorumunuz için teşekkürler ve saygılar. şu an cevap verecek vaktim yok. zamanım olunca size cevap vermeye çalışacağım.

fıkirlerımiz buluşmayacak bence ama sizin iyi kalpli bir kişiliğiniz olduğuna beni ikna ettiniz

saygılar

 
 

fc says:

April 25, 2011 at 4:34 pm

sn mustafa bey

pozitif bilimde doğru mantık hep aynı sonucu doğurur. örnek ösym de 40 matematik sorusuna 40 doğru cevap veren binlerce öğrenci var. 1.7 milyon öğrenciden doğru mantık ve doğru förmül uygulayan ancak bir kaç bin öğrenci çıkıyor. doğru sonuca binlerce kişi ulaşabildiğine göre doğru veri lere de ulaşabiliyoruz demektir.
başka bir örnek: ermeni olaylarını sadece bize öğretilen resmi tarih e göre değerlendirirseniz yanlış sonuca , arşivlerdeki gerçek tarihi öğrenebilirseniz doğru sonuca ulaşırsınız. eğer 1 milyon ermeninin öldüğünü öğrenirseniz hemen hemen tarafsız düşünen her mantık burada bir zulüm var sonucuna varır. bu işin mantıksal tarafı. düşünsel tarafında yorum değişikliği olabilir . bir zulüm olduğunu apaçık gören lerin bir kısmı bunu soykırım olarak algılar bir kısmı da sadece zulüm olarak algılar(bu algılama farkı da tarih bilgisi ve soykırım yasası nı incelemek derecesine göre değişir)
söylediğim gibi doğru akıl ile mantığı karıştırıyoruz galiba.

intihar eden enteller konusuna gelince benide o karanlık içindeki bir kişi olarak görebilirsiniz fakat burada kuran dışında şeyler düşünmenin yanlış olduğunu öngörüp bilimsellikten tamamen kopmuşsunuz gibi geldi bana.
ayrıca inançlılarda intihar ediyor ve dinen intihar yasak olmasa belki inançlılar daha fazla intihar edeceklerdi.

sizce şarap içmek haramdır cümlesi yoruma açık bir cümlemidir. allah bizden peygamber gibi yaşamamızı isteseydi alkol yasaktır diyemezmiydi?

3cü paragrafıma cevabınızla ilgili: tanrı müslümanlara degişik akıllarca değişik yorumlanabilecek ayetlermi gönderdi? ve aklımızı sadece bu ayetler sınırında kullanıp onun dışına çıkmayalımmı. yani tam net değilsiniz. ayetler dışında da konulardada düşünebilecek bir aklımız varmı sizce yoksa insan aklı sadece ayetler le sınırlımı. sınırlı değilse intihar eden entellere saygı duymanız gerekirdi.
aslında bu bölümde yazdıklarınız daki mentalite sosyolojide tanımlanan muhafazakarlığa da çok uyuyor. si

kuranın 30 cildi aşan tevsiri olduğunu bunun da denizde bir damla olduğunu yazmışşınız. ozaman bir müslümanın dinini anlayabilmek için ömür boyu okuyup inceleme yapması gerekiyor veya kendine bir bilen(tarikat) seçmesi gerekiyor. halbuki kuran kendisi söylemiyormu: herkesin anlayabilmesi için bu kitabı çok açık yazdık veya herkesin çok kolay anlayabileceği bir dille yazdık vs vs. 30 cilt yorum ve halen denizde bir damla. böyle bir dini bir insan ancak 50 li yaşlarında çözer(en az bir 20 yıl devamlı okuması gerek) ee ozaman nasıl bu kitaba kılavuz ve fener yorumu yapabileceğiz eğer 50 li yaşlarımıza kadar tam öğrenemeyeceksek o yaşımıza kadar bize kılavuzluk ta yapamayacaktır demektir. tanrı bize kılavuz yerine çok karışık ve zor bir bulmacamı göndermiş ?

 
 

Mustafa AYDEMİR says:

April 26, 2011 at 3:43 pm

Sayın fc

Anlattıklarımı anlamadığınızı görüyorum. Burada eksikliği de kendimde buluyorum. Ama yorum alanında ancak bu kadar oluyor. Yine de cevaplamaya çalışayım.

Siz matematikten örnek vermişsiniz. Bizim konumuz o değil ki. 2+2 kaç eder derseniz, herkes 4 der. Ama hayatta karşılaştığımız 4’lerin hepsine insanlar farklı bakar. (örn: 4 sene, 4 kilo, 4 insan..vb.) Mesela 4 gün ömür az mı çok mu, iyi mi kötü mü, mutluluk sebebi mi üzüntü sebebi mi, ..vb 4 gün ömrü kalan çalışmalı mı çalışmamalı mı, dua ederek mi geçirmeli en zevk aldığı işi yaparak mı, ya da ağlayarak mı, ya da dakikaları saymamak için intihar mı etmeli?

Katliamlara herkes zulüm mü der gerçekten? Bilindik inançlardan birinin muharref kitabında başka inançtan olanları öldürmeleri gerektiğine dair ayet var. Onlar katliam yaparken ibadet diye yapıyor.

“hemen hemen tarafsız düşünen her mantık burada bir zulüm var sonucuna varır.”, demişsiniz. Mesele burada zaten, buna kim karar verecek? Size göre onların mantığı mantık değil, ibadet diye katliam yapana göre onun yaptığına katliam demek mantık değil. Siz burada farkında olmadan kendiniz (Tarafsız ve doğru mantık hangisidir buna karar vererek) dogma koymuyor musunuz?

Genel olarak söylüyorum, insanlar biz dogmalara karşıyız derler, dini arkaya atarlar ama kendileri bir çok değiştirilmesi dahi teklif edilemeyecek dogmalar koyarlar.

İkinci paragrafa gelince; Kur’an kainatı yaratanın kitabıdır. Bilimin bulguları eğer doğruysa Kur’anla çelişmez. Nitekim kaptan Kusto gibi bir çok insan Kur’an ayetlerinin bilimin verileri ile uyuştuğunu gördükleri için Müslüman oldular. Ama bilim her zaman doğruyu bulmaz. Nitekim bazı bilimsel verilerin yanlış olduğu aradan yıllar geçtikten sonra yapılan yeni buluşlarla anlaşılmıştır. Bir verini bilindik bilimsel yöntemlerle üretilmiş olmasına bakarak onu mutlak doğru gibi görmek de bir dogma oluşturmaktır.

Keşke uygun bir ortam olsa da biz asıl sizinle, bir insanın bazı mutlak doğruları olmadan yaşayıp yaşayamayacağını, dünyada hiç dogması olmayan bir insanın olup olmadığını tartışabilsek. O zaman görülecektir ki dogmalara en çok karşı çıktığını söyleyenlerin de bir sürü dogmaları var. Kendi dogmalarını oluşturan insanoğlunun, Allah’a kural koyma hakkını reva görmemesi üzerinde de düşünülmeli.

Üçüncü paragrafınızın cevabı da aslında önceki yorumlarda var. Biz Allahın ayetlerini bizim o anki mantığımıza göre kritiğe tabi tutuyoruz. Niye öyle dememiş de böyle demiş diyoruz. Bunu yaparken farkında olmadan doğru olanın bizim o anki mantığımız olduğunu söylemiş oluyoruz. Allah’ın bizim o anki mantığımızdan geçer not alacak şekilde ayet indirmesini istemiş oluyoruz. Ve ne acıdır ki Allah’a, Allah’ın bize tanıdığının yarısı kadar bile bir inisiyatif alanı bırakmıyoruz. Böyle yapmak yerine Allah’ımıza güvensek ve onu anlamaya çalışsak her şey çözülecek. Zaten gerçeğe varamayışımızın sebebi de bizi yaratan ve yaşatan Allah’ımıza reva gördüğümüz bu muameledir.

Dördüncü paragrafınız: Orada amacımız, insanların vahyi kendi anlamak istedikleri gibi anlamaları, Allah’ın anlamamızı istediğini anlamaya çalışmamaları kastedildi. Siz o anlamı nasıl çıkarttınız bilemiyorum. Ayrıca pragrafın devamında, “aklımızı sadece bu ayetler sınırında kullanıp onun dışına çıkmayalım mı.”, demişsiniz. Burada kastettiğiniz tam olarak nedir? “Ayetler sınırında” ibaresi ile “ayetlerde geçen konular dışında” mı denmek isteniyor, yoksa “ayetlerin çizdiği prensipler dışında” mı denmek isteniyor. Bunu da netleştirmenizi rica edeceğim.

Son paragrafınıza gelince; Hoşgörünüze sığınarak mesele bahsettiğiniz gibi değil diyeceğim. Tek bir kitapta herkese hitap edebilmek Allah’ın kudretinin tecellisidir. Yani sadece Allah’ın güç yetirebileceği bir iştir. Dünyada başka, “herkese ve her seviyeye” hitap edebilen başka bir kitap yoktur. Kur’anın sadece mealini okuyarak da Allah’ın mesajını anlayabilirsiniz. Bu da en fazla birkaç gününüzü alır. Ama aynı Kur’an, ömür boyu onu elinden düşürmeyecek insanları da doyuracak ilimleri ihtiva eder. Kur’anın bu yapısı bir eksiklik değil sadece Kur’ana mahsus bir üstünlüktür.

 
 

fc says:

April 27, 2011 at 12:35 pm

Sn Mustafa Bey,

Konu burada tartışılamayacak kadar uzun ve bu siteyi fazla da meşgul etmek istemiyorum.

Ben bir tanrıya inanırım fakat o tanrının dünyaya peygamber veya kitap gönderdiğine inanmam. Bu inanç noktasına gelmem için hem kitabı mukaddesi(tevrat ve incil) hem kuran’ı okudum. Bana inandırıcı gelmediler.

Bana göre din bir moral öğretidir. “nsanların birbirlerine ve kendilerine zarar vermeden nasıl yaşayacaklarına dair toplumsal ve ailesel çok genel kanunlar içerir ve bilim ve mantıkla bir ilgisi yoktur. 4 gün ömrü kalan insana kalan 4 gününü nasıl geçireceğine dair dinin yapabileceği hiç bir yardım ve tavsiye yoktur. Bu konu dinin kapsama alanı dışındadır. 400 sayfalık bir kıtaptan bu konuyu da kapsaması beklenemez.

Din kesinlikle bilim ve mantık içermez (dikkat ederseniz çok okumuş entel birtane peygamber bulamazsınız ki islamın peygamberi de okuma yazma dahi bilmiyormuş). İnanmam fakat kayıtsız şartsız inanana da saygım vardır (şu ana kadar kayıtsız şartsız inanan sadece bir kaç kişi tanıdım).

Kutsal kitapta bilim ve mantık aramak bence çok yanlıştır. Zira insanın kendine mantıksız gelen şeyleri de ”insan aklına ve mantığına uymuyor kabul ediyoruz fakat tanrı böyle söylediğine göre kabul etmemiz gerek, tanrının mutlaka bir bildiği ve işlettiği değişik bir mantık vardır” diyerek kabul etmesi gerek. Ben inanmış olsam ve inandığım kitapta “Sana ayak verdim fakat her senenin 3 ayında yürümek yasak bu 3 ay boyunca sadece sürünerek hareket yapabilirsin” demiş olsa idi sorgulamadan aynen uygulardım, (yok efendim bunda mantık yok veya buradaki mantık sürünmenin sağlığa mucizevi katkıları vardır gibi safsatalarla hiç uğraşmazdım). İslamda bana mantıksız gelen birkaç şey yazayım: cihad, insan öldürme yani onların hepsini öldürün diye bir cümlenin kuranda olması, şarabın yasak olması, domuz eti yasağı, kadın dövme, köleliğin yasaklanmayışı, kadının üçüncü sınıf muamele görmesi, bir insanın üvey oğlunun karısı ile evlenebilmesi (boşanırlarsa).

Bir müslüman bunları mantıksız ama ne yapalım deyip ya olduğu gibi kabul eder (olması gereken yol) ya da bunların mantıklı kurallar olduğunu ispat edebilmek için 30 ciltlik yorum yazmak zorunda kalır. 30 ciltte de bir şey ispatlayamadığı (yalan ve yanlış veriyle yola çıkarsan tabiiki sonuç ta yanlış olacak) için halen 30 cildi denizde damla olarak görür. Aslında tüm kitaplar çok basittir ve bir kere okuma ile kavranabilecek kitaplardır. Kuran zaten çok basit bir dille yazıldığını kendi de itiraf eder (sadece kuranı anlayabilmek için kitabı mukaddesi okumak ta şarttır). Fakat kilise ve camiinin bu işine gelmez zira din ne kadar karman çorman yapılırsa kendilerinin gücü de okadar artacaktır.

Skolastik dönemde hiristiyanlık dinin bilim ve mantığa (aristo mantığına) tamamen uyduğunu ve dinlerinin mantıkla catışmadığını iddia etti ve bu mentalite nedeni ile ortaçağ dan rönesansa kadar hırıstiyan dünyası en karanlık dönemini yaşadı. Gerçek inançlı bir insanın tanrının mantığının her zaman kendi mantığına uyması gerektiğini düşünmesi tanrıya bir hakarettir bence .

Kainatı tanrı yaratmış olsada dinde bilim yoktur (islamda mucize de yoktur). Kuranda bilimsel bulgu aramak da yanlıştır. Eğer öyle olmuş olsa idi, Tanrı melekler kanalı ile mesaj göndereceğine bir bigisayar ve bir CD’ye herşeyi çok rahat sığdırabilirdi. Dinde bilim ve mantık aramak insanoğlunu bilim ve mantıktan uzaklaştırıp karanlığa toslatır. Tarih boyunca bu hep böyle olmuştur. Size bilimin dinle çakıştığına dair örnek verirdim fakat tanıdığım mantığınız, ama bilim mutlak değil ki belki bu olgunun ileride yanlış olduğu ortaya çıkacak diyecek.

Katliam konusunda museviliği örnek göstermişsin. Musevilikte bu katliamcı ayetlerin çoğu Musa’ya denk gelir ki Musa bizim de kabul ettiğimiz bir peygamber değil mi? İsa ve Muhammed’in bu ayetlere bir itirazı oldu mu veya Musa aleyhine bir kelime sarfetti mi? Kuran, ”Yahudi ve hiristiyanlarda dinlerini tam uygular ve iyi insan olursa mükafatlandırılacaktır” demedi mi? (Yani o katliamcı din de dahil mükafatlandırıldı). Ve senin Kuran’ın sana saldıranların hepsini teker teker öldür demedi mi (hem de kaç kere) hepsini öldür katliam yap demek değil mi? Şimdi burada hepsini öldürün kelimesinin çoluk çocuk ve kadınlar hariç geri kalanını öldürün anlamı çıkarmak için belki yine bir kaç cilt yorum yazıp, yahu ne derin bir kitapmış şu Kuran da diyebilirsiniz. Anadolu’da katledilen 1 milyon civarı gayrimuslimin en büyük suçlularından biri de belki de bu “Hepsini öldürün” ayetidir.

Benim verdiğim örnekte katliamccı dini olan bir insanın taraflı olacağını ve doğru mantığa uymayacağını söylediniz. Zaten anlatılmaya çalışılan da bu. bağımsız ve önyargısız düşünme becerisine sahip insanlar doğru kararlara varabilir. Dogmalardan kopamadığımız müddetçe doğrulara ulaşamayız. Kısacası dindar insanlar genelde muhafazakar olduğuna göre verdiğim örnekte musevi bir muhafazakar kesin yanlış karar verecek fakat dogmalarla düşünmeyen insanların hemen hemen hepsi zulüm kararında birleşecektir. Dogması olan insan doğru veri kullanmadığından doğru karar verememektedir, aslında buradaki durum ösym matematiğinden pek farklı değildir.

Kısacası din denen dogma insanı gerçekten koparabilmektedir. Zaten anlatılmaya çalışılan da muhafazakarlığın insanı kişi farkında olarak veya olmayarak gerçekten uzaklaştıran birşey olduğu.

Son paragrafa gelince, ben binlerce ciltlik kitaba gerek yok diyorum. Kuran’ın okunması (önce kitabı mukaddesin okunması şartı ile) anlaşılması için kafidir. Hadislere hoca ve ulemalara gerek yoktur kuranı anlamak için. Yapılan bütün yorumlar/uydurulan hadisler Kuran’ın yeterince anlatmadığı veya Kuran’da insan mantığına ters düşen bölümlerin insan mantığına indirgenme çabasıdır.

Dogmasız hayat olmaz demişşiniz onu pek anlayamadım. Hayatı din haricinde dogma ve inançlarla dolu insanlarda var fakat dogmasız olmak ta mümkün. bunun için insan beynine güvenip her zaman değişime hazır olmak yeterlidir. Bilmek için önce bilmemek gerek kuralını işletirsek dogmasız bir hayata kavuşabiliriz.

 
 

Mustafa AYDEMİR says:

April 27, 2011 at 1:45 pm

Yazınız çelişkilerle dolu. Üstelik aksini söylemenize rağmen bir çok dogma var yazınızda. Ve doğrularınızın doğruluğundan çok eminsiniz.

Meselenin temen mantığını önceki yorumlarımda anlattım. Dolayısıyla bu son yorumunuzdaki hususlara tek tek girerek konuyu uzatmayı gereksiz buluyorum.

Selam olsun, hidayete tabi olanlara…

 
 

fc says:

April 28, 2011 at 11:15 am

sn mustafa bey

kusura bakmayın bazı konularda biraz sert ve kesin konusşmuş olabilirim fakat gerçekten bu ciltlerce yorum yapılması gerektiği ve dinin çok karmaşık olduğu iddiaları bana çok saçma geliyor.

fakat bu sadece islama özgü değil.hiristiyanlıkta aynı.(hatta bir söylentiye göre fatih istanbulu fethettiği zaman papazlar meleklerin cinsiyeti olup olmadığını yorumlamaya çalışıyormuş ve bu tartışma onlarca yıl sürmüş)) ermenı olayları hakkında biraz daha bilgi edinmek için son zamanlarda armenian forum isimli bir siteyi takib ettim. bu forumda ortaya atılan bir konu 1000 civarı yorum alırsa orta derece başarılı sayılıyor. bu konulardan ancak %10 civarı 20/30000 cıvarı yorum alabiliyor. dinle ilgili bir forum açmışlar ve bu forum şu ana kadar 259000 yorum almış(konu katolik ve protestanlık arasındaki gerçek farkı yorumlamak). büyük ihtimal bu konu 1 milyon sınırını bile zorlayacak(dakı

259000 yorum15000 sayfa civarı .

bahse konu link:

http://www.topix.com/forum/topstories/TV910R5AL0932P9RK/p12969

son mesajınızdaki selamınız beni de kapsadımı merak ettim

 
 

Mustafa AYDEMİR says:

April 28, 2011 at 1:24 pm

Sn fc

Asla tahkir niyetim yoktur, ama yazdıklarınızdan İslam hakkındaki bilgilerinizin çok sathi olduğu anlaşılıyor, demek durumundayım.

Ayrıca sizde samimi bir şekilde gerçeği arama gayreti görmedim. Açıkladığım konularda aynı argümanları kullanıyorsunuz. Hemen hemen aynı cümlelerle.

Sürekli bilimden bahsediyordunuz. Ama cümleleriniz hep “inanmam”, diye bitiyor. Ayrıca cümlelerinizde sebep sonuç ilişkisi bile yok. Sadece inanmıyorsunuz o kadar. Sonra da doğmasız olmaktan bahsediyorsunuz.

İnanmayışlarınız ya da inanışlarınız sağlam bir zihinsel temele de dayanmıyor. Bilgi eksikliğinin yanında bazı duygusal etkilenmeler de sezinliyorum.

Ayrıca bir sürü çelişki var. Fikirleriniz birbirlerini destekleyen sağlam bir sistematiğe sahip değil. Kısacası kafanız baya karışık.

Yorumlarımı tekrar okumanızı salık vereceğim. Allah’a, “bize bilgileri cd ile yollasın”, deyişinizden; kafanızdaki bu çocuksu Allah tasavvurundan yaşınızın genç olduğu sonucuna vardım.

“son mesajınızdaki selamınız beni de kapsadımı merak ettim”, demişsiniz. Bu, size inandırıcı gelmeyen Kur’anın ayeti. Ama insanın ömrünün sonuna kadar vakti bulunmakta. Daha çok okuyarak ve ön yargısız araştırarak gerçeğe siz de ulaşabilirsiniz.

Her ne kadar sürç-ü lisan ettiysek affola.

 
 

AnonimYorumcu says:

April 28, 2011 at 2:09 pm

Mustafa bey,

Karsinizdakini temelsiz ve hatta duygusal olmakla itham ediyorsunuz. Ama ayni sey sizin icin de sonuna dek gecerli. Bu durumu kabul etseniz, herkesin kendi dunyasinda yasamasi tespitini de dogrulayacaksiniz zaten.

Kolay gelsin.

 
 

fc says:

April 28, 2011 at 2:54 pm

sn mustafa bey

paragraf paragraf vecap vereyim

1-islam için 30 cilt okumam gerekiyorsa haklısınız
2-gerçekten kastınız metafizik ve ilahiyat ise yine haklısınız
3-bilim in en önemli başlangıç noktası inançsızlık ve kuşku dur. kuş ku duyulmayan yerde araştırma ve bilim de olmaz.
4-bu zihinsel temel burada hissedilebilecek kadar basit bir temel olduğunu düşünmüyorum
5-burada düşüncelerimi tam olarak ifade edememiş olabilirim. yazarlık kaabiliyetim zayıf biliyorum. fakat düşünürken değişik sistematikler in uygulanması da normal dir
6-cd örneğini ben sadece dininin aynı zamanda bilimsel olduğunu iddia edenlere karşı öne sürerim.

kısacası benim amacım din tartışmak değildi. herkesin inancına saygı duyarım. sadece karşı olduğum dinde mantık ve bilim aramak. hatırlarsanız dindar kişiliğinizden dolayı size ilk kısa sorum da bu idi. beni 53 yaşında bir cahil olarak görmenizdede bir sakınca yoktur.

saygılar

 
 

Mustafa Aydemir says:

April 28, 2011 at 10:19 pm

Sizi kırdıysam özür dilerim.
Amacım bu değildi. Bu şartlarda duygusallaştınız, kızıp kabalaşmadınız. Nezaketinize teşekkürler.

Tabiki birbirimizin fikirlerini kabul etmek zorunda değiliz. Ama madem birbirimizi muhatap kabul edip yazıyoruz, o halde nezaket icabı birbirimizi anlamak zorundayız. Bu kadar yazıştık ama, “anlatmak istediğinizi anlıyorum, fakat bu fikre katılmıyorum”, noktasına gelemedik. Anlaşılmadığımı düşünüyorum

Benim de sizi anlamadığımı söyleyebilirsiniz. Ama siz bana bu fırsatı vermiyorsunuz. Mesela “bilim in en önemli başlangıç noktası inançsızlık ve kuşku dur. kuş ku duyulmayan yerde araştırma ve bilim de olmaz.”, demişsiniz. Bu yargınızdan da şüphe duyuyor musunuz? Ayrıca bu neden böyle? Alıntıladığım kısmı bana açıklayabilirmisiniz mesela? Bu yargının doğruluğunu gösterin bize.

 
 

fc says:

April 29, 2011 at 2:10 am

sn mustafa bey

aslında ben duygusallaşmadım .
burası bir fikir platformu tabiiki nezaketten uzaklaşmamamız gerek. nezaket gösteremeyeceği biriyle zaten hiçkimse fikir alışverişi girişiminde bulunmaz bulunsada bunda samimi değil demektir. fakat son paragrafı tam anlayamadım söylemek istediğinizi biraz daha açarsanız vereceğim cevapta yanlış anlaşılmaları önlemiş oluruz

saygılar

 
 

Serdar Kaya says:

April 29, 2011 at 2:18 am

Fıkret Bey,

Her ikinize de tamamen katilmiyorum. Ama Mustafa Bey, anlasilmadigini soylerken hakli. Soyledikleriniz onun yazdiklarina bir cevap teskil etmedigi gibi, argumanlarini anlamadiginizi da belli ediyor.

Ek olarak, imla kurallarina biraz olsun dikkat ederseniz cok mutlu olacagim.

 
 

Mustafa AYDEMİR says:

April 29, 2011 at 8:26 am

Sn AnonimYorumcu

Herkes kendi dünyasında yaşasın da, bu ülkenin insanlarının iletişime ve birbirlerini anlamaya ihtiyaçları var. İhtiyaçları var, çünkü dahili ve harici toplum mühendisliği çalışmalarına kurban gitmemeleri için bu şart.

İnsanlar birbirlerini tanıdıkça, aslında birbirleri hakkında toplum mühendislerinin empoze etmeye çalıştıkları tiplemelerin doğru olmadığını görüyorlar. Kurulan iletişimler sık sık, “ben sizi böyle bilmiyordum, benim kafamda çok farklı bir imaj vardı”, gibi ifadeleri duymamıza vesile oluyor.

Ayrıca iletişim tamamen risksiz değildir. Karşımızdaki insandan nezaketsiz tavırlar görebileceğimiz gibi biz de farkında olmadan bazen karşımızdaki insana haksızlık yapaliriz. Ama iyi niyet oldukça bu aşılabilir. İyi niyetimizi ortaya koyarsak ve gerektiğinde özür dilemesini de bilirsek iletişimin riskleri yüzünden birbirimze uzak durmak zorunda kalmayız.

Ben de bir insan olduğuma göre hatalardan ari değilim. Yorumlarımdaki mantık ve bilgi yanlışlarını açıklama lutfunda bulunursanız gerçekten memnun olurum.

 
 

AnonimYorumcu says:

April 29, 2011 at 10:44 am

Mustafa Bey,

fc bey gibi uzun uzun tartismaya mecalim yok. Fakat problemli bir uslubunuz var. Yorumunuzda bahsettiginiz iyi niyet, sizinki gibi bir “emin olma” durumunda pek ortaya cikmiyor. Her iletisime gectiginiz insana, “mutlak dogru” ilan ettiginiz bu laflari ediyorsaniz, bence, insanlar size nezaket olsun diye de kibarlik gosteriyor olabilirler.

Bu tartismaya mudahil olmadim, argumanlari incelemedim. Hizlica gozden gecirirken arada gozume carpanlar benim derdim. Mesela:

“O halde kendi aklımızı beğenmeyelim, peygamberimizin aklını beğenip ona uyalım. Çünkü onun aklı tam akl-ı selimdir. Bu sebeple eşyanın hakikatini, vahyin yardımıyla en iyi kavrayan akıl ona aittir.”

Ben boyle bir seyi kabullenemiyorum. Sizinse supheniz yok gibi. Supheniz olmadan baska fikirlere “acik” oldugunuzu nasil iddia edebilirsiniz? Ya da “peygamberin aklini begenmek cehalettir” gibi kendinden pek emin argumanlarla gelen insanlara gore elinizde ne cesit bir empirik veri var?

Yok iste. Olmayacak da. O halde bu kadar ustten konusmayi birakin. Baska bir derdim yok.

Kolay gelsin.

 
 

Mustafa AYDEMİR says:

April 29, 2011 at 2:06 pm

Sn AnonimYorumcu

Malesef bu eğitim sistemi düşünmeyi de öğretmiyor.

Mantığa bakar mısınız, iyi niyetli olmak için hiç bir şeyden emin olmamam gerekiyormuş.

“Supheniz olmadan baska fikirlere “acik” oldugunuzu nasil iddia edebilirsiniz?”, demişsiniz. Fakat bir insanı anlamak onu kabul etmeden de olabilir. Tabi o kişi fikitlerini anlatırsa.

Ayrıca, “Şu konuda işin doğrusu budur. Siz de böyle inanmalısınız”, demek kabalık değildir. İnsanlar, inandıklarını başkalarına da tavsiye etmeleri gerektiğine de inanabilirler. Ben fikirlerimi doğru kabul ediyorum ama bunların kabul etmeyen muhatabıma saygısızlık etmiyorum, aksine fikirlerini detaylı olarak açıklamasını rica ediyorum ve insan olmam hasebiyle hata edebileceğimi de bilerek özür de diliyorum. Siz niye rahatsız oldunuz ki?

Benim bir fikrimi alıntılayıp, “Ben boyle bir seyi kabullenemiyorum.”, demişsiniz. Ben kabullenin demiyorum neden kabullenemiyorsunuz bunu anlatın diyorum. Tüm yorumlarımın en önemli noktalarından birisi de bu.

Bana soru sormuşsunuz kendiniz benim yerime cevap vermişsiniz.

Velhasılı kelam, paylaşmak istediğiniz fikirleriniz ya da inançlarınız varsa açıklayın, anlatın dağarcığımıza bir katkısı olsun. Yoksa lütfen gölge etmeyin.

 
 

Mustafa AYDEMİR says:

April 29, 2011 at 3:17 pm

Fikret bey demek istediğim; “bilimin en önemli başlangıç noktası inançsızlık ve kuşkudur. kuşku duyulmayan yerde araştırma ve bilim de olmaz.”, fikrinizi bize açıklamanız.

Yani siz bunun doğru olduğunu söylüyorsunuz ben de yanlış… Neden doğru olduğunu düşündüğünüzü bize anlatın lütfen.

Ben bunu, yorumlarınızdan örnek olarak seçtim. Diğer fikir ve inançlarınızı da bize hiç açıklamadınız. Sadece değindiğimiz konulardaki kanaatlerinizi belirtmekle yetindiniz. Neden bu kaanaatlerinizin doğru olduğunu düşünüyorsunuz, bunu hiç açıklamadınız.

Sanırım, bazen kırıcı olmanın kıyılarına beni bu tavrınız getirdi. Örnek: “Anadolu’da katledilen 1 milyon civarı gayrimuslimin en büyük suçlularından biri de belki de bu “Hepsini öldürün” ayetidir.”, gibi Kur’ana yıkıştırdığınız katliam suçunu bile açıklamadınız. Ben böyle bir ayet bilmiyorum Kur’anda. Bu kadar ağır bir ithamı bile açıklamamışken ben sizden özür diledim, ama anonim bir yurttaş gene de çok rahatsız oldu.

 
 

AnonimYorumcu says:

April 29, 2011 at 4:09 pm

Mustafa Bey,

Asgari bir uslup tutturmanizi tavsiye ederim. Burasi sizin sinirlarini cizdiginiz ahkamin gecerli oldugu bir yer degil. Kendi fikirlerinizin ve inanclarinizin gayet guzel ‘fikir ozgurlugu’ kapsaminda oldugunu dusunuyorsunuz da, “Supheniz olmadan baska fikirlere “acik” oldugunuzu nasil iddia edebilirsiniz?” gibi bir cumleyi ‘dusunmemeye’ ve ‘egitim sistemine’ baglamakta tereddut etmiyorsunuz. Oysa bu da sizinkilerden farki olmayan bir iddia. Bence boyle. Bu dusunemedigim anlamina geliyorsa, sizin anlayisiniz ve karsilastiginiz fikirlere yaklasiminizda bir problem oldugu muhakkak.

Ben sizinle tartismayi uzatmanin bir faydasi oldugu kanaatinde degilim. Yaptiginizin kabalik olmadigini soyluyorsunuz. Bir basiortulu kadinin karsisina gecip, “Bak kizim, bu yaptigin cehalet, aptallik, akl-i selime gel, bilime inan, kafandaki orumcekleri temizle” demek ne tip bir kabaliksa, sizinki de o tip bir kabalik.

Baska izaha ihtiyac var mi bilemiyorum.

Kolay gelsin.

 
 

fc says:

April 29, 2011 at 4:30 pm

sn serdar bey

devamlı ingilizce klavye kullanan birisi olarak imla olarak türkçe kılaviyede ulaşabileceğim maximum nokta bu maalesef. rahatsızlık verirse yorum yapmam.

ben kendi açımdan yazarlık becerimin yeterli olmadığını kabul ettim(düşünceleri kelimelere dökmek ayrı bir sanat)
peki sizce mustafa bey benim sorularıma açık ve net cevap verdimi? verdi diyorsanız ben özür dilerim. benim sorum din lerden insan mantığıyla ve bilimle örtüşmesini beklemenin doğru olup olmadığı idi. ben bu konuda net yanıt alamadığımı hissettim. mustafa bey bir taraftan insan aklının sınırlı olduğunu ima ederken diğer taraftan doğru kişiler tarafından doğru yorum yapıldığı taktirde islamın mantıkla uyuşacağını ima etti ve bu çelişkiyi ortadan bir türlü kaldıramadık .

sn mustafa bey:

son yorumunuza tamamen katılıyorum.
anonime 2nci cümleyi biraz kaba bulsamda sadece:

‘Sizinse supheniz yok gibi. Supheniz olmadan baska fikirlere “acik” oldugunuzu nasil iddia edebilirsiniz? ‘

ve

‘O halde bu kadar ustten konusmayi birakin.’

cümlelerine katılıyorum.

şüphe olmadan bilim olmaz yargımı ispat etmemi istemişsiniz ve ben bu soruyu pek anlayamadım . bilim ve şüphe hakkında belki bir kitap bile yazılabilir ve bu nedenle sorunun kapsamını biraz daha daraltmanız gerekir.

bu kaonudaki karşı tezinizi belirtirseniz bende sizin karşı tezlerinize cevap vermeye çalışırım. şüphe duymayan insanın daha bilimsel olabileceğine dair veriler ve istatistiklermi var elinizde veya siz şüphe nin bilime katkısı olmadığına mı inanıyorsunuz: bunları belirtirseniz daha net cevap verebilirim size. eğer bana bilime şüphe yerine inanç ın daha fazla katkısı olduğuna dair veriler sunabilirseniz tabiiki bu yargım hakkındada beni şüpheye düşürebilirsiniz(belki sorunuzun bir kısmına cevap olmuştur) .

ne kadar inançlı olsanız da sizin de şüphelerinizin olduğunu hissediyorum. şüpheniz olmasa ve herşeyden emin olsanız belkide benimle yazışma gereği duymayacaktınız(eğer benimle yazışma nedeniniz sadece bana bazi şeyleri inandırmak amacı taşımıyor idi ise).
ben sizinle yazışırken muhafazakar bir insanın neden ve nasıl düşündüğüne dair faydalı bilgiler edindim. şüpheci olmasa idim sizin fikirlerinizi öğrenme gayretim de olmaz dı.
(bu süreçte karşı iddialarınıza cevap verirken emin olmadığım konulardada internet araştırmaları yapıp ilave bilgiler edindim)

mesela şüphe olmasa dünyanın düz olduğunu söyleyen bir dine inanan toplumlardan koppernık ler veya galiello lar çıkabilirmiydi?

bozuk edebiyatımdan dolayı herkesten özür dilerim

saygılar

 
 

fc says:

April 29, 2011 at 5:47 pm

sn mustafa bey

ben son mesajımı sizin mesajınızı görmeden yazdım
şüphe konusunda ki yorumumu yaptım

hepsini öldürün yorumuma benden ispat belgesi istediğinizi hatırlamıyorum. ya siz sormadınız yada ben atladım. her iddiamı ispat etmem gerektiğine inanıyorsanız ,sizde iddia larınızı ispat etmediniz.

nisa süresi 91

‘Diğer bir takım kimselerin de hem sizden emin olmak, hem de kavimlerinden emin olmak istediklerini göreceksin. Bunlar küfre her döndürüldüklerinde ona atılırlar. Eğer bunlar sizden uzak durmazlar, sizinle barış içinde yaşamak istemezler, ellerini savaştan çekmezlerse, onları yakalayın ve onları nerede bulursanız öldürün. İşte bunlara karşı size apaçık bir yetki verdik. ‘

onları nerede bulursanız öldürün cümlesinde bir istisna görebiliyormusunuz. sizce siviller bu cümlenin kapsamı dışındamı?

yaptığım bir google araştırmasına göre islamda cihatla ilgili 33 ayet olduğunu öğrendim

mesela

http://www.islam-tr.net/ayetlerde-cihad-gercegi/11419-kuran-i-kerimde-cihad-kavrami.html

 
 

Mustafa Aydemir says:

April 29, 2011 at 10:11 pm

Sn AnonimYorumcu

Verdiğiniz örnek tamamen demagoji. Zaten sizden hiçir fikir kırıntısı da çıkmadı. Bıraksanız da biz muhteva ile ilgilensek.

Ben yol ortasında Fikret beyin önünü kesip ona bir şeyler empoze etmeye çalışmıyorum ki, ya da benimle muhatap olmak istemediği halde ilgisiz alakasız bir yerde kendimi dinletmeye uğraşmıyorum ki.

Sizin örneğinizden yola çıkarsak o bayan sizi muhatap alıp bu konuları sizinle konuşmak istiyorsa o sözler kabalık olmaz. Ancak ikna odaları kurarak bunları empoze etmeye kalkarsanız kabalık da olur daha fazlası da olur.

Siz bana hitaben yazdığınız ilk yorumunuza, “problemli bir üslubunuz var”, diyerek başlamadınız mı? “Asgari bir uslup tutturmanizi tavsiye ederim”, cümlenizle bana üst perdeden tavsiyede bulunmadınız mı? Yumurta tavuk hikayesine çevirmeyelim işi.

Ayrıca, “Supheniz olmadan baska fikirlere “acik” oldugunuzu nasil iddia edebilirsiniz?” gibi bir cumleyi sözyleme özgürlüğünüzün olmadığını söylemedim ki, bunu mantıksız bulduğumu söyledim.

 
 

AnonimYorumcu says:

April 29, 2011 at 11:47 pm

Mustafa bey,

Boyle sacma sapan laf dalasina girecek degilim. Zira ciddiye alinacak bir tarafinizin olmadigindan emin oldum. Site sahibinden de ayrica ozur dilerim. Mantiktan falan bahseden birisini gorunce, “logical reasoning” yapabiliyor zannedip tartismaya girmekle, seviyenin bu siteye hic yakismayacak yerlere inmesine de sebep oldum.

Kolay gelsin herkese.

 
 

Mustafa Aydemir says:

April 30, 2011 at 12:40 am

AnonimYorumcu

Hah işte böyle.
Başkası olma kendin ol. 🙂

“logical reasoning”,:) voov :))

 
 

Mustafa Aydemir says:

April 30, 2011 at 1:41 am

Fikret Bey,

Bu şekilde bu yazışmalar yıllarca sürer 🙂

Yorumunuzda dediğiniz gibi sizi birşeylere ikna etmeye uğraşmıyorum. Çünkü 30 cilt tutacak bilgiler bile yazsam, “böyle mantıksız şeyleri izah için bu kadar yazmak zorunda kaldınız, tarzında şeyler söylerdiniz her halde. 🙂

Sizi anlamak ve kendi fikirlerimi anlatmak için çaba gösterdim sadece.

Ama bunu başaramadık…

Araya giren isimsiz kahramanımız da konuyu hepten soğuttu..

Sizinle yazışmak güzeldi. Teşekkür ederim.

 
 

fc says:

April 30, 2011 at 2:50 am

mustafa bey

bende sizinle yazışmak güzeldi diyorum ve size teşekkür ediyorum. bende sizın yaptığınızı yapmaya çabaladım fakat araya girenler bu platforma bu tartışmayı yakıştıramadı galiba. emin olun bazı yazılarımda biraz sertleşmiş olsamda hiç bir zaman size kızmadım çünkü sizi iyi bir insan olma çabasında olma gayretinde olan bir kişi olarak algıladım.

aslında bu bir liberal ve muhafazakar tartışması idi. hatırlarsanız benim serdar beye ilk eleştirim muhafazakarları düşünememezlikle suçlayan bir ifadesiydi. yani ben serdar beye 20 yy a damgasını vurmayı becermiş bir ekole veya akıma bu kadar kesin yargılı olmamasını tavsiye etmeye çalıştım. size katılmasamda ben halen liberal bir kişi olarak liberalizmin de zaman zaman hafif bir muhafazakarlık ayarından geçmesi gerektiğine inanıyorum. tabiiki sizde muhafazakarlığa zaman zaman biraz liberalizm ayarı verme inancında olursanız toplumsal uzlaşma daha kolaylaşabilir.

taraf gazetesi mudaviyim ve tarafı özellikle ergenekon konusunda katkılarından dolayı sonuna kadar destekliyorum.fakat bazen taraf gazetesinde liberalizmle tam olarak uyuşmayan solduyu çok ağr basıyor. bunuda doğal karşılamaya çalışıyorım fakat izm,ist giibi kavramlardan(yani ideolojilerden) kendimizi tamamen soyutlayabilirsek ülkemizin daha mutlu ve refah toplumu olabileceğine inanan birisiyim

hoşçakalın

saygılar ve sevgiler

 
 

Hogir says:

May 15, 2011 at 6:19 pm

Sayın Mustafa Aydemir,

Yazdıklarınız bana gayet mantıklı geldi, ama maalesef benim de dinle ilgili sorunlarım var. Lütfen bana mail adresimden ulaşabilir misiniz? serhewde04@hotmail.com

 
 

Yorum Ekle:

Wordpress hesabınız var mı? Yorum yapmak için Log in yapın.

 
 
 

 

Yorumunuzu göndermeden önce lütfen yorum kurallarını hatırlayın.