• Ana Sayfa
  • .pdf
  • Linkler
  • İletişim
  • RSS
  •                      

Derin Sular

Fotoğraf Detayları
banner
 
 

Muhtar’ın Sonu

19 May2014
 

[19 Mayıs 2014 tarihinde Serbestiyet’te yayınlandı.]

686 yılı itibariyle, sahada dört büyük aktör vardır:

(1) Mekke, Medine ve Basra da dahil olmak olmak üzere Arabistan yarımadasının en önemli şehirlerine hâkim olan Mekke halifesi Abdullah bin Zübeyr,

(2) Suriye, Filistin ve Mısır’a hakim olan Şam/Emevi halifesi Abdülmelik bin Mervan,

(3) Hz. Ali’nin oğullarından, açıktan halifelik mücadelesine girmeyen, şiddetten uzak duran ve (Muhtar bin Ebi Ubeyd aracılığyla) Irak’ın önemli bir kısmı üzerinde nüfuz sahibi olan Muhammed bin Hanefiyye, ve

(4) Arabistan Yarımadasının farklı bölgelerinde, Yukarı Mezopotamya’da (Cezire) ve kimi doğu eyaletlerinde etkili olan iki müstakil Harici grup.

Irak, 685 ila 691 yılları arasında, bu dört aktörün karşı karşıya geldiği başlıca bölge olur.1 Taraflar, bu karşılaşmalar neticesinde kimi zaman birbirlerine karşı mevzi kazanır, kimi zaman ise birbirlerini elimine ederler. Bu süreç sonunda ayakta kalan son güçlü aktör, müslümanların tek lideri (ya da, tek halife) olur.

Kufe ve Mekke arasındaki rekabet

Irak’taki ilk büyük çatışma, Muhtar bin Ebi Ubeyd ile Mekke halifesi Abdullah bin Zübeyr arasında gerçekleşir. Taraflar arasındaki ilişki, başlangıçta bir parça ölçülüdür. Ancak, çok geçmeden gerginlik (ve ardından da şiddet) tırmanır. Şöyle ki, 18 Ekim 685 tarihinde Kufe’yi ele geçiren Muhtar, Abdullah bin Zübeyr’in valisini makamından etmiş ve böylelikle şehrin Mekke ile idari bağlantısını kesmiş olur.2 Ancak, bu gelişme, Abdullah bin Zübeyr’e karşı genel bir tavır değil, yerel bir kalkışma olarak da yorumlanmaya müsaittir. Dolayısıyla, Muhtar ile Abdullah bin Zübeyr arasındaki ilişkinin niteliği belirsizliğini korumaya devam eder.

Bu noktada, Abdullah bin Zübeyr, (Muhtar’ın reaksiyonunu test etme amacıyla) Kufe’ye yeni bir vali tayin eder.3 Muhtar’ın Mekke’den atanan yeni valinin otoritesini kabul etmesi, Mekke idaresine bağlı kaldığı anlamına gelecektir. Ancak, Muhtar, Mekke’den yola çıkan yeni valinin Kufe’ye girmesini engeller. Muhtar’ın adamları, Kufe yakınlarında yeni valiyi karşılarlar. Valiye nezaketle davranılır ve masrafları nedeniyle kendisine bir miktar para verilir. Ne var ki, vali, kendisine şehre girmesinin istenmediği ima edilse de, bu konuda bir parça kararlı davranır. Bu noktada, uzaktan atlılar belirir ve Kufe’ye giremeyeceğini anlayan vali, Basra’ya yönelir.

Bu olayın ardından, Muhtar, (muhtemelen Emevilere karşı ittifak kurabilme düşüncesiyle) Abdullah bin Zübeyr’e bir mektup yazarak, Şamlıların Medine üzerine yürüdüklerini haber aldığını bildirir ve Medine’ye göndereceği bir birlik ile ona destek olmayı teklif eder.4 Abdullah bin Zübeyr, cevaben, şayet halen kendisine biatlı ise, kendisine destek olmak adına birliklerini Medine’ye gönderebileceğini söyler. Muhtar’ın ve askerlerinin biat haberlerini alması durumunda, Irak’taki askerlerini geri çekeceğini de belirtir. Ancak, Muhtar’ın gerçek niyetinden ve dolayısıyla da, onun göndereceği ordunun Medine’de tam olarak ne yapacağından emin değildir. Bu nedenle de, her ihtimale karşı, Medine’ye Abbas bin Sehl komutasında bir birlik gönderir.

Medine’ye ilk önce Abdullah bin Zübeyr’in ordusu varır. Muhtar’ın ordusu da şehre vardığında, Mekke’den gelen ordunun komutanı Abbas bin Sehl, Irak ordusunun komutanı Şurahbil bin Vers’in ağzını arar. Şurahbil’e, öncelikle, Abdullah bin Zübeyr’e bağlı olup olmadığını sorar. Şurahbil’in olumlu yanıt vermesi üzerine de, o halde birlikte Emevi ordusu üzerine yürümeleri gerektiğini söyler. Ancak, Şurahbil, cevaben, kendisinden emir almayacağı, sadece Muhtar’dan gelen direktifler doğrultusunda hareket edeceği yönünde şüphe uyandırıcı sözler sarf eder. Bunun üzerine, Abbas ona güvenemeyeceğini anlar; fakat durumu ona belli etmez. Hatta, (takriben 1500 kilometrelik yoldan gelen) Kufelilere karınlarını doyurmaları için develer ve koyunlar hediye eder; kendilerini rahat ve emniyette hissetmelerini sağlar. Bir yandan da, adamlarıyla birlikte Kufelilerin konakladıkları yeri gözetlemeye başlar. Kufeliler silahlarını bırakıp, kendilerine hediye edilen hayvanlarla meşgul olmaya başlayınca, Abbas saldırı emri verir. Hazırlıksız yakalanan Şurahbil öldürülür. Eman dileyen Kufelilere ise dokunulmaz.

Bu gelişmeler üzerine, Abdullah bin Zübeyr’in Muhtar’a güvenmesi zorlaşır. Dahası, gerek Irak’ı büyük ölçüde kontrolüne alması, gerekse Muhammed bin Hanefiyye ve Ehl-i Beyt üzerinden meşruiyet bulması, Muhtar’ı daha ciddi bir rakip haline getirmiştir. Bu noktada, Abdullah bin Zübeyr, tavrını sertleştirir. 686 yılının Temmuz ayına denk gelen Hac mevsiminde Mekke’ye gelen Muhammed bin Hanefiyye’ye biat teklifini yineler.5 Muhammed’in bu teklifi yeniden reddetmesi üzerine de, onu ve adamlarını tutuklayıp, Zemzem kuyusu yakınlarındaki bir binaya hapseder. Dahası, binanın girişine odunlar yığdırır ve biat etmeyi reddetmesi durumunda hepsini canlı canlı yakacağını söyler. Çaresiz kalan Muhammed bin Hanefiyye, Muhtar’a haber ulaştırarak yardım ister. Haberi alan Muhtar, derhal Mekke’ye özel bir birlik gönderir ve Muhammed’i kurtarır. İlgili birlik, Muhammed’in isteği üzerine Kabe civarında kan dökmez ve görevini tamamlar tamamlamaz Mekke’den ayrılır.

Muhtar’ın sonu

Mekke tarafının Kufe üzerine yürümesi, 686 yılının sonlarında olur. Abdullah bin Zübeyr’in Basra’ya vali atadığı kardeşi Mus’ab bin Zübeyr’in kara ve su üzerinden ilerleyen ordusu, farklı noktalarda yaşanan farklı çatışmalar sonrasında Muhtar’ın ordusunu yener ve Kufe’yi ele geçirir.6 Mus’ab’ın ordusu içinde, Temmuz ayında Muhtar’a isyan eden ve ardından da Basra’ya kaçan Kufe’nin Arap eşrafı da vardır.7

Basra ordusuna karşı koyamayan ve giderek geri çekilmek zorunda kalan Muhtar, adamlarıyla birlikte sarayına sığınır. Bunun üzerine, Basra ordusu, onları kuşatma altına alır. Takriben dört ay süren kuşatma esnasında, (özellikle açlık nedeniyle) Muhtar’ın adamlarının önemli bir kısmı kaleden ayrılır. Muhtar, bir noktada, karşı tarafa, teslim olmaları durumunda kendilerine eman verip vermeyeceklerini sorar ve ancak Abdullah bin Zübeyr’e biat etmeleri durumunda kendilerine eman verilebileceği cevabını alır. Bunun üzerine, onların hükmünde yaşamaktansa, ölmeyi tercih edeceğini söyler. Yanındakilere de tavsiyesi aynı yöndedir. Onlara, kuşatma altında giderek daha da bitkin düşeceklerini, bu şekilde giderek daha da küçük düşmektense, dışarıya çıkıp onurlu insanlar olarak ölmenin evla olduğunu söyler. Kendilerine eman dahi verilse bunun çok mana ifade etmeyeceğini, zira Basra’dan dönen Kufe eşrafının intikam almak isteyeceğini hatırlatır. Bu nedenle de, kendisiyle birlikte gelmemeleri durumunda, ertesi gün dünyanın en sefil insanları durumuna düşeceklerini ve dışarıya çıkmaya cesaret edemedikleri için pişman olacaklarını söyler. Ardından, karısı Ümmü Sabit’ten kendisine güzel kokular getirmesini ister. Mezara hazırlanırcasına, elbiselerini, sakallarını bu kokuya bular. Dışarıya çıktığında, yanında sadece 19 kişi vardır.

Muhtar, orada çarpışarak ölür. (3 Nisan 687) Öldüğünde 67 yaşındadır. Cesedi teşhir edilir. Dahası, eli, ölü bedeninden kesilerek alınır ve Kufe Camisi’nin duvarına çiviyle çakılır. Bu el, yedi seneden fazla bir süre boyunca, caminin duvarında o şekilde çakılı duracaktır. (694 yılında Abdülmelik bin Mervan tarafından Irak’a vali atanan Haccac bin Yusuf, Kufe’ye geldiğinde duvara çakılı olan bu eli görüp, “Bu nedir?” diye soracak ve onun Muhtar’ın eli olduğunu öğrendikten sonra kaldırılmasını isteyecektir.)

Ertesi gün

Saraydan dışarı çıkmayanların ertesi gün başlarına gelenler, tıpkı Muhtar’ın tahmin ettiği gibi olur. Bu kişilerin bir kısmı, yakınları öldürülen eşrafça tanınır ve derhal intikam amacıyla öldürülür. Geriye kalanlar, tutuklanıp Mus’ab’ın önüne çıkarıldıklarında, içlerinden Buceyr bin Abdullah, Mus’ab’a, aynı kıbleye dönüp namaz kılan insanlar oldukları, tıpkı Suriyeliler ve Basralılar gibi kendilerinin de birbirlerine düşüp savaştıklarını, ve tıpkı zamanında onların yaptığı gibi şimdi de kendilerinin barışabileceklerini söyler ve merhamet diler.

Zincirler içindeki bu insanların halinden etkilenen Mus’ab onları affedecek gibi olunca, bu sefer Basra’dan dönen Kufe eşrafı isyan eder. Mus’ab’a, onları serbest bırakamayacağını, onların, ölen yakınlarının kanlarına girdiklerini, ya onları ya da kendilerini seçmesini söyleyerek tepki gösterirler. Bunun üzerine Mus’ab öldürülmeleri yönünde karar alınca, esirlerin hepsi birden vaveyla etmeye başlar: “İbn-i Zübeyr, bizi öldürme! Yarın Suriyelilere karşı bizi öncü kıtan yap. Vallahi ne sen ne de askerlerin yarın düşmanla karşı karşıya geldiğinizde biz olmadan yapamazsınız. Eğer biz [öncü kuvvet olarak] öldürülürsek, öldürülmeden önce onları sizin için zayıflatmış olacağız. Eğer onları yenersek, bu hem senin hem de beraberindekilerin faydasına olacak.”

Esirlerin bu yakınmaları fayda vermez. Hepsi öldürülür. Sayıları 6.000′in üzerindedir.

Amra binti Numan’ın öldürülmesi

Muhtar’ın öldürülmesinin ardından yaşanan bir diğer trajedi ise, karısı Amra binti Numan’ın katlidir. Şöyle ki, Mus’ab, Muhtar’ın iki karısı Ümmü Sabit ve Amra binti Numan’ı yanına çağırtır ve onlara Muhtar hakkındaki fikirlerini sorar. Ümmü Sabit, Muhtar hakkında Mus’ab ve beraberindekiler ile aynı fikirde olduğunu söyler. Bunun üzerine, onu serbest bırakırlar.

Amra binti Numan ise, kocasının Allah’ın salih bir kulu olduğunu söyler ve ona Allah’tan rahmet diler. Amra’nın Muhtar’ı bu şekilde övmesi üzerine onu hapsederler. Mus’ab, Amra hakkında kardeşi Abdullah bin Zübeyr’e bir mektup yazar. Mektubunda, Amra’nın, merhum kocası Muhtar’ın bir peygamber olduğunu söylediğini iddia eder ve ona ne yapması gerektiğini sorar. Mekke’den gelen cevap üzerine de Amra’yı öldürtür.

Ölümünün duyulmasının ardından, Amra binti Numan hakkında ağıtlar yazılır.

  Bir atlı inanılmaz bir haber getirdi
  Dindar ve asil bir kadının, Numan’ın kızının, ölüm haberini.
  Çehresiyle, alçakgönüllüğüyle hoşnut edici,
  karakteriyle, seciyesiyle, nesebiyle seçkin,
  bir genç kadının ölüm haberini.

Said bin Abdurrahman

  Gözlerimdeki en inanılmaz şey,
  hür, açık tenli ve zarif boyunlu bir kadının katledilmesidir.
  Hiçbir suçu olmasa da, bu şekilde öldürüldü.
  Ah, ne üstün bir insan öldürüldü!
  Bizlere, ölmek ve savaşmak takdir edilmiş,
  faziletli kadınlara ise eteklerinden sürüklenmek

Ömer bin Ebi Rabia

Notlar:
1 O dönemdeki Irak, bugünkü Irak’ın siyasi sınırları ile örtüşmez ve (kabaca) güney Irak’a karşılık gelir. Basra, Kufe ve (Bağdat yakınlarındaki) Medain, ilgili bölgenin en önemli şehirleri durumundadır. Aynı şekilde, Suriye de, bugünkü Suriye’nin sadece batı kısmından ibarettir.2 İlgili vali, Abdullah bin Muti’dir ve olayın ardından Basra’ya gider. Muhtar’ın Kufe’deki Kerbela suçlularına ya da Ubeydullah bin Ziyad’a yönelik söylemi ya da tavrı ise, Mekke ile ilişkilerinde çok önemli olmaz. Zira, Abdullah bin Zübeyr bu noktada Muhtar ile aynı yaklaşıma sahiptir.

3 Yeni valinin adı, Ömer bin Abdurrahman’dır.

4 Muhtar’ın Abdullah bin Zübeyr’den Irak’ın umumi valiliğini istemiş olması da, (siyasi nedenlerle de olsa) ipleri koparmama ve yaşananların ardından yeni bir formal ilişki kurma çabası olarak değerlendirilebilir.

5 Diğer yandan, Abdülmelik bin Mervan da Muhammed bin Hanefiyye’ye kendisine biat etmesi teklifinde bulunmaktadır. Ancak, Muhammed, (müslümanların çoğunun desteğini alamamış olduğu yönündeki aynı gerekçeyle) onun tekliflerini de reddeder.

6 Mezar, Harura ve Kufe’de bir dizi çatışma yaşanır. Savaşın başlarında, Fırat’ın suyunun kontrolüne dair detaylar, ayrıca ilginçtir. Şöyle ki, Basra ordusunun su yolunu da kullanması üzerine, Muhtar, Fırat nehrinin suyunu kestirir. Bunu, nehrin kavşak noktalarında bariyerler kurarak suyun Fırat’ın kollarına akmasını sağlayarak yapar. Bu şekilde, Basralıların tekneleri nehrin zeminine oturur.

7 Muhtar, Kerbela katliamına karışanlardan intikam almaya başlayınca Basra’ya kaçan Kufeliler için de aynı durum geçerlidir. Bu iki grup arasında birbirinden tamamen müstakil de değildir.

Paylaş:
« Önceki Yazı: Madencileri Kim Öldürdü?
Sonraki Yazı: Hariciler »
0

Okuyucu Yorumları

 

Yorum Ekle:

Wordpress hesabınız var mı? Yorum yapmak için Log in yapın.

 
 
 

 

Yorumunuzu göndermeden önce lütfen yorum kurallarını hatırlayın.