• Ana Sayfa
  • RSS
  •                      

Derin Sular

Fotoğraf Detayları
 
 

Musa Peygamber’in Asası

14 Oct2015
 

Musa Peygamber’in asasının Kuran’da farklı surelerde bahsi geçer. Örneğin, Araf suresinin 113 ila 120. ayetlerinin Türkçe meali şöyle:

Ve sihirbazlar Firavun’a geldiler, “Eğer galip gelenler biz olursak muhakkak bize bir mükafat vardır?” dediler. (Firavun cevaben) “Evet ve siz en yakınlardan olacaksınız” dedi. (Sihirbazlar) “Ey Musa, sen mi (önce) atacaksın, yoksa biz mi?” dediler. (Musa) “Atın” dedi; onlar atınca insanların gözlerini büyülediler, onları korkuttular ve büyük bir sihir gösterdiler. Ve Musa’ya asasını atmasını vahyettik; attığı zaman, o, onların yalanla/sihirle yaptıklarını yutuyor! Böylece hak vuku buldu ve onların yaptıkları batıl oldu. Böylece orada yenildiler ve zelil olarak geri döndüler. Ve sihirbazlar secdeye kapandılar.

Şuara suresinin 28 ila 34. ayetleri de aynı hadiseden söz eder. Ancak burada spesifik olarak yılana atıf da bulunur:

(Musa) “Eğer aklediyorsanız, o, doğunun ve batının ve ikisi arasındakilerin rabbidir” dedi. (Firavun) “Eğer benden başka bir ilah edinirsen, seni hapsedilmişlerden ederim” dedi. (Musa) “Sana apaçık bir şey getirmişsem de mi?” dedi. (Firavun) “Doğru söyleyenlerden isen, o zaman getir” dedi. Bunun üzerine (Musa) asasını attı ve böylece o apaçık bir yılana dönüştü! Ve elini çıkardı ve böylece o (eli) oradakilere beyaz göründü. (Firavun) etrafındaki ileri gelenlere, “Şüphesiz ki bu bilgili bir büyücüdür” dedi.

Başka sure ve ayetler de aynı hadiseden söz ediyor. Ama bu iki alıntı, Kuran’ın sunduğu ana çerçeveyi sunma adına yeterli. Kıssanın Tevrat’taki versiyonu ise, bazı farklılıklara sahip:

“And the Lord spake unto Moses and unto Aaron, saying, When Pharaoh shall speak unto you, saying, Shew a miracle for you: then thou shalt say unto Aaron, Take thy rod, and cast it before Pharaoh, and it shall become a serpent. And Moses and Aaron went in unto Pharaoh, and they did so as the Lord had commanded: and Aaron cast down his rod before Pharaoh, and before his servants, and it became a serpent. Then Pharaoh also called the wise men and the sorcerers: now the magicians of Egypt, they also did in like manner with their enchantments. For they cast down every man his rod, and they became serpents: but Aaron’s rod swallowed up their rods. And he hardened Pharaoh’s heart, that he hearkened not unto them; as the Lord had said.” (Exodus 7: 8-13)

Özetle, Tevrat’ta, Musa’nın yanında (kardeşi) Harun da var. Dahası, asayı yere Harun atıyor. Dolayısıyla, sihirbazların yılanlarını yiyen de Harun’un asası.

Asa ve Yılan

Bir asa gerçekten yılana dönüşebilir mi? İlgili kıssanın merkezinde bu soru var. Zira ilgili anlatı, bir değneğin yılana dönüşmesi haricinde herhangi bir harikuladelik içermiyor. Dahası, harikuladeliğin o kadarından dahi belki çok emin olmamak gerekli. Zira bir değneğin yılana dönüşmesi gibi ilk bakışta son derece inanılmaz görünen bir iddiaya dahi aslında rasyonel bir açıklama getirebilmek mümkün.

Amerikalı skeptik Joe Nickell‘ın bu konuda verdiği bilgiler şöyle:

Rod-to-Serpent Transformation

From the most ancient times, snake charmers have performed tricks and stunts with snakes, like the performance I once sketched in Morocco (see accompanying drawing). Indeed, the first publicly performed magic feat in the Bible involves snakes. It occurs at the Egyptian pharaoh’s court, where brothers Moses and Aaron seek to free their fellow Jews from slavery. “And Aaron cast down his rod before Pharaoh . . . and it became a serpent.” But the ruler called forth his sorcerers, each of whom duplicated the feat (Exodus 7:8–12).

Now this event has been considered a miracle from God (doubtful, since the Egyptian magicians could also perform it) or a fairy tale. That appears to be a false dichotomy, because snake charmers have used the feat in their performances. Ancient conjurers likely carried staffs that resembled the serpent of choice, so a clever switch could be made. Then—as described by my late friend Premanand, the Indian magician and skeptic—the performer holds the tail and head of the snake, stretching it straight, while pressing firmly on the head with the thumb and forefinger. This causes the snake to go rigid and so resemble the rod—until it is thrown to the ground.

Nickell’ın verdiği bilgilerden iki tanesi bu noktada özellikle önemli: (1) değnekleri yılana dönüştürme ilüzyonunun çok eskiden beri yapılagelmiş olması, ve (2) Fas gibi yerlerde bu ilüzyonu gerçekleştirenlere halen rastlabilmesi.

Mucize?

Bütün bunlardan hareketle nasıl bir sonuca varabiliriz? Belki ilk olarak, nasıl bir sonuca varamayacağımızı belirtmek gerekli. Şöyle bir mantık dizisi kurmak zor:

1. Günümüzde bazı ilüzyonistler de değnekleri yılana dönüştürüyorlar.
2. Demek ki, böyle bir mucize gerçekleşmemiştir.

Böyle bir çıkarsamada bulunamayız, zira insanlar kutsal kitaplardaki kıssalardan hareketle bu gibi ilüzyonlar geliştirmiş de olabilirler. Her ne kadar ilgili ilüzyonun asırlardır yapılagelmiş olması pek kolay geçiştirilebilecek bir vakıa olmasa da, böyle bir açıklama da mümkün. (Kaldı ki, mucize iddialarını mantıkla açıklamak da, çürütmek de zordur.)

Burada asıl önemli olan, aslında Nickell’ın dikkat çektiği yanlış ikilem sorunu. Yani asıl soru şu olmalı: Sihirbazların ellerindeki değnekleri yılana dönüştürebildiklerini kabul edersek, o zaman Musa’nın da aynı şeyi yapabilmiş olması bir mucize olabilir mi? Bir başka deyişle, aynı eylem, sihirbazlar tarafından gerçekleştirilince sihir, Musa (ya da Harun) tarafından gerçekleştirilince mucize olabilir mi?

Bu soru önemli, zira Musa’nın hünerini bir mucize kabul ediyorsak, bu durumda (şayet ilüzyona başvurdukları gibi bir tevilde bulunmayacak isek) sihirbazlarınkini de aynı kategoriye dahil etmek durumundayız. Ortada Musa’ya dair bir üstünlük var ise, bu olsa olsa Musa’nın asasının dönüştüğü yılanın sihirbazların yılanlarını yutması noktasında olabilir. Ancak bu durumda da (şayet Musa daha büyük bir “değnek” kullanmamış ise!) olsa olsa bir sihirin/mucizenin diğerinden daha büyük olduğundan söz edilebilir. Kaldı ki, bir yılanın diğer yılanları yemesinde herhangi bir olağanüstülük yok. Çünkü, yılanlar kendilerinden çok daha büyük hayvanları dahi yutabiliyorlar.

Bu şartlar altında, “Şüphesiz ki bu bilgili bir büyücüdür” (Şuara 34) diyen Firavun haklı görünüyor. Zira iki taraf maharetlerini yarıştırmış ve neticede biri diğerine bir parça galip gelmiş. Bunun üzerine de, Firavun galip gelen tarafın bilgi seviyesinin daha yüksek olduğunu belirtmiş…

Post-Rasyonalizasyonlar

İlgili hadiseler, “Musa peygamber midir?” sorusuna olumlu ya da olumsuz bir cevap vermeyi mümkün kılacak bir niteliğe sahip değil. Ama yine de bir dizi post-rasyonalizasyona gitmek mümkün…

İlgili metinler dikkatle okunursa, Musa’nın aslında ne yapacağını dahi bilmediği, sadece Rabb’inin ona söylediklerini yerine getirdiği söylenebilir. Yani, Allah Musa’ya “At!” diye emredince, Musa asasını yere atıyor. Dolayısıyla, Musa’nın bir değneği yılana dönüştürmeyi bilmediğini (hatta değneğini yere atınca ne olacağına dahi ancak diğerleriyle birlikte şahit olduğunu), ilgili başarıya tevekkül ile vardığını, dolayısıyla bir sihirbaz olmadığını ve sihirbazlar ile kendisi arasında önemli bir farkın bulunduğu söylemek de mümkün.

Ne var ki, bu izah da bir parça yetersiz. Çünkü, Firavun ve diğerleri şayet bir sınavda iseler, şahit olduklarından hareketle bir sonuca varmak durumundalar. Eğer gördükleri şey bir mucize değil de, daha hünerli bir büyücü olursa, buradan hareketle onlardan Musa’nın peygamberliğini kabul etmelerini beklemek çok anlamlı değil.

Bu durum, sihirbazların neye secde ettikleri (ya da bu secdenin ne anlama geldiği) sorusunu da akla getiriyor. Secde edilen şey daha büyük bir hüner mi? Ve bu secde bu hünerin takdirinin ötesinde bir anlam ifade ediyor mu? Kuran’ın çoğu yerde özne kullanmaması, ilgili anlatıyı daha da müphem kılıyor. Sihirbazlar secde etti iseler, yenilip zelil olarak geri dönenler kimler? Şayet sihirbazlar zelil olarak geri döndü iseler, neden secde ettiler? Bu karmaşanın içinden çıkmak zor – ve farklı yorumlar da zaten metinlerdeki bu gibi muallak noktalar nedeniyle ortaya çıkıyor. (Gevşek çeviriler ya da eklenen parantezler Türkçe meallere daha net bir anlam kazandırsa da, Arapça metin yer yer gayet müphem.)

Son olarak, mucizenin imana vesile olamayacağı, bu gibi hadiselerle Allah’ın Firavun ve diğerlerinin hiçbir durumda inkarlarından vazgeçmeyeceklerini gösterdiği yönündeki yorumlardan söz etmek de mümkün. Bu çerçevedeki yorumlar, bir insanın peygamberliğine iman etmeyi delil ile değil, onun sıdkına gönül vermek ile ilişkilendiriyorlar. Ancak bu perspektif, işi daha da içinden çıkılmaz bir hale sokuyor. Zira bu şekilde herkes herkese inanabilir, inanıyor.

Sonsöz

Her şey bir yana, konunun enteresan bir yönü de yok değil… Zira, Firavun, Musa ve sihirbazlar arasında böyle bir hadise gerçekten yaşanmış ise, konunun seküler yorumu aslında olası bütün semavi yorumlardan daha ironik! Zira bu perspektife göre, ortada tanrılık iddiasında olan ve tebasının başka bir rabb edinmesini kabul edilemez bulan bir Firavun var. Bir dizi “sihirbaz” bu Firavun’un huzuruna gelerek, ellerindeki değnekleri yılana dönüştürüyormuş gibi yaparak yarışıyorlar! Neticede yılanlardan biri diğerlerini yutunca, konu sürprizsiz ve hadisesiz bir şekilde kapanıyor.

Belki hepsinden kötüsü de, binlerce yıl sürecek olan tartışmalar, teviller, apolojiler… Ya da, ihtilaflar, kavgalar, savaşlar…

« Önceki Yazı: Azrail Benim (1968)
Sonraki Yazı: Kargacı Halil (1968) »
1

Okuyucu Yorumları

 

Ekrem Senai says:

October 15, 2015 at 6:15 pm

Kur’an bize sihirbazların bu mucizenin bir sihir olmadığına ikna olduğunu ve hatta Firavun’un kol ve bacaklarını çaprazlamasına kestirdiği halde bu kanaatten vazgeçmediklerini söylüyor. Yani herhalde bir mucizenin ilüzyon olmadığını herhalde bu işin uzmanı takdir edebilir. Ayrıca mucize, adı üzerinde aklın aCiZ kaldığı, tıkandığı yer anlamına geliyor. Edilgen fiil, aciz bırakan anlamı var. Eminim koynundan çıkardığı elin parlamasının da, vurduğu taştan 12 göze çıkmasının da, hatta denizi asasıyla yarmasına da bir bilimsel açıklama yapılabilir. Ya da Firavun’un yaptığı gibi “ilüzyon bunlar, ip var…” da denilebilir. Allah, bunlara inanın, Ben böyle acayip işler yapıyorum diye anlatmıyor bunları. Rahmetli Whitney Houston’un dediği gibi:
There can be miracles, when you believe
Though hope is frail, it’s hard to kill
Who knows what miracles you can achieve
When you believe, somehow you will

 
 

Yorum Ekle:

Wordpress hesabınız var mı? Yorum yapmak için Log in yapın.

 
 
 

 

Yorumunuzu göndermeden önce lütfen yorum kurallarını hatırlayın.