• Ana Sayfa
  • .pdf
  • Linkler
  • İletişim
  • RSS
  •                      

Derin Sular

Fotoğraf Detayları
banner
 
 

Muz ve Avokado

2 Mar2011
 

Ben küçükken muzlar da küçüktü.

Sonra ortaokul çağına geldiğimde, ithal muzlar da girdi piyasaya. Hepsi dirsek kadar olduğundan, görünce epey şaşırmıştık tabii – böyle de muz mu olur diye. İthal muzlar pahalıydı da… Okuldan arkadaşlarla, acaba tadı aynı mıdır, acaba insan bir tanesini bir seferde bitirebilir mi diye konuştuğumuzu hatırlıyorum. Etrafta söylentiler de dolaşmıyor değildi. Yok tadı bal gibiymiş, o nedenle insanı kesiyormuş, bir seferde bitiremiyormuşsun falan…

Meğer bilmediğimiz daha neler varmış…

Mesela yıllar sonra, (sanırım) 1996 senesinde bir manavla aramda şöyle bir diyalog geçti:

Ben: “Bu armutlar niye böyle bir değişik?”

Manav: “Onlar armut değil, avokado.”

Bu cevabı alınca, haliyle, “Avokado da ne ola ki?” diye düşünmüş, ama manava bir şey dememiştim.

Meğer iş avokado ile de bitmiyormuş. Meğer bilmediğimiz daha neler neler varmış da, Yüce Cumhuriyetimizin kapalı ekonomi politikası nedeniyle bizim haberimiz yokmuş.

Neyse ki ben sonra büyüdüm; bilmediğim meyvelerin çoğunu öğrendim. Hatta bu süreçte, bu kapalılık politikasının sadece ekonomiyi kapsamadığını da fark ettim.

Zaten asıl intibah da, dünya denen bu müthiş yerin Cumhuriyet’in domatesinden hıyarından ibaret olmadığını fark ettiğim o noktadan sonra oldu.

Paylaş:
Sonraki Yazı: Cumhuriyet ve Namus »
5

Okuyucu Yorumları

 

Enes Yalçın says:

2 March 2011 at 10:48 PM

İlk cümlede yere serdiniz, yazının gerisini okuyamadım bir süre 🙂

 
 

Efe Oflaz says:

6 March 2011 at 2:14 AM

Kapalı ekonomi, genç cumhuriyetin bilinçli bir tercihi miydi yoksa şartların zorladığı bir yol muydu? 1929 ekonomik bunalımından sonra bu uygulamaya geçilmişti. Onun öncesinde, ilk yapılan iktisat kongresinde çıkan kararlar liberal ekonomiye (açık ekonomi) uygundu. Ancak herhangi bir gelişme sağlanamadı. Sağlanması zaten mümkün değildi o günün şartlarında. Bu pek çok ülkede uygulanmış, ekonomisi zayıf ülkeler için hayatın pratiğinden çıkmış bir ekonomi modelidir. Bugün için bütünüyle uygulanması mümkün görünmemekle birlikte iktisadi düşünce tarihinde önemli bir yeri vardır. O günün şartlarında seçilebilecek bir başka yol yoktu kanımca.

Yazıda meseleye yüzeysel bakıldığını hissettim.

 
 

Serdar Kaya says:

6 March 2011 at 4:40 AM

Cevabının küçük bir kısmı için bkz.: http://derinsular.com/yoksulculuk-engin-ardic/

 
 

mcd says:

6 March 2011 at 6:00 PM

Bu soruyu kotu niyetle sormuyorum, amacim ogrenmek:

Ulkelerin gelisme sureclerinde kapali ekonomi politikasi yurutmesi, acilma surecini sonradan yasamasi gerektigine dair bir ekonomik gorus var; en azindan biz ekonomiden anlamayan kitleler arasinda. Yukarida verdiginiz alintidan bunun neresinin hatali olduguna dair bir sey bulamadim.

Yani mesela kendi yatirimcisini yaratmak isteyen bir ulke, bu yatirimciyi uluslararasi sirketlere yedirmemek icin (atiyorum bir kahve zinciri yatirimcisinin basarili olmasi icin Starbucks’in ulkeye gelememesi gibi) bu politikanin uygulanmasi dogru mudur?

Kisisel olarak buna siddetle karsiyim. fakat teorik olarak bunun cikis yolu nedir? Bu halde bir ulke disaridan gelen cokuluslu sirketlerin her ihtiyaci karsilamasi itibariyle, yerli bir basari hikayesi uretebilir mi?

 
 

fikret says:

7 March 2011 at 4:16 PM

Sn Efe,

Bana göre Serdar Bey’in anlatmak istediği kapalı ülke/toplum olduğumuz, sadece ekonominin kapalı olması değil. Zira kapalı bir ülkede zaten açık bir ekonominin varolabilmesi mümkün değil. O zaman öyle gerekiyordu, henüz zamanı değil, bize uygun değil gibi söylemler, kapalı toplumu devam ettirmek isteyen zihniyetin bizlere dayattığı bir aldatmacadır – ki Özal olmasa eminim ki halen zamanının gelmediği fikrinde olacaktınız. Halen sıkça ortaya çıkan “Bu kadar demokrasi şu anlık bize fazla” söylemi gibi.

Belirli şartlar altında kapalı ve karma ekonominin daha faydalı olacağını söyleyen iktisatçılar varolabilir, fakat tarih onların fikirlerinin tamamen yanlış olduğunu ispatlamış durumda. Dünyada kapalı ekonomi ve toplumla refaha ulaşabilen tek bir ülke yokken, açık liberal ekonomi uygulayan ülkelerin hemen hemen hepsi refaha ulaşmış. Açık liberal ekonomiyi en erken uygulamaya sokan ülkeler de en zengin ülkeler olmuş.

Sn mcd:

Bence dış yatırım, açık ekonomi ile belirli bir refah seviyesine gelememiş ülkelere fazla bir ilgi duymaz. Starbucks’ın gelmesi için kafede bir kahveye 5-10 TL civarında ödeme gücü olan bir ekonomik standardın yakalanması gerekirki bu standardın yakalanması da içe kapanık bir ekonomi ile pek mümkün olmaz. 80’li yıllarda Özal açık ekonomiye geçmemiş ve açık ekonomi ile sanayi ve teknnolojimiz belirli bir düzeye gelmemiş olsa büyük ihtimal Toyota, Honda, Opel gibi markalar da ülkemize gelmemiş olacaktı ve biz halen Tofaş ve Renault’nun ürettiği çağdışı arabalara biniyor olacak ve dünya standartında araba kullanmanın henüz ülkemizde zamanı gelmediğine inanıyor olacaktık.

Yanlış anlamayın buna ben de dahilim; ben de herşeyin farkına sonradan varanlardanım.

 
 

Yorum Ekle:

Wordpress hesabınız var mı? Yorum yapmak için Log in yapın.

 
 
 

 

Yorumunuzu göndermeden önce lütfen yorum kurallarını hatırlayın.