• Ana Sayfa
  • .pdf
  • Linkler
  • İletişim
  • RSS
  •                      

Derin Sular

Fotoğraf Detayları
banner
 
 

Nefret Söylemi (ve Toplum Olmak)

14 Oct2012
 

[14 Ekim 2012 tarihinde Taraf gazetesinde yayınlandı.]

İfade özgürlüğü ile nefret söylemi arasındaki çizgiyi farklı devletler farklı yerlerden çiziyor. Ama bu konudaki temel ölçü gayet basit: Bir ifade, herhangi bir fikri eleştirmenin ötesine geçiyor, söz konusu fikri dile getiren kişileri hedef tahtasına oturtuyor ve haklarında önyargı, öfke ve nefret uyandırmak suretiyle onları şiddet tehdidi altına sokuyorsa, ortada bir nefret söylemi var demektir.

Nefret söylemi tek bir kişiye dahi yöneltilebilecek olsa da, bu konudaki birincil kaygı, insanların kimliklerinden hareketle kollektif olarak hedef gösterilmeleridir. Amaç, (azınlıklar ya da kadınlar gibi) nisbeten daha savunmasız durumdaki grupları, incitici ve aşağılayıcı ifadelerin doğurabileceği ayrımcılık ve şiddetten korumaktır. Zira, her incitici ve aşağılayıcı söylem, hedef aldığı kimliği taşıyan insanlar hakkındaki önyargıları derinleştirir, onlara yapılan ayrımcılıkları olağanlaştırır ve onlara yönelik nefreti sıradanlaştırır.

Ötekileştirme
1994 yılında gerçekleşen Ruanda Soykırımında takriben 800,000 kişi hayatını kaybetti. Olayların gelişimindeki en önemli detaylardan biri, soykırım öncesinde (ve esnasında) yayın yapan RTLM radyosunun, Tutsilerin hamamböcekleri oldukları ve hepsinin yok edilmesi gerektiği yönündeki nefret mesajlarını sürekli tekrarlamış olmasıydı. Tutsileri ötekileştirmenin de ötesine geçerek onları doğrudan dehümanize eden bu söylem, (benzeri diğer çabalarla birlikte) yüzbinlerce insanın palalarla doğranmasını daha kolay ve kabul edilebilir kıldı.

Ruanda, ötekileştirmenin epey uç bir örneği. Ancak burada önemli olan, ötekileştirmenin ve dehümanizasyonun, bir günde değil bir sürecin ardından sonuç veren (ve dolayısıyla da başlangıcından itibaren müsamaha gösterilmemesi gereken) nitelikte eylemleri ima etmesi. Günümüz demokrasilerinin önyargı, öfke ve nefret aşılayan çok daha küçük çaptaki örneklere dahi artık giderek daha fazla şüpheyle yaklaşmaları, böyle bir kaygıdan ileri geliyor.

Bazı Örnekler
Kadınların ya da özürlülerin sosyal statülerinin ikincil olduğu varsayımını içeren ifadeler, eşcinselleri ya da transseksüelleri dışlayıcı sözler ve farklı etnik kimliklere dair sterotipleri pekiştiren fıkralar, nefret söylemidir. Belli bir inancı benimseyen insanları küçük düşüren, dini pratiklerini alaya alan ifadeler, nefret söylemidir. Örneğin, hinduların inekleri kutsal addetmeleriyle, Budistlerin Buda heykellerinin önünde secde etmeleriyle ya da sufi ve şii müslümanların türbe ziyaretlerinde ölülerden dilekte bulunmalarıyla alay etmek, nefret söylemidir.

Ancak bu durum, inançların eleştirilemeyeceği anlamına gelmez. Buradaki ayrım, inançlar ile inanç sahipleri arasındadır. Şöyle ki, (sözgelimi) “A kişisi peygamber değildir” demek, nefret söylemi değildir. Bu argümanı detaylandırarak, “A kişisinin peygamberlik iddiasında bulunmuş olmasının nedeni, bundan kişisel menfaat sağlamak istemiş olmasıdır” demek de nefret söylemi değildir. Ancak “A kişisinin peygamber olduğuna inananlar ahmak kimselerdir” demek, nefret söylemidir.

Üzerinde giderek daha fazla hassasiyetle durulan bir nefret söylemi örneği de, soykırım inkarıdır. Gerçekleştiği genel kabul gören bir soykırımı inkar etmek, gerçekte olduğundan daha küçük ve önemsiz göstermek ya da mağdurları yalancılıkla suçlamak, nefret söyleminin bu türünün en sık rastlanılan örnekleri arasındadır. Bir soykırımın gerçekleştiğini kabul etmekle birlikte işlenen suçları onaylamak ve desteklemek de, nefret söylemidir. Bu konularda giderek daha fazla ülkenin yasal düzenlemede bulunması, mağdurları süregelen önyargılardan koruma amacı taşır.

Sonsöz
Bütün bunlar, aslında sadece toplum olmakla (ya da, toplum olmanın ne anlama geldiğini bilmekle ve toplum olmayı istemekle) ilgili. Zira herkesin kendisi gibi olmayanlarla alay ettiği bir toplum, aslında toplum değildir. Kadınlardan özürlülere, azınlıklardan eşcinsellere, farklı inanç sahiplerinden inançsızlara dek herkesin başkalarının öfke ve nefretine hedef olduğu, ayrımcılığa uğradığı ve hayatını hakkındaki önyargılarla mücadele ederek yaşamak zorunda kaldığı bir toplum, aslında toplum değildir. Böyle bir toplumda yaşayanların ezici çoğunluğunun toplum olma bilinç ve isteğine sahip olduklarını iddia edebilmek de zordur.

Liberalizm Sorusu:
Liberalizm, her bireyin özgürlüğünü, bir başkasının özgürlüğünün ihlal edilmeye başladığı nokta ile sınırlıyor. Acaba nefret söylemi de bu türden bir sınırlama mı? Yoksa liberalizmin kimi yeni tecrübeler sonrasında yaşadığı tıkanmışlığın ve çaresizliğin bir göstergesi mi? (İpucu için bkz.: Etyen Mahçupyan‘ın 11 Ekim 2012 tarihli yazısı.)

Paylaş:
5

Okuyucu Yorumları

 

luminaobscura says:

14 October 2012 at 11:28 AM

Verdiginiz ornekler tanimdaki “şiddet tehdidi altına sokma” kosulunu saglamiyor gibi. Ornegin, Turkiye’de “Muhammed’in peygamber olduguna inananlar ahmaktir” demek muslumanlari degil soyleyeni siddet tehdidi altina sokuyor.

 
 

Serdar Kaya says:

14 October 2012 at 11:42 AM

Tek bir ornek uzerinden dusunursek, dogru. Ama ilgili sozun farkli versiyonlari zamaninda basortulu ogrencilere yonelik olarak fiilen soylendi ve kendilerine yapilan ayrimciliklari gerekcelendirmekte kullanildi Diger yandan, ayni ornek uzerinden bile dusunsek, ilgili soz sadece muslumanlara soylenmek zorunda degil.

Ek olarak, atfi yapanin tehlike altina girmesi de onemli bir sorun. Ama, nefret soyleminin konusu degil.

 
 

mu says:

14 October 2012 at 3:13 PM

Alay/hakaret degerlendirmesinin atfi yapanin mi atfedilenin mi algisi uzerinden yapilacagi; cizginin nerede oldugu ile ilgili uzlasiyi saglama problemi ile ilgili de biraz bilgi verebilirdiniz.

Ornegin Sevan Nisanyan’in son donemde soyledikleri degil ama ona verilen tepkilerin hemen hemen hepsi nefret soylemiydi. Diger taraftan, musluman cogunlugun, cogunlukla kendilerine hakaret/asagilama saydigi cumle kuruluslarini, ornegin evrim teorisi ile ya da ateizm ile iliskilendirdikleri hemen hemen herkese kullanmis olmalarinin “nefret soylemi” kapsaminda degerlendirildigini simdiye kadar hic duymadim.

 
 

gökmen dülgeroğlu says:

14 October 2012 at 4:26 PM

sn serdar hocam

sevan nişanyan’ın yazısında, ifade özgürlüğü nefret söylemini kışkırtıyor. bu durumda yazıya verilen tepkiler zaten toplumda oluşmuş (öğretilmiş) ermeni düşmanlığını tetikliyor ve değerlendirme ermeni düşmanlığı üzerinden nefret söylemi olarak gerçekleşiyor.

 
 

Abdulkadir Pekel says:

14 October 2012 at 6:45 PM

dediklerinize katılıyorum, biri hariç: soykırım inkarı konusunda söyledikleriniz. soykırım inkarı nefret söylemi olamaz çünkü düşünce özgürlüğü sınırları içindedir. soykırımın genel kabul görmüş olması da bu durumu değiştirmez. neticede geçmişte yaşanan bir olayı hukuki bir vasıflandırma eylemidir bu. hukuki olması dolayısıyla bir yorum faaliyetini içerir çünkü bir normun uygulanması için yorumlanması gerekir. normun metni hakkında yapılmış diğer yorumlar, yorumcuları bağlamaz. her hangi bir görüş benimsenebilir. dünyada herkes 1915’te yaşananların (veya başka soykırım örneklerinin) soykırım olduğunu söyleyebilir fakat bir kişi çıkıp bunun soykırım olmadığını düşünebilir ve bunu ifade edebilir. çünkü bu bir yorum işidir. deneyle tespit edilebilecek “bilinebilir” bir gerçeklik değildir.

örneğin soykırım sözleşmesindeki etnik, dini vs. guruba mensup unsurlara öldürme vs. eylemlerinin uygulanması;

-“grup milli, bir ırka mensup, dini veya siyasi bir gruptur”

-“grubun milli, belli bir ırka mensup, dini veya siyasi bir grup olması nedeni ile”.

şeklinde yorumlanabilimektedir. bu tartışmalar Türk Ermeni Uzlaşma Komisyonunun hazırladığı raporda geçiyor. (Turkish Armenian Reconciliation Commission) şurdan ulaşılabilir: http://www.armeniapedia.org/images/c/c0/ICTJTurkishfinal030504.pdf

ama soykırımı kabul ederek “iyi ki de olmuş” demenin nefret söylemi olduğuna katılıyorum.

 
 

Yorum Ekle:

Wordpress hesabınız var mı? Yorum yapmak için Log in yapın.

 
 
 

 

Yorumunuzu göndermeden önce lütfen yorum kurallarını hatırlayın.