• Ana Sayfa
  • RSS
  •                      

Derin Sular

Fotoğraf Detayları
 
 

Öğretmenlerin ve Öğretmen Adaylarının Tepkileri

1 Jan2012
 

[1 Ocak 2012 tarihinde Taraf gazetesinde yayınlandı.]

Takriben iki aydır yazmakta olduğum yazılar hakkında öğretmenlerden ve öğretmen adaylarından çok sayıda ileti aldım. Bu iletilerin çok büyük bir kısmı (ne yazık ki) bozuk bir imla ile yazılmış olan hakaret mesajlarından ibaretti. Küfür etmek, bela okumak ve “Akıllı ol!” uyarısında bulunmak yerine aklı başında bir üslupla düşünce ve tecrübelerini paylaşanlar da elbette yok değildi. Ancak maalesef genel içinde küçük bir orana karşılık geliyorlardı.

İletiler sayıca çok olsa da, içerdikleri argümanları birkaç maddede özetlemek mümkün. Ancak ilginçtir ki, bu argümanların neredeyse hiçbiri, yazılarla aslında doğrudan ilgili değil. Ama yine de hepsini kısaca da olsa yanıtlamaya çalışacağım.

“55 bin atama sözü verildi ama sadece 11 bin kişi atandı; mağdur edildik”
Bunda şaşırılacak bir şey yok. Politikacıdır; söz verir, tutmaz… Ama ortada gerçekten bir mağduriyet var mı emin değilim. Çünkü bu söz, ilgili öğretmen adayları eğitim fakültelerine girmeye karar vermeden önce verilmemişti.

“Öğretmenlik mezunu olmayan ücretli öğretmenler yerine bizi atamaları gerekir”
Prensipte elbette doğru. Ama uygulamadaki performans farklılıklarını karşılaştırmak da eğitim fakültelerinin işlevi konusunda ayrıca ufuk açıcı olabilir. Diğer yandan, Türkiye’deki eğitim sistemi ya da öğretmenleri konu alan ilgili ilgisiz her eleştiriye “55 bin atama sözü” ve “ücretli öğretmenler” argümanı ile karşılık vermek pek makul değil.

“Öğretmen terörü eskidendi, şimdi asıl öğrenci terörü var”
Özellikle son iki haftadır öğretmen terörünü bizzat yaşadım. (Hatta buna bir de “öğretmen adayı terörü” dahil oldu!) Öğretmen terörü sürüyor – ve hatta öğrenci terörünü de körüklüyor. Bu tavırlar (ve daha da önemlisi bu zihniyet) varolduğu müddetçe, bu sorun da çözüme kavuşmayacak. Okullarda dayağın azalmış olduğu doğru. Ama şiddet hala tümüyle ortadan kalkmış değil. Diğer yandan, özellikle küçük yaştaki öğrencilerin psikolojilerinde ciddi yaralar açan “tembel” ya da “aptal” gibi sözler, Türkiye’de halen değil “öğretmen terörü”, bir problem olarak dahi görülmüyor.

“Maaşımız az”
Çok sayıda öğretmenin yazılanlara herhangi bir eleştiri getirmek ya da katkıda bulunmak yerine doğrudan konuya girip, “Az maaş alıyoruz, biraz da bunları yaz” mealinde kısa mesajlar göndermiş olması, atanmış olanların beklentilerinin atama bekleyenlerden çok farklı olmadığını ima ediyor. Konu ne olursa olsun maaşlardan yakınmak, çoğu öğretmen için neredeyse otomatik bir tepki haline gelmiş gibi.

“Bütün öğretmenleri genellemeyin, çok iyi öğretmenler de var”
Otoriter ve işini iyi yapamayan öğretmenlerin yaygınlığından söz etmek başka, genellemek başkadır.

“Siz öğretmenlere takmışsınız”
Bu çok yaygın bir tepki. Farklı konularda yazdığım her yazı dizisi bu çerçevede tepkiler aldı. Bu tepkilerin ortak noktası, oturup bir konuyu farklı yönleriyle ele alan birkaç yazı yazan birine yazılarındaki argümanlar üzerinden cevap vermek yerine, bu kişinin ilgili konuda “takıntılı” olduğunu iddia etmek. (Kaldı ki, bir insanın takıntılı olduğu kabul edilse bile, bu durum, argümanlarının geçerliliğine herhangi bir zarar vermez.)

“Bizimle neden uğraşıyorsunuz?”
Öğretmenlerimiz, kimi meslektaşları ile ilgili sorunlar dile getirildiğinde, kitlesel olarak hedef alındıklarını düşünüyor gibiler. Bu pek anlamlı değil. Dahası, öğretmenlik ve benzeri önemli kamu hizmetlerinde bulunan insanların böyle tepkiler göstermesi özellikle anlamsız. Çünkü her kamu görevi (tanımı gereği) halkı yakından ilgilendirdiğinden, bu görevleri yerine getirenler, (en azından demokrasilerde) medyanın, müfettişlerin, savcıların, sivil toplum örgütlerinin ve sivil vatandaşların sürekli yakın merceği altında olurlar. Bir başka deyişle, demokrasilerde, kamu görevlileriyle sürekli “uğraşılır”. Hem kamu görevinde bulunup hem de layüsel olmayı beklemek kabul edilemez.

“Gasteci eğitimden ne anlar; bize işimizi öğretmeyin”
Bir başka layüsellik arayışı. Peşinhükümlülük de cabası. Bu kadar emin konuşmamak lazım. Ben gazeteci değilim. Türkiye’deki pek çok öğretmenin eğitimciliği de tartışılır.

Sonsöz
Türkiye’nin eğitim sisteminde bir şeylerin epey yanlış gitmekte olduğu konusunda (öğretmenler dahil) herkes hemfikir. Ancak bu durumu kendileri de kabul ediyor olmalarına rağmen, çoğu öğretmenin bu sorunlar (ve özellikle de bu sorunlardaki payları) dile getirildiğinde ilk tepkisi çözüm üretmek değil, savunmaya geçmek oluyor. Eğer eğitim sistemindeki sorunlar mevcut öğretmen kadrosu ile çözülecekse, bu kadronun köklü bir meslek içi eğitime tabi tutulması ve hakim algılarının mümkün mertebe yıkılması gerekiyor.

« Önceki Yazı: Eğitim, Devlet, Rekabet
Sonraki Yazı: Kendi Kaderini Tayin Hakkı »
9

Okuyucu Yorumları

 

rüştü hacıoğlu says:

January 1, 2012 at 12:38 am

“İmparatorluk bakiyesi bir toplum olmak” tamlaması sıkça kullanılıyor ve sanırım bu özdeyiş kıvamı kazanmış her yere uyar tanımı öğretmenlerin durumuna uyarlarsak imparator naibi gibi davranmak istemelerini anlamak zor değil.

Hattâ, Cumhuriyet kadrolarının “naiplik” işini “nebilik/peygamberlik” düzeyine yükselttikleri göz önüne alındığında, öğretmenleri gerçeklerle ve gerekçeli de olsa eleştirmek tabu alanını ihlâl etmektir; mazallah çarpılırsınız…

Muhterem Osman Pamukoğlu’nun terminolojisi ile söylersek bu mevzularda ileri-geri konuşmak, Ata’ya istinaden “dil yakmak” olarak telaffuz edilen bir cezaya çarptırılmaya taallûk edebilir…

 
 

Mustafa Ajlan Abudak says:

January 1, 2012 at 12:52 am

Bir öğretmen olarak görüşümü yeniden yazayım.Tepkiler yazıların çizdiği çerçevenin geçerliliğini doğruluyor. Eser Karakaş hocamızın her pazar Star’da yazdığı eğitim konulu makaleleri sürekli takip ederlerse, yada zahmet edip OECD’nin internet sitesinden TR dair elde var olan istatistikleri, PISA sınav sonuçları vs bakarlarsa, sizin sosyal olarak ortaya koyduğunuz vahim çöküşü veri olarak görebilirler. Eğitim Türkçede eğmek kökünden geliyor. Pek tabi eğitimde endoktrinasyon amaçlı bir yığınak hatası ile sonuçlanmış. İngilizce ve diğer Avrupa dillerinde education/educazione vs olarak adlandırılan eylem latince educare fiilinden kök alır.anlamı inşa etmek,ayağa kaldırmak,dikmektir. Sanırım bu semantik bakış bile kimin neyi neden yaptığını anlamak için yeterli. Sizin ENDOKTRİNASYON VE TÜRKİYE’DE TOPLUM MÜHENDİSLİĞİ kitabınızı temin edip, okurlarsa belki verdikleri tepkilerin ilkelliğini fark edebilirler.

 
 

Mustafa Ajlan Abudak says:

January 1, 2012 at 9:58 pm

Eser Hocam sanki benim yorumu okumuş 🙂 yine harika bir yazı.Serdar Bey’in tespitlerini tamamlayan bir çerçeve sunmuş son yaşananlara atıfta bulunarak;

http://www.stargazete.com/yazar/eser-karakas/egitim-ne-icindir-haber-411213.htm

 
 

Ronî says:

January 5, 2012 at 11:10 pm

Öğretmenler hakkında az bile yazmışsınız. Kültür gazetesi yerine spor gazetesi okuyan, formasyonu ile ilgili tek satır okumayan, lümpen; araba, ev vs. sevdalısı insanların öğretmenliğinden ne beklenir ki? Bir de bunların üniversitelerdeki prof., dr. ünvanlı üst düzeyleri var tam evlere şenlik. Yazılarınız kendime ve mesleğime dair yol işaretleri oldu benim için.
Sevgiler…. Ronî

 
 

birdost says:

January 6, 2012 at 6:35 am

Öğretmenlerin yoğun olarak takıldığı http://www.memurlar.net forumunda bu yazılar da tartışılıyor. Öğretmenlerin yukarıdaki yazı ile ilgili yorumlarının tamamını yorum yapmadan aşağıya yapıştırıyorum. Herkes okuyup çocuklarımızı kimlere emanet ettiğimizin yorumunu kendisi yapsın.

“tıklamayın tarafa. okunmasın o kadar gazeteci bizi savunuyor kel serdar farlı olmak adına ya da hükümet yalakası olarak eleştirior. durumu bilmiyor. bi de ona hakaret etmemizden yakınıyormuş. onu tıklasınız da artık hararet değil küfredin. neymiş ona yazarken imla HATALARI YAPIYORMUŞUZ. DEFOL GİT P… ULAN İMLA KURALLARINI DÜŞÜNECEK HAL MI KALDI Kİ…”

“BU YAZAR KÜÇÜKLÜĞÜNDE ÖĞRETMENİ İLE ARASINDA BİŞEY YAŞAMIŞ OLMALI AMA AÇIKLAYAMIYOR ZAVALLI”

“ben maıl attım gereken hakaretleri saydm”

“topu inşaata kaçmış olmalı”

“ne beklersiniz ki bu soysuzlardan. bende yazdım ağzıma ne geliyorsa gerekirse başka şeyler yapmaya da hazırım.”

“bi avuç teröristten oluşan bi gazetenin yazarından da başka bi şey beklenmezdi.. başı göğe mi erdi acaba öğretmenleri kötüledi de. işgüzar herif.”

“gazeteciliğin düştüğü içler acısı durumu zatı şahaneleri sayesinde dolaylı bile olmadan en katışıksız haliyle gördük. güçlü olan kimse haklı odur gazetecilik de güçlüyü körü körüne savunmak demektir!”

“bu ne cehalettir anlamıyorum öğretmen atamalarını sadece devlet ihtiyaç kadar öğretmen atar bunlardan da puanı yüksek olanı atar iş sadece budur zihniyetindeki çevresindeki ülkesindeki böylesine önemli bir mevzuyu bilmeden araştırmadan sadece yorum yapmak ve taraf tutmak namına yorum yapıyorlar.”

“neymiş imla hatalarıymış bi de şurdan bak yazar efendi 80lerle 90larla açıkta kalan öğretmenler bu imla hatalarında bu zihniyetteler bi de 0la 40la 50ile atananları düşün onlar ne imla hataları ne cümle düşüklükleri yapıyorlardır? seni eğiten bir de üstüne ahkam kesmeni sağlayıp geniş kitlelere hitap ettiren insanları düşün öğretmenlik eskiden ne hallerdeymiş en azından yeniler yani yeni eğitilenler daha araştırmacı daha tarafsız daha mantıklı öğretmenlerde ilerleme var değil mi?”

“neymiş politikada söz veriliriş tutulmazmış önemli değilmiş körü körüne savunma bu olsa gerek cehalet okumuşluk oranıyla değil iyi yerlere gelmiş zırvacıların çokluğu ile doğru orantılı bu ülkede”

“taraflı basınları okumamak lazım zaten onların doğruları yoktur tarafları vardır.. kendi doğrularını oluşturamamış taraf olduğu şeyi körü körüne savunanlar sinirimi bozuyor..”

“hocam belliki kuyruğuna basmışlar bu zavallının yada bugün köşesine ne yazacağını bulmamış canı sıkılmış gelip bizimle oyun oynamak istemiş değilmi serdarcığımmmm:)))”

 
 

Hasan Coşkunlar says:

January 6, 2012 at 10:03 am

Ben bu haftaki yazıyı okuyunca üzüldüm, diğer 6 yazı düşündürtmüştü. Yanlış anlaşılmasın, yazıya değil, diğer yazılara karşı gönderilen mesajlara. Çünkü eğitimcilerin, eğitim olayını bu kadar sığ bir bakış açısıyla değerlendirmelerine üzüldüm.

“Eğer eğitim sistemindeki sorunlar mevcut öğretmen kadrosu ile çözülecekse, bu kadronun köklü bir meslek içi eğitime tabi tutulması ve hakim algılarının mümkün mertebe yıkılması gerekiyor.”

Bu bir çözüm önerisi ve mantıklı. Benimkisi uçuk ama kesin sonuç; keşke bir ruh emarı çeken bir makine olsa, hani emar iskeletimizi en ince ayrıntısına kadar döküm yapıyor ya. Öğretmenler bu emarlara bakarak bazen doğru bildiklerinin ne kadar yanlış olduğunu görseler. “DİĞER YANDAN, ÖZELLİKLE KÜÇÜK YAŞTAKİ ÖĞRENCİLERİN PSİKOLOJİLERİNDE CİDDİ YARALAR AÇAN “TEMBEL” YA DA “APTAL” GİBİ SÖZLER,” çünkü şiddet sadece fiziksel şiddet değildir…

 
 

Süleyman AKGÜL says:

January 11, 2012 at 6:58 pm

Öncelikle herkese konuya ilgilerinden ötürü teşekkür ederim. Ben de bir öğretmenim ancak devletimizin gözünde henüz olamadım, toplum nazarında da atanamayana öğretmen denmiyor maalesef… Alt kimlik, üst kimlik gibi bir mevzu başlatmak gibi bir niyetim de yok. Sorun aslında buradan başlıyor, çünkü bir insanın kişisel gelişimi kendini güvende hissetmesiyle doğrudan alakalıdır. Siz hiç zengin birinin ihtiyaçtan hırsızlık yaptığını duydunuz mu? Bir de bir noktanın altını çizeyim sonra yine yanlış genellemelerle karşılaşmayalım: Her meslekte iyi ve kötü vardır ancak iyiyi sadece iyi diye niteleyip; kötüyü yerin dibine sokup öğretmenler eskiye nazaran berbatlar, ahlaksızlar, vs. demek.. İkincisini tercih ederek devam edelim. Bu noktada taraf olmaya gerek yok, sadece bakmamız gereken nokta temelde şu: 2012 yılıyla 1975 yılını karşılaştırıp sadece ahlaki çerçevede değerli görülen öğretmeni bugün bilimselliğin tersinden bakarak ”bunlar benim çocuğumu okutmasın” demek sadece kaçamaktır. Mesele çok boyutludur. Öğretmenlik kutsaldır, maddi beklentilerle yapılabilecek bir iş değildir, vb. laflar bugün sadece özdeyişlerde kalmıştır. Neden mi? -Çünkü çağımız gelişen insancıl yaklaşımların zeminini hazırlamadan bunları toplumun temeline yansıtmayı ‘’Yükseköğretim ve MEB’’ eksenli bir şekilde düşünüyor. Bu kurumların da Türkiye’de ne kadar tartışıldığını eğitim sorunlarını öğretmenler tukaka demekle çözenler dışında herkes bilmekte… Başa dönelim ve konunun ortaya çıktığı platform internet. Şimdi tekrar bunu tartalım (Bu arada yazımı bir savunma olarak görmek sizin vicdan muhasebenizle alakalı bir durumdur, özgürsünüz.): İnternetin yararlarını bir kenara bırakalım, zararlarını düşünelim. İnsan yüzü görmeyen binlerce kişi ve bu kişilerin aşındırılmış hassasiyetlerinden ortaya çıkan depresif, anlayışsız, arsız, vb. tavırlar… Bu platformları da kimin kullandığı kişinin altını çizmesiyle mümkün. Böyle muamma bir tablonun içinden bunlar öğretmenler deyip, bahsi geçen konu üzerinde konuşmanın da mastürbasyondan öte bir şey olduğunu söylemek yanlış olmaz. Mastürbasyon kelimesi üzerinden yapılan eleştirilere de haklı ve haksız yanları olduğunu söylemek mümkün. Haklı taraf için bu konuşmanın yersiz olduğunu düşünenler, haksız taraf içinse: Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin Milli Eğitim Bakanı söz veriyor 55 bin öğretmeni ağustosta atayacağız diyerek sonra seçim geldi mağduriyet de var hadi atayalım 30-40 bin kişiyi de oy toplayalım fikriyle KPSS 2011’e giren 55 bin sözüyle bütün yıl kendini maddi-manevi helak eden insanların seslerini duyurabileceği tek yer olan sosyal ağları her şeyin yanlışı olarak göreceksiniz. İkinci kısım insanların fikrini açıklamayı uygun gördüm çünkü tek pencereden bakmamak gerekir. Ben de eğitim sisteminin sorunları olduğunu düşünüyorum ancak bunu ‘’sadece’’ öğretmene yüklemenin samimiyetsizlik olduğunu düşünüyorum. Yoksa eğitim üzerine yapmamız gerekenlerin öğretmenleri dehleyip öğrencileri karşımıza alarak gerçekleştirebileceğimize içinde bulunduğumuz konjonktürde sahici bulmuyorum. Pek çok eğitsel anlayış var bunları ben sınıfta zaten uygulayabiliyorum ancak bunu evde kim ne kadar uyguluyor? İşte burada iş YÖK ve MEB’den çıkıyor. Sıra evdeki eğitime geliyor. Bence devlet eğitimi yapılandırarak çağa uydurmak istiyorsa bunu akıllı tahta,vs. şeylerde değil evdeki bireye akıl sağlığı sağlayarak gerçekleştirebilir. Bunu da dünya devi olarak değil naçizane sosyal devlet anlayışı içinde yapabilir. Bu konunun çerçevesini çizebiliriz ancak aynı pencereden bakmak gerekliği elzem…

Lafın özüne gelecek olursak öğretmenler birtakım kimseler yüzünden bakan gözünde dahi şahsiyet kazandırılması gereken bireyler olarak lanse edilmeye başlandı. Bu doğrudur ya da değildir mesele bu değil ama öğretmenlere şahsiyet kazandırmak isteyen bir bakanın öğretmeni işini ne kadar samimiyetle yapar ya da toplum tarafından ‘’eski öğretmenler’’den farklı görülen yeni öğretmenler mesleğini ne ölçüde ifa edebilir?

Spam(!) haline gelen ataması yapılmayan öğretmen konusuna gelecek olursak yıllardır ataması yapılmayan öğretmenlerin haklılığını bazı kimselerin fikrinden hareketle ‘’sırf kadro doldurmak için bedava para kazanmak için’’ yapılan bir meslek gibi görenler de var. Öğretmenlik kutsaldır, sözünü anlamsızlaştıran da işte bu fikre inananlardır ama demiyorum ki böyle düşünenler yanlış düşünüyor. Bu tarz insanlar da olacak ancak bunu sadece öğretmene söylersek o zaman sahtekarsın deme hakkımız doğar… Bu ülkede birtakım yerlerden nemalanan onlarca,yüzlerce meslek varken kutsal olan bir mesleğe yapılan ilk atıf topu yine bazı kimselere(?) götürmekte… Devlet söz verip tutmazsa bazı kimseleri de ortaya atacak ki toplum gözünde aklansın… Yoksa o haksız bu haklı diye meseleye bakmak. Mastürbasyondan öteye geçmez. Yine de ciddi meseleler olsa dahi bunlar üzerine gereksiz konuşmalar yapmayı mastürbasyona götürmekte şahsiyet kazandırılması gereken insanların sadece öğretmenler olmadığını gösteriyor. Bir de öğretmenlere melek gözüyle bakıp hiçbir bedel ödemeksizin beklentiler içinde olmakta cevabı içinde olan bir ifadedir. Umarım bu lafı düşünüp onca şey beklediğimiz bu insanların hizmetlilerden az paraya bu kadar sorumluluk içine girmeye hatta 5 ay askerlik yapacağı yerin Batı’da bir yer olması için kişilere takla atanların eleştirilerine katlanıp Hakkarilere gitmeyi göze alan kimselere de bu kadar yüklenmenin neticesi olarak da insanların tahammül sınırlarını gözetmek gerekmez mi? Teşekkür ederim.

 
 

Öğretmen says:

January 12, 2012 at 1:26 pm

Benim fakülteden arkadaşlarım hala evde kazak örüyorlar, evden kahveye-kahveden eve mekik dokuyorlar. Madem o kadar iyi öğretmen olduklarını iddia ediyorlar, neden hala evde oturuyorlar? Sisteme sövüp duracaklarına, adam gibi çalışıp, kpss-kpds-ales vs. sınava girsinler. Bir öğretmen olarak utanıyorum bu mesleğin düştüğü durumdan.

 
 

bakış kutlu says:

February 1, 2012 at 1:54 am

Serdar Bey,

Yazı dizinizi henüz okudum. Her ne kadar “öğretmen terörü” tanımlamanıza katılmasam da, bunca düşünce kırıntısının içinde, elbette katıldığım noktalar mevcut. Ancak bu derece kapsamlı bir konuyu ele alış tarzınızı oldukça kısır buldum. Öncelikle, son derece sistematik biçimde, devlet eliyle yapılandırılmış ve hedefi yeni nesilleri “cumhuriyet”in ilkeleri doğrultusunda biçimlendirmek olan onlarca yıllık – ve son derece hatalı olan – eğitim sistemimizi “öğretmenlere” indirgemek işin kolayına kaçmak olmuş. Bu, “alfabe” kelimesi iyi değildir, çünkü “a” harfi sorunludur demeye benziyor. Geriye kalan harfler ve onların birleşiminden oluşan heceler güme gidiyor. Ron Jones örneğiniz bana Milgram deneyini anımsattı – bilirsiniz. Tıpkı bu deneydeki gibi, ülkemiz eğitim sistemindeki öğretmenler de uzunca bir süre, belirli bir düzen içinde bireyselliklerini yitirmiş ve grubun parçası olarak otoritenin kendilerinden beklentisini en iyi şekilde uygulamaya çalışmışlar. Bu anlamda ilk bakışta her ne kadar uygulayıcı olarak görünseler de, onlar da aynı sistemin kurbanları addedilebilirler. Yine Jones deneyi bir başka durumu daha gözler önüne seriyor: koşulların bireyler üzerindeki etkisi. Koşullar olumlu – olumsuz yönde değişkenlik gösterdikçe bireyler de farklı seviyelerde, ancak aynı doğrultuda değişiyorlar. Peki, öğretmenler için bu durum neden geçersiz olsun?

Bir öğretmen işini çok zor koşullarda ifa eder. Bu acı gerçeği yadsıyamazsınız. Devlet okullarında bir sınıfa 50-60 öğrenci düşmekte ki bu durum herhangi bir insan evladının gereken şekilde bilgi aktarabilmesi için son derece zorlayıcı. Elbette artık üniversiteli olmuş ve amfilerde sessizce oturup not alan, almazsa da başını sıraya koyup ses çıkarmadan uyuklayan öğrencileri kastetmiyorum, ortaokul ve lisedeki, pek çoğu orada olmayı istemeyen ve sadece devam zorunluluğu nedeniyle sıralara dizilmiş, öğrenmek için motivasyonu çok çok düşük bir öğrenci profilinden bahsediyorum. Bu motivasyonu artırmayı başaran öğretmenler de vardır elbet, ancak sayıları bir o kadar azdır, zira onların da işlerini insanüstü bir çaba ile yapmaları için itici güç olabilecek herhangi bir motiv vermiyor, vermemiş devlet bugüne değin. Bu itici güç ne olabilir? Öncelikle para olabilir tabi. Çoğu insanın “ben günde on saat çalışıyorum, öğretmenler günde 5-6 saat çalışıyorlar, neredeyse yarım gün, benimle aynı parayı mı alacaklar” türünden bir bakış açısı vardır ki oldukça komiktir. Bilgisayar başında, kah dinlenerek, kah yorulunca bir çay almaya giderek, kah sigaraya çıkarak veya beş-on dakika mola vererek geçirilen on saatle, kesintisiz bir dikkatle, ara vermeksizin 5 saat boyunca 50-60 kişiye bilgi iletmeye çabalamak arasında, karşılaştırılamayacak bir fark vardır. Hem zihinsel ve hem bedensel olarak, bu ikinci eylem çok daha yorucudur. Bu nedenle bir öğretmenin aslında haftada girmesi gereken ders saati 15 ilâ 18 saat olarak belirlenmiştir. Sebepse, fazlasının performansı düşüreceği gerçeğidir elbette. Ancak çoğu öğretmen ek ders adı altında günde 8 saat sınıftan sınıfa koşturmakta ve doğrusu ancak bu sayede kıt kanaat geçinebileceği parayı kazanmaktadır. Nihayetinde öğretmenlik de bir meslektir ve çoğu meslek gibi “iyi bir yaşam sürmek için gereken parayı kazanmak” adına yapılır. “Bilgili insanlar yetiştirme”nin para kazanmaktan önce gelmesi için herhangi bir sebep görmüyorum. Birçok öğretmen piyangodan para çıksa herhalde işlerini bırakırlardı ve bu da en fazla normal olurdu. Ama yaptığınız iş size iyi bir yaşam sunmuyor aksine son derece sorunlu, ailelerince doğru dürüst yetiştirilememiş, öğrenmeye isteksiz onlarca öğrenciye rehber olmanız karşılığında cüzi bir meblağ ödüyorsa; toplumda okumuş, eğitim görmüş olduğu halde duruma ille sizin baktığınız yerden bakan ve bu bakışın oldukça kısır olduğundan bile bihaber pek çok insan var ise, çalıştığınız mekan sizin kişisel gelişiminiz için pek az olanak sunuyorsa, bilgisayar ve internet dahi daha birkaç yıl önce bağlanmış ise, sınıflarınız eski, sıralarınız kırık, tuvaletleriniz pis ve öğretmenler odanız estetikten yoksunsa, siz de bir süre sonra koşullara uyarsınız. Bir öğretmen olarak, öğrenmeyi bırakabilirsiniz. Aksi, sinirli ve koskoca eğitim sisteminin omzunuzdaki yükünü öğrencisinden çıkaran kompleksli herifin birine dönüşebilirsiniz. Sizi kaale almayan sisteme sinirinizi ve boktan hayatınıza siteminizi birkaç “şımarık” öğrenciniz üzerinde otorite kullanıp onları ezerek atmaya yeltenebilirsiniz. Ne de olsa öğretmen olmak için belirli bir bilgiye sahip olmak gerekiyor, kimse size karakter ya da psikoloji testi uygulamıyor. Bilmem anlatabiliyor muyum aradaki ilintiyi? Gerçi eminim siz bunları zaten biliyordunuz. Yazdıklarınız yanlış demiyorum, pek çoğu doğrudur, ancak tüm bu ilişki dolayısıyla, öğretmenlerden önce sorunu eğitim sisteminde aramak daha yerinde olacaktır bana sorarsanız.

Yine bahsettiğiniz tipteki öğretmenler özel okullarda yok denecek kadar az, hatta yok. Neden dersiniz? Çünkü o okullardaki koşullar çok farklı. Bu kadar basit. Öğretmenler manyak ama özel okullarda öğrenciyi aşağılayamıyorlar, çünkü kovulacaklarını biliyor değiller. Sadece daha iyi koşullarda işlerini yapıyorlar hepsi o. İnsan gibi öğretip insan gibi yaşadıkları için insanlıktan çıkmıyorlar. Aslına bakarsanız salt devlet okulu- özel okul farkı bile bütün bu savı desteklemek için yeter örneği teşkil ediyor. Buna karşı savınız özel okulların öğretmen alımlarında kılı kırk yarması olabilir. Mümkündür. Ama dediğim gibi, kimse özel okulda çalışan bir öğretmeni bir devlet okuluna koyup orada 6 sene geçirdikten sonra öğrenciye nasıl davrandığını gözlemlememiş. Demem o ki, bilemeyiz.

Amerika’dan verdiğiniz örneğe gelince, Amerika böyle bir örnek vermek için iyi bir seçim değil. Bahsi geçen okul bir devlet okuludur olmasına ama eminim beyazların çoğunlukta olduğu, bölgesinde iyi örnek teşkil eden karma okullardan biridir. Daha güneye inseydik, Amerika’da da öğrencinin öğretmen tarafından ezildiği, aşağılandığı pek çok örnek bulabilirdik. Ki orası kapitalizmin, buna bağlı olarak özelleş-tir-menin ve bireyselleşmenin bizden yıllarca önünde. Avrupa çok daha iyi bir örnek olabilirdi. Bizde de öğrencinin biri akıl edip böylesi bir devamlı tavrı telefonuna kaydetse bunu sayfasına taşıtacak birkaç gazete çıkacağına eminim. Tabi ki bunları “olabilir böyle şeyler” demek adına yazmıyorum. Ne burada ne orada, yapılanı haklı gösterecek hiçbir şey yok. Sadece bunlar münferit örnekler, öğretmenlerin geneliyle açıklanmaları abesle iştigal. Sorun öğretmende değil, sistemde.

Öğretmen atamalarına gelince durum bambaşka. Yazdıklarınız kendi içinde tutarlı ama olayın en önemli kısmını atlayınca… Ülkemizde yüz bini aşkın öğretmen açığı varken atama yapılmaması sizce sorun değil mi? Bu insanlar eğitilmek adına değil bir meslek sahibi olmak için üniversite okuyor Serdar Bey. Burası Türkiye. İnsanlar daha bilgili olmak için değil, bir üniversitede akademisyen olarak iş bulmak için master, doktora falan yapıyor. Ve eğitim fakültelerini de, öğretmen açığı olduğu için seçen pek çok insan vardır eminim. Tabi ki talep olduğu sürece bölümler açık kalır ve insan alır, ve yine tabi ki her birini bir işe yerleştirmek devletin görevi değildir. Ama öğretmene ihtiyaç varken atama yapılmamasının ardında başka bir şey olduğu çok açık.

Son olarak herhangi bir özel veyahut devlet okulunda ortaokul- lise öğretmenliği yapmadığımı, bahsettiğim bütün bu olumsuzlukları ne şahsen ne de bir yakınım vasıtasıyla yaşadığımı, son derece güzel bir üniversitede son derece severek ve sayılarak, görece iyi bir para karşılığında ders verdiğimi belirteyim ki, yazdıklarımın değeri artsın. Zira bu yazı bir “üstüne alınmışlığın” değil, empati kurma çabasının sonucudur.

Sevgiler.

 
 

Yorum Ekle:

Wordpress hesabınız var mı? Yorum yapmak için Log in yapın.

 
 
 

 

Yorumunuzu göndermeden önce lütfen yorum kurallarını hatırlayın.