• Hakkında
  • Ne Dediler?
  • Felsefe
  • .pdf
  • Linkler
  • Bibliyografi
  • İletişim
  • RSS
  •                      

Derin Sular

Fotoğraf Detayları
banner
 
 

Ordu ve Kadınlar

4 Ara2008
 

Televizyon izlerken kanallardan birinde orduyu eleştiren bir kadına denk gelen Fatih Altaylı’nın, bu durumu yazı konusu yaparak, “Hanımefendi belki farkındasınız, belki değilsiniz ama o ordu sizin bacak aranızı da koruyor” şeklinde kendi zihniyet ve üslubunca bir karşı argüman üretmesi, Türk basınında çeşitli yazarlar tarafından eleştirildi. Altaylı’nın yaklaşımı, sadece militarist bir zihniyeti değil, kadınlara yönelik epey çarpık bir algıyı da yansıtıyordu.


Ancak belirtmek gerekir ki, Türkiye’de militarist zihniyet kadar cinsiyetçi algılara da, toplumun hemen her kesiminde sıklıkla rastlamak mümkündür. Bu nedenle, bu iki yaklaşımı bir arada yansıtan ifadeler şaşırtıcı değil. Zaten Türkiye’de yaşayıp da bu türden ifadeleri hiç duymamış olan pek kimse de herhalde yoktur. Zira gerek askerlerin, gerekse siyasi anlamda asker yanlısı kesimlerin ordu ile övünme adına, “Eğer gece rahat uyuyabiliyorsak, …” diye başlayan yüceltici ifadelerinin en sık rastlanan türevleri arasında kadınların namusuna gönderme yapan ve orduya “kadınların namusunu koruyan” bir nitelik de atfeden sözler yer alır.
Askerdeyken, bu rahatsız edici yaklaşımı doğrudan kendi komutanımızdan da duymuştum. Bilenler bilir; son yıllarda askere giden her gence, “Türkiye’nin düşmanları” konulu, şiddetli zenofobi hisleri uyaran, gerçekten çok uzak bir uluslararası politika anlayışını yansıtan, insanları korkutmak suretiyle ordunun önemini vurgulama amacı güden, iç ve dış siyasete dair temelsiz iddialarda bulunan ve askerlerin hadlerini fazlasıyla aşan konularda kıymeti kendinden menkul yargılar içeren bir sözde belgesel izletilir. Belgeselden önce de, (muhtemelen verilecek olan mesaja çerçeve hazırlama amacıyla) bir komutan milliyetçi bir konuşma yapar.
Fatih Altaylı’nın sözleri bana kendi askerliğimin ilk günlerinde yaşadığım o mide bulandırıcı günü yeniden hatırlattı. Aradaki zihniyet bağlantısının görülebilmesi adına, o günün sonunda günlüğüme yazdıklarımın bir kısmını aşağıya alıntılıyorum:

“Bölük komutanıyla olan görüşmemiz çok ilginçti.
Bölük komutanımız olan … Üstteğmen bize Türkiye’nin düşmanlarından bahsetti. Bölük komutanımız Türkiye’nin en büyük sorununun terör olduğunu söyledi. Terörün de irtica ve aşırı solculuk olmak üzere iki şekilde faaliyet gösterdiğini, bunun da dış mihraklarca desteklendiğini belirtti.
Aşırı sol örgütler arasında en güçlü olanların PKK ve DHKP-C olduğunu, PKK’nın cahil, DHKP-C’nin ise okumuş bir kesim nezdinde taban bulduğunu söyledi. İrticaya destek veren en büyük terör örgütlerinin ise Hizbullah ve İBDA-C oldugunu söyledi. Bunların yanı sıra da Nurculuk akımının da her ne kadar terör yoluna başvurmasa da diğerleri kadar tehlikeli olduğunu ve Said Nursi’nin düşünceleri doğrultusunda Türkiye’nin yönetim şeklini değiştirme amacında olduğunu belirtti. ‘Yedirirler mi arkadaşlar?’ dedi. ‘Sakın bunlara inanmayın arkadaşlar’ dedi. Cümlelerinin arasında Fethullah Gülen ve Mehmed Kırkıncı isimleri geçti.
Komutanımız zaman zaman heyecanlandı, zaman zaman da öfkelendi. Öfkelendiğinde küfürlü ifadeler kullandı. Bizlerden kesinlikle döviz kullanmamamızı, Marlboro gibi Amerikan sigaralarını da içmememizi istedi. Bunun vatan hainliği ile eşit olduğunu söyledi. O esnada aklıma neden bölük kantininde Coca Cola satılıp Cola Turka’ya (ve diğer Ülker ürünlerine) yer verilmediğini sormak geldi ama ortamın sertliği nedeniyle bunu yapmadım.
Komutanımız bir ara kendisini dinleyen askerlerin dikkatinde azalma sezdi ve birden bağırarak “KALK” emri verdi ve herkes ayağı kalktı. Ardından “OTUR” emri verdi, ve herkes oturunca konuşmasına kaldığı yerden devam etti.
Komutanımız bir ara da Hizbullah lideri Mirzabeyoğlu’ndan bahsederken çok sinirlendi. Bu tür insanların hepsinin orospu çocuğu olduklarını ve hiçbirinin kendisinin sol taşağındaki bir kıl kadar bile değeri olmadığını söyledi.
Aşırı solcuların ülkemizdeki Alevi kesimi, irticacıların ise sünni kesimi kandırdığını söyledi.
Komutanımız geçen yıl Erzurum’da yaşanan Oksana krizinden de söz etti. Şöyle ki geçen yıl Oksana ismindeki bir Rus hayat kadınının AIDS virüsü taşıdığı ortaya çıkınca kendisi askerleri toplayıp sormuş kaçının bu kadınla ilişkiye girdiğini. İki kişi hariç tüm birlik bu kadınla ilişkiye girmiş. Komutanımızın bundan çıkardığı sonuç şu: Eğer başımızda bir devletimiz olmazsa, bizim anne ve kız kardeşlerimiz de orospu olmak zorunda kalırlar. Onların başlarında bir devletleri olmadığı için doktorundan mühendisine yüksek tahsil görmüş kadınları ülkemizde fahişelik yapıyorlar. Devletleri olsa buna gerek kalmazmış.
Komutanımız şu anda …’da bu işin piyasasının 10 milyon TL ($7) olduğunu da belirtti.
Komutanımızın konuşmasının ardından bizlere Türkiye Cumhuriyeti’nin düşmanlarının niyetlerini konu alan 40-45 dakikalik bir video izletildi.”

Paylaş:
7

Okuyucu Yorumları

 

saksagan says:

4 Aralık 2008 at 6:13 AM

Bir ay sonra asker olacağım. Demek ki bu belgeseli ben de izlemek zorunda kalacagim. Daha once hic kimseden duymamistim bu ayrintiyi. Ya cok ciddiye almislar, bu ozel bilgiyi benden saklamislar, yahut hic ciddiye almayip, dinlememisler. Ben kendim izlerken neler hissedecegim merakla bekliyorum.

 
 

blue says:

4 Aralık 2008 at 9:10 AM

Bize belgesel izletmemişlerdi, ama tabur komutanımız türbanlılardan bahsederken sürekli “or..pular” diye söz ediyordu.
Bir de bölük yemek duasında “Tanrımıza hamdolsun” yerine “Allahımıza hamdolsun” demekte ısrar ettiği için önce sürünmüştük, sonra da mescid kapatılmıştı. İç düşmanız ya bütün bölük!

 
 

milleplateaux says:

4 Aralık 2008 at 9:26 AM

Saksagan,
Serdar Bey’in bahsettigi video sanirim “Neden Hedef Turkiye”. Bu video maalesef siklikla izletilse de, her kislada izletilmiyor. Benim askerligimi yaptigim kislada Ustun Dokmen’in Kucuk Seyler adli programinin 5 bolumunu izletiyorlardi.
Askere gitmeden alistirma yapmak isterseniz Neden Hedef Turkiye seysinin linki surada:
http://www.youtube.com/watch?v=BR-CZC_F0sI&feature=related
http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=neden%20hedef%20turkiye

 
 

metedro says:

4 Aralık 2008 at 7:46 PM

Mehmetçik olmak için, namus korumak için, peygamber ocağı olmak için, şehit olmak için Allah korkusu ve sağlam iman lazım: Küfrün tüm sanatlarını kullanarak ona buna küfür eden, kadınlarınızı soyun, açık giydirin diyen, sakallıyı ve kapalıyı aşağılayan bir zihniyet mi sahip çıkacak milletin namusuna?
Bence o zihniyetin adamları önce kendi korunacak değerlerine baksınlar. Kendilerini koruyamamış başkalarını koruyacak…

 
 

Levent Cetin says:

4 Aralık 2008 at 7:53 PM

Zaten ordu olmasaymis buyukannelerimizi Fransiz, Ingiliz ve Italyanlar duzermis. Oyle ogrenmistik. Bir cesit seksten koruma ordusu demek ki.
Fiyatlari bildigine gore piyasada aktif halde bulunmus komutaniniz. Eh bizimkiler kizlarimizi korurken tabii Rus kizlari koruyan Kizil Ordu yetersiz kalmis galiba.
Tanri devletimizi basimizdan eksik etmesin. (Allah demedim laik oldum).

 
 

erkan kara says:

7 Aralık 2008 at 12:27 AM

Askerligimi yaptigim siralar bir Ara Bascavus rutbesinde iki rutbeli ile agaclarin altinda konusuyorduk. Konusma gitgide bel alti sohbetlere dogru kaydiriyordu ustler tarafindan. Bir ara bir arkadasa memleketini sordu. Cankiri (veya Corum) deyince oranin kizlarinin da guzel oldugundan bahsetti bascavuslar ve konusmalar bu dogrultuda seviyesizlestikce seviyesizlesti. (Tabii bu arada arkadasimiz da epey bozuldu.)
Eger bu bascavuslar da ordunun korudugu namus kavramina namus kavramina inaniyorlarsa vay halimize.

 
 

Serdar Kaya says:

7 Aralık 2008 at 12:39 AM

Erkan Kara:
Orduyu “namus koruyucu” olarak nitelendirenlere sormak gerekir, “1974′te korumaya gittiğimiz Kıbrıs Türklerine neler yaptık haberiniz var mı?” diye.
Bilen bilir tabii neler yaptığımızı. Bilmeyenler için de bu ayrı bir yazının konusu olabilir belki.

 
 

Yorum Ekle:

Wordpress hesabınız var mı? Yorum yapmak için Log in yapın.

 
 
 

 

Yorumunuzu göndermeden önce lütfen yorum kurallarını hatırlayın.