• Ana Sayfa
  • .pdf
  • Linkler
  • İletişim
  • RSS
  •                      

Derin Sular

Fotoğraf Detayları
banner
 
 

Ortak Payda Diye Bir Şey Yoktur (…ama olabilir de!)

20 Mar2011
 

[20 Mart 2011 tarihinde Taraf gazetesinde yayınlandı.]

Sıklıkla bir uzlaşı ifadesi olarak kullanılan ortak payda, aslında ayrımcılıktan başka hiçbir anlam ifade etmez. Çünkü bir yerde ortak payda olarak sunulan bir dizi kriter varsa, böyle bir durum, söz konusu kriterlerden birine ya da birkaçına sahip olmayan insanları dışlamayı olağanlaştırır. Bir başka deyişle, “Bunlar bizim ortak paydalarımızdır” ifadesini, “Bu ortak paydalara sahip olmayanlar, bizden değildir” şeklinde okumak gerekir.

Bir toplum için ortak paydalar beyan etmek, sadece kağıt üzerinde bir anlam ifade eder. Zira, zannedilenin aksine, Türkiye de dahil olmak üzere dünya üzerindeki hiçbir ülkede, herkesi kuşatan herhangi bir ortak payda bulunmaz. Bu nedenle, bir toplumu gerçekten anlamak isteyen bir insan, kağıt üzerindeki suni formülasyonlardan başını kaldırmak ve gerçeğin kendisine, yani insanlara bakmak durumundadır.

Örneğin, Türkiye özelinde, ırk bir ortak payda değildir. Anadolu’da Türkler, Kürtler, Çerkezler, Çingeneler, Boşnaklar, Arnavutlar, Gürcüler ve Lazlar da yaşamaktadır. Bunlar sayıları bir milyonun üzerinde olan gruplar. Daha aşağılara indiğimizde, sayı iyice artıyor. Ancak Türkiye’de asıl ilginç olan, kendisini Türk addedenlerin bile Orta Asyalılara pek benzemiyor olmaları. Halil Berktay’ın 5 Ağustos 2010 tarihinde Taraf gazetesinde yayınlanan [Türk Tarih Tezi] başlıklı yazısında söyledikleri bu konuda bir fikir verebilir:

“Bir fotoğraf galerisi kuralım. 100 kadar portre çekelim, Uygur, Kırgız, Kazak, Türkmen ve Özbekler gibi soydaşlarımızdan. Bir 100 kadar portre de modern Türkiye Türklerinden seçip koyalım; karşılarına geçip bakalım: gerçekten benziyor muyuz, benzemiyor muyuz? Aradaki farkın, Uygur Türkçesi ile bugünkü Türkiye Türkçesi arasındaki farktan az olmayacağına sizi temin ederim. (Peki, onlara benzemiyorsak kime benziyor olabiliriz? İkinci aşamada, o Türk fotoğraflarını bir de 100 kadar Yunanlı (Rum) ve Ermeni, dilerseniz biraz da Kürt portresiyle karşılaştırın. Çıkacak sonuçlardan ben sorumlu değilim.)”

Din bir ortak payda değildir. Zira Türkiye’de çoğunluk müslüman olsa da, gregoryenler, katolikler, ortodokslar, museviler, keldaniler ve hatta satanistler de yaşamaktadır. Ülkede, azımsanmayacak sayıda bir inançsız kesim de yok değildir. Dahası, her dini grubun içinde farklı mezhepler, ekoller, yorumlar ve hepsinden önemlisi dindar olmayan kitleler mevcuttur.

Dil bir ortak payda değildir. Türkiye’de Türkçe’nin dışında çok sayıda dil konuşulmaktadır. Hatta hiç Türkçe bilmeyen çok sayıda vatandaşımız da vardır. Ve böyle şeyleri duymak pek hoşumuza gitmese de, hiç kimse Türk ya da müslüman olmak zorunda olmadığı gibi, Türkçe öğrenmek zorunda da değildir.

Kültür bir ortak payda değildir. Hatta devlet tarafından dayatılan bir kültür devrimi yaşamış olmamız nedeniyle, Türkiye’deki en ciddi bölünmüşlük kültürel alandadır. Kültür, günümüzün siyasi kamplaşmalarında da birincil derecede belirleyicidir.

İdeoloji bir ortak payda değildir. Herkesin Tek Parti’nin ideolojisine sadık kalması hedefi, diktatörlük döneminin en çetin yıllarında bile başarılamamıştır. Bu ideolojiyi benimsemekte olan kitle, bugün de bir azınlık durumundadır. Hatta bu kitle kendi birincil kaynaklarına dahi büyük ölçüde yabancı olduğundan, izinde olduğu lideri çok fazla tanımamakta, bu liderin ideolojisinin esaslarını bilmemekte, dolayısıyla da karikatürize edilmiş ve rozetlere indirgenmiş bir imgeyi savunmaktadır.

Tarih bir ortak payda değildir. Çünkü ülkenin bazı vatandaşlarının kibirli tavırlarla övündükleri kimi tarihi gerçeklikler, diğerlerinin gönüllerindeki en derin yaralar durumundadır. Yani toplumun farklı kesimleri, farklı kollektif hafızalar taşımaktadır ve daha da kötüsü, geniş kitleler bu farklı hafızalardan (yani birbirlerinin acılarından) haberdar bile değildir. Farklı olanı merak etmek ve anlamaya çalışmak yerine küçümsemek ve ötekileştirmekteki ısrar, bu yaraları daha da derinleştirmektedir. Mesela milliyetçi-muhafazakar yönü ön planda olan bir televizyon kanalında yayınlanan Güneydoğu konulu bir dizide kendilerine “dağ fareleri” diye atıfta bulunulan ve bu gibi muhatabını böcekleştiren benzeri ifadeler dile getirildikten sonra ateş açılarak “temizlenilen” insanlar, yine bu ülkenin vatandaşlarıdır. Onların gözleri yaşlı anneleri de bu dizileri izlemekte ve çocuklarına söylenen bu sözleri duymaktadır.

Özetle, yukarıdaki kategorilerin hiçbiri, bir ortak payda değildir. Bu kategorilerin herbiri ayrı bir azınlığa sosyal gruba karşılık gelir ve kaçınılmaz olarak toplumun geniş kesimlerini dışarıda bırakır; dolayısıyla da, birleştirmez, böler. Zaten bu kategoriler eğer gerçekten halkın ortak paydaları olsalardı, Nazi rejiminin Ein Volk Ein Reich Ein Führer gibi sloganları taklit edilerek ortaya atılan Tek Millet, Tek Dil, Tek Vatan, Tek Devlet gibi sözleri dağa taşa yazarak herkese malumu ilam etmeye gerek kalmazdı.

Paylaş:
3

Okuyucu Yorumları

 

Mehmet says:

21 March 2011 at 5:52 PM

Mantıklı ve güzel bir yazı.

Ancak insanların Atatürk’ü ne kadar tanıdıklarına dair yorumunuza bir kaynak var mı? Ya da araştırma?

Atatürk’ü tanımadıklarına dair sınav sonuçları mı var?

Sanırım burada sizin önkabulünüz işi karıştırıyor.

 
 

fc says:

22 March 2011 at 2:00 PM

Ben Atatürk’ü yeterince tanımadığımı, içinde bulunduğum zaman ve mekan şartlarında kolay kolay da tanıyamayacağımı düşünüyorum. Bana okutulan resmi tarihin Atatürk ile ilgili bölümünün yalanlarla dolu olduğunu 30’lu yaşlarımda fark ettim. İçinde yalan olduğu kesinleşmiş bir tarih öğretisinin hangi kısmının doğru olduğunu nasıl tespit edebilirim? Bir araştırmacının ideolojileşmiş resmi tarih söylemi dışında Atatürk ile ilgili şu ana kadar söylenmemiş farklı bir gerçeği ortaya çıkarıp yayınlamasının ölüm tehditleri ile yüz yüze geldiği (hatta bazılarının öldürüldüğü veya ölümden beter hale getirildiği) bir ülkede ben Atatürk ile ilgili doğrulara nasıl ulaşabileceğim?

Can Dündar filminde Atatürk ezberimizi biraz bozduğu için koparılan yaygaralar durumu açıklar umarım.

Ben şahsen AB’ye girmeden veya AB kriterlerinin şart koştuğu şeffaf ortam oluşmadan Cumhuriyet tarihini ve Atatürk’ü tam olarak tanıyamayacağımı düşünüyorum.

Bana Cumhuriyet tarihi öğrenmem için kaynak gösteren olursa memnun olurum.

 
 

Yunus_Emre says:

24 April 2012 at 11:56 AM

“Herkes Türkçe öğrenmek zorunda değildir” kısmına katılmıyorum. Bir ülkenin vatandaşlarının kendi aralarında anlaşabileceği ortak bir dil olmalı, iletişim kurmak bir zorunluluk. Neden bu Türkçe olmalı derseniz elbetteki anadili Türkçe olan insanların ezici çoğunluk olmasından dolayı. Evet, Avrupa’da gettolar oluşturup yaşadıkları ülkenin çoğunluğunun dilini öğrenmeye zahmet etmeyen gurbetçilerimizin davranışlarını da tembelce, aptalca ve çoğunluğa saygısızca buluyorum. Elbetteki köyünden pek dışarı çıkmayan bir Kürt Türkçe’ye çok ihtiyaç duymaz, lakin İstanbul’a gittiğinde tercümana ihtiyaç duyması biraz saçma ve anlamsız bir durum olur.

 
 

Yorum Ekle:

Wordpress hesabınız var mı? Yorum yapmak için Log in yapın.

 
 
 

 

Yorumunuzu göndermeden önce lütfen yorum kurallarını hatırlayın.