• Ana Sayfa
  • RSS
  •                      

Derin Sular

Fotoğraf Detayları
 
 

Özal’ın Ölümü

22 Oct2010
 

17 seneden fazla olmuş, ama hala iyi hatırlıyorum tabii. Televizyon izlerken öğrenmiş ve bir süre inanamamıştım. Ne de olsa çocukluğumdan neredeyse üniversite çağına dek hemen her gün hayatımın bir köşesinde yer etmiş olan önemli bir siyasi figürdü. Bir süre sonra annem eve gelince, ona da söylemiştim. İlk önce öldürdüler sanmıştı. (Gerçi son gelişmelere bakılırsa, zaten öyle de olmuş gibi görünüyor…)

Biz o gün çok üzülmüştük. Hatta üstüne basa basa söyleyeyim: Biz o gün çok üzülmüştük. Lisemdeki (çoğunluğu oluşturan) asker-memur çocuğu arkadaşlarım çok sevinmişlerdi ama!.. “İyi ki geberdi” diye aralarında konuşup gülüşüyorlardı. İçlerinden bugün dahi öyle düşünenleri hiç az değildir. Ama tabii bu çok da şaşırtıcı değil. 1961 yılında masum bir başbakanın onca aşağılanma ve işkencenin ardından gelen idamı karşısında dahi öfkesi dinmemiş olan, aradan yarım asır geçtikten sonra bile hala kin kusmaya devam eden bir zihniyet için 17 sene çok da uzun bir zaman sayılmaz.

Özal’ın yeni ortaya çıkan videosunu izleyince yeniden hatırladım bunları… Herhalde anlaşılmıştır: Ben solcu olmayan bir ailede doğdum. Hayatımın hiçbir döneminde de sola sempati duymadım. Bazen, “Siz de mi sol cenahtan liberalizme kaydınız?” gibi sorular soranlar oluyor, bu vesileyle belirtmiş olayım. O cenahın tuhaf sembollerine, hiç değişmeyen sloganlarına, komik eylemlerine, anlamsız kavgalarına, ne işe yaradığı belli olmayan örgütlerine, saçı başı pis ve pasaklı örgütçü kızlarına, ufak tefek siyasi partilerine, yöneticilerinden başka hiç kimseye doğru dürüst bir faydası olmayan sendikalarına ve diğer kurumlarına hiçbir zaman ısınamadım. Düşüncenin sol kesime mahsus bir şey olduğu yönündeki hakim yanılgıya kanarak solcularla takılmaya (ya da en azından sol yazarlardan da haberdar olduğunu belli etmeye) çalışan özenti tipleri de (belki böyle söylemek biraz ayıp olacak ama) hep küçümsedim.

Şimdi geri dönüp bakınca Türkiye şartlarında bunun çok önemli bir “zarardan kar” olduğunu görüyorum. Çünkü Türk solunun zehiri de tıpkı Kemalizminkine benzer. Yolu bir şekilde Türk solu ile kesişmiş, bir şekilde Türk soluyla içli dışlı olmuş bir insanın sağlıklı değerlendirmeler yapabilmesi çok zordur.

Bu, istisnası az olan bir kuraldır. Lütfen kimse kızmasın. Türk solunun en azından dikkate değer bir kısmı (sözgelimi) Murat Belge gibi olabilseydi, ben de bunları yazmazdım. Gerçi kendi aralarında konuşurken onlar da üç aşağı beş yukarı aynı şeylerden şikayet ederler, ama dışarıdan birinden duyunca ağır gelir tabii.

10

Okuyucu Yorumları

 

mcd says:

October 22, 2010 at 7:35 pm

“Ozenti tipler” ifadesi degil de, “saci basi pis ve pasakli orgutcu kizlar” ifadesi biraz ayip olmus hakkaten. Hiciv ya da espri diye mi yaptiniz bilmiyorum tabii ama onu oyle ifade etmek yakisik almamis.

Ve diger taraftan Sevan Nisanyan’in bile eski bir marksist oldugunu hatirlayip umutsuz olmamak lazim.

 
 

Serdar Kaya says:

October 22, 2010 at 8:29 pm

Ayıp olacabileceğini düşündüğüm kısım, “özenti tipler” ifadesi değil, onları küçümsüyor olmamla ilgili bölümdü. Yazıdan anlaşılıyor olması lazım.

Örgütçü kız imajını ise bilen bilir. Ama tabii bu noktada bütün solcu kızlardan değil, dar bir çevreden söz ediyorum. Ne yazık ki en azından bizim zamanımızda adetleri böyle gibiydi.

(Belki de tek ihtiyaçları, kapitalizmin şampuanlarıydı…)

 
 

mcd says:

October 22, 2010 at 9:51 pm

evet tekrar okuyunca gordum ki oyleymis. Yine de yazi icindeki “ayip” seyler soylememe cabasina dikkat cekmek istemistim. Yorumumla cok alakali degil 🙂

Butun solcu kizlar ya da dar cevre farketmiyor aslinda. Cok uzatmak niyetinde degilim ama hos bir ifade olmamis iste, “saci pasi pis ve pasakli” tanimi. Ufak detaylara takilmak ya isimiz o bakimdan…

 
 

pitrak says:

November 1, 2010 at 9:00 am

Asıl saçı başı pis ifadesi cuk oturmuş kimse kusura bakmasın. Tebrikler. İnsanları katagorize etmek istemem ama daha iyi bir sosyal tespit yapılamazdı bu konuda.

“Solcu olmayan örümcek beyinlidir” klişesi siz ve sizin gibi kişilerle yıkılacak diye umuyorum.

 
 

mcd says:

November 3, 2010 at 4:10 pm

Olur mu canim oyle sey? Ne demek daha iyi bir tespit yapilamazdi? Bu yapilan da dehumanizasyon degilse nedir? SK yapinca -saka yollu da olsa- farkli mi oluyor? “Sakalli pis yahudiler” ifadesini de espri malzemesi olarak kullansak “ayip” olmuyor mu o halde? Sol zihniyeti elestirmek baska bir sey, bunu bu sekilde yapmak baska bir sey. Biz bunu bu siteden ogrendik acikcasi.

 
 

Mister No says:

November 23, 2010 at 9:22 pm

mcd’nin itirazı yerinde. Bu yazıyı okurken site hacklanmiş mi gibi bir düşünceye kapılmadım değil. SK’nın pasaklı örgütçü kızlar nitelemesi bir zamanlar Mine Kırıkkanat’ın tesettürlü kızlar hakkında yaptığı bir nitelemeyi çağrıştırdı.
Bu yazı gösteriyor ki sağlılklı değerlendirmeler yapmamak noktasında Türkiye solu yalnız değil. 🙂

 
 

Serdar Kaya says:

November 24, 2010 at 3:59 am

Lütfen sapla samanı birbirine karıştırmayalım – ve de lütfen hiç kimse kendi kafasından hakaret suçu icat etmesin.

İlgili ilgisiz yerlerde çıkıyor karşıma bu. Kimilerini yayına almıyorum bile. Mesela birisi de, öbür dünyada Tanrı’ya inanmayanların cezalandırılıyor olmalarını “herkesten önce Tanrı’nın kendisinin düşünce özgürlüğünü ihlal ediyor olması” şeklinde tanımlamış ve bu nedenle baştan başkalarının düşünce özgürlüğüne sahip çıkmayan müslümanların haklarını koruyor olmayı eleştirmişti.

Nasıl olur da böyle şeyler ciddi ciddi yazılıp çizilebilir? Sosyal sözleşme ile dini inanç arasındaki farklara girerek yorumumu detaylandırmak istemiyorum. Sadece, başka kültürlerde asırlar boyunca yaşanan önemli tecrübeler sonucunda varılan kimi doğruların “sadece isimlerini” ithal ediyor olmanın sonuçlarından söz edeceğim kısaca. Çünkü sorunun temelinin bu olduğunu düşünüyorum. Temellerini, çıkış noktalarını bilmediğimiz kavramları ithal ediyor ve içlerini kendi kafamıza göre doldurarak tartışmaya çalışıyoruz. Bunun sonucunda da, vardığımız yargıların sorunlu olması kaçınılmaz oluyor.

Yine aynı düşünce özgürlüğü örneğinden devam ederek şunları söyleyebilirim: Düşünce özgürlüğü, mutlak doğrunun hiç kimsenin tekelinde olmadığı önkabulüne dayanır. Mutlak doğru hiç kimsenin tekelinde değilse, o zaman herhangi bir doğruyu başkalarına dayatmaya çalışmak da ahlaklı bir tavır değildir. Ancak Tanrı’dan söz ettiğimiz an, zaten mutlak olana dair bir inanca atıfta bulunuyoruz demektir. Dolayısıyla önceki argümanda baştan bir tuhaflık var. (Ve buradan düşünce özgürlüğü ve laiklik arasındaki ilişkiye geçilebilir, ve saire…)

Bu yazıdaki ifadeye getirilen itirazlarda da benzeri bir başka tuhaflık var. Yazıda, yıllar öncesine dair bir tecrübemi aktarıyorum. Bu tecrübelerimin o dönemde sol kesime yönelik olumlu düşünceler beslememi zorlaştırdığını söylüyorum. Ancak vardığım sonuçların sağlığı değil, “pasaklı örgütçü kızlar” hakkında aktardığım gözlemlerim dikkat çekiyor. Neden? Çünkü bir kesime mensup insanlar hakkında böyle olumsuz şeyler yazmak zinhar çok yanlıştır. Neden? Çünkü belli bir gruba mensup olan kimi insanların yapıp ettiklerini genellemek doğru değildir, çünkü içlerinde öyle olmayanlar da vardır.

Acaba sahiden öyle mi? Yoksa düşünülmeden sarf edilen bu gibi sözler, tıpkı benzeri diğer pek çok söz gibi birer ezberden mi ibaret?

Ben ikincisinin doğru olduğunu düşünüyorum. Çünkü herşeyden önce, yazıda “Ben böyle bir tecrübe yaşadım, o zaman bütün sol örgütçü kızlar böyledir” gibi bir çıkarsamada bulunmuyorum. İkincisi, ben yaşadığım bir tecrübeyi ve yaptığım bir gözlemi aktardım. Bu bir gözlemdir ve benim gözlemimdir. Başkalarının da daha farklı gözlemleri olabilir. Bu türden olumlu ya da olumsuz gözlemler yazılamaz diye bir kaide yoktur. Bu mantığa göre, misal, Evliya Çelebi’nin ya da Marco Polo’nun seyahatnamelerinde de sadece olumlu şeyler mi aramak gerekir acaba? Gezip dolaştıkları kimi yerlerde gördükleri kimi insanlar hakkında yaptıkları olumsuz tespitleri de “nefret suçu” tanımına dahil etmek gerekir mi?

Mine Kırıkkanat’ın “Başörtülüler Entelektüel Olamaz” şeklindeki (1) ayrımcı bir yasağı gerekçeleyen ve (2) bir kimliği taşıyan insanların “tamamını” aptallıkla itham eden yargısı ile 90’lı yıllarda “saçı başı pis ve pasaklı örgütçü kızlar”a rastgelmiş olduğumu aktarmam aynı şey midir? Sahiden aynı şey midir? Ya da bu ikisinin aynı şey olmadığını ciddi ciddi oturup izah etmeye çalışmam gerekir mi?

Lütfen hiç kimse kusura bakmasın, ama bu ikisini aynı kefeye koyup ciddi ciddi “sağlılklı değerlendirmeler yapmamak noktasında Türkiye solu yalnız değil” gibi gülücüklü çıkarsamalar yapabiliyorsanız, hacklenmiş olanın bu site olmadığı ötesinde verecek başka bir cevabım olmaz.

 
 

Mister No says:

November 24, 2010 at 5:19 pm

Mine Kırıkkanat’ın bahsettiğim yazısı o değil. Kapalı olmanın vücut terini dışarıya atmayı engellediği ve cilt hastalıklarına neden olduğuna dair bir yazı ya da buna benzer bir tesptiydi.Pis demenin bir başka versiyonu. Google’da bulamadımyazıyı . MGK Radikal gazetesindeyken karşılaşmıştım.
“Nefret suçu” kavramını hiç kullanmadım. Hukukçuların bileceği iş. MCD’ye katıldığımı söyledim, o da nefret suçundan bahsetmemiş zaten.
Yakışmamış demek istiyorum.Hacklenmiş dememin nedeni de yakıştıramamamdır.
Söz kalabalığına lüzum yok. Basiretli okuyucu neyin ne olduğunu anlayacaktır zaten.

 
 

Enes Yalçın says:

November 30, 2010 at 3:38 pm

O değil de Mr. Sular’ın yorumlara böyle etraflı cevap vermesini özlemişiz. Bizi bundan mahrum bırakmayın lütfen, sözlük filan hep fani şeyler 🙂

 
 

Efe Oflaz says:

March 6, 2011 at 1:44 am

“Yolu bir şekilde Türk solu ile kesişmiş, bir şekilde Türk soluyla içli dışlı olmuş bir insanın sağlıklı değerlendirmeler yapabilmesi çok zordur.”

Neden?

 
 

Yorum Ekle:

Wordpress hesabınız var mı? Yorum yapmak için Log in yapın.

 
 
 

 

Yorumunuzu göndermeden önce lütfen yorum kurallarını hatırlayın.