Pakistan (1): Muhammed Ali Jinnah ve Mahatma Gandhi
3 Kas2006Pakistan’ın hikayesi, hazin bir hikayedir. Çünkü Muhammed Ali Jinnah‘ın, uzun yıllar süren siyasi mücadele sonunda Hindistan’dan koparıp aldığı Pakistan, çok büyük umutlarla kurulmuştu. Zira Pakistan, yıllardır acımasız İngiliz sömürge yönetimi altında ezilen güney Asya halkının bağımsızlığına kavuşuyor olmasını yeterli bulmayan Jinnah’ın öncülüğüyle gerçekleşmiş olan bir projeydi.

Jinnah, Hindistan müslümanlarının yıllardır İngilizler’den çektiklerinin bir benzerini, şimdi de Hindular karşısında bir azınlık durumuna düşerek yaşamalarını istemiyordu. Bu nedenle de, Hindistan’dan bağımsız, müslüman bir ‘Pakistan’ kurulması fikrine giderek daha çok bağlanmıştı.
Bu konu hikaye edilirken, barışçıl direniş kahramanı Mahatma Gandhi ile Jinnah arasında gerçekleşen tarihi görüşmelerde, Gandhi’nin çokkültürlü bir yapıyı ısrarla savunarak Jinnah’ı ikna etmeye çalıştığı nazara verilerek, Jinnah bir anlamda ‘bölücü’ bir portre olarak yansıtılır.
Ancak gerek bugün Hindistan işgalindeki Keşmir bölgesinde yaşananlara, gerekse genel anlamda Hindistan ve Pakistan’daki azınlık ilişkilerine bakılacak olursa, Gandhi’yi (pek çok diğer haklı sebepten hareketle) göklere çıkaran insanların Jinnah’a haksızlık ettikleri görülebilir. Zira farklı kesimler arasındaki çatışma, Pakistan kurulduktan sonra dahi sürmüştü. Bu şartlar altında, bugün itibariyle 145 milyon Pakistanlı’nın 1 milyar Hindistanlı ile aynı sınırlar içerisinde yaşamasının ne türlü facialara yol açabileceği de elbette göz önüne alınmalı ve Jinnah’ın ayrı bir Pakistan’ın kurulmasına öncülük ederek her iki ülke halkına da aslında ne denli büyük bir iyilik yapmış olabileceği gerçeği daha insaflıca değerlendirilmeli.
Jinnah, Hindu ve müslümanların birbirleriyle evlenmediklerini, birlikte yemek dahi yemediklerini örnek vererek iki toplum arasındaki farklılığı vurguluyordu. Jinnah’a göre, her haliyle kendi müstakil hayatını yaşayan bu iki toplum, siyasal anlamda da birbirinden ayrılmalı ve böylelikle toplumun bir kesiminin haklarının diğerinin insafında olmasının önüne geçilmeliydi.
Jinnah’ın Hindistan adına sunduğu tablo, tipik bir ‘çokkültürlülük çıkmazı’ olarak değerlendirilebilir. Zira, günümüzde bu konu her ne kadar tersi yönde ele alınıyor olsa da, farklı kültürlerden gelen insanların bir arada huzur içerisinde yaşamalarının her zaman mümkün olamayabileceği bir gerçektir. Her ne kadar ‘eğitimle’ ya da ‘insanların birbirlerini daha iyi tanımalarıyla’ düşmanlıkların önüne geçilebileceği sıklıkla ifade edilse de, farklılıkları doğal karşılayan bir anlayış toplumun genelince özümsenmedikçe, bu tür çıkarsamalar kulağa hoş gelen hayaller olmaktan öteye gidemez.1
Müslüman ve Hindu toplumlarının bu konudaki hakim değerleri, geçmişte de bugün olduğundan pek farklı olmadığından, bölünmenin yüzbinlerce insanın hayatını kurtardığı iddia edilebilir.2
Hindistan müslümanlarına bir güvence olarak tasarlanan ‘Pakistan’ da zaten bu düşüncelerden hareketle kuruldu.
Pakistan’ın halen büyük bir saygıyla anılan ve çoğu zaman ismi yerine ‘Milletin Babası’, ‘Büyük Lider’ gibi ünvanlarla anılan kurucusu Jinnah, Pakistan düşüncesinin hayata geçmesinin üzerinden henüz bir yıl bile geçmeden hayata gözlerini yumdu.
Jinnah kendisini iyi bir şekilde yetiştirebilmeyi başarmış olan vizyon sahibi bir insandı. Hukukçu kimliği nedeniyle, ortak bir değer olarak benimsenen anayasal güvencelerin öneminin farkındaydı ve konuşmalarında bu konuyu sürekli vurguluyordu. Ancak, bir hayali gerçekleştirebilmiş olmasına rağmen, kendisinden sonra yaşananlar, bu hayale dinamizm kazandıran umutlara ciddi ölçüde gölge düşmesine neden olacaktı.
2 Jinnah’ın büyük bir kahraman olarak anılması için tek başına bu gerçek yeterli olmalı. Kaçımız dünyadan ayrılmadan önce bu denli büyük bir iş başarabiliyoruz?
01. Muhammed Ali Jinnah ve Mahatma Gandhi
02. İskender Mirza ve Demokrasi
03. Hint Hilafet Hareketi ve Türkiye




Okuyucu Yorumları