• Ana Sayfa
  • RSS
  •                      

Derin Sular

Fotoğraf Detayları
 
 

Radikal İslamcılar ve Sıradan Vatandaşlar

4 Mar2012
 

[4 Mart 2012 tarihinde Taraf gazetesinde yayınlandı.]

Mehmet Ali Birand, Son Darbe: 28 Şubat adlı belgeselinde, Sivas Katliamı öncesinde ortaya çıkan kalabalığa “Radikal İslamcılar” ve “militanlar” şeklinde atıfta bulunuyor. Bu ifadeler biraz problemli.

Türkiye’yi Tanımak
Madımak Oteli’ndeki katliamı gerçekleştiren kalabalığın içinde bazı militanların ve provokatörlerin bulunması elbette mümkün. Ama görüntülere baktığımızda, ilgili kitlenin ekseriyetle halktan insanlardan oluştuğunu görüyoruz. Yani burada “Radikal İslamcı” ifadesi aslında sadece zihinlerdeki bir imgeden ibaret.

İslam dinine eleştirilerde bulunan bir yazara tepki gösteren, bunu yaparken dini muhtevaya sahip kimi sloganlar atan ve bir noktadan sonra şiddete yönelen kimseleri “Radikal İslamcı” olarak nitelendirmek, konu üzerinde çok fazla düşünmeden konuşmanın (ve belki de, Türkiye’yi pek tanımamanın) bir sonucu. Şöyle ki, din, vatan, bayrak, millet, milliyet gibi kavram ve semboller, Türkiye’deki yaygın kültür içinde yer etmiş bulunan ve dolayısıyla da insanların refleks ve tepkilerinde doğrudan belirleyici olan öğeler durumunda. Ülkede çok geniş bir kitle, bu öğelerin neredeyse tamamı için büyük bir hassasiyet duyuyor. Bu hassasiyetlerin zaman zaman fazlasıyla ölçüsüz şekillerde ifade bulabiliyor olmaları, onları aynı zamanda kitleleri yönlendirme (ve zaman zaman da provoke etme) adına basılabilecek damarlar durumuna da getiriyor.

Ancak burada asıl önemli olan nokta, hiçbir yaygın kültürün, bu gibi hassasiyetlerden sadece birine indirgenerek anlaşılamayacak olması. Zira söz konusu hassasiyetler, zihinlerde aynı anda taşınır. Ancak, herhangi bir olay bu hassasiyetlerden birini tetiklediğinde, kişi sadece o bağlamda bir tepki verir. Diğer hassasiyetler ise, (uyarılmadıkları için) o an itibariyle pasiftir. Bu nedenle de, kişinin o anki tepkisine bakarak “İslamcı”, “milliyetçi” ya da “ırkçı” bir “militan” olduğunu söylemek hatalı olur.

Sivas Katliamındaki şu detay da konu hakkında bir fikir verebilir: Madımak Oteli’nden güç bela dışarı çıkarılan Aziz Nesin‘i gören itfaiyecilerin ilk tepkileri, kendisine saldırmak ve onu şiddetle yumruklamak olmuştu. Söz konusu itfaiyeciler (elbette) “Radikal İslamcı” değil, sıradan vatandaşlardı – ve dine hakaret edildiği düşüncesiyle herkesin galeyana geldiğini gören sıradan bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşının vereceği tepkiyi veriyorlardı. Eğer ahalinin dine değil de, vatana, millete, bayrağa yönelik hakaretler sonucunda oraya toplandığını düşünseler, dışarıdan bakanlar kendilerini bu sefer de “radikal milliyetçiler” olarak göreceklerdi.

Diğer Örnekler
Toplumsal ya da siyasi gerilimin arttığı dönemlerde sıradan vatandaşların sahneye çık(arıl)ması, Türkiye’de az rastlanılan bir durum değil. Örneğin, 6-7 Eylül 1955 İstanbul pogromu esnasında İstiklal Caddesi’nde çekilen fotoğraflara bakılırsa, Rumlara ait olan dükkanların camını çerçevesini indiren, mallarını yağmalayan insanların her gün çarşıda pazarda rastlanılan türden halktan kimseler oldukları görülebilir.

6-7 Eylül 1955 - İstanbul Pogromu

Murat Belge‘nin, dün Taraf‘ta yayınlanan yazısında o günlerden aktardığı ilginç bir anekdot da aynı gerçeğe işaret ediyor: “6 Eylül’de de, olayı düzenleyenlerin, bir “kitlesellik” sorunu yoktu. İlkin, önceden konuşularak örgütlenmiş kişilerle başlatılmıştı olay, ama birkaç saate kadar, duyan gelmişti. … / Amiralis ayakkabıcı mağazası vardı Beyoğlu’nda. bu olaydan bir iki hafta sonra yolum düşmüştü. Geniş mağazanın ortasına tahta bir kerevet yapıp kondurmuşlar, üstüne eski, yırtık, patlak ayakkabılar yığmışlardı. Mağazayı basıp raflardan, kutulardan ayakkabıları alıp giyenlerin geride bıraktıkları eski ayakkabıları…”

İstanbul’da geçen hafta Hocalı Katliamını anma mitinginde ırkçı sloganlar atan ve pankartlar taşıyan kimseler de (Taraf‘ın manşet haberinin fotoğrafından da görülebileceği gibi) sıradan vatandaşlardı. Dolayısıyla bu gibi durumlarda odaklanılması gereken asıl nokta, “militan gruplar” değil, yaygın kültür. Murat Belge’nin, aynı yazısında, ilgili miting katılımcıları hakkında söyledikleri de bu durumu teyit eder mahiyette: “O meydanda boy gösterenler arasında anket yapsan, … kaçı Hocalı’nın nerede olduğunu biliyordur, kaçı Karabağ sorununun ne olduğunu biliyordur? Ama “Ermeni Yalanı” falan deyince, meydanı dolduracak kadar adamı oraya getirebiliyorlar. Fotoğraflarda görünen az buz bir kalabalık değil. / Bu kalabalık böyle sloganlarla her zaman toplanabildi, bugün de toplanıyor.”

Sonsöz
Türkiye’de halk-vatandaş ayrımından söz etmek ve mazlum “halk”tan yana tavır almak epey popüler. Ama hangi halk; hangi mazlumiyet?

Sonraki Yazı: Kışkır(t)mak »
2

Okuyucu Yorumları

 

Kutlu Heper says:

March 24, 2012 at 11:15 pm

Bence Türk halkı gerçekten mazlum bir halktır. Bu halk nasıl şekillendirildi? Çocukluktan itibaren eğitim ve basın yoluyla durmadan yapılan propagandalarla. Bu kadar sığ bir ideoloji ve bu kadar basit bir dünya görüşüne mahkum edilmek aslında gerçekten acınacak bir durum. Fakat geleceğe dair biraz umutluyum. İnternet sayesinde kaçınılmaz olarak bir çok seslilik oluşmaya başladı. Buna kimsenin engel olabileceğini düşünmüyorum. Bir sonraki nesilde bunun etkileri daha net gözükecektir.

 
 

Taha Akca says:

July 3, 2013 at 4:28 pm

Cok kulturlu bir topluma , bir kultur dayatma calismalarinin, kisacasi tanzimat sonrasi mehter marslari vs. ile baslayip C.devri C.Arkin filmleri ile devam eden propagandanin sonuclari, keske bizim yoneticilerimizde, de Gaulle gibi 246 cesit peyniri olan bir ulke nasil yonetilir diye sorabilselerdi.

 
 

Yorum Ekle:

Wordpress hesabınız var mı? Yorum yapmak için Log in yapın.

 
 
 

 

Yorumunuzu göndermeden önce lütfen yorum kurallarını hatırlayın.