• Hakkında
  • Ne Dediler?
  • Felsefe
  • .pdf
  • Linkler
  • Bibliyografi
  • İletişim
  • RSS
  •                      

Derin Sular

Fotoğraf Detayları
banner
 
 

Rejim Üniversitelerinin Ahlaksız Teklifi

4 Eyl2009
 

Geçen gün bir mesaj gönderen bir site okuru bir noktada (nereden duymuşsa) benim lisans ve sonrasında sadece yurtdışında eğitim gördüğümü ifade etmiş. Doğru değil. Lisans eğitimimi Türkiye’de aldım, ondan sonra yurtdışına çıktım. Şimdiki aklım olsa lisans eğitimim (ve mümkün olsa daha öncesi) için de kesinlikle yurtdışına çıkmak isterdim ayrı konu… Ama bu mesaj vesilesiyle, diplomamı aldığım gün aklıma geldi.


Mezun olduğumuzda hepimize mezuniyet belgesi gibi bir şey vermişlerdi. Yüksek lisans başvurularında o belgeyi kullanmıştım, zira diplomaların hazırlanması nedense bir iki sene sürmüştü. Ancak ben bu sürecin ardından birkaç sene daha okula uğramamış ve neden sonraTürkiye seyahatlerimden birinde fakülteye giderek diplomamı almak istemiştim. O gün gerekli bütün işlemleri tamamladıktan sonra, öğrenci işlerindeki memurlar diplomamı vermeden önce, son olarak, yemin etmem gerektiğini söylediler. Şöyle ki, ofisteki dolaplardan birinin üzerine bantla bir yemin metni yapıştırmışlar. Bir elini havaya kaldıracaksın ve eğitimin süresince öğrendiklerini (özetle) Atatürk ilke ve inkılaplarına aykırı gelecek şekillerde kullanmayacağına dair yemin edeceksin! Bu şekilde biat etmen karşılığında da sana diplomanı verecekler!
Ne kadar belli ettim bilmiyorum, ama kayıtsız ifadelerle benden böyle bir talepte bulunan bezgin suratlı devlet memuresini ve dolaba yapıştırılmış o metni görünce tepem attı. O öfkeyle bir elimi havaya kaldırıp ilgili metni çok ama çok hızlı bir şekilde ve malum yerlere geldiğimde kelimeleri hepten yuvarlayarak okudum. Sonra da diplomamı memurenin elinden aldığım gibi oradan ayrıldım.
Kendine zerre kadar saygısı olan bir insanın hangi düşünceden olursa olsun böylesine ahlaksız bir teklife tepkisiz kalabileceğini düşünemiyorum. Şöyle ki, hem tanımı gereği farklı perspektiflerin birbirleri ile olan ilişkileri üzerine bina edilmiş olan ve ancak bu şekilde gelişebilen siyaset bilimi, ekonomi, felsefe ya da sosyoloji gibi branşlarda eğitim sunacaksın, hem de bu eğitimi verdiğin insanlardan tek bir şekilde düşünmelerini, tek bir ideolojiye sadık kalmalarını bekleyeceksin! Dahası, mezunlarından sadece bugünlerini değil, geleceklerini de bağlamalarını isteyecek, yani ömürleri boyunca düşüncelerini değiştirmemelerini, aynı sabit fikir ile beyinlerini zincirlemelerini talep edeceksin! Ve bu düşünce de, öleli 70 yıldan fazla olmuş, söz konusu alanların hiçbirinde formal bir eğitimi olmayan, (yıllardır halka söylediğin yalanların aksine) düşünceleri Edirne’nin ötesinde hiçbir yerde ciddiye bile alınmayan eski İttihatçı bir devrimci askerin düşünceleri olacak!
Küstahça, “Elini kaldır, bağlılık yeminini et, yoksa diplomanı vermem!” diyeceksin. Ama böyle yaparak aslında nasıl da ağzından çıkan söze saygısı olmayan, karaktersiz, kaypak bir insan tipolojisi üretmekte olduğunu da umursamayacaksın.
Bütün bunlar, “Bana ruhunu sat” demekten başka hiçbir anlama gelmez.

Paylaş:
9

Okuyucu Yorumları

 

Ezel KARA says:

7 Eylül 2009 at 2:18 AM

Sizinki de Galileo’nin engizisyon önünde “Peki kabul, dünya dönmüyor” demesine benzemiş.
Bir kağıt parçası için değer miydi?

 
 

Levent Cetin says:

8 Eylül 2009 at 5:01 PM

Turk egitim sisteminde derslere girip mezuniyete hak kazanmakla o diplomayi yemin ederek almak arasinda zaten o derece bir ucurum oldugunu sanmiyorum. Gidip Inkilap Tarihi ve Ataturkculuk diye bir ders alacaksiniz yillarca, sonra da yemin edip etmemek dert olacak. Bence ruh zaten seytanin zimmetinde, yemin de muhurlemek gibi bir sey. O dersleri okuyup da gecer not alacak hale geldikten sonra isterse totem getirsinler onun cevresinde de bir manitu dansi patlatirim sorun degil.
Ruhumu sattigim kadar, bu kadar ucuza gittigine de yanarim.

 
 

OĞUZ EMRE ŞİMŞEK says:

10 Eylül 2009 at 1:46 PM

Okuduğum şeyin gerçek olup olamayacağını düşünüyorum. Böyle bir ülkenin varlığının ne kadar daha süreceği endişesi kaplıyor her yanımı ve merak ediyorum: Bizim bütün geçerli özgürlükçü anlayışlardan mahrum kalmamızı, militarist vesayete ram olmamızı, uğruna gerektiğinde adaletten, gerektiğinde inançlarımızdan, gerektiğinde İNSANLIĞIMIZDAN taviz vermemizi gerektiren bu “Türkiye’nin Özel Drurumu” nedir? Bilen ya da fikri olan varsa lütfen beni de aydınlatsın.

 
 

blue says:

11 Eylül 2009 at 4:26 PM

Bizim dönemde -mühendislik okudum ne alakaysa- ODTÜ’de İnkılap tarihi ve Atatürkçülük dersi vardı. Mühendislik tahsili için geldiğim okulda neden Atatürkçülük tahsil ettirirler muamması bir yana, bölümde hiç Türkçe bilmeyen Arap, Pakistanlı, Afrikalı vs. öğrenciler vardı ve onların da Türkçe verilen bu dersi alması ve Türkçe yapılan sınavdan geçmesi isteniyordu. Hadi kendi vatandaşına yaptığın endoktrinasyon neyse de, eline geçirdiğin her dünya vatandaşına Atatürk’ü anlatma fetişizmini nereye sığdırabiliriz bilmiyorum.

 
 

n says:

13 Eylül 2009 at 6:03 PM

Yemin etmeseniz diplamanızı vermemeye hukuki olarak hakları var mı, onu merak ediyorum.
Ellerinde olsa aynı şeyi üniversite giriş sınavında da yapacaklar. Nitekim örtülü kızları almamaları da kendilerine sorsanız bu nedenden.

 
 

n says:

14 Eylül 2009 at 7:20 PM

Ezel Bey,
‘Bir kağıt parçası için değer miydi?’ demişsiniz. Bunu görmek, söylemek kolay, ama yapmak zordur ve her şart altında yapmak neredeyse imkansızdır. Nitekim Türkiye’de yaşayan her insanın hayatının bir bölümünde öyle veya böyle (Serdar Bey’in burada yaptığına)benzer davranmak durumunda kaldığı olmuştur. Sorun bu insanların neden öyle davrandığı değil, düşündüğünün, istediğinin aksi gibi davranmaya mecbur bırakılmak. Serdar Bey burada bu cesur yazıları yayınlayarak yeterince risk alıyor, şimdi kalkıp ona neden orada emre uydun demeyelim. Hiç kimseye demeyelim. Mesela üniversitelere başını açıp giren kızlar da, okula devam etmeyen kızlar da kendileri için çok zor bir karar vermişlerdir. Bizim eleştirimiz, bazen yapıldığı gibi onlara değil (sonuçta bu kendi hayatları, kendi kararlarıdır, ve işin mağduru her şart altında onlardır), onları bu kararı vermeye zorlayan sisteme karşı olmalı. Şimdi, Türkiye’de yaşamayan Serdar Bey bilmem kaç zaman sonra diplomasını almaya üniversiteye gitmiş, öğrenci işlerindeki memura ne diye isyan etmedi diye onu eleştirmek Türkiye’de yaşama tecrübesi olan kimseye yakışmaz. Belki sizden üniversite diploması için yemin etmenizi istemediler, ama siz de hayatınızda benzer şekilde davranmamış olsaydınız ilkokuldan bile mezun olamazdınız, hür (hapiste olmayan anlamında hür tabii) olamazdınız, bilgisayar başında bu yorumu yazamazdınız sanıyorum.

 
 

Serdar Kaya says:

14 Eylül 2009 at 7:29 PM

” ‘Bir kağıt parçası için değer miydi?’ demişsiniz. Bunu görmek, söylemek kolay, ama yapmak zordur. ”
Bir de şöyle sorulabilir: Bunu yapmak neden gerekli olsun? Gerçi benim zaten bir mezuniyet belgem vardı, ama dört senede ancak alınabilen bir diplomayı kim ne diye orada bıraksın ki?
Bir de tabii tekrar belirtmek isterim ki, ben o yemini telaffuz etmedim. Ama o komik metni düzgün bir şekilde okumam çok önemli olur muydu, ondan da emin değilim. Asıl korkunç olan bu tür seremonik biatları inana inana, canıgönülden eden insanların durumu olmalı.

 
 

blue says:

15 Eylül 2009 at 10:10 AM

7 yaşındaki bir çocuğa zorla and içtiren bir zihniyetin bir yetişkine and içtirmesini yadırgamamak lazım.
Yalnız, ilginç olan bu andı yüzünüze okuduğunuz kişinin öğrenci işlerinde çalışan sıradan bir memur olması. Yani, rejime bağlılığın yeminini; rejimin en düşük memurunun yüzüne karşı yapıyorsun; bu çok aşağılayıcı bir şey. “Mezun oluyorum ve yeminimi bir memurun yüzüne yapmak zorundayım, yok ya! Bana rektörü çağırın, ancak onun karşısında yemin edebilirim” deyip ortalığı birbirine katmak da mümkün tabi ama attığın taş ürküttüğün kuşa değmeli.
İnsanı, kendi inandıkları değerlerle karşı karşıya getirmek ve öz saygısını yitirmesini sağlamaktır belki de amaç. Bu tip tavizleri vermeyip sonuna kadar direnen insanlara hep gıpta etmişimdir. Şimdi kızım ilkokula başlıyor ve “Tanrı Atatürk” pompalaması da başlıyor. Kızımın zihnini korumak için düzenle çarpışmak mı, yoksa tavize devam mı?

 
 

Balazs says:

3 Ekim 2009 at 12:04 AM

Türkiye’de tek bir tabu var: Kemalizm.
Kendisi tabuları bir bir yıkan birisinin ilkelerinin tabulaşması nasıl bir çelişkinin ifadesidir?

 
 

Yorum Ekle:

Wordpress hesabınız var mı? Yorum yapmak için Log in yapın.

 
 
 

 

Yorumunuzu göndermeden önce lütfen yorum kurallarını hatırlayın.